ProZ.com global directory of translation services
 The translation workplace
Ideas

 
Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9] >
User
Thread poster: Adnan Özdemir
Off topic: Osmanlıca - Türkçe kaynaklar, Cumhuriyet boyunca Türkçenin serüveni, Günümüz Türkçesi...

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Kuzey Bulgaristan'dan Türkiye'ye Göç Eden Mácırlar'ın (Muhacir-Göçmen) Kullandıkları... Jul 24, 2013

--Alıntı--

-----------------------------
Araştıran: Fatih Devlez
-----------------------------

Balkan Türkçesi'ndeki Farklı Kelimeler Sözlüğü
Kuzey Bulgaristan'dan Türkiye'ye Göç Eden Mácırlar'ın (Muhacir-Göçmen) Kullandıkları Farklı Kelimeler:


ÖNSÖZ

Böyle bir çalışma hazırlamamdaki temel amaçları şöylece açıklayabilirim:

Çağdaş Türkçe'nin bir çok lehçesinden biri konumundaki Oğuzca'nın bir ağzı olan Rumeli Türkçesi'nde kullanılan yüzlerce güzel kelimenin paylaşılması ve Balkanlar'da gelişmiş Türkçe'nin bu şubesinin hatırlanması tabî ki en önemli amaçtır.

Bunun yanında Osmanlı'nın Rumeli Eyaleti'nden Anadolu'ya çeşitli vesilelerle göçmüş Mácırlar'ın bazılarınca yanlış tanınıyor olması. Mesela az da olsa kimileri, Mácırların konuşurken "h" leri yuttuğunu, "abe naparsın be" falan gibi konuştuğunu, kadınlara "gacı" dediğini sanar. Bunların çoğunun Mácırlar'la hiç ilgisi olmadığı gibi, bunlar daha çok "Romanlar'ın" özellikleridir. Hatta bazen daha cahil olanlar Mácırların Türk olmadığını, Bulgar, hatta "Macar" olduğunu sanacak kadar bilgisizdir. Halbuki Mácır dediğimiz insanlar vaktinde Anadolu'dan Balkanlar'a gitmiş veya Osmanlı tarafından gönderilmiş Oğuz Boyları ile Karadeniz'in kuzeyinden Balkanlar'a ulaşan Gagauzlar gibi Türk boylarının Balkanlar'da yüzlerce yıl yaşamasıyla oluşmuş bir Türk topluluğudur. Mácırlar genelde kelime başlarındaki "h" leri söyler, çocuklarına "kızan" veya "uşak" der vb. Kullandıkları birçok kelime de ya Anadolu'dan gelir, ya da doğrudan Orta Asya'dan (örn: seki). Hatta yüz yıl kadar önce göçmüş dedelerimiz bile Bulgarca'yı bilmez ve konuşmaz. Çünkü Osmanlı Dönemi'nde hakim millet Türkler olduğundan belki Bulgarlar ihtiyaç miktarı Türkçe öğrenmişlerdir, ama Türkler asla Bulgarca öğrenmemiştir. Bu arada Bulgarlar'ın ve Türkler'in köyleri ve mahalleleri hep ayrı olmuş ve iki millet karışıp tek millet olmamıştır.

Burada yer alan kelimeler özellikle Deliorman Bölgesinden Türkiye'ye gelmiş Màcırlar'ın konuştuğu Türkçe ile yazılmıştır ve tüm Balkanlar'da konuşulan Türkçe'yi karşılayacağı iddia edilemez. Bununla birlikte elbette diğer Balkan Türkçe ağızları ile pek çok ortak ve benzer özellikler de yok değildir. Hatta burada Balkan ağızlarında kullanılan pekçok kelime Anadolu Yörükleri arasında da yaşamaktadır.

Bu çalışmada temel olarak Bozüyük (Kandilli Köyü) ve Pazaryeri Màcırlarının konuşmaları esas alınmıştır. (Bilecik'in ilçeleridir). Bu vesileyle bize bu güzel Türk lehçesini öğreten, aralarında büyüdüğümüz dedelerimize, ninelerimize, anne-babamıza ve hısım-akrabamıza teşekkür ediyorum.

Bu çalışmadaki kelimelere bakıldığında bazıları geçmişten bir hatıra bulacak, bazılarına ilginç gelecek... Faydalı oldu ise sevinirim...
____________________________________________


A
aa: ünlem. (á) seslenmek için kullanılır. örn: "aa Mıstafa!"
abu: ad. (bazen) abla.
acık: sıfat. (ácık). azıcık, biraz.
aga: ad. abi.
akıtma: ad. bir tür hamur yemeği; krep.
alaf: ad. hayvan yemi. örn:"yonca alafı pek yà bàlatmiêr". alafla-mak: yemlemek. örn:"buban koyunları alaflamà gittiydi dama. yörü bak gè".
alatla-mak: fiil. acele etmek.
amelsiz: sıfat. iştahı kabarık, doymak bilmeyen. örn:"aga doymadın mı tá? ne amelsiz adamsın".
ameli gogi: sıfat. amelsiz, doymak bilmeyen.
ána-mak: fiil. (ánanmak) eşeğin kum, kül vb. üzerine yatıp sağa sola kendini döndürerek sırtını kaşıması ve keyif yapması. mecaz anlamda yatakta çok yatan keyfine düşkün insanlar için de kullanılır. bir de mecaz anlamda tepinip yerlerde sürünen çocuklar için kullanılır. örn: "istedîn kadar ánan yerde, dáya götürmeycem seni büğün, hava çok suuk".
anteri: ad. gömlek.
áret: ad. (orjinal söylenişi: ahiret). kızların küçükken seçtikleri kız arkadaş, çok önemsenir ve ömür boyu áretlik sürdürülür.
arık: sıfat. bir deri bir kemik, zayıf.
atacak: ad. çocukların kuş vurmak için kullandığı çatal bir dal ve esnek lastik ve meşinden yapılmış alet; sapan.
avlu: ad. bahçe.
ayaz: sıfat. 1) aydınlık. 2) soğuk.
azbiraz: zarf. olumsuz yargıların başında geldiğinde, olumlu anlam verip kuvvetlendirir. örn:"eviniz azbiraz güzel değilmiş" sözü "eviniz çok güzelmiş" anlamına gelir. örn:"yemek azbiraz acı olmamış= yemek çok acı olmuş". Bu aslında çoğu zaman şöyle kullanılır:"yemek az acı olmamış".

B
bakraç: ad. metal (genelde bakır) kova.
etimoloji: bakır ile ilgili olabilir. Oyratça; "baqras: pirinçten yapılma pişirme kabı", Yakutça; "bağarakh: süt kaynatmak için kap".
bakır: ad. kova, bakraç.
etimoloji: Türk diyalektlerinin hepsinde, bakır madenini ifade etmek için, yakın şekillerde "bakır" kelimesi vardır. Eski Türkçe bakır.
beler-mek: fiil. gözlerin büyümesi. belert-mek: fiil. gözünü büyütmek.
belinle-mek: fiil. irkilmek.
bıldır: ad. geçen sene.
bici: ad. civciv.
bodat: ad. erkek arı.
bostan: ad. karpuz.
buba: ad. (boba) baba.


C
cambaz: ad. hayvan alıp satan.


Ç
çapar: sıfat. kaşları ve kirpikleri bile sarı olan; çok sarışın.
çatrık: ad. yol ayrımı.
çekiş-mek: fiil. 1) kavga etmek. örn: "kızanlâ çekişiêlé" 2) azarlamak. örn: "acık çekiş şuna da paysınıpdurmasın uşá".
çember: ad. kadın ve kızların evde başlarını örttükleri başörtü; yemeni.
çeşind: ad. çeşit.
çiten: ad. büyük sepet, küfe.
çocuk: ad. erkek çocuk. örn:"iki çocuum üç de kızım vá". (erkeklere "çocuk", kızlara "kız" denir. ortak adı kızan veya uşaktır)
çotuk: ad. kütük.
çüğ-mek: fiil. (çövmek, çüvmek) zıplamak.
çüğdür-mek: fiil. (genelde erkek çocuk için) ayakta işemek.
çüğdüren: ad. şelale.


D
dala-mak: fiil. 1) köpeğin ısırması. 2) ısırgan gibi otların deriyi kabartması. örn: "elleme kızanım dalá elléni".
dam: ad. ahır.
dîren: ad. (diren, i uzatılır) çatal, iki çatallı saman atma aracı.
dolaş-mak: fiil. ziyaret etmek. örn: "git amcanı dolaş bakam".
domatis: ad. (tomatis) domatez.
donanteri: ad. alt ve üst giyim.
dünüşü: ad. dünür. dünüşanne: bir insanın kardeşlerinin kaynanası.
düven: ad. döven, öküze bağlanarak harman yapmaya yarayan altı çakıllı alet.


E
ekti: sıfat. sonradan görme, görmemiş.
encek: ad. enik, çocuk. enik-encek: çoluk-çocuk. örn: " enik-encek gelmişlê inan".
enikonu: sıfat. etraflıca. ciddi-ciddi. örn: "Ámet'len Sabri enikonu çekiştilé".
evecik: sıfat. aceleci.
eveciklen-mek: fiil. acele edipdurmak.
evlek: ad. çimen mantarı.
evva: ünlem. eyvah. evva yareppim: eyvah ya rabbim.


F
fena: sıfat. (iki hece de kısa okunur) öfkeli. karşıtı: yavaş.
fenik-mek: fiil. paniklemek, huzursuzlanmak, yorulmak. uykusu fenikmek: uzun süre uyuyamadığı için uykusu kaçmak.
farı-mak: fiil. çok yorulmak, nefes nefese kalmak, hayvan için dili dışarda solumak.
ferece: ad. kadınların dışarı çıkarken giydiği, siyah kumaştan, boynu büzgülü, bileğe kadar uzanan palto.
fasle: ad. fasulye.
fışkan: ad. ince ve esnek, yaş ağaç dalı. örn: (çocukları korkutmak için) "fışkanı kıçına dolarım bak!".
fıydır-mak: fiil. fırlatmak.


G
gayette: edat. gáyet.
gegere: sıfat. çok zayıf, sıska. kuru gegere: çok zayıf.
gene: edat. yine.
gırnata: ad. klarnet.
gıygı: ad. (gıygıdı, gıypıdı) keman.
gocuk: ad. kaban, mont.
godeş: ad. (çocuklar için, komik söyleyiş) arkadaş.
gogucu: ad. çocukları korkutmak için söylenen yaratık.
göde: ad. üveyk, yani ormanda yaşayan kumru benzeri güzel renkli kuş.
göynü-mek: fiil. (gûnümek) meyve için olmak.
göynük: sıfat. (gûnük) olmuş meyve. göynücek: epey olgun.
gözer: ad. büyük kalbur. deyim: "kalbura gelmeyen g*tünü gözere germek: kendi imkanlarından fazlasını yapmaya çalışmak".
gözlet-mek: fiil. gözetlemek.
gugukçuk: ad. (guguuçuk) kumru.
gübür: ad. çer-çöp.
gündöndü: ad. ayçiçeği.


H
hakil-hukil: zarf. üstünkörü. özensizce.
halaşa: sıfat. ad. tembel. tembel at.
hamırsız: ad. mayasız yapılan biraz yağlı ekmek, çörek.
hampa: sıfat. hantal.
hargaltı: isim. lüzumsuz eşyalardan oluşan topluluk.
haştööle: deyim. (ha işte öyle). "aferin, çok güzel yaptın, şimdi oldu" anlamında. örn:"haştööle oturun bakam az toraya".
havàgit: ünlem. (ha var git!). hadi gidebilirsin şimdi anlamında.
hayat: ad. evin tüm odalarının kapılarının açıldığı yer, antre, hol. örn: "gel to bureye, hayata oturuverelim".
hayda-mak: fiil. (aydamak) bir bineği kullanmak, sürmek. örn: "araba haydamak, bisiklet haydamak, gemi haydamak".
hayta: sıfat. kopuk, it, sokakta it gibi gezen erkek çocuk.
hepgene: edat. ne de olsa. örn:"bu sene çok soğuk olmadı ama kar yağdı. hepgene kış tabi canım".
hepten: zarf. tamamen, iyice.
hıştın-mak: ad. (ıştınmak) konuşmak. ses çıkarmak.
hıştınma!: ünlem. sus! sesini çıkarma.
holluk: ad. 1) köy çeşmelerinin küçük havuzu. 2) tavukların yumurtladığı yuva.
horanda: ad. (nükteli söylem) ailecek. sülalece. örn:"bi horanda insan geçti sokaktan".
horaz: ad. horoz. (horoz küçük ses uyumuna uymadığından horaz denir).
hur-mak: fiil. vurmak.


I
ısçak: sıfat. sıcak.
ısmık: sıfat. sümsük, çok çekingen, kimseye bulaşamayan, iki laf edemeyen kimse.


İ
îl: ek. gil. örn: "tetenîl=teyzengil", örn: "bu avşam bubanîle gitçen mi?"
ilén: ad. leğen.
îlen-mek: fiil. eylenmek, dalga geçmek.
îlik: sıfat. (bir yerden) değin. örn: "to taştan îlik bizim tarla to bu yanı amıcanîlin".
îmen-mek: fiil. (iimenmek: i uzatılır) çekinmek, sıkılmak, utanmak.
indîme: ad. (indirme) baraka.
inge: ad. yenge.
islâ: sıfat. (isle) (tlfz: a ince okunur uzatılmaz) güzel. islah.
islâca: sıfat. güzelce.
îşi: sıfat. ekşi.
îşimik: ad. ekşimik.
îşilik: ad. salata.
işkil: ad. şüphe.
işkillen-mek: fiil. karşıdakinin niyetini hissetmek, şüphelenmek. deyim: "işkilli g*t dingilder: bir şey gizlemeye çalışan insan hareketleriyle bunu belli eder".
iti: sıfat. çok yağlı yiyecek. örn: "koyun yánısı çok iti oliêr".


K
kadın: sıfat. güzel. örn: "araban pek kadınmış".
káli: zarf. (kalan, kayrı, kayrıkın) artık.
kankil-mek: fiil. (nükteli söyleyiş olarak) ölmek, gebermek, ölmüş gibi olmak, çok yaşlanmak.
karamık: ad. böğürtlen.
karık: ad. sebzelerin dikildiği sıra.
kartalaç: ad. hamurdan yapılan, saçta pişirilen, mayasız, yağlı yiyecek.
katı: ad. tavuk taşlığı.
kepenek: ad. çobanların giydiği keçeden yapılma, rüzgara ve soğuğa karşı koruyan giyecek.
kez: ad. nişan.
kezle-mek: fiil. nişan almak.
kıfı: sıfat. komik, esprili, nüktedan insan.
kırnap: ad. balmumuyla sıvazlanıp sağlamlaştırılmış kalınca ip. ayakkabı dikmede kullanılır.
kızan: ad. çocuk.
kirez: ad. kiraz.
kolaç: ad. bayramlarda, kandillerde hamurdan yapılıp komşulara dağıtılan yiyecek.
kosa: ad. uzun saplı orak.
köstek: ad. takoz.
kösteklen-mek: fiil. takılıp düşecek gibi olmak.
kufa: ad. kova.
kumpir: ad. patates.
kuru: sıfat. zayıf. örn: "kuru uşak".
kuruluk: ad. (kurluk) avluda (bahçede) yapılan üstü kapalı yer; çardak. deyim: kurluk altı.
künah: ad. günah.


L
lapırda-mak: fiil. (ses benzeşiminden türemiş) hızla koşmak.
lappadanak: sıfat. (ses benzeşiminden türemiş) aniden.
lastik: ad. ayağa giyilen ve lastikten yapılan ayakkabı. (karalastik).
lök: ad. puhu kuşu benzeri kuş. deyim: lök gibi oturmak: sürekli oturmak.
löpen: sıfat. ağır davranan, tembel.


M
má: ünlem. (maa). kadınların seslenirken kullandığı hitap. örn:"má kız Emne! uşaklara seslen avşam oldu".
macın: ad. pekmez. deyim: macın kaynatmak: üzümü veya pancarı kaynatarak pekmez yapmak.
mácır: ad. (muhacir) Balkanlar'dan çeşitli zamanlarda Türkiye'ye göç etmiş Türkler'in genel adı.
makak: ad. baston.
maktá: ad-fiil. (Osmanlıca) her yıl meşe ormanından bir korunun köylü tarafından kesilmesi.
mále: ad. mahalle. deyim: máleye gitmek: akşam oturmasına gitmek.
mána: ad. bahane. deyim: o mána bu mána, osuruklu g*te arpa ekmé mána: herşeye bahane bulanlar için kullanılır.
mána bul-mak: fiil. ayıplamak. örn:"be sen mısmıl bi anteri giysene üstüne, mána bulcak álem".
mavurlu: sıfat. buruk bir tat. örn:"armut hoşafı pek mavurluymuş".
meci: ad. imece. deyim: mále meci kör yardımcı: bir işin bilen bilmeyen herkes tarafından topluca yapılması.
mınala-mak: fiil. aşağılamak, küçümsemek. örn:"mınalama da yi şu yeméni".
mısmıl: sıfat. güzelce. adamakıllı. örn:"büğün böberleri mısmılca ektik bakam". deyim: hasıl mısmıl: doğru dürüst.
mîzin: ad. müezzin.


N
nakkere: zarf. (orjinal söyleyiş: na hak yere). boş yere.
nálet: sıfat. (nalet). (orjinali: lânet). kötü kişiler için hakaret yollu söylenir. örn: "çok nalet adammış yaw".
namazlá: ad. seccade.
né?: soru. (nee şeklinde okunur. açık e ile) niye? neden? örn:"né tööle aykırı yürüiésin?"
néye?: soru. niye? neden? örn:"néye be canım?"


O
ogene: edat. (o gene). halbuki, oysa, meğer, meğer o... örn:"ben Sülman'ı gelcek deye beklédim, ogene dáya gitmiş büğün". örn:"ajans sesleyelim diye radyoyu açtık ogene bozukmuş".
oğrat-mak: fiil. kovmak. def etmek. örn:"geçen Fatme abunun köpéni oğrattım bizim avludan".
okà: zarf. (o kadar).


Ö

P
pakla-mak: fiil. (pak kökünden). temizlemek, yıkayıp temizlemek.
palaçor: sıfat. pejmurde, düzensiz, üstüne başına dikkat etmeyen kimse.
pança: ad. avuç.
pançala-mak: fiil. avuçlamak.
pantul: ad. pantolon.
papara: ad. (popara). sütün içine ekmek doğranmasıyla oluşan yemek.
pápıla-mak: fiil. biber, domatez vb. közlemek.
papırtma: sıfat. (nükteli söyleyiş) tombul, şişman.
patırda-mak: fiil. (patırdan-mak) söylenmek.
paysın-mak: fiil. sataşmak. hır çıkarmaya çalışmak. örn:"oğlum kim paysındı sana söyle bakalım".
pazı: ad. kurutulmuş yufka.
pelik: ad. saç örgüsü.
pesmet: ad. hamurdan yapılmış yağda kızartılan lokma benzeri yiyecek.
peşkir: ad. havlu.
pıdik: ad. (pırik, pıli, prik) (bazen kullanılır). küçük şirin köpek. örn:"git sev kızanım bakam pırî". arabacı pırî: ad. (arabacı pılisi) küçük ve tıknaz, sağlam yapılı, arabaları ve insanları takip ederek gezmeyi seven köpek.
pıtpıdik: ad. (ses taklidi ile türemiş). bıldırcın. (bıldırcın böyle öter).
pıtret: ad. (eskiden) fotoğraf.
pîpi: ad. hindi.
pipirik: sıfat. (pipirikli, pimpiri). (nükteli söyleyiş) evhamlı.
pirişik: sıfat. (pirişikli). (nükteli söyleyiş) bir oturduğu yerde duramayan. evhamlı.
portakapı: ad. çift kanatlı avlu kapısı, bkz. tokat kapı.
potur: ad. pantolon.
püsür: sıfat. tembel, iş yapmak istemeyen.


R
rále: ad. (rahle). sehpa.


S
salıngaç: ad. (sangaç). salıncak.
sal-mak: fiil. köpeğin havlayarak saldırı tehdidi yapma eylemi. örn:"gece İreceb'in köpekleri kime saldı durdu?".
sarmaş-mak: fiil. sarılmak.
saya: ad. çevresi çitle çevrili hayvan ağılı.
saysı-mak: fiil. saygı duymak.
sefte: sıfat. (orjinali: siftah). ilk defa. örn:"sefte geldim tá bu sene İstanbul'a".
seki: ad. (birçok türk lehçesinde var. prototürkçede: sekü) küçük oturak. (bank yerine kullanılabilir).
seme: sıfat. sersem. deyim: seme tavuk gibi olmak: sersemlemek.
semele-mek: fiil. sersemlemek.
seniş-mek: fiil. bitki yapraklarının güçsüzleşip kendini salıvermesi. örn:"tomatislé küneşin altında hepten senişivermiş".
sesle-mek: fiil. dinlemek. sesini dinlemek. deyim: ajans seslemek: haberleri dinlemek.
sıbıt-mak: fiil. rastgele fırlatıp atmak.
sın-mak: fiil. bezmek, vaz geçmiş bir hal almak. örn:"söve söve sındırmışlar adamı".
sırtmaç: ad. sığır çobanı.
sıvış-mak: fiil. aradan kaçmak.
sızdırma: ad. (sızırma). etin kavrulmasıyla yapılan yiyecek. kavurma.
sîlim: sıfat. herşeyi yemeyen, iştahsız, narin.
sî-mek: fiil. (siğmek). işemek.
somak: ad. hayvanların ağız ve burnunu kapsayan genelde uzun bölümü. deyim: sománı şişirmek: (somak yapmak). surat asmak, somurtmak. deyim: çek sománı!: biri kafasını çok yaklaştırınca uzaklaştırmak için biraz kabaca söylenir.
sosal: ad. (sosil). sıçandan da büyük fare.
söbelek: sıfat. söbü kafalı. bkz: söbü.
söbü: sıfat. (söbe). yumurta şekli, eliptik, elips. deyim: söbü olsa dünyayı yutçak: dünyanın şekli söbü olsa, yani yutmaya müsait olsa, yutacak kadar aç gözlü ve amelsiz insan için kullanılır.
sundurma: ad. evin giriş kapısının önündeki üstü kapatılmış küçük bölüm.
susak: ad. su kabağı. deyim: susak kafalı.
suvácı: ad. (su+ağaç) iki ucuna da su bakırı takılıp terazi gibi ortası omuzun üstüne alınarak su taşımaya yarayan, hafif eğri ve kalınca, simetrik dal.
süğüt: ad. (süüt). söğüt.
süven: ad. büyük sopa.


Ş
şarpa: ad. eşarp.
şavık: sıfat. (orj: şavk) parlak ışık; aydınlık.
şavı-mak: fiil. ışıldamak.
şılak: sıfat. parlak, ışıldak.
şıla-mak: fiil. parlamak, ışıldamak.
şıvşır-mak: fiil. tıka basa doldurmak. örn:"ekmé şıvşırma ázına!".


T
tá: zarf. daha.
taliga: ad. basit at arabası.
tentene: ad. dantel.
tete: ad. teyze.
tezik-mek: fiil. daha önceden gelipdurduğu yere gelmez olmak.
titiz: sıfat. asık suratlı ve ciddi insan.
tîze: ad. teyze.
to: zamir. o. (te o). örn:"to adama git". örn:"tordaki elmayı getir".
tokat: ad. büyük ve iki kanatlı bahçe kapısı.
tokurcun: ad. ekin demeti.
toparlak: sıfat. (topalak). söbü olmayan. yuvarlak.
tor: sıfat. işe alışmamış beden.
tozut-mak: fiil. tozu dumana katmak.
tööle: öyle.
töbüle: işte böyle.
tuğyan: sıfat. (tuuyan). besili, eti budu yerinde, hatta biraz irice.


U
um-mak: fiil. ummak.
usukmak: fiil. akıllanmak, sakinleşmek. "usukturmak: akıllandırmak, sakinleştirmek." örn: "askere gitti geldi de acık usuktu".
uşak: ad. çocuk.
uyuntu: sıfat. uyuşuk.


Ü
ümüzlen-mek: fiil. ümitlenmek.
ünük: ad. boğaz.
ünükle-mek: fiil. boğazını sıkmak.

V


Y
yalabık: sıfat. pürüzsüz, kaygan.
yánı: ad. yahni.
yavaş: sıfat. sakin, uslu insan. zıttı: fena. örn:"pek yavaş çocuk".
yelekin: ad. yel alan, esintili yer.
yılık: sıfat. şaşı.
yiğin: sıfat. hafif.
yufka: sıfat. 1) sığ; "derin"in zıttı. 2) ince.


Z
zemeri: ad.(zemheri) kışın en soğuk zamanı. karakış.

------
Kaynak: http://ozmaveraunnehir.blogspot.com/2007/10/balkan-macr-gmeni-trklerinin-szl.html

[Değişiklik saati 2013-07-25 12:14 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"TÜRK GRAMERİNİN SORUNLARI" Jul 25, 2013

--Alıntı yazı--

Yazan: Mehmet KURUDAYIOĞLU*


Canlı bir varlık olarak tanımlanan dil, insanı insan yapan bir kavramdır. Süregiden gelişim ve değişim sürecinde olan dilin bir kültür ve edebiyat dili olarak devamını ve gelişmesini sağlayan iki önemli dayanağı vardır. Bunlardan biri o dilin bütün söz varlığını içinde toplayan sözlüğüdür. Öteki de dilin kelimelerini söz haline getiren, o dilin yapı ve işleyiş kurallarını bir sistem içinde ele alan gramerleridir. Sözlük ve gramerler, dili kuşaklar arasında unutulmaktan kurtaran, onları birbirine bağlayan köprülerdir. Gramer aynı zamanda bir dilin sağlıklı bir bütün olarak gelişmesinin de anahtarıdır. Bu bakımdan gramer, dil ve kültür varlığımızın korunmasında ve devamında önemli bir etken durumundadır (Korkmaz 1995:2) İşte bu yazıda, insanımızın sosyal bir varlık olarak hayat sürmesinde temel işlevlere sahip olan Türkçenin gramer açısından belli başlı sorunları üzerinde durulacaktır.

Türk dilinin bütünüyle bir yazı ve edebiyat dili olarak en azından yaklaşık 1300 yıllık bir tarihi vardır. Eğer Türk dili ailesi içerisindeki Batı Türkçesinin ve onun ana kolunu oluşturan Türkiye Türkçesini ele alacak olursak onun da aşağı yukarı 1000 yıllık bir geçmişi vardır. Ancak bu kadar eski bir tarihe sahip olan dilimizin de aynı büyüklükte sorunları vardır. Ne yazık ki edebiyat vasıtası ile işlene işlene bu kadar yüksek bir düzeye ulaşan dilimizin gramer konularının ayrıntıları ile ortaya konulduğunu ve dilimizin sözvarlığını bünyesinde toplayan tarihi bir sözlüğümüzün oluşturulduğunu söyleyemeyiz.

Tarihî çağlardan bugüne Türk dilinin gramer kitaplarını birkaç esasta tasnif etmek mümkün gözükmektedir. Bu bağlamda söz konusu kitapları yazarları açısından: Türkler tarafından yazılan Türkçenin grameri kitapları ve Yabancılar tarafından yazılan Türkçenin grameri kitapları; olarak ayırabileceğimiz gibi yazılış gayeleri bakımından da Türklere Türkçeyi öğretmek amacıyla yerli ve yabancı dilciler tarafından yazılanlar ve Türklere Türkçenin gramer hususiyetlerini göstermek, öğretmek gayesiyle yazılanlar şeklinde iki kısma ayrılabiliriz.

Türk tarihinin geçmiş devirlerini gramer yazarlığı açısından inceleyecek olursak bütün Türk devletlerinde büyük bir boşlukla karşılaşıyoruz. Bu alanda ilk önemli eser Kaşarlı Mahmut’un XI. yüzyılın ikinci yarısında yazdığı Cevâhirî’nin-nahiv fi Lügat-it-Türk adlı kitabı ne yazık ki günümüze kadar gelememiştir. Onun Divanı Lügat-it-Türk’ünde ise (MS.1072), aslında ansiklopedik bir sözlük olduğundan gramer kural ve açıklamalarına ancak yeri geldikçe yer verilmiştir. Daha sonra Zamahşerî tarafından XII. yüzyılda yazılmış olan eser ise Arapça-Harezm Türkçesi temelinde bir sözlüktür. Sonraki yüzyıllarda kaleme alınan Kitabü’l- idrâk Lisan’il-etrâk, Ettuhfetü’z-zekiyye, el-kavânînü’l-külliyye li lugati’t-türkiyye gibi Kıpçak, Oğuz, Türkmen eserleri de sözlük ağırlıklıdır. Anadolu sahasında ilk yazılan Türk dili grameri Bergamalı Kadrî’nin Müyessiretü’l-ulûm’udur. 1530 yılında Kanuni’nin veziri İbrahim Paşa’ya sunulan bu eser Osmanlı Türkçesi’ni temsil etmektedir. Bu tarihten Tanzimat’a kadar bu alanda ciddi bir gramer çalışması yoktur.

Tanzimat’tan Cumhuriyet devrine kadar gramer yazanlar ve eserler çoğalmıştır. Ancak bu eserlerin hemen hemen hepsinde Arap dilinin kurallarına göre bir inceleme yapılmış ve Osmanlı Türkçesi Arap dili ölçülerine uydurulmuştur. Kullanılan gramer terimleri de Arapçadır (sarf ve nahiv gibi). Cumhuriyet döneminden hemen önce yazılmış olan gramerlerde de Fransız dili ölçü olarak alınmış ve Türkçe, Fransızca gramer kurallarına göre incelenmiştir. Hüseyin Cahid’in Sarf ve Nahv’i (1908) buna başlangıç teşkil eder. Daha sonraki dönemde de gramerimizde Hüseyin Cahid’den sonra Fransız ekolü hakim olmuştur. İster Arap ister Fransız ekolü olsun gramer konusunda Türk dilini kapsayıcı özelliklerden uzak kalmıştır. Başka diller için dikilen elbise Türkçeye tam oturmamıştır.

Cumhuriyet devrinde milli bir kültür dili yaratma hedefi çizilmiş olduğundan, tabii olarak dilin kendi yapı ve işleyişine uygun bir gramer hazırlama felsefesi benimsenmiştir. Bu felsefe olarak hazırlanan ilk eser 1928 yılında Türk Dili Encümeni tarafından hazırlanan 69 sayfalık Muhtasar Türkçe Gramer’dir. Bundan sonra 1940 yılında Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu tarafından Ana Hatlariyle Türk Grameri yayımlanmıştır. Böylece daha sonra milli gramer felsefesi ile yapılacak olan sonraki çalışmalara ufuk açılmış oldu. Nitekim bundan sonraki yıllardan günümüze kadar Tahsin Banguoğlu’nun kendisi başta olmak üzere Ahmet Cevat Emre, Muharrem Ergin, Kaya Bilgegil, Tahir Nejat Gencan, Haydar Ediskun, Necmettin Halil Onan, Hikmet Dizdaroğlu, Rasim Şimşek; Nurettin Koç, Leyla Karahan, Zeynep Korkmaz ve daha başkaları tarafından orta ve yüksek öğretim düzeyinde Türkçenin ses, şekil ve cümle bilgileri ile ilgili dil bilgisi ve gramerler yazılmıştır. Bu kitapların hacimce en genişi basım tarihi itibarı ile de en yenisi Korkmaz’ın (2003) Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi) eseridir.

Uzun yıllar, gramerle ilgili konularda Türkçenin malzemesine ve edebi eserlerin taranmasına dayanan ayrıntılı araştırmalar yapılmadığı ve gramer konuları genel çerçeve içinde ele alındığı için, gramer yazarlığı da beklenen yeterli düzeye ulaşamamıştır.

Gramer konularının sınıflandırma ve değerlendirilmesinde yazarlar arasında Türkçenin kendi yapı ve işleyişine uygun bir yöntem birliğine varılamamıştır. Birbirinden farklı sistemlere bağlı hareket noktaları, sınıflandırma ve değerlendirmeler de farklı sonuçlar ortaya koymuştur. Bu alanda çalışan gramercilerimizin ortak bir sisteme bağlı olmamalarından veya iletişim eksikliğinden dolayı terim konusunda da büyük farklılıklar vardır.

Türk gramerinin sorunlarından bazıları üzerinde maddeler halinde duracak olursak;

1- Bu sorunlardan biri gramer-imlâ bağlantısı ile ilgilidir. Latin alfabesinin kabulünden sonra Türk Dil Kurumunca Yazım (imlâ) Klavuzu'nun 24. baskısı yapılmıştır. Ayrıca farklı kişi ve yayın kuruluşlarının çıkarmış olduğu kılavuzlar da vardır. Bu kılavuzlara göz atacak olursak hepsinin arasında büyük çaplı farklılıklar vardır. Bu yüzden de imlâmız zaman zaman yaz boz tahtasına çevrilmiş, bir türlü rayına oturtulamamıştır. İmlâ kılavuzu hazırlamak için ilk önce Türkçenin söz varlığının gramer açısından tam bir dökümünün yapılması, daha sonra da bu dökümün verdiği sonuçlara göre imlâ kurallarına bağlanması gerekir. Eğer bu yapılmaz ise aynı şartılar altında farklı yazılışlar ortaya çıkar ve imlâ da düzensizliklerden kurtulamaz.

Dilimize Doğu ve Batı kaynaklı dillerden girmiş bir takım alıntı kelimeler vardır. Bunların yazılışlarında bazen Türkçenin ses özelliklerine uyulmuş; bazen de alındıkları dildeki gibi yazılagelmişlerdir. Sözgelişi, Arapça'dan geçme kisbî 'sonradan kazanılan', nasb, teşbih, lâteşbih, takbih, takdim, takdir, takdirname, tasdik, tekdir, teşci gibi sözlerin yazılışında, kelime içinde yanyana bulunan tonlu-tonsuz ünsüzler bakımından aslına uyulduğu halde, isbat, kisbet, müsbet, nisbet, nisbeten, tesbit, tesbih gibi sözlerin yazılışında, Türkçenin ağaçtan, açtır, sütçü, koştur-, yaptır-, seçkin, tutkun vb. görülen iç seste ünsüz tonsuzlaşması şeklindeki \"benzeşme\" kuralına uyularak, bu kelimeler tonsuz s'den sonra ispat, tespit, kispet, nispet, nispeten, müspet, tespih vb. şekillere dönüşmüştür. İmlâ kılavuzlarındaki yazılışlar çoğunda böyledir.

Görülüyor ki imlânın dayandığı ilkeler bakımından burada ikili bir durum göze çarpmaktadır. Ancak bu sözler daha işin başlangıcında iken, doğrudan doğruya aslındaki imlâyı veya Türkçe söyleyişleri esas alan bir biçimlendirme işleminden geçirilmediği ve imlâ da bir alışkanlık işi olduğu için, çözüm yolu her halde, gelenekselleşmiş şekiller olarak bu ikiliğin devamına göz yummak olacaktır (Korkmaz, 1996).

2- İmlâ-gramer bağlantısında karşımıza çıkan zaman zaman uzun tartışmalara yol açmış olan önemli bir sorun da dilimizdeki birleşik kelimelerin yazılışındaki tutarsızlık ve farklılıklardır. Bir imlâ kılavuzunda ayrı yazılan bir birleşik kelimenin başka bir imlâ kılavuzunda bitişik yazıldığına sık sık tanık oluruz. Aynı karışıklık gramer kitaplarında da vardır. Bu durum aslında birleşik kelimenin ne olduğu konusundaki birbirinden farklı görüş ve tanımlardan kaynaklanıyor. Dolayısıyla temelinde yatan da gramer sorunudur. Bu bakımdan öncelikle Türkçemizin yapı ve işleyiş özellikleri ile anlam bilimi ölçülerini göz önünde tutarak, birleşik kelimenin ne olduğuna açıklık getirmek gerekiyor. Ayrıca birleşik kelime türleri arasında nitelik farkı bulunup bulunmadığı; eğer varsa, ayrı ve bitişik yazılışta hangi ölçüte başvurulacağı da iyice belirlenmelidir.

Birleşik kelime yeni bir kavramı karşılamak için iki veya daha çok kelimenin Türkçenin söz kalıplarına uygun belirli yollarla bir araya getirilmesinden oluşmuş bir söz birliğidir. Belirtisiz isim tamlamaları, sıfat tamlamaları, isnat grupları, birleşik fiiller, ikilemeler, kısaltma grupları ve kalıplaşmış çekimli fiilden oluşmuş ifadeler, yeni bir kavramı karşıladıkları zaman birleşik kelime olurlar: ses bilgisi, yer çekimi, küflü peynir, çoluk çocuk, başına buyruk, eli açık, gözü pek, cingöz, boşboğaz, terk etmek, seyretmek, zikretmek, hissetmek, dırdır, hoşbeş, aslanağzı, hanımeli, sarıgöz (balık), suibriği (bir bitki), dedikodu, kavuniçi vb.

Verilen birkaç örnekte görüldüğü üzere, birleşik kelimeler bitişik de ayrı da yazılabilmektedir. İşte imlâdaki karışıklık bu noktada düğümlenmiştir. Bu düğümün çözülebilmesi, gramer açısından hangi türlü birleşiklerin bitişik hangilerinin ayrı yazılacağının iyi belirlenmesine bağlıdır. Eğer tek bir kavrama karşılık olmak üzere belirli gramer kalıpları içinde bir araya getirilmiş bulunan kelimelerden her biri kendi anlamını koruyor ise, bu türlü birleşik kelimeler ayrı yazılır. Bal rengi, güz mevsimi, yaban gülü, düğün çorbası, peynir tatlısı, ipek böceği, düğün çiçeği, ön şart, tıkır tıkır, karış karış, Ağrı Dağı, İzmir Körfezi, ruh bilimi, açık oturum, saman rengi, eciş bücüş vb. Buna karşılık eğer birleşiği oluşturan kelimelerden en az biri veya tamamı benzetme yolu veya başka bir etkenle kendi anlamını kaybedip eskisinden farklı yepyeni bir anlam kazanmış veya ses değişmesi, ses kaynaşması olaylarına uğramışsa bu tür birleşik kelimeler bitişik yazılır: aslanağzı, kuzukulağı (bitki), karabaldır (bitki), camgüzeli (bitki), kargaburnu (alet), dilberdudağı (tatlı), külbastı, gecekondu, başıbozuk, çıtkırıldım, Cumartesi, Pazartesi, sütlaç, kaynana vb. (Korkmaz, 1996).

3- Gramerimizin önemli sorunlarından birisi de gramer terimlerindeki farklılıklardır. Uzun yıllardır bu alanda bir terim karışıklığı süregelmiştir. Bu sorunu çözmek amacı ile 1992 yılında Türk Dil Kurumunca yayımlanmış olan Gramer Terimleri Sözlüğü Prof. Dr. Zeynep Korkmaz tarafından kaleme alınmıştır. Korkmaz, eserin ön sözünde gramer terimlerine ilişkin sorunlar ve bunların sebepleri üzerinde durmuştur.

4- Gramerimizin öncelikle ele alınması gereken önemli bir sorunu da gramer konularının işlenişinde uygulanan yöntem sorunu ve konuların sınıflandırılmasındaki değerlendirme farklılıklarıdır. Gramer konularının sınıflandırılmasında Kaşgarlı'dan beri Arap Dili gramerine bağlı kalınması bir gelenek olmuştur. Türkçede kelimeler Arapçadaki sınıflandırmaya göre incelenerek fiil, isim ve edat olarak ele alınmıştır. Muharrem Ergin de bunu esas almıştır.

1921 yılında yayımlanmış olan Jean Deny'nin grameri, konuların ele alınış ve işlenişi bakımından bir dönüm noktası olmuştur. Deny, Türkçenin bir Hint-Avrupa dili olmadığı, dolayısıyla kendine özgü bir metodunun oluşması gerektiği görüşündedir. Ancak Jean Deny'nin grameri de Fransızca grameri mantığına uydurulmuştur. Ayrıca kelime sınıflaması konusunda yine Arap dilinin ölçüleri ile isim, fiil ve edat ana bölümlerine ayrılmıştır.

Gramerimizin ana konularının sınıflandırılmasında bazı dilciler edat, bağlaç ünlem, gibi konuları genel olarak edat başlığı altında toplayıp, bunları bağlama edatları, ünlem edatları, çekim edatları gibi alt bölümlere ayırdıkları halde, bazı dilciler bu sınıflamaya uymayıp, her birini ayrı birer konu olarak kabul etmişlerdir.

Arap ve Fransız gramerlerinin kalıplarına sokmadan Türkçede kelimeler önce iki grupta toplanır: Anlamlı kelimeler (isim, fiil) ve Görevli kelimeler (ünlem, edat, bağlaç). Sıfatlar, zamirler ve zarflar ismin alt gruplarını oluşturmaktadır. Böylece Türkçede nitelikleri bakımından birbirinden farklı üç ayrı kelime sınıfı (isim, fiil ve görevli kelimeler -M. Ergin'e göre de edat-), taşıdıkları özellikler ve cümle içindeki fonksiyonları bakımından ise sekiz kelime sınıfı vardır.

5- Dilimizi yabancı dillerin kalıplarına sokarak yazılmış olan gramerlerde, kavram ve konuların değerlendirilmesinde bazı sorunlarla karşılaşıyoruz. Buna örnek olarak Türkçe isim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiiller ile kurulan söz gruplarının yer aldığı cümlelerin birleşik veya girişik cümle sayılmasını gösterebiliriz.

Tek bir yargıdan ibaret, yani tek yüklemi bulunan, meselâ, “Yarın tiyatroya gideceğim.”, “Çarşıda arkadaşlarımla buluşacağım.” gibi cümleler bütün araştırıcılar tarafından basit yapılı kabul edilir ve böyle cümleler basit cümle veya yalın cümle şeklinde adlandırılırlar. Ancak içinde sıfat-fiil, isim-fiil ve zarf-fiil bulunan cümleler, bazı araştırıcılar tarafından bu unsurların yargı bildirmedikleri gerekçesiyle basit cümle sınırları içine alınırken, aynı tip cümleler, başka araştırıcılar tarafından bu unsurların yargılı, yarım yargılı veya yan yargılı olduğu gerekçesiyle birleşik cümle kategorisinde değerlendirilir. Bu tür cümleler, birden çok hüküm bildiren cümle veya bir baş cümle ile onun üyelerinden birinin yerini alan bir ikincil cümleden meydana gelen cümle şeklinde tanımlanmakta ve sıfat-fiil, isim-fiil ve zarf-fiiller yargı bildiren ikincil cümle olarak kabul edilmektedir. Görüldüğü gibi bu sınıflandırmalarda esas alınan yargı anlayışları arasında farklılıklar bulunmaktadır (Karahan, 1995).

İçinde sıfat-fiil, isim-fiil ve zarf-fiil bulunan bir cümlenin meselâ “Koşarak uzaklaştı.” cümlesinin, iç yapıda yani zihinde koştu ve uzaklaştı gibi iki cümleden meydana geldiği düşünülüyor ve bundan dolayı koşarak kelimesinde yargı bulunduğu kabul ediliyorsa, bu mantığı, her cümleye uygulamak mümkündür. Bu mantığa göre meselâ, “Mavi bir elbise aldım.” cümlesini, zihnî yapıda Bir elbise aldım.” ve “Elbise maviydi.” gibi iki cümleden meydana geldiğini farz edip birleşik cümle saymak gerekir. “Ali koşarak geldi.” cümlesini bazı araştırıcılar basit cümle kabul ederler ve bu cümlede onlara göre tek bir yargı vardır. Diğer araştırıcılar ise bu cümlede iki yargı olduğunu savunarak bu cümlenin birleşik cümle olduğu görüşündedirler. Onlara göre bu cümle iki farklı cümleden meydana gelmiştir. Bu cümleler: “Ali koştu.” ve “Ali geldi.” dir.

Bu cümlenin iki yargıdan oluştuğunu ileri sürenler ifadelerimizin söz ve yazıya dökülmeden önce zihnimizde teşekkül ettikleri biçimini ele alarak bunu söylüyorlar. Özellikle Chomsky’nin öncülüğünü yaptığı üretimsel dönüşümlü dilbilimi kuramının ileri sürdüğü dip yapı - yüzey yapı hakkındaki görüşleri etrafında buluşmuş olmaktalar. İnsanlar bir cümleyi söylemeden veya yazmadan önce zihninde oluşur, zihnindekileri de doğrudan ifade etmez çeşitli dönüşüm işlemlerine tabi tuttuktan sonra yazıya veya söze dökerler.

Eğer cümlenin derin yapısı denilen iç yapısını temel alırsak, o zaman bütün dilleri aynı kalıba sokarız. Diller arasındaki yapı ve işleyiş ayrılıklarını inkâr etmiş oluruz. Bu sebeple bir cümleyi yapısı bakımından incelerken, onun iç yapısını değil, asıl dış yapısını dikkate almak zorundayız (Korkmaz, 1996).

Cümle içerisinde bazı unsurlara yargı yüklemek ve bunları yan cümle kabul etmek dilbilgisi öğretiminde cümle adını verdiğimiz bütünü ve bütün içindeki unsurların görevlerini ve yüklemle bağlantılarını kavramayı da zorlaştırmaktadır.
Tek yargılı her cümle basit cümledir. İsim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiillerin diğer isim, sıfat ve zarflardan görev bakımından hiçbir farkları yoktur ve bu kelimelerin varlığı basit cümlenin yapısını etkilemez (Karahan, 1995).

6- Gramerle ilgili sorunlarımızın bir kısmı da gramer konuları üzerinde şimdiye kadar kapsamlı ve derinlemesine araştırmalar yapılmamış olmasından kaynaklanıyor. Bu konuya güzel bir örnek verecek olursak:

Türkiye Türkçesinde al-alım, al-ayım şeklinde ( şahıslara göre çekimi: al-ayım, al, a-sın, al-alım, al-ın(ız), al-sınlar) I. şahıs teklik ve çokluk şekillerinin emir kipi mi, istek kipi mi olduğu konusunda dilcilerimizin arasında bir görüş ayrılığı vardır. Muharrem Ergin, birinci şahıs da kendi kendine emir edebilir gerekçesi ile, bunların emir kipi olarak kabul edilmesi gerektiği görüşündedir. T. Banguoğlu, Tahir Nejat Gencan, Haydar Ediskun, K. Bilgegil, A. Topaloğlu gibi dilciler ise, \"insanın kendi kendine emredemeyeceği\" gerekçesi ile \"emir kipinin birinci teklik ve birinci çokluk şahısları yoktur\" derler. Ahmet Bican Ercilasun (1995) bu görüşe karşı çıkarak Türk Gramerinin Sorunları toplantısında \"birinci şahısların kendi kendilerine emredemeyeceği doğru değildir\" fikrini dile getiren bir bildiri sunmuştur. Bu kipin 1. Şahıs çekimlerinin de emir olduğunu savunmuştur. Bunu ispatlamak için de Emine Işınsu'nun Çiçekler Büyür adlı romanın dan şu kısmı almıştır:

\"Meğer yalanı bu imiş! Ne saçma bir yalan... Hiç inanılacak gibi değil, takın yüzüne gülücüğünü kızım, haydi İlay... dizlerinin titremesi olur mu şimdi, yalandır söylediği, iyi biliyorsun, doğru otur, dik otur, gülümse İlay. Parmaklarını sıkı sıkı kilitle birbirine, sık, daha da kuvvetli sık!”

Burada romanın kahramanı İlay'ın kendi kendine emrettiğini belirtmektedir. Ercilasun'a göre bir kipin \"ne yapayım, nasıl yapayım, ne bileyim, nerden bileyim, gideyim bari, göreyim seni, kurban olayım, kulun kölen olayım\" anlatımlarında görüldüğü üzere \"hayret\", \"şart\" ve \"tahmin\" gibi anlamları da vardır.

İstek ve Emir Kipleri:

İstek - Emir

gel-e-m gel-eyim
gel-e-sin gel
gel-e gel-sin
gel-e-k gel-elim
gel-e-siniz gel-in(iz)
gel-e-ler gel-sinler


Yukarıdaki tabloda hemen göze çarpan nokta istek çekiminde, fiil ile şahıs eki arasında, tıpkı emir dışında diğer kiplerde olduğu gibi, açıkça seçilen bir kip ekinin bulunmasıdır. Nasıl geçmiş zamanda -dı, şimdiki zamanda -yor, gereklik kipinde -malı ekleri fiil ile şahıs eki arasında açıkça seçiliyorsa istek kipinde de fiil ile şahıs ekleri arasında -e kip eki açıkça seçilmekte ve bu kip eki hiçbir şahısta değişmemektedir. Ancak birinci şahıslar edebî dilimizde kullanıştan düşmüştür. Zaten bütün karışıklık da bu düşme yüzünden ortaya çıkmıştır. Bunlar düştüğü içindir ki emrin birinci şahısları zaman zaman istek yerine de kullanılır olmuş ve bu yüzden karışıklıklar olmuştur (Ercilasun, 1995).
Türkçe gramerin hâlâ çözülememiş birçok sorunu var. Bu konu üzerinde söylediklerimizi beş maddede sıralayabiliriz:

1. Gramer terimleri sorunu,
2. Gramer yazımındaki yöntem sorunu,
3. Çeşitli gramer kavram ve konularının yorum ve değerlendirilmesi ile ilgili sorunlar,
4. Çeşitli eklerin yapı görevleriyle ilgili sorunlar,
5. Cümle bilgisi ve anlam bilgisi ile ilgili sorunlar.


*Arş. Gör. Dr. Mehmet KURUDAYIOĞLU Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü


KAYNAKÇA

ERCİLASUN, Ahmet Bican, Türk Gramerinin Sorunları Toplantısı (22-23 Ekim 1993), TDK, Ankara 1995
ERGİN, Muharrem, Türk Dil Bilgisi, Boğaziçi Yay. İstanbul 1986
KARAHAN, Leyla, Türkçe Söz Dizimi, Ankara 1991
KORKMAZ, Zeynep, Gramer Konularımızla İlgili Bazı Sorunlar, Türk Dili, Ankara1996, sayı 535
KORKMAZ, Zeynep, Gramer Terimleri Sözlüğü, TDK, Ankara1992
KORKMAZ, Zeynep, Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), TDK, Ankara, 2003
PARLATIR, İsmail, Türkçe Sözlük Çalışmaları ve Sorunlarımız, Türk Dili, Ankara 1995, sayı 517
ZÜLFİKAR, Hamza, Girişik Cümle Sorunu, Türk Dili, Ankara 1995, sayı 522
---------
Kaynak: http://www.anafilya.org/go.php?go=7d643a0150a4b

[Değişiklik saati 2013-07-25 11:35 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"TÜRKİYE TÜRKÇESİ ÜZERİNDEKİ GRAMER ÇALIŞMALARI... -1. Bölüm Jul 25, 2013

--Alıntı--

TÜRKİYE TÜRKÇESİ ÜZERİNDEKİ GRAMER ÇALIŞMALARI VE BU ÇALIŞMALARIN
GÜNÜMÜZDEKİ DURUMU

Yazan: Prof. Dr. Zeynep KORKMAZ*

1. Gramer, yalnız bir dilin sağlıklı biçimde öğrenilmesini sağlayan ve o dilin sistem yapısını ortaya koyan kurallar bütünü değil, aynı zamanda, dilin kuşaktan kuşağa aktarılarak kaybolmasını önleyen bir araçtır da... bu bakımdan bir dilin yazı ve kültür dili olarak iki önemli dayanağı vardır. Bunlardan biri sözlük ise öteki de dilin anahtarı niteliğindeki gramer’dir. Gramer, aynı zamanda bir dilin sağlıklı gelişmesinin de temel dayanağıdır. Dil, kültürün ve ulusal varlığın başta gelen ögesi olduğuna göre, gramer de bu başta gelen ögenin temel koruyucusu ve besleyicisidir. Bu durumda bir dilin grameri, kültür değerleri açısından da dil tarihi açısından da o dilin önemli bir alanını temsil eder.

Konumuz Türkiye Türkçesi üzerindeki gramer çalışmaları ve bu çalışmaların günümüzdeki durumudur. Öncelikle, şunu belirtelim ki, Türkiye Türkçesi terimi, geniş ve dar kapsamlı iki anlam taşır. Bu terim, geniş kapsamı ile, Oğuz-Türkmen lehçesine dayanarak Anadolu ve Rumeli bölgesiyle bunlara yakın çevrelerde kurulup gelişen ve XIII-XX. yüzyıllar arasını dolduran Türk yazı diline verilen addır. Bu dönem kendi içinde, Selçuklu ve Beylikler dönemi Türkçelerini içine alan Eski Anadolu Türkçesi veya Türkiye Türkçesi, XV -XIX. yüzyılları içine alan Osmanlı Türkçesi ve günümüz Türkiye Türkçesi gibi alt dönemlere ayrılır. Bu ayrılış, dil tarihi açısından kendini gösteren farklı değişme ve gelişme süreçlerinden kaynaklanır. Dar anlamlı Türkiye Türkçesi ise, Osmanlı Türkçesinin son sınırı sayılan Millî Edebiyat Akımı’ndan ve Yeni Lisan hareketinden başlayarak, ortalama 1910 tarihinden günümüze kadar uzanan dönemi içine alan yazı dilinin adıdır. Buna genel çizgileri ile Cumhuriyet Dönemi Türkçesi de denebilir. Bizim üzerinde duracağımız dönem bu dönemdir; yani dar kapsamlı Türkiye Türkçesidir. Ancak, iki dönem arasındaki konu bağlantısını kurabilmek için, kısaca, birinci dönemin Türk gramerciliği açısından temel niteliğine işaret etme gereği vardır.

1.1. XIII-XIX. yüzyıllar arasını içine alan ve 1839 Tanzimat dönemine kadar uzanan klâsik dönem, gramer yazarlığı bakımından son derece kısır bir dönemdir. Bilindiği gibi, XIII-XIV. yüzyıllar, Türkiye Türkçesinin kuruluş dönemidir. Osmanlı Devletinin kurulup gelişmesi ile birlikte, XV. yüzyıl ortalarından başlayarak, Türkiye Türkçesi; Arapça, Frasça ve Türkçenin karışımından oluşmuş Osmanlıca diye adlandırılan karma bir dil yapısına dönüşmüştür. Bu değişimin ve o dönem anlayışının sonucu olarak gramer yazarlığı da Arapça, Farsça temelinde sarf ve nahivlerle yol almıştır. Osmanlı Türkçesi içindeki Türkçe nasıl horlanmış ve geri plana itilmiş ise, Türk dilinin grameri de aynı ihmal ve küçümsemeye uğramıştır. Osmanlı Devletinde medrese dilinin Arapça olması, bol bol Arapça gramerlerin yazılmasına yol açmıştır. XVI-XIX. yüzyıllar arasında Türkçenin yapısı ile ilgili olarak, yalnız Bergamalı Kadri'nin, Müyessiretü’l ûlum’u gibi tek bir eserin elde bulunması, genellikle böyle bir ihmalin sonucudur.

Bu dönemde batılılar tarafından yazılmış birkaç gramer ile gramer-sözlük arası bazı denemeler vardır. Ancak, bunlar da genellikle, batılı tüccar ve misyonerlere kılavuz niteliğinde pratik amaçlı küçük yayınlardır. Yalnız, içlerinde, bu genel niteliğin dışına çıkarak Osmanlı Türkçesi üzerine daha aydınlatıcı bilgi verenleri de vardır.1

Yapılan Çalışmalar:

1. 2. Gramer çalışmaları ve gramer yazarlığı açısından oldukça hareketli bir dönem, Tanzimat dönemidir. Tanzimat hareketi ile batıya yönelmiş olan Osmanlı toplumu, siyasal ve sosyal yapısı yeni bir düzene sokulmaya başladığından, bu durum, aynı zamanda dilde sadeleşme hareketine ve dolayısıyla gramer çalışmalarına da ağırlık kazandırmıştır. Tanzimat ve onu izleyen dönemlerde, dil konusunun-uygulama bir yana bilinçli bir düşünce olarak ortaya çıkması, o güne kadar geri plana itilmiş olan Türkçenin de ele alınması ve gramerinin yazılması gereğini gündeme getirmiştir. 1851 yılında Encümen-i Daniş’in kuruluşu ile Osmanlı Türkçesi gramerlerinin yazılması karar altına alınmıştır. İşte Ahmet Cevdet ve Fuat Paşa’ların birlikte yazdıkları Kavâid-i Osmaniyye (1851)’den başlayarak 1910 yılına kadar uzanan dönemde, birçok gramerin ortaya konmuş olması, bu anlayış değişiminin sonucudur.

Tanzimat’tan İkinci Meşrutiyet (1908) sonrasına kadar uzanan dönemde yazılan gramerlerin temel özelliği, genel olarak Türkçenin Arap grameri temelinde ele alınıp işlenmesidir. Daha açık bir anlatımla, Türkçenin dil malzamesi, Arap gramerinin kalıpları içine oturtulmuştur.

2. Türkiye Türkçesi ile ilgili gramerlerin başlangıcı 1908’e kadar uzanır. Bu dönemin gramer yazarları, genel olarak üç dilin karmasından oluşan Osmanlı Türkçesini değil, doğrudan doğruya Türkçeyi temel alan yeni bir anlayış ve yeni bir görüşle işe koyulmuşlardır. Ancak, bu tutum yanında, 1908’den Cumhuriyet dönemine hatta 1928 yazı devrimine kadar uzanan yıllarda, gramer anlayışına ve yazılan gramerlere yöntem bakımından batı gramerlerinin örneklik etmesi gibi bir tutum ve anlayışın da ağırlık kazandığı görülür. Böyle bir anlayışla eser veren ilk gramer yazarı Hüseyin Cahit (Yalçın)’tir. Hüseyin Cahit’in dört ayrı eğitim basamağını temel alarak hazırladığı Türkçe Sarf ve Nahiv adlı okul gramerleri (1908-1910) böyle bir temel görüşün ürünleridir. Yazar, Edebi Hatıralar adlı kitabında, siyası yaşamda olduğu gibi dilimizde de kapitülasyonların bulunduğunu Türkçenin içinde yabancı dillerin kanunlarının egemen olduğunu ve bundan dolayı da dilimizin bağımsızlığını ve adını bile yitirdiğini dile getirmiş; bağımsız bir Türkçenin varlığını ortaya koymak ve Türkçe öğrenmek için Arap ve Acem dillerini öğrenme gereğine set çekmek gerekir diyerek bir gramer yazmaya karar verdiğini bildirmiştir.2

1908-1928 arası yıllarda yazılmış olan A. Cevat (Emre)’ın Lisan-ı Osmani: Sarf ve Nahiv (1912-1913); Maarif Nezareti Sarf Encümeni nin Sarf ve Nahv-i Türki (3 cilt 1920-1921)’si; Köprülü Zade Fuat-Süleyman Saip’in Türk Dilinin Sarf ve Nahvi (1923), Ahmet Cevat (Emre)’ın Türkçe Sarf ve Nahiv (1923)’i; Mithat Sadullah Sander’in Türkçe Yeni Sarf ve Nahiv (1924) gibi eserler, bu anlayışla kaleme alınmış olan gramerlerdir.3

2. 1. 1928 yılında, M. Kemal Atatürk ün önderliğinde yazı devrimini hazırlayan Türk Dili Encümeni, Gramer Hakkında Rapor’un eki olarak 69 sayfalık Muhtasar Türkçe Gramer’i yayımlamıştır. Bu gramer o günün koşulları içinde, Türkçenin kendi yapı ve işleyiş özelliklerine göre düzenlenmiş küçük bir taslaktır. Daha sonra, bu taslaktaki esaslara uygun olarak birtakım okul gramerleri yayımlanmıştır. Mithat Sadullah (Sander)’ın, Yeni Türkçe Gramer 1, 2 (İstanbul 1929); Peyami Safa’nın, Türk Grameri 1, 2 (İstanbul 1929, 1931); İbrahim Necmi (Dilmen)’nin, Türkçe Gramer-Yeni Türkçe Dersleri 2 cilt (İstanbul 1929); M. Baha (Toven)’nın, Yeni Türkçe Gramer (1930), Necmettin Halil (Onan)-Ahter (Onan)’in, Dil Bilgisi “Gramer” 2 C. (1930-1932) adlı kitaplarında ve daha başkalarınca yazılmış olan gramerlerde bu ilkeler temel alınmıştır.

2. 2. Atatürk’ün öncülüğündeki dil devrimi, dilimizi Türkçeleştirme çalışmalarında olduğu gibi, gramer çalışmalarında da Arap (Fars) ve Fransız gramerlerinin kalıplarını taklit dönemine son vererek dilin kendi yapısına dayanan bir gramer anlayışını benimsemiştir. Bu maksatla Milli Eğitim Bakanlığı 1941 yılında, bir kılavuz gramer hazırlatma işine girişmiştir. T. Banguoğlu tarafından bilimsel yöntemlerle yazılmış ve Milli Eğitim Bakanlığınca oluşturulan Yüksek Gramer Komisyonun değerlendirmesinden geçirilmiş olan Ana Hatları ile Türk Grameri (Maarif Vek. yay., İstanbul 1940, 96 s.), okullardaki gramer dersleri için öğretmenlere kılavuz ve gramer ana kitabı için bir anket olarak hazırlanmıştır. Bu kitap, Türkiye Türkçesinin ses ve şekil bilgileri ile söz dizimi bölümlerini çok kısa ölçülerle ele aldığı halde, Türkçenin temel yapısını bilimsel yömtemlerle ortaya koyan ve daha sonra yazılan gramerlere örneklik eden bir özellik taşımaktadır. Bu konuda bizdeki çalışmalara örnek oluşturan bir başka eser de Fransız Doğubilimcisi J. Deny’nin yayımladığı Gramaire de la langue Turgue (Paris 1921)’tür. Bu eser Ali Ulvi Elöve tarafından 1941 yılında Türkçeye Türk Dili Grameri (Osmanlı Lehçesi) adı ile aktarılmıştır. 1945 yılından sonra yayımlanan orta ve yüksek öğrenim düzeyindeki gramerlerde, aralarında sınıflandırma ve değerlendirme ayrılıkları bulunmasına rağmen, genellikle J. Deny’nin ve T. Banguoğlu’nun etkileri görülmektedir. Bugün bu her iki eser de tarihi görevini yerine getirmiş ve artık yerlerini yeni yeni çalışmalara bırakmıştır. Rus Türkoloğu A.N. Kononov’un yazdığı Grammatika Sovremennogo turetskogo literaturnogo yazıka (Moskova-Leningrad 1956) adlı eserin Türkçeye çevirisi yayımlanmadığı için4 yalnız bilim çevrelerince tanınmış; yazılmış gramerler üzerindeki etkisi çok zayıf kalmıştır.

Cumhuriyet hükûmetinin ana dili konusundaki tutumu, benimsediği devlet felsefesi ve öncü eserlerin açtığı ufukla, ülkemizde, gramer çalışmaları daha hızlı yol almaya başlamıştır. 1940’lı yıllardan başlayarak günümüze kadar uzanan dönemde; Tahsin Banguoğlu başta olmak üzere Muharrem Ergin, Tahir Nejat Gencan, Kaya Bilgegil, Haydar Ediskun, Hikmet Dizdaroğlu, Nurettin Koç, Rasim Şimşek, Yüksel Göknel, Sezai Güneş, Ahmet Bican Ercilasun-Leyla Karahan, Metin Karaörs ve başkaları tarafından yazılan gramerler hep bu temelde hazırlanmış olan eserlerdir. Bunlar içinde, T. Banguoğlu’nun Türk Grameri I, Ses Bilgisi (Ankara TDK yay., 1959); Türkçenin Grameri (Ankara TDK yay., 1974, 1986, 1990, 1995) ve M. Ergin’in Türk Dil Bilgisi (İstanbul Ed. Fak. yay., 1958, 1962 vb.) gibi bilimsel yönü daha ağır basanlar vardır.

Cumhuriyet döneminde, üniversitelerimizde Türk dilinin bağımsız birer bölüm, kürsü ve ana bilim dalları biçiminde kurulması, dilimizin öteki alanlarında olduğu gibi gramer alanında da yalnız öğretim açısından değil, araştırma açısından da yeni gelişmelere ve daha kapsamlı eserlerin ortaya konmasına zemin hazırlamıştır. Gramer çalışmaları yalnız orta ve yüksek öğretim düzeyindeki gramer kitapları ile sınırlı kalmamış; içerik bakımından dilin kendi malzemesine dayanan ve başlıbaşına tek bir konuyu işleyen küçük ve büyük çaplı eserlere kadar uzanmıştır. Son 20-25 yıldır bu konuda, daha çok üniversitelerimizde ve Türk Dil Kurumu’nda olmak üzere epey eser yayımlanmıştır. Ancak, daha sonra bu noktaya yeniden parmak basılacağı üzere, yapılan çalışmaların beklenen hedefe ulaşılabilmesi açısından, daha, yetersiz olduğu da bir gerçektir.

Bugüne kadar Türkiye Türkçesi grameri alanında yapılan çalışmaları nitelikleri bakımından ana çizgileriyle şöyle bir sınıflandırmadan geçirebiliriz:

2. 2. 1. Çoğu ders kitabı olarak da hazırlanmış bulunan ve gramerin bütün bölümlerini bir arada veya ses bilgisi, şekil bilgisi, söz dizimi gibi ana bölümlerinden birini ele alıp işleyen gramer kitapları: Bu nitelikte kitapların sayısı oldukça kabarıktır. 1945 sonrası yıllara giren başlıca örnekleri şunlardır: Ahmet Cevat Emre, Türk Dilbilgisi (İstanbul, TDK 1945); Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi (İÜEF yay., 1958, 1962 vb.), Tahsin Banguoğlu, Türk Grameri I, Ses Bilgisi (Ankara, TDK 1959); Türkçenin Grameri (Ankara, TDK, 1974-1995 vb.); Haydar Ediskun Yeni Türk Dilbilgisi (İstanbul 1963); Kaya Bilgegil Türkçe Dilbilgisi (Ankara 1964); Kemal Demiray, Türkçe Dilbilgisi (Ankara 1964); Hamza Zülfikar, Yabancılar İçin Türkçe Dersleri-Dilbilgisi (Ankara 1969); Tahir Nejat Gencan, Dilbilgisi (İstanbul 1966, 1976); Neş’e Atabay ve arkadaşları, Türkiye Türkçesinin Sözdizimi (Ankara TDK 1981); Rasim Şimşek, Örneklerle Türkçe Sözdizimi (Trabzon 1987); Nurettin Koç;Yeni Dilbilgisi (İstanbul 1990); Leyla Karahan, Türkçede Söz Dizimi Cümle Tahlileri (Ankara 1991); Metin Karaörs, Türkçede Söz Dizimi ve Cümle Tahlileri (Kayseri 1993); Ahmet Bican Ercilasun-Leyla Karahan, Türk Dili Lise 1, 2, 3 (İstanbul 1994); Fuat Bozkurt, Çağdaş Dil Bilgisi (İstanbul 1994); Mehmet Hengirmen, Türkçe Temel Dilbilgisi (Ankara 1998); Zeynep Korkmaz, Türkiye Türkçesi Grameri: Şekil Bilgisi (Ankara TDK yay., 2002) vb.

2. 2. 2. Yazılan gramerlerin bir kısmı da 1981 yılından sonra Yüksek Öğretim Kurulunca hazırlanan çerçeve programı gereğince üniversitelerin bütün bölümlerinde okutulacak genel nitelikteki daha dar kapsamlı Türk dili (gramer) ve kompozisyon dersleri içindir. Zeynep Korkmaz ve arkadaşları tarafından hazırlanan Yüksek Öğretim Öğrencileri İçin Türk Dili ve Kompozisyon Bilgileri (Ankara YÖK yay., 1990 ve sonrası 4 baskı, Ankara Yargı yay., 2001) başta gelmek üzere, Muharrem Ergin, Üniversiteler İçin Türk Dili (İstanbul 1986); Hasan Eren-Hamza ZülfIkar, Türk Dili I. Ünite 1-8 (Eskişehir 1990); Ş. Tuncay Uyaroğlu, Yüksek Öğretim Öğrencileri İçin Türk Dili (Konya 1995); Kemal Yavuz ve arkadaşları, Üniversitede Türk Dili ve Kompozisyon Dersleri (İstanbul 1996); Mehmet Sarı-İnci Özgüven, Fakülte ve Yüksek Okullar İçin Türk Dili (Afyon 1997); Bekir Sami Özsoy, Üniversiteler İçin Türk Dili Ders Kitabı (İzmir 2000) gibi çeşitli üniversitelere mensup öğretim üyelerince hazırlanan kitaplar bu niteliktedir.5

2. 2. 3. Üniversitelerimizin Türk Dili Ana Bilim Dallarında veya Türk Dil Kurumunda hazırlanıp yayımlanan eserlerin bir kısmı da gramerin yalnızca belirli bir konusunu dar veya geniş kapsamlı olarak ele alıp işleyen eserlerdir. Bu alanda son yıllarda yapılan irili ufaklı çalışmalar ilerisi için hayli ümit vericidir. Bu gruba sokabileceğimiz bazı örnekler de şunlardır: B. Atalay, Türkçede Kelime Yapma Yolları (İstanbul, TDK 1946); H. Dizdaroğlu, Türkçede Fiiller (Ankara TDK 1963); V. Hatiboğlu, İkileme (Ankara, TDK 1971); M. Kükey, Uygulamalı Örneklerle Türkçede Fiiller (Ankara 1972); V. Hatiboğlu, Pekiştirme Kuralları (Ankara, TDK 1973)-Türkçenin Ekleri (Ankara, TDK 1974); N. Selen, Entonasyon Analizleri (AÜDTCF yayını 1973); K. İmer, Türkiye Türkçesinde Kökler (Ankara 1976); S. Özel, Türkiye Türkçesinde Sözcük Türetme ve Birleştirme (Ankara TDK 1977); Ö. Demircan, Türkiye Türkçesinde Kök-Ek Birleşmeleri (Ankara, TDK yay., 1977); Y. Çotuksöken, Türkçede Ekler-Kökler-Gövdeler (İstanbul 1991); H. Zülfikar, Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları (Ankara TDK 1991); N. Engin Uzun, Türkiye Türkçesinin Türetme Ekleri (AÜDTCF yay., 1992); G. Gülsevin-S. Gülsevin, (Kâmûs-ı Türkî’ye göre) Türkçede Yapım Ekleri ve Kullanılışları 1. Fii/den İsim Yapan Ekler (Malatya 1993); T. Kahraman, Çağdaş Türkiye Türkçesinde Fiillerin Durum Ekli Tamlayıcıları (Ankara TDK yay., 1996); A. Erkman-F. Ş. Özil, Türkçede Niteleme Sıfat İşlevli Yan Tümceler (İstanbul 1998); F. Türkyılmaz, Tasarlama Kiplerinin İşlevleri (Ankara TDK 1999); E. Yaman, Türkiye Türkçesinde Zaman Kaymaları (Ankara TDK yay., 1999); G. Sev, Etmek Fiiliyle Yapılan Birleşik Fiiller ve Tamlayıcılarla Kullanılışı (Ankara TDK 2001); L. Tseng, Türkiye Türkçesinde Orta Hece Düşmesi (Ankara, TDK yay., 2002); . F. Süreyya Kurtoğlu, Türkiye Türkçesinde Ünlemler ve Fonksiyonları (Yüksek lisans tezi, GÜ, SBE, Ankara 1995) vb.

2. 2. 4. Bu konuda yapılan araştırmaların az sayıda bir bölüğü de Türkiye Türkçesi Gramerinin belirli bir konusunu, bağlı bulunduğu lehçeler grubu içinde ele alan eserlerdir: Ayşe İlker’in Batı Grubu Türk Yazı Dillerinde Fiil (Ankara, TDK yay., 1997); Himmet Biray’ın Batı Grubu Türk Lehçelerinde İsim (Ankara TDK 1999) adlı eserler bu gruba giren örnekleridir. Ayrıca, bir gramer konusunu Türkçenin bütünü içinde ele alan araştırmalarda, öteki lehçeler yanında Türkiye Türkçesini de değerlendiren eserler vardır sayıları da kabarıktır.

Z. Korkmaz’ın, Türkçede Eklerin Kullanılış şekilleri ve Ek Kalıplaşması Olayları (AÜDTCF yay., 1961, 1969 TDK 1994) - “Türkçede +ÇA Eki ve Bu Ekle Yapılan İsim Teşkilleri Üzerine Bir Deneme”, Türk Dili Üzerine Araştırmalar 1 (Ankara TDK 1995, s. 12-84); N. Hacıeminoğlu’nun Türk Dilinde Edatlar (İstanbul 1971); H. Zülfikar, Türkçede Ses Yansımalı Kelimeler İnceleme-Sözlük (Ankara TDK 1995) ; Y. Kocasavaş, Türkçede şahıs Zamirleri (Ankara TDK yay., 2002) adlı eserler gibi.

2. 2. 5. Gramerle ilgili çalışmaların bir bölüğü de herhangi bir konuyu makale çerçevesinde ele alan araştırmalardır: T. Banguoğlu, “Türkçede Benzerlik Sıfatları” (TDAY Belleten 1957 - Ankara 1957, s. 13-27) ; Ö. Demircan, “Birleşik Sözcük ve Birleşik Sözcüklerde Vurgu” (TDA Y Belleten 1977 - Ankara 1978 - s. 263-275); L. Johanson, “Türkçede Önceden Kestirilemez Nitelikteki Alomorflar” (TDAY Belleten 1977 - Ankara 1978 - s. 121-126); Z. Korkmaz, “Türkiye Türkçesinde İktidar ve İmkân Gösteren Yardımcı Fiiller ve Gelişmeleri” (Türk Dili Üzerine Araştırmalar, I. C., Ankara TDK, 1995, s. 607-619); M. Mansuroğlu, “Türkiye Türkçesinde Söz Yapımı Üzerinde Bazı Notlar” (TDED, İstanbul 1960, s. 5-25); E. Özdemir, “Türkçede Fiillerin Çekimlerine Toplu Bir Bakış” (TDAY Belleten 1967, -Ankara 1968-, s. 177-204) gibi çalışmalar bu niteliktedir.

2. 2. 6. Yapılan çalışmaların bir kısmı da gramer konularını genel dil bilimi çerçevesinde ele alan eser veya yazılardır. Bu gruba giren çalışmaların tipik örneğini Doğan Aksan’ın üç ciltlik Her Yönüyle Dil, Ana Çizgileri İle Dilbilim adlı eseri (Ankara, TDK yay., 1987) oluşturur. Bu eserin 2. ve 3. ciltlerinde Türkçenin, özellikle Türkiye Türkçesinin ses ve şekil bilimi konuları genel dil bilimi yöntem ve ölçüleri ile işlenmiştir. Doğan Aksan’ın, Anlambilimi ve Türk Anlambilimi (AÜDTCF yay., Ankara 1971) adlı eserinde de Türkiye Türkçesini ele alan anlam bilimi konuları aynı yöntemle işlenmiştir. Bir başka örnek de Kerime Üstünova’nın, Türkçede Yapı Kavramı ve Söz Dizimi İncelemeleri (Bursa 2002) adlı eseridir.

Türkiye Türkçesini geleneksel gramer yöntemi yerine, çağdaş dil bilimi yöntemi ile işleyen makale niteliğinde araştırma ve inceleme yazıları da vardır. Son yıllarda sayıları hayli artmıştır: Efrasyap Gemalmaz, Türkçenin Fonemler Düzeni ve Bu Fonemler Düzeninin İşleyişi, Fen. Ed. Fak. Edebiyat Bilimleri Araştırma Derg., Sayı: 12, fasikül (Atatürk Ü., Fen-Edeb. Fak. yay., 1980) s. 1-36.

Özkan Göksu, “Dilde Yapı Kavramı ve Geleneksel Yaklaşım”, Dilbilim ve Dilbilgisi Konuşmaları (Ankara TDK yay., 1980), s. 46-61; Talât Tekin, “Dilbilim Açısından Türkçe Gramerler”, Dilbilimin Dünü, Bugünü, Yarını Sempozyumu (18-19 Haziran 1987), HÜ. yay., 1987, s. 56-59;

Ünsal Özünlü, “Dilbilim ve Edebiyat Konusu Olarak Yinelemeler”, Dilbilimin Dünü, Bugünü, Yarını Sempozyumu (18-19 Haziran 1987), HÜ. yay., 1987, s. 44-51; Sumru Özsoy, “Söylem İçin Dönüşlü Yapı”, Dilbilim Araştırmaları, 1990, s. 35-40;

H. İbrahim Delice, “Türkçede Çatılım ve Edilim”, VII. Dilbilim Kurultayı Bildirileri, AÜDTCF yay., Ankara 1993, s. 141-154;

Fatma Erkman Akersan, “Türkçede Eş İşlevli Dilbilgisel Yapıların Kullanım Değerleri”, VII. Dilbilim Kurultayı Bildirileri, AÜDTCF yay., Ankara 1993, s. 95-103); Fatma Erman Akersan, “Türkçe Yüklemde Görünüş, Zaman ve Kip”, VIII. Dilbilim Kurultayı Bildirileri, İÜ İletişim Fak. yay., İstanbul 1994, s. 79-88; Kerime Üstünova, “Cümle Çözümlemelerinde Yüzey Yapı Derin Yapı İlişkileri”, Türk Dili, S. 563 (Ankara 1998), s. 398-406; Engin Uzun, “Türkçenin Uyumsuz Uyumları”, Dil dergisi, s. 115 (Temmuz-Ağustos 2002), s. 20-35 vb.

2. 2. 7. Gramer çalışmalarının bir kısmı da bu alandaki gelişme süreçlerinin nitelikleri ile birlikte ortaya konabilmesi ve yeni araştırıcılara daha elverişli bir ortam hazırlanabilmesi için, 1928 öncesi Türkiye Türkçesi ve tarihi devir gramerlerini bilimsel ölçülerle yeniden yayın alanına çıkaran çalışmalardır. Türk Dil Kurumu Gramer Bilim ve Uygulama Kolu içindeki bir proje çerçevesinde yürütülen çalışmaların konumuzla ilgili başlıca örnekleri şunlardır:

N. Özkan, Ahmet Cevdet Paşa-Fuat Paşa, Kavaid-i Osmaniyye (Ankara TDK 2000); N.Özkan, Ahmet Cevdet Paşa, Medhal-i Kavâ’id (Ankara TDK 2000); Emir İş İdben, Abdullah Ramiz Paşa, Emsile-i Türkiyye (Ankara TDK yay., 1999); K. Türkay, Halit Ziya, Kavaid-i Lisân-ı Türkî (Türkçe Dil Bilgisi) (Ankara TDK 1999); L. Karahan- D. Ergönenç, Hüseyin Cahit, Türkçe Sarf ve Nahiv (Ankara TDK 2000); G. Sağol-E. Şahin, N. Yıldız, Ahmet Cevat Emre, Türkçe Sarf ve Nahiv Eski Lisân-ı Osmanî Sarf ve Nahiv, (Ankara TDK yay., basılmakta); L. Karahan-Ü. Gürsoy, Tahir Kenan, Kavaid-i Lisân-ı Türkî (Ankara TDK yay., basılmakta), ile basılmakta veya hazırlanmakta olan öteki bazı gramerler.

Durum Değerlendirmesi ve Çözüm Bekleyen Sorunlar:

3. Yukarıdan beri yapılan açıklamalarla, Türkiye Türkçesi üzerindeki gramer çalışmalarını özet olarak ana çizgileri ile belirtmeye çalıştık. Sıralanan örnekler açıkça ortaya koymaktadır ki, Cumhuriyet dönemindeki gramer çalışmaları, sayıca daha önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak derecede çoktur. İçlerinde verimli ve göreceli olarak kapsamlı olanlar da vardır. Kuralların ortaya konmasında daha çok hazır kalıplara değil, dil malzemesinin verdiği sonuçlara dayanıldığı için hayli yol alınmıştır da... Ancak, yapılan bütün bu çalışmalar üzerinde bir durum değerlendirmesi yapıldığında, ulaşılan noktaların ulaşılması gereken hedefler açısından asla yeterli olmadığı kolaylıkla söylenebilir. Bunun birkaç temel nedeni vardır. Başta gelen neden, Türk grameri alanındaki çalışmaların, yukarıdaki bölümde açıklandığı üzere, yüzyıllarca ihmale uğratılmış, dolayısıyla bir boşluk ve umursamazlık içinde bırakılmış olmasıdır. Bu durum, Cumhuriyet döneminde gramer alanını yeni eğitim ve öğretim politikası gereği olarak ister istemez büyük açıklıklar ve çözüm bekleyen birçok sorunlar ile karşı karşıya getirmiştir. Ayrıca Cumhuriyet dönemindeki acil sosyal ve kültürel gereksinimler de okul gramerleri yazımını ön plana geçirmiş; derinlemesine gramer araştırmaları ya çok ağır tempo ile yol almış ya da uzunca bir süre geri plana itilmiştir. Bunların dışında, Türk dilinin tarihi ve coğrafi yayılma alanı çok geniş olduğu ve araştırıcıların büyük bir kısmı da çalışmalarını Türkiye Türkçesi dışında kalan eski ve yeni yazı dilleri veya lehçeleri alanlarına yönelttiği için, Türkiye Türkçesi grameri üzerindeki çalışmaların payı da o oranda azalmıştır. Bu durumların doğal bir sonucu olarak da genellikle ayrıntılı araştırmalara dayanan bilimsel nitelikte gramerler ortaya konamamıştır.

Bu türlü süreçlerden geçen gramer çalışmalarının günümüzdeki genel durumu şu noktalarda özetlenebilir:

3. 1. Elde var olan eserlerin hemen çoğu, orta veya yüksek öğretim düzeyinde ders kitapları niteliğindedir; dolayısıyla, konuları değerlendirme ölçüleri sınırlıdır. Konuların işlenişi bakımından örnekler farklı olsa da verilen bilgiler çok kez doğrusu ile yanlışı ile birbirinin tekrarı durumundadır; yahut da çeşitli yönlerde birbiriyle çelişen yargılar ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan yer yer düzeltilmeye muhtaçtır.

3. 2. Türkiye Türkçesinde 80-90 yıllık dil malzemesine ve derinlemesine incelemelere dayanan temel gramerlere ihtiyaç olduğu halde, bu alanda halen büyük bir boşluk yaşanmaktadır. Yalnız, yüksek öğretim düzeyindeki bazı gramerlerde, bir dereceye kadar daha derinlemesine bir yöntemin yer aldığı göze çarpar. M. Ergin’in Türk Dil Bilgisi (1958, 1962 yay.) ve T. Banguoğlu’nun Türkçenin Grameri (1974, 1986, 1990, 1995 baskıları) gibi. Tarafımızdan hazırlanan Türkiye Türkçesi (Şekil Bilgisi) adlı gramer, (baskıda) böyle temel bir ihtiyacı karşılama hedefine yönelmiştir.

3. 3. Ülkemizde, geniş kapsamlı temel gramerlerin yazılamamasının başlıca nedeni, her bir gramer konusu üzerinde derinlemesine araştırma sonuçları veren monografilerin yazılamamış olmasındandır. Bu bakımdan, temel gramer niteliğinde, kapsamlı eser hazırlayacak olan bir kimse, öncelikle bütün gramer konularını didik didik edecek araştırmalar yapma güçlüğü ile karşı karşıya gelmektedir. Bu da tek kişinin altından kalkabileceği bir yük değildir. Biz Türkiye Türkçesi (Şekil Bilgisi)’nin bölümlerini yazaken, bu güçlüğü yakından yaşamış bulunuyoruz.

3. 4. Yazılan gramerlerin hemen hepsi de tasvirci gramer niteliğindedir. Gerçi, Türkiye Türkçesinin tarihi dönemdeki kaynaklarını metin olarak yayımlayan eserlerde, çok kez bu eserlerin gramer yapıları da ele alınıp işlenmiştir. M. Mansuroğlu’nun yayımladığı Ahmed Fakih’in, Çarhname’si (İÜ, Edebiyat Fak., yay., 1956); L. Karahan’ın yayımladığı Erzurumlu Darîr’in, Kıssa-i Yûsuf (Ankara TDK yay., 1994); Z. Korkmaz’ın yayımladığı Sadrü’ddîn Şeyhoğlu’nun, Marzubân-nâme Tercümesi (AÜDTCF yay., 1973); M. Ergin’in yayımladığı Dede Korkut Kitabı II (Ankara TDK yay., 1963); Paşa Yavuzarslan’ın yayımladığı Musa bin Hacı Hüseyin el-İznikî’nin, Münebbihür-Râhidîn (uyurları uyandurucu) (Ankara TDK yay., 2002) adlı eserlerin gramer bölümleri gibi. Ama Türkiye Türkçesinin tarihi dönemlerini bir bütün olarak ele alan ve yer yer günümüz gramerine de ışık tutacak olan gramer çalışmaları yapılmamıştır. Bugün elimizde, Eski Anadolu Türkçesi ile Osmanlı Türkçesini kaynaklara dayanarak işleyen ve Türkiye Türkçesine uzanan gelişme köprüsünü kuran bir temel gramer yoktur. Eski Anadolu Türkçesinde Ekler (Gürer Gülsevin, Ankara TDK yay., 1997) örneğinde görüldüğü gibi, tek bir konuyu işleyen araştırmaların sayısı bile bir ikiyi geçmemektedir. Bu konuda yabancılar tarafından yapılmış olan bir iki araştırma bir istisna oluşturur.

3. 5. Yazılan Türkiye Türkçesi gramerleri, daha çok şekil bilgisi ve söz dizimi temelinde yol almıştır. Ses bilgisi konusundaki yayınlar, Banguoğlu’nun Türkçenin Ses Bilgisi (Ankara TDK yay., 1959) adlı eseri bir yana bırakılırsa, sayıları oldukça sınırlı makalelerden ibarettir. Burada bir istisna olarak J. Deny’nin, Oytun Şahin tarafından Türkçeye de aktarılmış olan Principes De Grammaire Turque ( “Turk” De Turquie): Türk Gramerinin Temel Kuralları (Ankara TDK yay., 1995) adlı eseri de verilmelidir. Anlam bilgisi ile ilgili yayınlar da pek sınırlıdır. Var olanlar batı kaynaklarındaki bilgilerin Türkçeye uyarlanması biçiminde ve bir başlangıç niteliğindedir. Gramer konularını bütünü ile ele alan ve bir dereceye kadar doyurucu sayılan araştırmalar tek tük denecek kadar azdır. Sonuç olarak, Türkiye Türkçesi gramerinin her bir ana bölümünde veya bir ana bölümün alt konularında, ayrıntılı araştırma ve incelemelere dayanan eserler verilememiş veya pek az sayıda verilebilmiş olduğu için, bugün genellikle eksikleri tamamlanmış ve yanlışlarından arındırılmış, birleştirici ve bütünleştirici geniş kapsamlı gramerlerimiz vardır denemez. Ama, üniversitelerimizce yapılan veya yaptırılan yeni araştırmalar ve Türk Dil Kurumunun aracılığı ile yayın alanına çıkan bir kısım çalışmalar ilerisi için umut vericidir.

Kaynak: http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20DILI/15.php

---Devamı aşağıdadır

[Değişiklik saati 2013-07-25 10:32 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"TÜRKİYE TÜRKÇESİ ÜZERİNDEKİ GRAMER ÇALIŞMALARI... -2. Bölüm Jul 25, 2013

--Alıntı--

TÜRKİYE TÜRKÇESİ ÜZERİNDEKİ GRAMER ÇALIŞMALARI VE BU ÇALIŞMALARIN GÜNÜMÜZDEKİ DURUMU

Yazan: Prof. Dr. Zeynep KORKMAZ*

... Devamı
_________

Ülkemizde, gramer konuları üzerindeki çalışmaların içinde bulunduğu genel durum dolayısıyla, bugün çözüm bekleyen birtakım sorunlarla karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Değerlendirme ayrılıklarından kaynaklanan ve ortak bir noktada birleştirilmesi gereken bu sorunların çözümü için, dilcilerimizin yakından bildiği üzere, Türk Dil Kurumu, 1993 yılından beri yılda iki kez üniversite öğretim üyelerinin de katılımı ile “Türk Gramerinin Sorunları” toplantıları yapmaktadır. Bu toplantılarda, üzerinde durulması gereken konular ikişer bildiri ile katılımcıların dikkatine sunulmakta; daha sonra da konu tartışmaya açılarak, var olan sorunlar bilimsel değerlendirmelerle bir ortak görüş noktasına getirilme amacı gütmektedir.6

Hâlen gramerlerimizde var olan ve bundan sonraki çalışmalarda çözüm bulması beklenen sorunlardan birkaç örneği burada bilginize sunmak istiyorum.7 İşte örnekler:

4. 1. Bir kısım gramerlerimizde, Türkiye Türkçesinin dil malzemesi eski alışkanlıkla yine Arap grameri ile Fransız ve dolayısıyla batı gramerleri kalıplarına sokulmuş ve konuların sınıflandırılmasında bu yönteme dayanılmıştır. Bilindiği gibi Arap gramerinde konular başlıca isim, fiil ve harf olmak üzere üç ana bölüme ayrılmıştır. Bu bölümler Osmanlı Türkçesi gramerlerine isim, fiil ve edat olarak aktarılmıştır. Edatlar, isimler ve fiiller gibi anlamlı değil, görevli sözler oldukları için Türkiye Türkçesi gramerlerinde de konuların bir bölüğü edatlar kalıbı altında ele alınmış ve bu gruba giren konular kendi içlerinde “son çekim edatları” (gibi, için, kadar, göre, dolayı, sonra vb.), “bağlama edatları” (ve, ile, dahi, ya...ya, hem... hem, ne...ne vb.), “cümle başı edatları” (ama, ancak, fakat, lakin, yani vb.) ve “ünlem edatları” (arkadaş!, haydi!, hey, işte, hay hay vb.) gibi bir sınıflamadan geçirilmiştir. M. Ergin’in Türk Dil Bilgisi adlı gramerinde ve N. Hacıeminoğlu’nun Türkçede Edatlar başlıklı araştırmasında böyle bir sınıflandırma yer almıştır. Aynı durum daha başka gramer ve çalışmalarda da görülmektedir.

1921 yılında yayımlanmış olan J. Deny’nin grameri8 konuların ele alınış ve işlenişi bakımından bir dönüm noktası oluşturur. Ancak, Deny, bu hacimli eserini Fransız üniversite öğrencilerine Türkçeyi öğretmek amacı ile yazdığından, eserde Fransız dilinin kalıpları egemendir. Sözcüklerin sınıflandırılması bakımından da Arap dilinin kalıplarına uyulmuştur.

Türkçenin bütünü üzerinde duran Danimarkalı Türkolog K. Grönbech ise, Türkçedeki bütün kelimeleri isim ve fiil olarak iki ana gruba ayırmıştır. Grönbech konuya gramer ögelerinin kökeni açısından yaklaştığı için edat, zarf, zarf-fiil gibi gramer ögelerini de asıl yapıları açısından isim ya da fiil grubuna sokmuştur.9

Türkiye Türkçesinin gramer konularını sınıflandırırken hem genel çizgileri ile türler hem de kelime sınıflarının gösterdiği farklı belirtiler üzerinde durmuş olan A. N. Kononov da10 ikili bir sınıflamayı benimsemiş görünür. Ancak, Kononov gramerinde de yöntem bakımından Rus dilinin etkisi göze çarpmaktadır.

Yerli gramer yazarlarının bir kısmı da konuları Türkçenin yapı ve işleyiş özelliklerine göre değerlendirerek doğrudan doğruya isim (veya ad), sıfat, zamir, zarf, fiil, edat, bağlaç ve ünlem olmak üzere sekiz söz sınıfına ayırmışlardır. Bizce de gerçek durum böyledir. Ancak, daha anlamlı ve işlevlik bir değerlendirme ile gramer ögelerini kendi içinde önce 1. Anlamlı ögeler, 2. Görevli ögeler diye iki temel gruba ayırmak uygun olur. Anlamlı ögeler içinde ad ve ad soylu sözler ile fiil ve fiil soylu sözler yer alır. Görevli ögeler içinde ise, işlevce birbirinden çok farklı görevler yüklenmiş olan edat, bağlaç ve ünlem niteliğindeki sözler yer alır. Bunların, yüklendikleri işlev ayrılıkları dolayısıyla elbette ayrı ayrı adlandırılmaları gerekir.11

Gramerlerimizde yer yer böyle birbirinden farklı bir sınıflandırmanın yer almış olması, ister istemez gramer eğitim ve öğretiminde de bir kutuplaşma ve ayrılığa yol açmıştır. Dilimizin gramer malzemesi, Türkçenin yapı ve işleyiş özellikleri temel alınarak değerlendirildiğinde, bu ikilik kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

4. 2. Konuların sınıflandırma ve adlandırılmalarında yer yer Fransız gramer kalıp ve terimlerinin etkisi de görülmektedir. Söz gelişi alt, üst, için, gibi, kadar, göre gibi, ad çekimi eklerinin yerlerini tutan geçici işlevdeki edatIar için, bazı araştırma ve gramerlerde, sınıflandırmaya koşut olarak son çekim edatları terimi kullanılmaktadır. Böyle bir ayırım ve adlandırına Türkçede bir ön çekim edatları nın da varlığını gerekli kılar. Oysa, Türkçede; Alman, Fransız ve İngiliz dillerinde olduğu gibi preposition niteliğinde bir ön çekim edatı yoktur. Yalnız postpasition karşılık ve görevinde adların sonuna eklenen edatlar vardır. O halde, hem sınıflandırma hem de terimlendirme açısından böyle bir adlandırma yanlıştır. Yalnızca edat kullanımı yeterlidir.

Batı gramerlerinin kalıplarından etkilenen bir başka önemli konu da adfiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil ile kurulan kelime gruplarının yer aldığı cümlelerin, gramerlerimizin pek çoğunda birleşik veya girişik cümle olarak gösterilmiş olmasıdır. Söz gelişi, Tahsin Banguoğlu Türkçenin Grameri adlı eserinin “Karmaşık Birleşik Cümle” (s. 562-575) bölümünde sıraladığı Toplantıya katılmanız bizi çok sevindirdi; (göst. e., s. 563); Arkadaşlar bu sırada işten ayrılmamı uygun bulmadılar (s. 565); Oturduğumuz evin odaları geni.ti; Doktor bana nezleyi önleyici ilaçlar verdi (s. 568); Onun bunu beğeneceğini sanmıyorum; Yorulduğumdan devam edemedik (s. 571); Ben anlattıkça o heyecanlanıyordu gibi cümlelerdeki fiilden kurulup da ad-fiil, sıfat-fiil, ve zarffiil durumundaki gramer şekillerinin yer aldığı kelime grupları birer girişik cümlenin, yardımcı cümleleri olarak gösterilmiştir. Durum J. Deny’nin (s. 744-820); K. Bilgegil’in (s. 73); H. Ediskun’un (s. 378 ve öt.); N. Koç’un (s. 444) adı geçen gramerleri ile öteki gramerlerde de genellikle öyledir. Oysa, burada söz konusu olan ad-fiiller, fiile ad veya özne görevi, sıfat-fiiller bir ada sıfat görevi; zarf-fiiller de fiile birer zarf görevi ile bağlanmışlardır. Bunların hiçbirisinde bir yargı yoktur ki, birer yardımcı cümle niteliği kazanabilsinler ve asıl cümleler de birer girişik cümle yapısına girebilmiş olsunlar. Durumu basit bir örnekle açıklamak gerekirse, Soğuk insanı iyice uyuşturuyor ve Üşümek insanı iyice uyuşturuyor cümlelerindeki soğuk adı ile fiilden yapılmış üşümek adı arasında hiç bir fark yoktur. Üşümek gramerce bir ad-fiildir ve cümlede özne görevi yüklenmiştir. Ad-fiil olarak herhangi bir yargı taşımamaktadır. Aynı şekilde sıfat-fiil ve zarf-fiil olan sözler de birer yargı taşımazlar. Bu nedenle, bu türlü şekillerin yer aldığı cümleler, Türkçenin cümle yapısında birer birleşik cümle değil, basit cümle durumundadırlar.12 Buradaki yanılma, batı dillerindeki bu türlü anlatımların birer yardımcı cümle ile karşılanmış olmasından kaynaklanmıştır. Dün gelen kitapları yarın size göndereceğiz gibi bir cümleyi bir Alman, bir Fransız veya bir İngiliz: “Kitapları size göndereceğiz (ki) o kitaplar bize dün geldi” biçiminde bir temel cümle ile ona ki (ki o) zamiri ile bağlanmış bir yardımcı cümle kalıbına sokarlar. Böylece, yardımcı cümle de temel cümle gibi bir yargı bildirir. Türkçede ise gelen sıfat-fiili, kitapların hangi kitaplar olduğunu belirleyen bir sıfattan ibarettir. Bu ve benzeri yanlışları göz önünde bulundurarak, değerlendirme sırasında, gramer ögelerini yalnız şekil yönünden değil, aynı zamanda işlev yönünden de değerlendirmek gerekir.

Sınıflandırmada işlevin ihmal edilmemesi gereği şöyle bir örnekle de açıklanabilir: Buraya emanet olarak bırakılan kitapları alıp götürdüler cümlesindeki alıp zarf-fiili, her ne kadar görünüşte, kalıp olarak bir zarf-fiil yapısında ise de işlev bakımından götürdüler fiilinin zarfı değildir. Aksine, yalnız başına yargı bildiren bir çekimli fiil durumundadır. Cümle, işlevce gelen kitapları aldılar ve götürdüler anlamında olduğu için, bütünü ile sıralı bir birleşik cümle durumundadır. Türkçede, (y)-lp / -(y)-up zarf-fiillerinin birbiri ardınca yapılan işleri bildirme görevinde çok örnek vardır.

4. 3. Kelime gruplarını sınıflandırma ve adlandırmada; demir kapı, altın kalem, gümüş bilezik, keten elbise, yün kazak gibi, bir nesnenin neden yapıldığını gösteren sıfat tamlaması türündeki kelime kalıplarının, işleve değil, şekle bakılarak bir kısım gramerlerimizde hâlâ isim tamlaması veya ad tamlaması diye gösterilmesi de gramerimizde var olan sorunların açık bir göstergesidir.

4. 4. Karşımıza çıkan sorunlardan biri de fiil çatısı ile ilgili değerlendirmelerdir. Gramerlerimizin hemen pek çoğunda, çatı ekleri ile şekilce aynı olan, ancak, işlevce fiilden fiil türetme özelliği taşıyan bazı eklerin birbirine karıştırıldığı görülüyor.

Bilindiği gibi çatı ekleri, fiil kök ve gövdelerinde sözlük anlamında bir değişiklik yapmayan eklerdir. Görevleri, fiilin özne ve nesne ile olan bağlantısında yalnızca şekil ve durum değişikliği yapmaktır: bak- / bak-ın- / bak-ıl-/bak-ış- gibi. Fiilden fiil türeten ekler ise, şekilce yani ses yapıları ile çatı ekleri ile eşteş olsalar bile, eklendikleri fiil kök ve gövdelerinde anlam değişikliği yapan, onlara yeni anlam ve kavramlar yükleyen eklerdir: al- /al-dır-“önem vermek, değer vermek. Olumsuz biçimi ile kullanılır: Sen ona aldırma gibi”. at- /at-ıl- “saldırmak, hücum etmek; bir işe girişmek, başlamak”, aç- /aç-ıl- “kendine gelmek”, as- /as-ıl- “ısrarla bir şeyin üzerine düşmek” çıl- /çıl-dır- “aklını yitimek, delirmek”, dal- /dal-aş- “ağız kavgası yapmak”, kır- /kır-ıt- “hoş görünme çabasıyla cilveli davranışlarda bulunmak”, kur- /kur-ul “kasılmak, övünür biçimde davranmak”, yak- /yak-ın- “şikayetçi olmak, dert yanmak” gibi. ...

İkinci gruptaki bu eklerin de birer çatı ekleri gibi gösterilmesi, hem çatının hem de fiilden fiil türeten eklerin tanımlarına ve işlevlerine ters düşen çelişkili bir durum ortaya koymaktadır. Aralarındaki işlev ayrılığı dolayısıyla, biz her iki gruptaki eklerin ayrı bölümlerde ele alınmasının uygun olacağı düşüncesindeyiz. Bir kısım gramerlerde -ma- olumsuzluk ekinin de çatı eki olarak gösterilmesi doğru değildir. Çünkü, bu ek de eklendiği fiil kök ve gövdelerinde olumsuzluk bildirme biçiminde bir anlam değişikliği yapmaktadır: gör- /gör-me- gibi.

5. Karşılaştığımız sorunlardan biri de gramer imlâ bağlantısı ile ilgilidir. 1928 yılında Lâtin alfabesi temelinde millî Türk alfabesinin kabulünden sonra, birçok imlâ veya yazım kılavuzları hazırlanmıştır. Bugüne kadar Türk Dil Kurumunca, İmlâ Kılavuzu’nun birbirinden az çok farklı 16 baskısı yapıldığı gibi, zaman zaman özel çalışmalarla şahıslar, bazı yayın kuruluşları veya Dil Derneği tarafından da kılavuzlar hazırlanıp yayımlanmıştır: Doğru imlâ Kılavuzu (İstanbul Dergâh yay., 1981); Mertol Tulum tarafından hazırlanan Yeni İmlâ Kılavuzu (Tecüman yay., 1986); Ömer Asım Aksoy başkanlığında bir kurulca hazırlanan Ana Yazım Kılavuzu (İstanbul Adam yay., 1987-1993); Günel Altuntaş’ın Nasıl Yazılır Nasıl Yazılmaz: Türk Dil Kurumunun Kurallarına Uygun Yazım (İmlâ) Kılavuzu (İstanbul 1990); M. Sabri Koz-Turan Yüksel’in, Büyük Yazım Kılavuzu (Yuva yay., 1993); Mehmet Aydın Hürdoğan’ın Türkçe İmlâ Kılavuzu (Emel yay.); Nijat Özön’ün, Büyük Dil Kılavuzu (Yapı Kredi yay., 1995); Vural Sözer’in Çoban Salatası (Her Okur Yazar İçin Güncel Yazım Kılavuzu İstanbul 1996); Türk Dil Kurumunun bazı düzeltmelerle yeniden yayımladığı İmlâ Kılavuzu (Ankara 2000) vb.

Bu kılavuzlar dikkatli bir incelemeden geçirildiğinde, İmlâ Kılavuzu mu? Yazım Kılavuzu mu? gibi adlandırma ayrılıklarından başlayarak, özellikle yabancı kaynaklı bir kısım sözlerde birbirini tutmayan farklı yazılışlar yer almıştır. Bu durum, aslında kılavuz hazırlayanların kişisel görüş ve değerlendirmelerinden ileri gelmektedir. Gerçi imlâ konusu itibari bir değerlendirmeye dayanır. Ancak, yazımda ayrılıklar doğurabilecek türde sözler, eğer gramerin ön gördüğü gereklere uygun bir değerlendirmeden geçirilmiş olsaydı bu yanlışlar yapılmaz veya en az düzeye indirilmiş olurdu. Ne var ki, imlâmız 70 yıldır bu değişik tutumlar yüzünden yazboz tahtasına döndürüldüğü ve imlâ da kısmen itibari bir değer taşıdığı için bugün yine birtakım sorunlarla karşılaşılmaktadır.

Türk Dil Kurumu, yıllardır imlâ konusundaki pürüzleri giderme ve bir imlâ birliği sağlama yönünde epey emek harcamıştır. Hele son İmlâ Kılavuzu’nun hazırlanışında, sorun oluşturan noktalar üzerinde özellikle durarak, bunları dilin gramer yapısı ve işleyiş ölçüleri açısından dikkatli bir incelemeden geçirerek pürüzleri elden geldiğince gidermeye çalışmıştır. Ancak, yazılışlarda ister alışkanlık haline gelen bazı durumlar, ister değişik görüş açılarının ortaya koyduğu durumlar ve isterse aydınlarımızın imlâ konusunda genellikle fazla duyarlı olmayan tutumları yüzünden olsun, bugün -daha önceki dönemlere oranla oldukça oturmuş bir imlâ varsa da bütünüyle, oturmuş, pürüzsüz bir imlâdan söz etmek mümkün değildir. Konunun (Pazar ertesi) gibi.13 Bunlara, dilimize girmiş Arapça sözlerle Türkçe yardımcı fiillerin birleşmesinden oluşmuş affet-, azlet-, emret-, seyret- gibi fiilleri de katabiliriz. Böyle bir oluşum ve anlam ölçüsü konarak ayrı ve bitişik yazılacak sözler kolayca ayırt edilebilirler. Ancak, bazı yazım kılavuzlarında birleşik kelimenin nasıl oluşmuş olursa olsun bitişik yazılması gerektiği anlayışı zaman zaman bir karışıklık doğurmuştur. Söz gelişi “Ayşe delidolu bir kızdır” cümlesindeki delidolu sıfatını deli dolu biçiminde ayrı yazarsak, o zaman “Tımarhaneler deli dolu” cümlesindeki yargı bildiren deli dolu sözünden ne farkı kalır? Böyle bir karışmayı önlemek için birinci delidolu bitişik, ikinci deli dolu ayrı yazılacaktır. Yine “Uluslararası spor karşılaşmaları uluslar arasındaki dostlukları pekiştirir” cümlesindeki uluslar arası ad tamlaması anlamca birbirinden farklıdır. Hatta aralarında bir vurgu ayrılığı bile vardır. Bu nedenle, bu cümlede geçen birleşik kelime yapısındaki birinci uluslararası bitişik, ikincisi ayrı yazılarak anlam karışması önlenebilir. Böyle bir ayraca, başvurulması var olan sorunu çözebileceği halde, uygulamada karışıklık süregelmiştir. Söz gelişi Ömer Asım Aksoy ve arkadaşlarının kılavuzunda, ayrı yazılması gereken birleşikler dilbilgisi, dilbilim, gökbilim, tarlakuşu, turnabalığı, tespihböceği biçiminde hep bitişik yazılmıştır (age., s. 23 IV: Birleşik Sözcükler). Buna karşılık Mertol Tulum’un hazırladığı kılavuzda da aradaki aidiyet bağı silindiği için bitişik yazılması gereken aslan ağzı, aslan pençesi, kuzu kulağı, öküz dili “bitki türü” gibi sözler ile başasistan, başgarson, başhekim, başkatip gibi bitişik yazılması gelenek durumuna gelmiş sıfat tamlaması kalıbındaki sözler de baş asistan vb. biçimlerinde hep ayrı yazılmıştır. Bu nitelikteki bitişik ve ayrı yazılışlarda, biz, şu işlev özelliğinin önemle göz önünde tutulması gereğine inanıyoruz. Dikkat edilirse, ayrı yazılan ad tamlaması kalıbındaki birleşik sözlerde de, iki ad arasındaki aidiyet bağı sağlamdır, zayıflamamıştır: Zeytin yağı = zeytinin yağıdır, zeytinden çıkan yağdır. Bitişik yazılan sözlerde ise, artık iki ad arasındaki aitlik bağı kaybolmuş, o tamlama yepyeni bir anlam kazanmıştır. Aynı durum öteki birleşik söz kalıpları için de söz konusudur.

6. Gramer terimlerimiz de sorunlar açısından üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Bir kısım gramerlerimizde, Türkçeleştirilen veya yeni türetilen terimler yanında, artık Türkçeleşmiş olan isim, sıfat, zarf, zamir gibi eski terimler de kullanılmaktadır. Buna karşılık bir kısım dilcilerimiz yalnızca ad, önad, adıl, ortaç, fiilimsi gibi yeni terimleri benimsemişlerdir. Mümkün olduğu takdirde, elbette Türkçe terimlere bağlanmakta büyük yarar vardır. Ancak, eğer ileri sürülen terimler, söz konusu gramer kavramlarını karşılayabilecek nitelikte sağlıklı terimler değilse, o zaman bu terimler benimsenmekte güçlüğe uğradığı için, yerlerine başkaları alınmaktadır. Söz gelişi ad çekimi ekleri için -i hâli (veya -i durumu) -in hâli, -e hâli, -den hâli ile; yalın hâl, yükleme (veya belirtme) hâli, ilgi hâli, yönelme hâli, çıkma (veya ayrılma) hâli gibi ayrı düşünce temeline dayandırılan terimlerin gramerden gramere, okuldan okula, üniversiteden üniversiteye değişen kullanım durumlarının yol açtığı terim kargaşası gibi. Bazen bunların batı dillerindeki karşılıklarından gelme nominatif, akkuzatif, datif vb. karşılıkların da kullanılmış olması bir süre kargaşayı üçüzleştirmiştir.

Gramerlerimizde sık sık yer alan ortaç sözünün de terim olarak ne anlattığını kestiremeyen bir dilci, bunun yerine sıfat-fiil “sıfat olarak kullanılan fiil biçimi” terimini kabullenmektedir. Yine fiilimsinin kapsamına giren isim-fiil (ad-fiil), sıfat-fiil ve zarf fiilin “fiili andıran gramer birimleri” değil, aslında “fiil olup da ad gibi, sıfat gibi veya zarf gibi kullanılan ve çekime girmeyen gramer öğeleri” olduğunu düşünen bir dilci, elbette fiilimsi yerine çekimsiz fiiller ortak adını ve alt konular için de isim-fiil veya ad fiil, sıfat-fiil, zarf-fiil terimlerini benimseyecektir. İşte terim yapımında yıllardır birleştirici ortak bir yolun izlenememiş olması, yakın geçmişimizde de bugün de karşımıza bir terimler sorunu çıkarmıştır. Gerçi bugün, gösterilen gayretlerle bu sorun bir dereceye kadar aşılmış ise de daha bütünüyle çözüme kavuşmuştur denemez. Aşağıda sıralanan birkaç örnek bile, gramer terimlerimizin bir süre nasıl bir çeşitlenmeye uğradığının tanıklarıdır: Şekil birimi, biçim birimi, terimi için: Suntam, morphem, yapılık, monem, yapım eki, biçim birim (Topaloğlu, s. 40).14

Birleşik cümle için: Mürekkep cümle, karmaşık cümle, bileşik cümle (age., s. 4) vb.

Bulunma (articulation) için: Eklemleme, eklemlenme, sesletim, üyeleme, üyelenme (age., s. 45).

Boğumlanma hâli, bulunma durumu (lokatif) için: Orunlamlık, -de hâli (durumu), lokarif hâli, orunlamalık düşüm, bulunma hâli, kalma durumu, kalma hâli, kimde hâli (age., s. 45).

Çıkma hâli, çıkma durumu (ablatif) için: Kopumluk, -den hâli (durumu), ablatif hâli (durumu), kopmalık düşüm, çıkma hâli (durumu), ayrılma hâli (durumu), uzaklaşma hâli. kimden hâli (age., s. 51).

Ek-fiil için: Cevher fiili, cevherî fiil, varlık fiili, salt veya soyut fiil, bildirme eki, ekeylem, yüklem fiili, imek fiili, takı fiili (age., s. 47).

Dudak ünsüzü (consonne labiale) için: Erimgiller (dudak sesleri), dudaksal sessizler, dudak konsonantı, dudaksı konson (sesde.), dudak sessizi, dudaksıl ağız dışı abanağı, dudak sesi (fonemi) age., s. 61).

Sıfat tamlaması için: Sıfat terkibi, sıfat takımı, takısız (eksiz), isim tamlaması, takısız tümleme, takısız tamlama, önad tamlaması, san takımı (age., s. 128) gibi.

Bugün gerek dilci bilim adamlarının gerek Türk Dil Kurumunun gösterdiği duyarlıkla, gramer terimlerinin birliğe ulaştırılması konusunda önemli bir aşama kaydedilmiştir. Bunda kurumca yayımlanan Gramer Terimleri Sözlüğü (Ankara 1992, genişletilmiş yeni baskısı da yapılmaktadır)’nün de büyük payı vardır. Bununla birlikte yine de yukarıda belirtildiği gibi, çifte kullanımlar yüzünden karışıklığa yol açan bazı terimlerimiz vardır. Bu noktada bir çözüme ulaşılması için, tartışma konusu olabilecek terimlerin bilimsel bir toplantıya sunulmasında yarar vardır diye düşünüyoruz.

Sonuç:

7. Gramerimizin çözüm bekleyen sorunlarına daha epey örnek gösterilebilir. Tasarlama kiplerinin 1. Şah. Teklik ve çokluk çekimlerinde emir kipinin var olup olmadığı15, daha çekime girmemiş olan fiil kök ve gövdelerinin gramer işlevleri açısından gösterdikleri ayrılıklar (söz gelişi başla- fiili ile ara fiili arasında var olan başlangıç veya süreklilik gösterme ayrılığı gibi). Fiilin ve kipin tanımında birbirinden ayrılan ve çelişen yanlar, ad çekim eki kapsamına giren ekler ve sayıları, ruh dünyamızın ürünü olan ünlemler “anlamlı sözler” grubuna sokulabilir mi? Sokulamaz mı? Ve daha başka konular... Bu sorunlara, özel araştırmalarda yer aldığı halde, gramerlerimizde hiç yer almamış olan fiilde görünüş (Aspekt)16 ve bir dilin kendi kendine söz türetme yolu olan kalıplaşma17 gibi konular da eklenebilir. Ne var ki, bu bildirinin amacı yalnız sorunları ve eksik kalan konu veya noktaları sıralamak değil, aynı zamanda bu sorunlara nasıl çözüm getirileceği konusunda öneriler sunmaktır. Biz bu durumu dikkate alarak, yukarıda sorunlar üzerinde dururken, yer yer görüşümüzce bunların çözüm yollarını da belirtmeye çalıştık. Sonuç olarak, var olan gramer sorunlarının sağlıklı bir çözüme ulaştırılabilmesi için, özellikle aşağıda belirtilen ana noktalarda da duyarlık gösterilmesinin uygun olacağı görüşündeyiz. Şöyle ki:

1. Gramer konuları ile ilgili özel araştırmalara ağırlık vermek,

2. Yapılacak araştırmalarda Türkçenin yazılı kaynaklarından derlenmiş bol malzemeye dayanmak ve bu malzemeyi sağlam bir süzgeçten geçirmek.

3. Çalışmalarda bilimsel yöntemin gereklerini ön plânda tutmak,

4. Değerlendirmelerde yalnız şekil kalıplarına bağlı kalmayıp işleve de gereken yeri vermek.

5. Kaynaklardan elde edilen malzemenin sağlıklı bir değerlendirmeden geçirilerek ulaşılacak yargı ve sonuçları, o konu veya konularda daha önce varılan yargı ve sonuçlarla karşılaştırarak kendi değer yargılarını kontrolden geçirmek.

6. Batılı bilim adamlarının çalışmalarında sık sık gözlendiği üzere, kararsızlık söz konusu olan konu ve durumlarda, o alan veya konunun uzmanı olan meslektaşlara da danışmayı ve konu tartışmasını bir alışkanlık durumuna getirmek.

Bu yollarla yapılacak çalışma ve araştırmaların; ses bilgisi, şekil bilgisi, söz dizimi, anlam bilgisi ve hatta dilin sanata yönelmiş olan retorik vb. konularında karşımıza çıkan sorunları büyük bir güçlüğe uğramadan çok daha kolay biçimde çözüme götürebileceği ve Türkiye Türkçesi gramerlerinin sağlam temellere oturtulabileceği düşüncesindeyiz. Saygılarımızla...




DİPNOTLAR
* Türk Dil Kurumu Aslî Üyesi, ANKARA.
Bu konuda geniş bilgi için A. Dilaçar, “Gramer, Tanımı, Adı, Kapsamı, Türleri, Yöntemi, Eğitimdeki Yeri ve Tarihçesi”, TDAY Belleten 1971 (Ankara 1971), s. 128 ve öt.; Z. Korkmaz, Türkiye Türkçesi (Şekil Bilgisi), Ankara TDK 2002, “Giriş” böl., s. XCI-XCIV’e bk.
2 L. Karahan-D. Ergönenç, Hüseyin Cahit, Türkçe Sarf ve Nahiv, Ankara, TDK yay., XVII ve Z. Korkmaz göst. eş, s. XCVIII.
3 Daha ayrıntılı bilgi için Z. Korkmaz, göst. eş, s. XCVIII’e bk.
4 Türkiye çevirisi, Çağdaş Türk Edebî Dilinin Grameri, basılmamış çeviri TDK kitaplığındadır.
5 Yukarıda yalnız örnek olarak sıralanan çalışmaların tümü, sınıflandırma türleri ve içerikleri üzerinde daha geniş bilgi için Bilâl Yücel, “Türk Dil Kurumunun Kuruluşunun 70. Yılında Gramer Kitaplarımız”, Türk Dili, Sayı: 607 (Temmuz 2002: TDK’nın 70. yılı özel sayısı), s. 119-139’a bk.
6 Şimdiye kadar bu konuda Türk Gramerinin Sorunları 1 (Ankara TDK 1993), II (Ankara TDK 1999) olmak üzere, 13 ayrı konuyu içine alan iki cilt yayımlanmıştır. 1998 yılından sonraki konuları içine alacak olan III. cilt yayım hazırlığındadır.
7 Daha önce gramer konularımızla ilgili bazı sorunlar konusunda verdiğimiz bir konferansta (Türk Dili, Sayı: 535 -Temmuz 1996- s. 3-20) bu sorunlar üzerinde durulmuştur. Bu bildiride gramer sorunları yeni bazı eklemelerle ve daha özet olarak aynı çerçevede ele alınmıştır.
8 Grammaire de la langue Turque (dialecte Osmanlı), Paris 1921. Türkçeye çevirisi: Ali Ulvi Elöve, Türk Dili Grameri (Osmanlı Lehçesi), İstanbul, Marif Vek. yay., 1941.
9 K. Grönbech, Der türkische Sprachbau, Kopenhagen 1936. Türkçeye çevirisi: Mehmet Akalın, Türkçenin Yapısı, Ankara TDK 1995.
10 Grammatika sovromennogo turetskogo literaturnogo yazıka, Moskova-Leningrad 1956.
11 Bu konuda daha geniş bilgi için Z. Korkmaz, “Türkçede Edat Konusu ve Gramerlerimizde Bu Konu ile İlgili Sınıflandırma Sorunu”, Hasan Eren Armağanı, Ankara TDK yay., 2000, s. 226-236.
12 Bu konuda daha geniş bilgi için L. Karahan, “Türkçede Birleşik Cümle Problemi”, Türk Gramerinin Sorunları (22-23 Ekim 1993), Ankara TDK yay., 1993, s. 6-39, 39-42’ye bk.
13 Bu konuda daha geniş bilgi için Z. Korkmaz, “Birleşik Kelimeler ve Yazılışları Üzerine”, Türk Dili, Sayı: 501 (Mart 1994), s. 190-196’ya bk.
14 Yukarıya aktarılan örnekler A. Topaloğlu’nun, Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü (İstanbul, Ötüken neşriyat yay., 1998) adlı eserinden alınmıştır. Daha sonra, yalnız verilen örneklerin sayfa numaraları gösterilecektir.
15 Z. Korkmaz, agm., Türk Dili, Sayı: 535, s. 15-17; A. B. Ercilasun, “Türkçede Emir ve İstek Kipi Üzerine”, Türk Gramerinin Sorunları (Ankara, TDK yay., 1993), s. 61-66 ve 66-72.
16 L. Johanson, Aspekt in Türkischen, Uppsala, 1971.
17 Z. Korkmaz, Türkçede Eklerin Kullanılış şekilleri ve Ek Kalıplaşması Olayları, AÜDTCF yay., 1961, 1969, TDK yay., 1994.

------
Kaynak: http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20DILI/15.php

[Değişiklik saati 2013-07-25 13:12 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"YABANCI ÖZEL ADLARIN YAZILIŞI" Jul 25, 2013

--Alıntı--

Arapça ve Farsça adların yazılışı
======================

1. Arap ve Fars kökenli bazı kişi adları hem Türkler hem de Araplar ve Farslar tarafından kullanılmaktadır. Bu tür adlar Türkler tarafından kullanıldığı zaman Türkçe söylenişlerine göre yazılırlar:

Ahmet, Bedrettin, Fuat, Mehmet, Necmettin, Nizamettin, Ömer, Rıza, Saadettin.

Aynı isimler Araplar ve Farslar tarafından kullanıldığında yine Türkçe söyleniş esas alınır; ancak tonlu ünsüzler olduğu gibi kalır:

Ahmed, Bedreddin, Celâleddin, Hafız-ı Şirazî, Muhammed, Necmeddin, Nizameddin, Nizamî, Osman, Ömer Hayyam.

Eski metinlerin yeni yazıya çevrilmesinde, eski metinlerden yapılan alıntılarda ve bilimsel çalışmalarda, Türk adlarında da tonlu (yumuşak) ünsüzler gösterilebilir.

2. Arapça ve Farsça yer adları Türkçe söylenişlerine göre yazılır:

Cezayir, Fas, Filistin, Mısır, Suudî Arabistan; Bağdat, Cidde, Erdebil, Halep, İsfahan, İskenderiye, Medine, Mekke, Şam, Şiraz, Tahran, Tebriz, Trablusgarp


Lâtin yazı sistemini kullanan dillerdeki adların yazılışı
=====================================

1. Lâtin yazı sistemini kullanan dillerdeki özel adlar özgün imlâlarıyla yazılır:

Beethoven, Cervantes, Chopin, Eminescu, Grimm, Horatius, Byron, Puccini, Rousseau, Shakespeare, Bologna, Buenos Aires, Iorga, Ile-de-France, Karlovy Vary, Latium, Loire, Mann, New York, Nice, Rio de Janerio, Vaasa, Wuppertal.

Yabancı adların yazılışında Türk alfabesinde kullanılmayan birtakım ek işaretler geçtiği zaman özgün yazılışlarına uyulur:

Molière, Grønbech, Plze@, Ibáñez. Basımda ilgili harf bulunmadığı zaman ek işaretler yazılmaz: Moliere, Plzen, Ibanez.

Yabancı özel adlardan türetilmiş akım adları Türkçe söylenişlerine göre yazılır:

Dekartçılık, Epikürcülük, Kalvenci, Kalvencilik, Kalvenizm, Kartezyenizm, Lüterci, Lütercilik, Marksçılık, Marksist, Marksizm.

2. Batı kökenli kişi ve yer adlarının bir bölümü eskiden beri dilimizde Türkçe biçimiyle yerleşmiştir. Bu gibi özel adlar Türkçe söylenişlerine göre yazılır:

Napolyon, Şarlken, Şarl (Demirbaş Şarl); Atina, Brüksel, Cenevre, Londra, Marsilya, Münih, Paris, Roma, Selânik, Venedik, Viyana, Zürih; Hollânda.



Yunanca adların yazılışı
================

Yunanca adlarda Yunan harflerinin ses değerlerini karşılayan Türk harfleri kullanılır:

Homeros, Herodotos, Euripides, Pindaros, Solon, Sokrates, Aristoteles, Platon, Venizelos, Karamanlis, Papandreu, Melina Mercouri, Onasis. Bu adları batı dillerinde kullanılan söyleniş biçimlerine uyarak Homer (Fransızca Homère), Öripid (Fransızca Euripide), Pindar (Fransızca Pindare) şeklinde yazmamak gerekir.

Ancak Hérodotos, Sokrates, Aristoteles, Platon, Pythagoras, Eukleides adları dilimizde yaygın olarak Herodot, Sokrat, Aristo, Eflâtun, Pisagor, Öklid biçimlerinde yerleşmiştir.



Rusça adların yazılışı
===============

1. Rusça özel adlarda Rus harflerinin ses değerlerini karşılayan Türk harfleri kullanılır; vurguya bağlı söyleyiş ayrılıkları göz önüne alınmaz:

Çaykovski, Gogol, Puşkin, Tolstoy; Omsk, Orenburg, Petersburg, Volga.

Ancak Moskva kelimesi Türkçe söylenişine uygun olarak Moskova biçiminde yazılır.

2. Rusça e harfi, kelimelerin başında ve kelime içinde ünlüden sonra ye ses değerindedir ve ye olarak yazılır:

Yenisey (Rusça yazılışı Enisei), Katayev (Rusça yazılışı Kataev), Dostoyevski (Rusça yazılışı Dostoevskiy), Fadeyev (Rusça yazılışı Fadeev), Mendeleyev (Rusça yazılışı Mendeleev), Yeltsin (Rusça yazılışı Eltsin).

3. Rusça x harfi, Türkçede h'ye çevrilir:

Çehov (Rusça Çexov), Şolohov (Rusça Şoloxov).

Bu harfi batı dillerinde olduğu gibi ch veya kh ile yazmak doğru değildir.

4. Özel adların sonundaki y'ler korunur:

Klyaştornıy, İlminskiy.

Ancak, Çaykovski, Dostoyevski gibi birkaç örnekte y'siz yazılışlar yerleşmiştir.

5. Rusçada ünsüzler için kullanılan inceltme işaretleri Türkçede kullanılmaz:

Bolşevik, Gogol.

Ancak inceltme işaretinden sonra e veya i geldiği zaman bu işaret y’ye çevrilir:

Prokofyev, İlyiç.

6. Soyadlarında kullanılan -ov ve -ev ögeleri söylenişte f 'li olmasına rağmen bu söyleniş yazıya geçirilmez:

Brejnev, Gorbaçov, Malov.



Çince ve Japonca adların yazılışı
======================

1. Çince adlar, Türkçede yerleşmiş biçimlerine göre yazılır:

Honan, Huangho, Kanton, Nankin, Pekin, Şanghay, Vuhan.

Çincede soyadları küçük adlardan önce gelir. Soyadları çoklukla tek hecelidir, küçük adlar ise bir veya iki heceden oluşur. Bu adlar büyük harfle başlar; heceler arasına çizgi konur:

Sun Yat-sen, Lin Yu-tang. Yalnız Konfüçyüs gibi yaygınlık kazanmış adlar bitişik yazılır.

2. Japon yer ve kişi adları da Türkçede yerleşmiş biçimlerine göre yazılır:

Tokyo, Hiroşima, Nagasaki, Osaka, Hokkaido, Kyoto; Hirohito, Haneda, Masao Mori.

----
Kaynak: http://www.imla.dilimiz.com/


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"ALINTI KELİMELERİN YAZILIŞI" Jul 25, 2013

--Alıntıdır--


Dilimize mal olmuş yabancı kökenli kelimeler, Türkçede söylendiği gibi yazılır:

inci, kent, kamu, duvar, merdiven, çamaşır, pencere, kitap, memleket, ceviz, iskele, banka, sigorta, hidrojen, operasyon, futbol, portakal, sandalye, elektrik, otomobil, parlâmenter, parlâmento, şarjör.

Ancak şu örneklerde söyleniş çoğunlukla değiştiği hâlde, yazılış korunmaktadır:

arozöz, beysbol, blender, briyantin, çikolata, entelektüel, firkateyn, fosseptik, ıskonto, kampus, master, mikser, mokasen, mönü, pound, şanjman, trotuvar.

Yabancı kökenli kelimelerin yazılışlarıyla ilgili bazı noktalar aşağıda ayrıca gösterilmiştir:

1. İki ünsüzle biten birtakım Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin söylenişinde ünsüzler arasında bir ünlü türemiştir. Bu ünlü yazılışta da söyleyişte de belirtilir:

bahis (< Arapça bahs), emir (< Arapça emr), fikir (< Arapça fikr), hüküm (< Arapça hükm), ilim (< Arapça ilm), keşif
(< Arapça keşf), nakil (< Arapça nakl), nutuk (< Arapça nutk), ömür
(< Arapça ömr), sabır (< Arapça sabr), şahıs (< Arapça şahs), şehir
(< Farsça şehr 'kent'), zehir (< Farsça zehr).

Bu kelimeler ünlüyle başlayan bir ek veya etmek, edilmek, olmak, olunmak, eylemek yardımcı fiillerini aldıkları zaman türemiş olan ünlü, söylenişte de yazılışta da düşer:

bahse, emri, fikre, hükmün, nutku, ömrün, şahsı, şehre; keşfolunmak, nakletmek, şükretmek, seyredilmek, zehretmek, zikreylemek (bk. Birleşik kelimeler A. 2).

2. İki ünsüzle başlayan batı kökenli alıntılar, ünsüzler arasına ünlü konmadan yazılır:

francala, gram, gramer, gramofon, grup, kral, kredi, kritik, plân, pratik, problem, profesör, program, proje, propaganda, protein, prova, psikoloji, slogan, snop, spiker, spor, staj, stil, stüdyo, trafik, tren, triptik.

Ancak bu tür birkaç alıntıda, söz başında veya iki ünsüz arasında bir ünlü türemiştir. Bu ünlü söylenişte de yazılışta da gösterilir:

iskarpin, iskele, iskelet, istasyon, istatistik, kulüp.

3. İçinde yan yana iki veya daha fazla ünsüz bulunan batı kökenli alıntılar, ünsüzler arasına ünlü konmadan yazılır:

alafranga, apartman, biyografi, elektrik, gangster, kilogram, orkestra, paragraf, program, telgraf.

4. İki ünsüzle biten batı kökenli alıntılar, ünsüzler arasına ünlü konmadan yazılır: aks, film, form, lüks, modern, natürmort, risk, seks, slayt, teyp.

5. Batı kökenli alıntıların içindeki ve sonundaki g ünsüzleri olduğu gibi korunur:

biyografi, diyagram, dogma, magma, monografi, paragraf, program; arkeolog, demagog, diyalog, filolog, jeolog, katalog, monolog, psikolog, Türkolog, ürolog.

Ancak coğrafya, fotoğraf ve topoğraf kelimelerinde g 'ler, ğ 'ye döner.

* * *

Aşağıdaki durumlarda batı kökenli kelimeler, özgün imlâları ile yazılırlar:

1. Ödünçlemeler (Dilimize mal olmamış yabancı kelimeler):

by-pass (İngilizce), center (İngilizce), centrum (Lâtince), check-up (İngilizce), fuel oil (İngilizce), pipeline (İngilizce), pizza (İtalyanca), ravioli (İtalyanca), spaghetti (İtalyanca).

2. Bilim, sanat ve uzmanlık dallarında kullanılan bazı terimler:

adagio, andante, cuprum, deseptyl, quercus, terminus technicus.

3. Lâtin yazı sistemini kullanan dillerden alınma deyim ve sözler:

Veni, vidi, vici; conditio sine qua non; eppur si muove; to be or not to be; mehr Licht; l'art pour l'art; l'Etat c'est moi; traduttore, traditore; persona non grata; casus belli.

Mesele falan değildi öyle,

To be or not to be kendisi için;

Bir akşam uyudu;

Uyanmayıverdi.

(Orhan Veli Kanık)

-------

Kaynak: http://www.imla.dilimiz.com/TDK/alintikelimelerinyazimi.HTM


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Türkçenin Gücü" Jul 26, 2013

--Alıntıdır--

Yazan: Prof. Dr. Doğan Aksan



Türkçemizin gerek fonetik, gerekse de morfolojik açıdan diğer dillere nazaran daha güçlü olduğu su götürmez bir gerçektir. Her ne kadar bazıları sadece bizim dilimiz olduğu için onu üstün gösterdiğimizi düşünse de, bunu ana dili Türkçe olmayan dil bilimciler bile söylemektedir. Türkçenin çekim gücü, kelime hazinesinin genişliği, ahenk unsurlarına uyumluluğu… gibi tüm özellikleri sıralanınca, eminim siz de Türkçenin gücünü daha iyi anlayacaksınız. Aşağıya Doğan Aksan’ın Türkçenin Gücü adlı eserinde maddelediği yazıyı aktaracağım. Umarım faydalı olur.

1-Önce insan: Dünyadaki yaygın dillerin bir çoğunda insan ile eşya arasında fark yoktur, cinsiyet ayırımı vardır. Oysa Türkçemizde bütün insanlar eşittir ve diğer doğa varlıklarından farklıdır. Örnek olarak şu cümleye bakın “İnek ve yavrusu otluyor.” Benzeri bir cümlede özne insan olduğunda şu şekil oluşacaktır “Anne ve çocuğu yemek yiyorlar.” Bu iki cümle birbirlerine çok benziyor fakat dikkat ederseniz yüklemin sonunda lar takısı sadece insanlar sözkonusu olduğunda ekleniyor. Bir dilin insana önem vermesi ve cinsiyet ayrımı yapmadan her insanı eşit kabul etmesi üstün bir özellik değil de nedir. En azından bu özellik sayesinde sözlerinde üçüncü tekil şahıs geçen bütün şarkılar ve türküler hem kadınlar hem de erkekler tarafından rahatlıkla söylenebilmektedir.

2-Kelime türetme yeteneği: Eklemeli dillerin en güzel özelliklerinden biri kelime üretme imkanlarının çok geniş olmasıdır. Kökten kelime türetildiği gibi türetilmiş kelimelere yeniden ekleme yapma imkanı bulunmaktadır.

3-Türkçede kelimelere vurgu sayesinde anlatım gücü çeşitliliği sağlanabilir. Örneğin “Onu buradan atmalıyım”. Cümlesinde her kelimeye ayrı ayrı vurgu yapalım, göreceğiz ki hangi kelimeyi vurgularsak o unsura daha fazla dikkat çekmiş oluyoruz. Kimi buradan atmalısın? Sorusuna yanıt “Onu buradan atmalyım”. Onu nereden atmalısın sorusuna yanıt; Onu buradan atmalıyım. Onu ne yapmalısın sorusuna yanıt; Onu buradan atmalıyım.

4- Gizli sözcük zenginliği: Türkçede genelde kullanılmayan bir çok gizli kelime vardır. Genelde kullanılmayan kelimeler dilin parçası sayılır mı hiç diyeceksiniz. Başka dillerde sayılmayabilir ama Türkçede sayılmalıdır. Eğer bir kişi bu gizli kelimeyi kullanacak olursa karşıdaki de bunu anlayacak olursa nede sayılmasın. Sözcük köklerini ve isim yapan ekleri terk etmediğimiz sürece gizli kelimeler de bizi terketmez, her an kullanılmayı beklerler. Türkçenin binlerce yıl ayakta kalabilmesinin sırrı da belki burda yatmaktadır. Türkçede atıl bekleyen kelimeler o kadar çoktur ki bazı dillerin kelime sayısından bile fazladır. Gizli olan ve olmayan kelimelere örnek verelim; Ver kökünden vergi türetilmiştir günümüzde kullanılmaktadır yani gizli bir kelime değildir, oysa al kökünden algı kullanılmamaktadır, “dilenci insanlardan algı topluyordu” cümlesi sizce ne manaya geldiği az çok anlaşılmıyor mu algı = sadaka değil mi?. Duy kökünden duygu, gör kökünden görgü kullanılmaktadır, dur kökünden durgu ise kullanılmamaktadır. “Trafik durgusuna yakalandım” gibi bir cümle kurduğumuzda (ilk defa kullanıldığı için tuhaf gelebilir) bu cümlenin de ne manaya geldiğini anlayabiliriz. Gizli kelimelerim sayısı sadece köklerle sınırlı değil, bir ekle yetinmeyip ikinci ve üçüncü eklemeler yaparak aynı kelime üzerinde kelime türetme olasılık sayısını arttırmak mümkündür. Durguluk, durguç, durgucuk vs.

5- Kelime haznesi konusunda gizli kelimelerin katkısından yukarıda bahsetmiştik. Bir de kelime haznesini artıran fakat bir çoğu sözlüklerimizde yer almayan Türkçenin cümle içindeki geçici kelimeleri vardır. “Sigarasında bir kaç içimlik yer kalmıştı” cümlesindeki içimlik kelimesinde olduğu gibi.

6- Türkçede kelimeler cümle içinde çok değişik yerde kullanılabilir. Cümledeki yerine bağlı olarak farklı bir anlam kazanan cümle aynı kelimelerle değişik ifadeler sağlamaktadır . “Gökteki yıldız parlıyordu” ile “Yıldız gökte parlıyordu” aynı anlamı taşımaz. Bu şekilde kullanımlar Türkçede çok yaygındır. Bir çok dilde ise kelimelerin yerini değiştirmek hem kolay değildir hem de değiştirilse bile anlamda farklılık meydana gelmez.

7-Türkçe kendini ispat etmiş en eski diller arasındadır. Doğal şartlara uyum gösteremeyen canlı türleri yok olmaktadır. Türkçe terkedilmeye çalışılmış (osmanlıcada olduğu gibi) fakat kendini toparlayıp yeniden canlanmıştır. Günümüzde Türkçe kadar köklerine bağlı bir dil çok azdır. Avrupa dillerinin geçmişi 400-500 yıllıktır. Belki 200 yıl sonraki dünya yüzeyinde birbirini anlamayan fakat ingilizce konuşan değişik halklar olacaktır çünkü bu gün dahi ingilizce çok yerde farklılaşmaktadır. Zaten latince aynı akibete uğrayarak çatallaşmış fransızca, almanca, ingilzce dilleri meydana gelmişti. Türkçe yine köklerine bağlı olarak ayakta durabilecetir ( yeter ki terkedilmesin). Binlerce yıl geçmesine rağmen dünyadaki Türkçe konuşan insanların dilleri latin dillerindeki örnekteki gibi ayrı diller olarak değil farklı lehçeler olarak kabul edilmektedir.

8- Türkçe olduğu gibi yazılan-yazılabilen bir dildir. Bir sesi ifade ederken tek bir harf kullanılmaktadır. Bu açılardan okuma yazma öğrenimi, programlama dili (henüz ciddi bir çalışma yok), bilimsel isimlendirmelerde (çok az kullanılsa da) üstünlük taşımaktadır.

9-Ses uyumu: Ünlü ünsüz uyumu, kelime sonlarına gelen eklerden sonra bazı harflerin yumuşaması gibi özellikler Türkçenin ses olarak kulağa hoş gelen bir dil olmasına sebep olmaktadır. Üstelik insan doğasına en uygun sesleri barındırmaktadır. Bazı kasıtlı yanlış dayatmaların aksine Türkçe şarkı, şiir ve edebiyat için en uygun dildir.

Kaynak: Doğan Aksan – Türkçenin Gücü

Kaynak: http://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Türkçe’nin Diğer Dillerden Üstünlüğü" Jul 27, 2013

--Alıntı yazıdır-

Türkçe’nin Şifresi

Yazan: Oğuz Düzgün

Bizim bu kadar cesaretli konuşmamızı sağlayan Türkçe’nin muhteşem düzenidir. Nasıl ki, her şey zıddıyla bilinir, bunun gibi, Türkçe’nin düzeni ortaya konulduktan sonra, artık diğer dillerin düzensizlikleri gün gibi aşikar olacaktır.

Yeryüzünde yaşayan bütün milletler, öznel bir şekilde kendi kültürlerini, örflerini ve dillerini diğer milletlerinkinden üstün görmektedirler.İnsanlar genellikle duygularıyla yaşarlar. Akıllarıyla yaşadıklarını öne süren bilim adamları bile, pek çok savlarında duygularının esiridir aslında. Şu anda dünyada büyük bir yayılma alanı bulmuş olan Hint Avrupa dil ailesine mensup İngiliz dilini konuşan bilim adamları, böyle bir öznel yaklaşımla kendi dillerini “en üstün dil” konumuna koymaya cüret etmişlerdir.Onlara göre, bütün dünya İngilizce’yi konuşursa medenileşecektir.Bir dilin üstünlüğü neye göre olacaktır?Onlar: “en çok yayılan ve büklümleşen dil en üstündür” demektedirler.Bu görüşe göre, günümüzde Türkçe, İngilizce’ye göre oldukça aşağı basamaklardadır.En alt basamakta ise Çince gibi diller vardır.Bizim bu kitabı yazmaktaki amacımız; bu gibi dilimizi aşağılayan görüşleri, bilimsel yöntemlerle yer yüzünden tamamen ortadan kaldırmaktır.Bizim bu kadar cesaretli konuşmamızı sağlayan Türkçe’nin muhteşem düzenidir.Nasıl ki, her şey zıddıyla bilinir, bunun gibi, Türkçe’nin düzeni ortaya konulduktan sonra, artık diğer dillerin düzensizlikleri gün gibi aşikar olacaktır.

İngilizce, çok mükemmel bir dil olduğundan dolayı bu kadar yayılmamıştır.Belki bu dili konuşanların bilimsel ve ekonomik üstünlükleri, diğer insanları bu dili öğrenmeye itmiştir.Nasıl ki, bir zamanlar Fars ve Arap toplumlarından bilimde ve edebiyatta kendilerini aşağı gören toplumlar, bu dilleri öğrenmişler ve gerçek sahiplerinden daha iyi kullanmışlardır.Bunun gibi bugün de batı dillerine bir yönelme doğal olarak gerçekleşmiştir.Selçuklu Devlet’inde bilindiği üzere Farsça, Resmi Dil olarak kabul edilecek derecede ileri gidilmiştir.Arapça ve Farsça’nın etkileriyle Türkçe’nin Osmanlıca adı altında yeni bir lehçesi oluşmuştur.Diller kara kaşları, kara gözleri için yayılmazlar tabiri caizse.Ve birbirlerinden çok fazla da üstünlükleri yoktur.Her dilin de kendine göre güzellikleri vardır.Bizim bu kitabı yazmaktaki amacımız,diğer dillere saldırmak değildir.Bizim amacımız yüzlerce yıldır yabancı (Bizim içimizden de bazı “yabancılar” çıkmış) bilim adamlarınca küçümsenen,aşağılanan bir dili savunmaktır.Aslına bakılırsa,Türkçe’nin savunulmaya da ihtiyacı yoktur.Türkçe zaten tüm güzelliğiyle kendini savunmaktadır.Bizim gayemiz de kendi bakış açımızla görebildiğimiz güzellikleri sizlerle paylaşmaktır.Türkçe’nin güzellikleri bizim söylediklerimizden ibarettir dersek,bizler de Türkçe’yi küçümsemiş oluruz.Elbette biz buz dağının görünen kısmıyla ilgilenebildik.Uzak amacımız, Türkçe’nin bilinmeyen daha pek çok güzelliklerine de ulaşabilmektir.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki;Türkçe dünyanın tamamına yayılmış bir dildir.Şu anda da Ermenilerden, Arnavutlara kadar onlarca halkın ikinci bir dil olarak konuştuğu mükemmel bir dildir.Türkçe pek çok dünya milletinin dillerinde köklü değişiklikler yapmış bir dildir.Bugün Yunanca’da yüzlerce Türkçe kelime vardır.Sırplar Osmanlı’dan miras kalan “Devlet” kelimesini hala kullanmaktadırlar.Bir çok dili de etkilemiş bir dildir Türkçe.Bazı dil bilginleri Türkçe’nin kökenlerinin İsa’dan Önce 15 binlere dayandığını ifade etmektedirler.Hatta bazı cesaretli dil bilginleri , Hint Avrupa dillerinin kökenin de Ön Türkçe olduğunu iddia etmektedirler.Anadolu’daki bazı medeniyetlerin de Ön Türklerin medeniyeti olduğu Türkologlar ve Dil Bilginleri tarafından ispat edilmektedir.Yine Hititçe ve Sümerce’nin Ön Türkçe diller olduğu iddia edilmektedir.Bu iddialar bazı dil bilginleri ve araştırmacılarca ispat da edilmektedir.Bazı Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinin dillerinin Gramer yapıları Türkçe’ye çok benzemese de, çok çeşitli yönlerden Türkçe’nin bu dilleri derinden etkilediği görülmektedir.Bu da Türkçe’nin erken dönemlerdeki tesirini göstermektedir.Bütün bu örneklerden de görüldüğü gibi Türkçe gerçekten köklü ve tarihte çağ açan ve çağ kapatan bir medeniyetin Ortak Dili olmuş güzel bir dildir.Bugüne kadar Türkçe’nin üstünlüğünü ve güzelliğini anlatan pek çok kitap neşredilmiştir.Bizim, Türkçe’yi, Anglo-Sakson kelimelerin istilasına karşı, muhafazaya çalıştığımız gibi, bizden bin yıl öncesinde de, Kaşgarlı Mahmud, Fahreddin Mubarekşah, Zemahşeri gibi Müslüman Türk bilginleri, yazdıkları birbirinden değerli eselerlerle, Türkçe’nin ve Müslüman Türk kültürünün diğer dillerden ve kültürlerden üstünlüğünü ispata çalışmışlardı.Bizim bu mutevazi çalışmamız da aynı geleneksel çalışmaların, bir farklı anlayışla, devamından ibarettir.Anlayış farkımız şudur; Artık bizim için tehlike Farsça ve Arapça gibi diller değildir..Onlarla zaten bir sulh tesis etmişizdir.Bizim için şu andaki mesele, Anglo-sakson dillerinin ahlaki bakımdan olumsuz yan etkileriyle, bizim edebi dilimizi, ebediyen yok etmek üzere yaptıkları edepsiz saldırılara mukavemet etmektir..Bu alanda da pek çok başarılara imza atılmıştır..Pek çok bilginimizin pek çok nadide çalışmaları, insanımızı uyandırmaya devam etmektedir.Ancak böyle ulvi vazifeler, fani şahsiyetlere bina edilemez..Türkçe’yi korumak vazifesi, tüm milletin vazifesidir.İlmi vasfı ne olursa olsun, herkesin Türkçe’yi savunmaya ve korumaya hakkı vardır..Yeter ki Türkçe’yi korumak adına söylenenler, ilmi delillerle kuvvetlendirilsin.

Biz bu çalışmamızda, Türkçe’nin bilhassa düzen yönünden üstünlüğünü ispat etmeye çalıştık.Bunu yaparken sade bir dil kullanmaya da özen gösterdik.Zira ulaşmak istediğimiz kitle geniş bir kitledir.Bu kitlenin ilköğretim öğrencisinden, Üniversite hocalarına kadar çeşitli fertleri vardır.Maddeler halinde Türkçe’nin Hint-Avrupa dillerinden üstün olan yönlerini tespite çalıştık.Türkçe’nin üstünlüğüyle ilgili olarak, bizim 80 civarında tespit ettiğimiz maddelerin sayısı belki 200’ü bulabilirdi.Belki başka bir zaman,başka bir çalışmada bu sayıyı daha da genişletebiliriz.Yine bu çalışmamızda Türkçe’nin Ermenice, İngilizce, Farsça , Arapça gibi birbirlerinden çok farklı mantık yapılarına sahip dilleri nasıl etkilediğini de bazı örneklerle göstermeye çalıştık.Türkçe’nin Matematikselliği konusu hep kafamı kurcalayan bir konuydu.Bu Türkçe’nin Matematiksel Şifresi gibiydi adeta.Sonunda bu dilin matematikselliğine açılan kapılardan birini bulduk ve Türkçe’nin bu güzel yönünü de ortaya koymak bize nasip oldu.Osmanlıca konusuna da özellikle değinme gereği duyduk.Çünkü, bu lehçeyle yazılmış pek çok nadide eserimiz arşivlerde, tozlu raflar ardında çürümeye terk edilmiş şekilde durmaktadırlar.Bu lehçeyi dünyamızdan dışlayışımız ise, bizim bu lehçeyle yazılmış bilimsel, edebi eserlere ulaşmamızı imkansız kılmıştır.Bunun kötü sonuçlarından biri de, kendimize ait bir medeniyet oluşturamamamız, başka medeniyet dünyalarında dolaşıp durmamızdır.Şimdi lafı fazla uzatmadan sizleri, Türkçe’nin şifrelerle ve güzelliklerle dolu dünyasıyla baş başa bırakıyorum.Umarım siz de Türkçe’nin hazinelerinden birine ulaşmak için, bir şifre çözersiniz.

1) Türkçe’miz fiil yönünden gerçekten işlek bir dildir.Diğer dillerden isim almış olsa da çok sayıda fiil almamıştır.Fakat İngilizce’nin %80’inin Latince gibi dillerden alıntı olduğu bilinmektedir.Günümüzde Türkiye ve Orta Asya Türkçe’leri incelendiğinde, Türkçe’nin asliyetini doğal değişmeler dahilinde koruduğunu görmekteyiz.Belli bir zaman diliminde bazı kelimeler alınmışsa da bu kelimeler halk diline fazla nüfuz etmemiş, devlet diline has kalmıştır.Hatta pek çok Osmanlı Padişah’ının şiirleri incelenirse ne tatlı bir Türkçe kullandıkları ortaya çıkacaktır.Türkçe bilim dili olabilecek, kendine yetebilen nadide dillerden birisidir.Yavuz Sultan Selim’in edebi sanatlarla zenginleştirdiği ve Şah İsmail’e gönderildiği rivayet edilen, o dönemin Türkçe’siyle yazılmış bir kıtasını sizlerle paylaşalım:

Sanma şahım herkesi sen sadıkane yar olur

Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur

Sadıkane belki ol alemde dildar olur

Yar olur, ağyar olur, dildar olur, serdar olur.

Bu şiiri incelediğimizde Türk’ün ince edebi zekasını müşahede edebiliyoruz. Orhun abidelerindeki şiirsel üsluba fazla şaşırmamak gerekir.Bu üslup daha da güzel süslemelerle Osmanlı döneminde de devam etmiştir.Şiir Müslüman Türk’ün de hayatında ayrılmaz bir parça olmuştur.Ben bu şiirin ince özelliklerini öğrencilerime anlatıyordum.Dersleri çok da iyi olmayan bir kız öğrencim bu şiirdeki edebi sanatın benzerini uyguladığı çok güzel bir şiir yazdı.. Üstelik 5-10 dakika içinde yazdı bu şiiri..Pek çok öğrencim de bu şiire birer nazire yaptılar.Daha önce hiçbir şiir deneyimi olmayan ve fazla da okumayı sevmeyen bu çocuklara böyle sanatlı bir şiiri yazdıran nedir? Elbetteki o çocukların analarından süt emdikleri sırada ruhlarıyla ve kulaklarıyla emdikleri Türkçe sütü, bu müthiş kabiliyetlerin doğmasına sebep olmuştur.Türkçe en okumuşunu da,hiç okumamışını da şiire, edebiyata meftun eden nadide bir dildir.Aşık Veysel gibi çok az tahsil görmüş insanlara o ölümsüz eserleri yazdıran neden, kendi içlerindeki deha ve yeteneklerin Türkçe bağında sünbüllenmesinden ibarettir.

2)Türkçe’deki kurallılık Türkçe’yi ezber dili olmaktan çıkarmakta bir mantık dili haline getirmektedir.Hint Avrupa dillerinde bir çok Düzensiz Fiil ve Kelimeler yoğun bir ezber faaliyetini gerektirmektedir.İngilizce, Gramer kitaplarında geçen yüzlerce düzensiz fiil bize bu hakikati haykırmaktadır.Her kesin bildiği bir Go- fiilinin Past Tense(geçmiş zaman) hali Went şeklindedir.İnsanın mantığını Go’dan Went’e götürecek hiçbir mantıksal köprü kurulamamaktadır.Yüzlerce böyle formu ezberlemek gerekmektedir.Ancak Türkçe’mizde bu kelimenin karşılığı olan Git- fiilinin dili geçmiş zaman hali, Git-ti şeklindedir.Bu kelime bir –ti ekiyle kökünden başkalaşmadan oluşmaktadır.Diğer bütün fiillerde istisnasız aynı ekler mantıksal bir süreçle yeni fiiller kurmaktadır.Bu diğer eklerde ve zamanlarda da aynı şekilde görülmektedir.Demek ki Türkçe, ezberden ziyade mantığı öne alan yegane dillerden birisidir. Bu açıdan öğrenilmesi –bazı ses özelliklerinin dışında-kolay bir dildir.

3)Hint Avrupa dillerini konuşan dil bilginleri tarafından ortaya atılan bir iddia da Hint Avrupa dillerinin diğer dil ailelerinden üstün olduğu iddiasıdır.Bu iddiaya göre diller yapıları bakımından 3 öbeğe ayrılmaktadır:



1)Tek heceli diller (yalınlayan diller):Çince bu dil grubuna örnek gösterilir.Bu dilde bir kelime farklı tonlama ve seslerle farklı manaları oluşturmaktadır.

2)Düzenli diller:Türkçe, Japonca, Macarca gibi sondan eklemeli ve düzenli yapılar içeren diller bu gruba girmektedir.

3)Bükümlü Diller:İngilizce, Fransızca ve Farsça gibi içinde düzensiz fiiller ve kelimeler bulunan diller girmektedir.Bu dillerde kelimeler aslından oldukça farklılaşabilmektedir.

Avrupalı bazı dilbilimcileri, bükümlü dillerin en üstün diller olduğunu iddia etmektedirler.Bize göre bu iddia tutarsızdır.Ben bu tür dilleri değişime ve başkalaşmaya her an açık ihtiyarlamış diller olarak görmekteyim.Nasıl ki düzenini muhafaza etmiş bir binayla düzensizliğe, deformasyona doğru giden harap olmuş bir bina bir değildir.Bunun gibi Türkçe ile Hint Avrupa dilleri arasında da o kadar fark vardır.Türkçe düzenini muhafaza etmiş bir bina gibidir.İngilizce gibi Hint Avrupa dilleri ise başkalaşmaya yüz tutmuş, düzensizleşmiş kelimelere sahiptir.Türkçe’nin haricindeki dilleri küçümsediğimiz düşünülmemelidir.Bize göre bütün diller güzeldir, bunların kendine has güzellikleri vardır.Ancak bazıları bazılarından düzen yönünden üstün görünmektedir.İşte Türkçe düzenlilik yönünden bu tür dillerden üstündür.

4)Hint Avrupa dillerinde fiilimsilerin yapımı, Türkçe’mizden oldukça farklı bir şekil göstermektedir.Türkçe’mizde fiilimsiler -an, -esi, -erek, -ince gibi eklerle yapılmaktayken Hint Avrupa dillerinde ise birkaç farklı cümleyle yapılmaktadır.Örneğin,

Türkçe’mizde: Ağlayan çocuk geldi.

Bu cümle İngilizce’de:

1.cümle: Child came/ who he is crying:2.cümle

Türkçe=Çocuk geldi/O kimse ki ağlıyor.

Farsça’da:

Merd ki teşekkur mikone=adam ki / O teşekkür ediyor.

Örneklerde görüldüğü gibi, Hint Avrupa dillerinde bir fiilimsi eki olmadığından iki farklı cümle kurulmaktadır.Bilhassa birinci örnekte bu açıkça görünmektedir.Ama Türkçe’mizde sıfat fiil, zarf fiil gibi fiilimsi ekleriyle yeni cümleler kurmadan, hızlıca ifade edilmek istenen düşünce ifade edilir. Bu da Türkçe’ye konulmuş güzel bir özelliktir.Konuşma ve düşünmede seriliği sağlamıştır.Şunu bir kere daha ifade etmek istiyorum ki, biz bu açıklamaları milliyetçi bir ruhla yapmıyoruz.Asırlardır Hint Avrupacıların ırkçı uygulamalarla yaptıkları yanlışları düzeltmeye çalışıyoruz.Örneğin, Arapça’nın ister vokalleri yönünden, ister kelimelerindeki mana kuşatıcılığı yönlerinden Türkçe’den üstün olduğunu açık yüreklilikle söylemek istiyorum.Ancak Türkçe’nin de bu dillerden bazı üstün yönleri bulunduğu bir gerçektir.Türkçe’nin Hint Avrupa dillerinden de bir çok yönden üstün olduğunu tekrar etmeme gerek yok sanırım.

5) Hint Avrupa dillerinde bir dağınıklık göze çarpmaktayken, Türkçe’de eklerin sağladığı geniş çaplı bir düzenlilik görülmektedir.Türkçe’mizde bir cümleyi oluşturan unsurlar birbirlerine canlı birer harçla kaynaşmış görünüm arz etmektedir.Örnek verelim:

Ben okula gidiyorum. Bu cümlede görüldüğü gibi ekler kelimeleri adeta birbirine kenetlemiştir.Hafif ses değişimleri ile oluşan ekler sanki kelimenin devamı gibi hissedilmektedir.Ancak anlamda büyük değişiklikler de yaşanmaktadır.Bu cümleyi çok çeşitli şekillerde ifade edebiliriz:

Ben okula gidiyorum.

Ben gidiyorum okula

Okula ben gidiyorum.

Okula gidiyorum ben.

Gidiyorum okula ben.

Gidiyorum ben okula.

Bu cümlelerin bu kadar değişik dizilimlerle ifade edilebilme özgürlüğü vardır. Evet Türkçe bu yapısı itibariyle tam bir edebiyat dilidir de. Kelimelerin ve cümledeki unsurların bu denli değiştirilmesiyle cümlede verilmek istenen mesajın muhafaza edilmesi bir mucizedir. Diğer Hint Avrupa dillerinde bu özgürlüğe rastlanılmaz. Cümle belli bir yapıya hapsedilmiştir bu dillerde. Hafif bir unsur değişikliği cümlenin anlamını tamamen değiştirebilmektedir. Az önce eklerin güzelliğinden bahsetmiştim. İngilizce bir cümle yazalım isterseniz aşağı:

I am going to school. Az önce yazdığım cümlenin İngilizce’si bir cümle. Örneğin

Türkçe’de şahıs zamirini çıkardığımızda anlam bozulmamaktadır ancak İngilizce’de bu böyle değildir. Okula gidiyorum. Evet bu cümledeki fiilin sonundaki şahıs eki sayesinde birinci tekil şahıs zamiri muhafaza edilmektedir. Adeta Yaratıcı, şartları itibariyle asırlarca savaşlar, göçler nedeniyle hızlı yaşaması gereken bu kavmin diline böyle kolaylıklar vermiştir ki, ifade edilmek istenen düşünce ve duygular çabukça ifade edilsin.Bir de buradan şunu anlamamız gerekiyor ki, Türkçe bu esnek yapısıyla bir çok dili de tarihte etkilemiş olabilir.Bu da incelenmesi gereken bir konudur.

6)Hint-Avrupa dillerini konuşan bazı büyük filozoflar, dillerinin mantık dışı ve kuralsız unsurlar içerdiğini kabul etmişlerdir. Bu filozoflar, dillerinin savurgan da olduğunu öne sürmüşlerdir.Örneğin, Platon, “Kratylos” diyalogunda ki bu Yunanca yazılan bir eserdir.Kendi kullandıkları (yunanca gibi) dillerin bilgileri yanlış anlamaya sebep olabileceğini, bu nedenle mantıklı ve kurallı bir dile ihtiyaçları olduğunu açık yüreklilikle belirtmiştir.Descartes de aynı şekilde kurallı ve düzenli bir dil arayışındadır.Düzensiz fiillerle ve kelimelerle dolu bir dilin bilim ve felsefe dili olamayacağı daha bir çok filozof tarafından söylenmiş bir ifadedir.Belki de bu filozoflar Türkçe’yi yeterince inceleme imkanı bulsaydılar, bu dili felsefe dili olarak seçmişlerdi bile.Osmanlı bu konuda ne yapmış derseniz cevabım şu olacaktır, Osmanlı yeni bir dil türetmiştir adeta… Türkçe fiilleri düzenli çekimlerinin hatırına muhafaza etmiş, yine bazı Türkçe kelimeleri de aynı titizlikle korumuştur.Ancak Osmanlının bir endişesi daha vardı, himayesinde yaşayan bütün unsurları bölünmeden, parçalamadan muhafaza etmek.Bu da ancak içerisinde ortak unsurlar taşıyan bir dil, bir lehçeyle mümkün olacaktı.Ve diğer dillerden de Osmanlıca denilen lehçeyi zenginleştirerek, Türkçe’deki düzeni de muhafaza ederek, yeni ve felsefi derinliği olan zengin bir dil oluşturdular.Bu da o zamanın anlayışını düşündüğümüzde gerçekten büyük bir başarıdır. Bazı bilginler Avrupa’da Esperanto ve İdo gibi yapma diller oluşturarak, az önce bahsettiğim düzenliliği yakalama telaşına kapılmışlardır, devamlı da yeni geliştirdikleri bu diller üzerinde değişiklikler yapmışlardır. Adeta Türkçe benzeri bir dil vücuda getirmeye çalışmışlardır. Şimdi bazı şüpheler de beynimi tırmalamıyor değil. Acaba bu bilginlerin gayretleri, sadece Türkçe’yi kabul etmemek için miydi?Tabii ki her millet kendi kültürünü üstün görecek, fakat Türk toplumu gerçekten mutevazi bir şekilde asırlardır sahip olduğu değerlerden taviz vererek batılı olmak uğruna öz benliğini unuttu.. Daha bir çok alanda eski kültüründen koptu. Göktürk alfabesindeki 36 sesten kala kala elinde 29 ses kaldı. Diğer yedi ses tabiiki varlığını ağızlarda ve lehçelerde devam ettiriyor. Demek şu andaki alfabemiz de yazıldığı gibi okunmayan bir alfabe.. Çünkü bu dışarıda kalan 7 sesi mecburen diğer harflerle ifade edeceğiz.Yine bazı uzun ünlüleri de gösteremiyoruz. Belki de bazı hakperest batılı bilginler çıkıp şöyle de diyebilir: “evet biz sizin dilinizin gerçekten üstün ve düzenli bir dil olduğunu biliyoruz.Ancak şu fikirsel ve ekonomik fakirliğiniz sizin ve dilinizin gerçek değerini örten unsurlar.Biraz daha teknoloji, iktisat ve bilimsel alanlarda gelişin o zaman sizin dilinizin dünya dili olacağına eminiz.”Belki de bu görüş sahipleri gerçekten haklıdır.Biraz daha çalışsak ve gayret göstersek sadece dilimiz değil, Alevi kardeşlerimizin semahından tutun da sazımıza, şarkılarımıza, inancımıza varana kadar bir çok kültürel unsurumuz Avrupa’ya yayılabilir.

7)Türkçe’miz yapım ekleri sayesinde çok fazla yeni kelime türetebilme özelliğine sahiptir.Böylelikle kelimelerin ve fiillerin tanınmayacak şekilde başkalaşması önlenmiştir.Hint Avrupa dillerinde bu ekler çok azdır.Genelde kelime türetme kelimenin başkalaşması yoluyla yapılır.Ünlü filozofların beğenmediği noktalardan biri de budur. Örneğin; İngilizce’de gitti diyebilmek için go fiilini başkalaştırarak went şekline dönüştürürüz. Kökle yeni yapı arasında bir farklılık vardır.Türkçe’de ise yapım ve çekim eklerinin işlekliği sayesinde bir sorun çıkmamaktadır. Git- fiilini –di’li geçmiş zaman formuna sokmak için yapmamız gereken kelimeyi başkalaştırmadan sonuna bir -di eki eklemektir.Kelime Gitti olarak kökünü de muhafaza ederek yeni bir kullanıma hazırdır.

8)İngilizce’de fiillerin dışında da bazı kelimeler kuralsızdır.Bir çok kelimenin çoğul halleri böyle kuralsızdır:

child(çocuk)-children(çocuklar)

woman(kadın)-women(kadınlar)

man(adam)- men(adamlar)

Türkçe’mizde ise böyle bir karışıklık yoktur.Çoğul hal –ler eki ile sağlanır.Üstelik bu –ler eki de 3 sesten oluşur. 3 çoğulluğun ifadesidir.Bu çoğul ekinde ayrı bir müzikallik de vardır.Sondaki –r sesi sayesinde devam eden,akıp giden bir çokluk (kemiyet) nazara veriliyor..

9)İngilizce’de ve diğer Hint Avrupa dillerinde önüne sayı sıfatı alan kelimeler, sayı birden büyükse, çoğul eki alırlar.Türkçe’de böyle bir olay yoktur.Nesneyi belirten sayı zaten çokluk ifade ettiğinden nesneye bir çoğul eki takılmaz, örneğin, biz “İki kalem” deriz iki kalemler demeyiz. Mantıksal olarak zaten biliriz ki, iki sayısı çokluğu ifade eder. Yani 1kedi+2kedi=3kedi olur.Bu örneklerde görüldüğü gibi sayılar zaten kedileri temsil etmektedirler.Tekrar kedilere çoğul eki vermeye gerek yoktur.Dilimizin bu özelliği bazı Hint Avrupa kökenli dilleri de etkilemiştir. Mesela Ermenice’de dilbilgisel yapıların çoğu artık Türkçe’deki gibi kurulmaktadır.

10)İngilizce’de bazı fiiller birçok anlamlara gelirken, Türkçe’de her bir eylemi karşılayacak ses yapısı mevcuttur.Örneğin, to take=almak, götürmek, çekmek(fotoğraf)

11)Türkçe şahıs zamirlerinde bir ses ahengi var gibidir.Ben>Sen >O/Biz>Siz>Onlar

görüldüğü gibi 1.ve 2.tekil şahıslar kendi aralarında, -n sesi bakımından bir uyum içindedirler.Çoğul şahıslarda ise –z uyumu vardır.Hint Avrupa dillerinde böyle düzenlilikler bulunmaz.Örneğin, Almanca1.tekil Ş.:Ich, 2.Tekil:Du , İngilizce I ve You bu zamirleri arasında bir anlam ilgisi yoktur.Üstelik bu zamirlerin, yönelme, amlama gibi halleri de değişiklik arz etmektedir.Belki de Kosmos’un “kaos” olduğunu iddia eden bilginler, dillerinin şuuraltında uyandırdığı, düzensizlik içgüdüsünü terennüm ediyorlardı.Bu düzensizliği tüm evrene yayıp, bu evrenin sahibini unutturma peşinde de olabilirler tabii ki..Ancak Türkçe böyle değildir.Türkçe gibi düzenli bir dil, şuuraltına sebepsiz hiçbir şeyin olmayacağını fısıldar.Ona her yapılan şeyin bir öznesi olduğunu haykırır.

12)Türkçe’de önemli unsur devamlı sondadır. Kelimeler, öğeler ve ekler önemli unsuru savunmak için adeta bir kale vazifesi yaparlar.Ben kitabı bugün okudum.cümlesinde önemli öğe olan okudum kelimesi kalp ve beyin kelime olduğu için muhafaza edilmiştir. Belki de Türkçe’nin ekler ve fiiller yönünden tarihi kökenden çok uzaklaşmamasının nedeni, bu içsel koruma faaliyeti de olabilir.

13)Türkçe’nin matematiksel bir yapısı vardır.Bunu ispat etmek için, bir küp yeterli olabilecektir. Jean DENY’in kitabında bu küp gayet güzel bir şekilde gösterilmiştir.

14)Türkçe’mizde seslerin birbirini etkileyişi bakımından sıralanışı bir düzen gösterir.Ünlüler sert ünsüzleri, sert ünsüzler de yumuşak ünsüzleri etkilerler.

Ünlü>Sert Ünsüz>Yumuşak Ünsüz yani;

A, e, ı, i, u, ü, o, ö>p, ç, t, k, h, s, ş, f>b, c, d, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z

15)Türkçe’de bir sözcükte hükümdar mesabesinde olan öğe yüklemdir.Hangi öğe bu hükümdarın yanına yaklaşırsa, önemi o derecede artar.Ve bu öğe diğer kelimelere nazaran daha vurgulu söylenir.

16)İngilizce’de ve benzer bazı dillerde, bir cümleyi edilgen yapabilmek için o cümleyi tamamen değiştiririz.Türkçe’mizde ise bir -l ve-n eki yeterlidir.Bütün Ural Altay dillerinde benzer bir özellik vardır.İngilizce’de edilgen durumda nesne başa getirilir. “The book is being read” bu pasive’i bir de aktive yapalım.”He is reading the book.” Görüldüğü gibi “book” kelimesinin yeri tamamen değişti.Fakat Türkçe’mizde böyle bir zorluk yoktur.Aynı cümleyi Türkçe yazarsak, “Kitap okunuyor.”Görüldüğü gibi bir tek –n eki sayesinde yüklem edilgen çatılı olmuştur.Etken yapalım “(o)Kitap okuyor”Görüldüğü gibi sadece bir sesi alarak cümleyi yine etken yaptık.Bu gerçekten Türkçe’mizin nadide güzelliklerinden birisidir.

17)İngilizce denilen dilin mazisi 500 yıl civarındadır.Türkçe’nin ise 15 bin yıllık bir mazisi olduğu ispat edilmektedir.Üstelik, Proto Türkçe’nin Hint Avrupa dilleri dahil bir çok dili etkilediği bilinmektedir.Belki de ilk yazı sistemini de geliştiren Türkler ve diğer Asyalı kavimlerdi.İngiltere 11.yy.ın 2. yarısında vahşi insanların yaşadığı bir yerdi.Buranın insanları olan Anglo-Saksonlar gerçekten geri bir kavimdi.Hatta bir zaman gelip yok edecekleri Maya-Aztek kavimlerinden yüzlerce kat geriydiler.Ottan evlerde yaşıyorlardı.O dönemlerde bizim edebiyatımız şahikasını yaşıyordu.Yunus Emre’ler, Hacı Bektaş’lar, Hoca Ahmet Yesevi’ler güzel Türkçe’mizle güzel edebiyat ürünleri veriyorlardı.Zaten Dilbilimcilerin de bildiği gibi İngilizce’nin Yüzde 60 kadar kelimesi Latince,Yunanca gibi dillerden alınmıştır.Kendi kelime hazinesi ise yüzde 15 kadardır.Türkçe ise en az 10 bin sene işlenmiş köklü, düzenli ve sağlam bir dildir.

18)Bir çok ünlü alim ve bilgin Türkçe’nin güzelliğini ve bu zengin yapısını kavramış olmalı ki en güzel eselerini bu dille vermişlerdir.Dönemlerinin ortak dili olan Arapça’yı da kullanabilirlerdi ancak Türkçe’yi tercih ettiler.Kimdi bunlar;Yunus Emre-Divan, Hoca Ahmet Yesevi-Divan, Hacı Bektaşı Veli-Nefesler, Nazım Hikmet, Orhan Pamuk, Atilla İlhan, Nurullah Genç, Ahmet Turan Alkan, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Necip Fazıl ve daha binlerce ismi aklımıza gelmeyen farklı görüşlerin temsilcileri, güzel Türkçe’mizi kullanmışlar bu dili bütün dünyaya tanıtmışlardı.İleride göreceğiz ki bu dille yazı yazmak bütün dünyada revaç bulacak, insanlar akın akın Türkçe kurslarına gidip Türkçe’yi öğrenecekler…

19)İngilizce’de Get, have gibi bazı fiiller pek çok anlama gelecek şekilde kullanılabilmektedir. İngilizce konuşan kimseler bu eylemleri çok kullanan kişilere tembel demektedir. Çünkü bu eylemlerin belirsiz olduğu ve gereksiz yere kullanıldığı samimiyetle ifade edilmektedir. Bu eylemler kullanıldığında farklı anlamalara yol açabilmektedir. Şu anda yaşayan İngilizce’de bu eylemler sıklıkla kullanılmaktadır.Türkçe’mizde ise her bir eylem yerli yerinde ve karışıklığa mahal vermeyecek şekilde kullanılmaktadır. Belki de İngiliz toplumunun bu tarz tembelliği gösteren eylemleri kullanmalarının sebebi, maddi yönden yaşadıkları refah seviyesidir.Türkçe’miz bu tür eylemlerden uzak kalarak, anlamda bir açıklık ve kesinlik sağlamıştır.

20)Türkçe’mizde kelimeler çok az değişime uğrar.. Bilhassa fonetik yönden bu değişmeler çok az seviyededir. Bilhassa kitap ve yazın Türkçe’sinde bu değişimler oldukça az durumdadır. Ancak Hint-Avrupa dillerinde bu değişim had safhadadır.İngilizce’deki ya da Fransızca’daki gibi kelimelerin oldukça farklı seslere dönüşmesi örnekleri Türkçe’mizde görülmez.

21)Türkçe’mizde istisna yok denecek kadar azdır.Her istisna da ayrı bir kuralın, düzenin başlangıcını gösterir.Türkçe’miz devamlı düzene ve güzelleşmeye doğru ilerlemektedir.

22)Türkçe’mizde diğer pek çok dilin aksine akraba adları detaylı bir şekilde mevcuttur.Özellikle, ağabey, abla, kardeş, bacı, teyze, yeğen, kuzen, amca, dayı, hala gibi pek çok akrabalık adları Türkçe’yi konuşan toplumların akrabalığa verdiği önemi açıkça göstermektedir. Bu durumda Türkçe akrabalar arası muhabbetin ifade edilmesi açısından en uygun dillerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

23)Orhun abideleri gibi eski Türk anıtlarını incelediğimizde o dönemlerde kullanılan pek çok fiilin şu andaki Türk lehçelerinde de yaşadığını görmekteyiz. Hatta binlerce yıl önce konuşulan Türkçe’nin ek sistemiyle şu anda konuşulan Türkçe’nin ekleri genelde değişmemiş aynı veya benzer durumda gözükmektedirler.Türkçe’nin bu kelime ve ekleri muhafaza etmesi, bu dilin kurallılığının ve sağlamlığının açık bir tezahürü olarak gözükmektedir.Ama pek çok Hint Avrupa dilinde bildiğimiz gibi fiiller değişik zaman çekimleri esnasında bile değişebilmekte, aslıyla hiç ilgisi olmayan konuma girmektedirler.

24)Türkçe’miz yapım eklerinin yoğunluğu bakımından Hint Avrupa dillerinden ayrılır.Yapım ekleri sayesinde çok kolay bir şekilde bir kelime başka bir anlamı karşılayacak şekle dönüştürülebilmektedir. İngilizce’de ly, ness, less gibi sınırlı sayıda işlek yapım eki varken Türkçe’mizde yüze yakın yapım eki kullanılmaya hazır bir durumda tazeliğini muhafaza etmektedir. Antik çağlarda yaşamış pek çok felsefeci Hint Avrupa dillerini incelemiş, kendi dillerinin düzensizlikleri karşısında mantıklı ve düzenli dili oluşturma gayretine girişmişlerdir.Onları en çok zorlayan konulardan birisi de dillerindeki fiillerin ve kelimelerin düzensiz bir biçimde türemeleri olmuştur.Bu felsefeciler dillerindeki bu eksikliği gidermenin yapım ekleri kullanarak mümkün olacağını ifade etmişlerdir.Aslında o dönem felsefecisinin Türk dilini arzuladığını da söyleyebiliriz.

25)Türkçe’de birleşik zamanların oluşturulması oldukça kolaydır.İki zaman eki yan yana sırasına uygun bir şekilde kullanılıverir ve mesele hallolmuş olur.Ancak İngilizce gibi bazı dillerde yardımcı fiil kullanılma zorunluluğu vardır.Türkçe’de ikinci bir zaman ekinin eklenmesini sağlayan i- yardımcı fiili düştüğünden bu eklerin birbirine hiçbir kelime yardımı olmadan eklenmesi Türkçe’nin devamlı düzene doğru yürüyecek şekilde programlandığının açık bir kanıtı gibidir.

Ben geliyordum.

I was coming.

26)Türkçe’miz dünya dilleri içersinde bilinen en eski dillerden birisidir.Ve bu özelliğiyle hiçbir etki altında kalmadan kendi seyrinde gitmesini bilmiş müstesna dillerden birisidir.Prof. Dr. Osman Nedim TUNA pek çok ikna edici delile dayanarak Türkçe’nin en asgari 8.500 yaşında olduğunu hesaplamıştır.Onun en büyük delillerinden biri Sümer yazıtlarında oldukça yoğun bir şekilde bulunan Türkçe kelimelerdir.Bu bulgulardan yola çıkan bilgin Türkçe’nin en az 8.500 yıl öncesine uzanan bir geçmişi olduğunu ispat etmektedir.İngilizce gibi diller ise en çok 600-700 sene mazisi olan dillerdir.Türkçe gibi köklü bir geçmişi olan bir dil, elbette bu yönüyle de pek çok dilden üstündür.

27)Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU “Bye Bye Türkçe” adlı eserinde Türkçe ve Japonca arasındaki ilişkilere değinmiştir.Türkçe ve Japonca arasındaki benzerlikler oldukça şaşırtıcıdır.Bu Türkçe’nin çok köklü bir dil olduğunun başka bir kanıtıdır.Yine Profesör Elövset Zakiroğlu ABDULLAYEV “Türk Dillerinin Tarihsel Gelişme Sorunları” adlı eserinde Türkçe’nin Ermeni dilini pek çok yönden etkilediğini ve değişime uğrattığını reddedilmesi imkansız delillerle ispat etmiştir.Türkçe’nin Arapça’yı, Farsça’yı ve hatta İngilizce’yi de etkilediği aşikar bir gerçektir.Şu anda Arapça , Farsça ve İngilizce’de pek çok Türkçe kökenli kelime mevcuttur.Biz örnek olması açısından İngilizce’deki Türkçe bazı kelimeleri kitabımızın ileriki sayfalarında sizlerle paylaşacağız.

28)Türkçe, edebiyat dili olmak için de oldukça elverişli bir dildir.Türkçe’de nazma benzeyen atasözü, deyimler hazinesi oldukça zengindir.Hatta Orhun abidelerini inceleyen bazı bilginler, bu abidelerdeki yazıların Şiir olabileceğini söylemişlerdir. Türkçe’nin şiirsel üslubundan kaynaklanan bu durum, güzel Türkçe’mizin şiirselliğini gösteren bir örnektir.Asırlardır güzel Türkçe ile yazılmış eserler, tüm dünyada Türkçe’nin yayılmasına katkı sağlamışlardır.

29)Türk dili gibi, konuşanlarının sosyal yaşantısını aksettiren dil yok gibidir.Orhun abidelerindeki Türkçe incelendiğinde ses yapısı itibariyle bu kitabelerdeki dilin göçebe ve savaşçı bir topluma ait olduğu gözükmektedir.Bu abidelerde oldukça fazla kullanılan k, t, d, g gibi sesler bize bir savaştaki kılınç seslerini, atların nal seslerini hatırlatmaktadır.Ayrıca bu ve benzeri sesler Türkçe’ye ayrı bir azamet katmaktadır.Ancak zamanla toplumsal yapının değişmesi ile birlikte Türkçe’de de bazı değişimler olmuş ve böylelikle Türkçe yeri geldikçe oldukça yumuşak,yeri geldikçe oldukça sert bir dil ola gelmiştir.Şimdi gayet yumuşak ifadeleri içeren bir örnek yazarak Türkçe’nin bu güzelliğini ortaya koymak istiyorum.

“ Seni tüm benliğimle sevdiğimi sana söylemek ve ruhumun derinliklerinde saklı mücevherleri senin yüreğine hediye etmek istiyorum.”

Bu cümle incelendiğinde görülecektir ki ,gayet yumuşak ifadeler kullanılmıştır sevgiyi ifade etmek için..İstenilse bu cümle daha da tatlı seslerle daha da kulağa güzel gelecek şekilde kullanılabilirdi.Fakat içinde tehdit unsurları ve savaş, kavga gibi kavramları içeren bir cümle sert bir ses yapısına sahip görünmektedir.

30)Bir gazetede Sırbistanlı bir bayan Profesörün Türkçe’yi övüşünü ve bu dile olan sevgisini anlatışını okumuştum. Sırpça’da on bin Türkçe kökenli kelimenin var oluşu Sırpları Türkçe’ye ilgi duymaya itmektedir. Osmanlı’nın bu Hıristiyan tebaası bile Türkçe pek çok kelimeyi dillerinde bugüne kadar yaşata gelmiştir. Bugün Sırp gençliği Türkçe’ye büyük ilgi duymaktadır.Hatta bayan Prof. Teosodoviç Üniversite’deki Sırp gençlerin Türkçe şiirlerden çok hoşlandığını, bu dilin müzikalliğine hayran kaldıklarını ifade etmektedir.Bu da Türkçe’mizin apayrı bir güzelliğini de ortaya çıkarmaktadır. “Acun Firarda” adlı programda bir yabancı bayan, Acun’a “Konuştuğu dilin kulağa çok hoş gelen bir dil olduğunu, tebessüm etmesinin nedeninin de bu olduğunu” açık yüreklilikle ifade etmişti.Dilimiz gerçekten başka dilleri konuşanların da samimi itiraflarıyla kulağa hoş gelen, düzenli bir dildir.

31) Türkçe binlerce yıllık geçmişi olan ve halen de canlı olan bir dildir.Vaktiyle tüm dünyaya yayılan bu dil, bugün de Adriyatik’ten Çin seddine kadar yüz milyonlarca insan tarafından konuşulmaktadır.Düzeniyle, yaygınlığı ve canlılığıyla bu dil Dünya Dili olmaya aday dillerdendir.

32)Türkçe’deki ünlü seslerin zenginliği dikkat çekmektedir.Bu ünlüler dilimize ayrı bir güzellik katmaktadır.Türkçe konuşanlar başka dillerdeki ünlüleri seslendirmekte zorlanmazlar.Pek çok Hint Avrupa dilinde olmayan ö, ü, i gibi ünlüler gerçekten dilimize bir ayrıcalık katmaktadır.

33)Türkçe’mizde başka dil mensuplarının söylemekte zorlanacağı şekilde yan yana iki sessiz bulunmaz.Hint Avrupa dillerinde bulunan tren, global gibi kelimelerdeki yan yana gelen sessizlerin benzeri bir uygulama dilimizde yoktur.

34)Kafkas dilleri gibi bazı dillerde o derece fazla sessiz harf vardır ki, başka dil mensupları bu derece yoğun sessizleri çıkarmakta zorlanmaktadır.Bu gibi dillerdeki bu özellik, bu dillerin öğrenilmesini zorlaştırmaktadır.Türkçe’mizdeki ünsüz sesler ise tüm dünya dillerinin genelinin ses sistemlerinde var ola gelen seslerdir.Bu nedenle Türkçe’de telaffuzu çok zor bir ünsüz sese rastlanmaz.Bir dili dünya dili yapan özelliklerden biri olan bu özellik, dilimizin ses yapısının öğrenilmesini oldukça kolaylaştırmaktadır.Hatta aslen Türk olan pek çok dilbilimci Arapça, Farsça gibi dilleri o dilleri konuşanlardan daha iyi konuşmuşlardır.Mevlana, Zemahşeri, Fahreddin Mübarekşah gibi pek çok Türk ilim adamı Arapça ve Farsça gibi dilleri çok iyi öğrenmişler ve kullanmışlardır.Onların bu dilleri bu denli iyi öğrenmelerinde Türkçe’mizin az önce zikrettiğim özelliklerinin de büyük payı olmuştur.Şu anda da başka ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın, yabancı dilleri o ülke vatandaşlarından daha iyi ve daha düzenli konuştuğu da bir gerçektir.Erovision şarkı yarışmasında İngilizce şarkı ile aldığımız birincilik ödülü, biraz da bu dilin Sertap Erener tarafından iyi kullanılmasının şerefine olmuş olabilir.

35)Kaşgarlı Mahmud gibi bir Türk bilgini daha 11.asırda Türkçe’deki kelime dağarcığının on bin civarında olduğunu, bu kelimeleri tek tek derleyip Divan-ı Lugat-it Türk adlı eserine alarak ispat etmiştir.Bu alim o dönemin şartlarına göre yaptığı araştırma ve incelemelerle 7.500 civarında kelimeyi lügatine alabilmiştir. Ancak kaba bir tahminle halk arasında kullanılan bu kelime sayısının en az on bin civarında olduğunu söyleyebiliriz. Hatta Türkçe’miz daha 5 ve 6. yüzyıllarda Ermenice gibi dilleri etkilemeye başlamış bu dile daha o dönemlerde kelimeler vermeye başlamış müstesna bir dildir.Bu günkü Ermenice’de Türkçe kökenli binlerce kelimenin olduğu da Ermeni dil bilginlerince de bilinen ve kabul edilen bir gerçektir.

Kaynak: http://www.edebiyatogretmeni.net/turkceninustunlugu_1.htm


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Türkçe Hakkında İlginç Notlar" Jul 27, 2013

--Alıntıdır--

Türkiye’den yayınlanan Radyo Televizyon yayınları etkisiyle Azerbaycanlı gençler artık Farsça “evet” anlamına gelen “beli” yerine “evet” demeye başlamışlar. Vaktiyle biz “vazife” diyorduk, onlar da “vazife” diyorlardı. “Görev” kelimesi kullanım alanına girmemiş olsa bile en azından duydukları zaman yadırgamıyorlar. Türkiye’deki alelade insan da Azerbaycanlı bir konuşucuyu on yıl öncesine göre daha rahat anlayabiliyor. Hatta Türkmenistanlı, Özbekistanlı konukları da daha rahat anlayabiliyor.

Birleşmiş Milletler ve dünya İstatistik kuruluşlarının verdiği verilere göre dünyada yaygın kullanılan dilleri kullanış alanı ve amacına göre üç kategoride sınıflayabiliriz:

1) Dünyada en çok nüfus tarafından ana dil olarak kullanılan diller,

2) Dünyada en geniş coğrafi alanda kullanılan diller,

3) Dünyada bilimsel ve teknoloji alanda ticaret, haberleşme ve bilgi alışverişinde yaygın kullanılan diller. Birinci gruptaki diller açısından sıralama Çince, Hinduca, İngilizce, İspanyolca, Rusça, Arapça ve diğerleri; ikinci kategoriye göre sıralama İngilizce, Çince, İspanyolca, Arapça, Türkçe, Hinduca; üçüncü kategoriye göre ise sıralamada başlıca Batı Avrupa Dilleri İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Rusça yer almaktadır. Pasifik devletlerinden Japonya’nın hızla gelişen Çin’in dili de yakın bir gelecekte bu kategoride yer alacaktır.

Yabancı dil öğretimi için eğitim-öğretim dilinin mutlaka yabancı dilde olmasının gerekmediğini çarpıcı bir örnekle sunmak istiyorum. Skale dergisi 1993 yılı 1. sayısında yayınlanan “Sayılarla Avrupa Topluluğu” yazısında verilen bilgiye göre Avrupa topluluğunda 20-24 yaş arası gençlerin % 83′ü en az bir yabancı dile hakim, bu daha yaşlılarda % 50 civarında. Belçika, Hollanda, İsviçre gibi ülkelerde oran çok daha yüksek. Buna karşın Avrupa’da bütün orta öğrenim ve üniversite öğretimi kendi ana dillerinde yapılıyor. Diğer bir örnek, nüfusu sadece 10 milyon olan Macaristan’da bütün okullar Macarca, tek bir üniversite 1991 sonrası İngilizce açıldı, ama öğrencileri yabancı. Macarca ülke dışında hiçbir ülkede kullanılmadığı halde her konuda bizden çok daha fazla Macarca kitap basıyorlar ve her Macar da bir yabancı dil biliyor. SCI ce taranan dergilerde yayınlanan makalelerin ülkelere göre sıralamasında ilk 20 sırada yer alan ülkelerden yalnız Hindistan yabancı dilde öğretim yapıyor. Yani her ülke kendi dilinde öğretim yaparak bilim üretebiliyor, diller bilim üretimine engel değil.

Sırf İstanbul’da İngilizce, Fransızca, Almanca İtalyanca eğitim yapan orta dereceli okulların sayısı 150′nin üzerinde. Bütün ülkede ise özel okulların sayısı 1995 yılı itibariyle 871′dir. Eğer önlem alınmaz ve sınırlamaya gidilmezse üniversitelerimiz de bu yola girer. Eğitim çağında 15 milyon nüfusun tamamını böyle özel okullara göndermemiz mümkün olmadığından (14.300.000. toplam öğrencinin sadece 200.000′i özel okullara gidebilmektedir.) talep de devamlı kamçılandığından maalesef en seçme başarılı öğrenciler “Robert Kolej, Galatasaray Lisesi” başta olmak üzere yabancı dilde eğitim yapan okullara gönderiliyor ya da bu okulları tercihe zorlanıyor. Yabancı dilde öğretim yapan üniversiteler için de aynı durum söz konusu. Böyle olunca bütün bu üstün yetenekli çalışkan, seçme öğrencileri alan okullar hem yabancı dilde hem de diğer sosyal ve fen derslerinde daha başarılı oluyorlar. Bu sonuç da biraz önce değindiğimiz genel kanaati oluşturuyor. Yani malzeme kaliteli olduğu için ürün de kaliteli oluyor. Önemli olan bir öğretim kurumunun öğrenci alırken hangi yüzde diliminden öğrenci aldığına bakılarak bu öğrencileri hangi yüzde diliminden mezun ettikleridir. Mezunlar ilk yüzde diliminden daha başarılı yüzdeye yerleştirilebiliyorsa o kurum başarılıdır.
Tarihçi Jean-Paul Roux, ” Türklerin Tarihi ” adlı yapıtında [ 1] ”Türklerle ilgili olarak kabul edilebilecek biricik tanım dilbilgisel olandır. … Türklerin dili çok büyük bir çekim gücüne sahip olduğundan ilişkide bulundukları birçok insan topluluğu tarafından benimsenmiştir.” diyor. Ünlü dilbilimciler, Türkçenin yetkinliğini ve kurallı oluş bakımından öteki dillerden üstünlüğünü övmüşlerdir:
Max Müller, Türkçe hakkındaki görüşlerini şöyle açıklıyor: ”Türkçenin bir dilbilgisi kitabını okumak, bu dili öğrenmek niyetinde olanlar için bir zevktir. Türlü dilbilgisi kurallarının belirlenmesindeki ustalık, eylem çekimlerindeki düzenlilik, bütün dil yapısındaki saydamlık, kolayca anlaşılabilme niteliği, insan zekasının dil aracılığı ile beliren üstün gücünü kavrayabilenlerde hayranlık uyandırır…. Türk dilinde her şey saydamdır, apaçıktır.

Jean Deny, ”Türk dili, seçkin bir bilginler kurulunun danışma ve tartışmaları sonucunda oluştuğu kanısını uyandırıyor. Fakat böyle bir kurul, Türkistan bozkırında kendi başına kalmış olarak ve kendi yasaları ya da kendi içgüdüleri itişiyle, insan beyninin yarattığı bu sonucu sağlayamazdı !” demektedir.

XIII. yüzyılda Cengiz Hanın Moğol İmparatorluğu, yaklaşık olarak, tüm Türk Dünyasını egemenliği altında toplamıştır. Moğol İmparatorluğunun, devlet dili olarak Uygur Türkçesini ve Uygur yazısını kullanmıştır.

Osmanlı’da, Zaloğlu Rüstem bizim ulusal kahramanımız gibi tanıtılmış, buna karşılık Türk kahramanı Alp Er Tunga(Tonga) unutulmuştur. Zaloğlu Rüstem’in Alp Er Tunga’yı hile ile yakalatmasının anısı olarak dilimizde ”Tongaya düşmek” deyimi kalmıştır.

Bütün bu olumsuz oluşumlara karşın, Türk dilinin büyüleyici etkisi kendini göstererek, Türkçe, Anadoluda hızla yaygınlaşan halk dili olur. Moğol işbirlikçisi Anadolu Selçuklusu sultanlarının egemenliğine başkaldıran Türkmen beyi Karamanoğlu Mehmet Bey’in Konyayı ele geçirip Siyavuş’u Selçuklu sultanı yapması, Türk dili için mutlu bir olay olur: Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277′de ünlü fermanını yayınlar: ”Bugünden sonra divanda, dergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden gayrı dil konuşulmayacaktır! ”. Türkçenin bu bağımsızlık bildirgesiyle, Moğolların ilerlemesini durdurmuş olan ” külahlı, ayağı çarıklı ve kara kilimli Türkmenler”, Farsçayı benimsetmeye çalışan ”Rumi” adı takınmış Selçuklulara karşı bir dil yengisi kazanmışlardır.

Yunus Mevlana’nın Mesnevisini okuduğunda çok uzun ve belki biraz da Farsça yazılmış olmasını beğenmeyerek, bu Mesnevinin yerine ”Ete kemiğe büründüm / Yunus deyi göründüm.” beytini önermesi, Türkçeyi sevenler için etkileyicidir. Yunus‘un şiirleri yüzyıllardan beri Türklerin belleğinde yaşamaktadır. Günümüzde Birleşmiş Milletler yapısının girişinde duvara yazılan ”Gelin kardeş olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz” dörtlüsü ile Yunus Emre güzel Türkçe ve insancıllık dersi vermektedir.

Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu, Kaygusuz Abdal ve daha nice Türk halk ozanları koşmalar, koçaklamalar söyleyerek Türk dilinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Osmanlı şairlerinden daha özgün, daha kalıcı olmuşlardır. Örneğin en ünlü Osmanlı şairleri, Karacaoğlan’ın ”Çukurova bayramlığın giyerken / Çıplaklığın üzerinden soyarken / Şubat ayı kış yelini kovarken / Cennet demek sana yakışır dağlar” dörtlüsü ile başlayıp ”Karacaoğlan size bakar sevinir / Sevinirken kalbi yanar göğünür / Kımıldanır hep dertleri devinir / Yas ile sevinci yıkışır dağlar” dörtlüsü ile biten koşmasındaki özgün doğa betimlemesinin düzeyine ulaşamamışlardır[ 19] . Bu koşmadaki anlatım akıcılığı ve sözcük zenginliği, Türkçenin gücünü ortaya koymaktadır.

II: Abdülhamit’in tahta geçmesi sonrasında Anayasanın (Kanun-u Esasi) hazırlanmasında dil sorunu ortaya çıktı: Geniş Osmanlı topraklarından Meclise gelecek temsilciler hangi dil ile konuşacaktı? Batı, yüzyıllar önce tek bir ulusal dili egemen kılıp geliştirerek böyle bir sorunla karşılaşmamıştı. Uzun tartışmalardan sonra -azınlıkların tepkileri de yatıştırılarak- Anayasanın 18. Maddesine Osmanlı Devletinin resmi dilinin Türkçe olduğuna ve devlet hizmetlerine gireceklerin bu dili bilmesinin gerektiğine ilişkin hüküm konuldu. II.Abdülhamit’in Meclisi kapattıktan sonra uyguladığı ağır sansür, dili kapsamadığından, aydınların Türkçeyi geliştirme çabaları kesintiye uğramamıştır. II: Abdülhamit, sadrazamlığa atadığı Türkçe bilmeyen Çerkez Hayrettin Paşanın telkini ile devletin resmi dilinin Arapça olmasını istemiş ise de, Sait Paşa’nın ”Devlet dili Arapça olursa Türklük ortadan kalkar” diyerek karşı çıkması üzerine, bu isteğinden vazgeçmiştir.

Osmanlı döneminde, tıp, mühendislik ve askerlik terimlerinin Batı dillerinden Osmanlıcaya çevrilmesi görüşü egemendi. Ancak terim türetmede Türkçe sözcüklerden değil de Arapça ve Farsça sözcüklerden yararlanılmakta idi. Bu “takıntıyla” kimi zaman gülünçlüklere düşülürdü. Örneğin Osmanlının İtalyadan satın aldığı topların üzerinde ”Balliemez” damgası bulunduğu için, bu toplar Türkler arasında ”Balyemez Topu” diye adlandırılmıştı. Ancak Osmanlının bilgiç okumuşları, bu toplara Türkçe bir ad konulduğunu sanarak, Türkçe sözcükleri aşağılık sayıp Türkçeyi bilimsel ürünleri adlandırmaya yakıştıramadıklarından, Türkçe ”Balyemez” sözcüğünü, yarısı Arapça yarısı Farsçaya çevirerek ”Asalnemihored” yapmıştı. ”Asal”, Arapça “bal”, ”Nemi-hored” ise Farsça “yemez” anlamına geliyordu.

Abece sorununu, Atatürk ”Bizim ahenkli zengin dilimiz Yeni Türk Harfleriyle kendini gösterecektir.” diyerek, 3 Kasım 1928 tarihinde Mecliste kabulünü sağladığı yasayla, Latin harflerine dayanan Türk abecesini dilimize kazandırmıştır.

Hint-Avrupa ve Sami dillerine göre Türkçenin sözcük ve bu arada bilim terimleri türetmede önemli bir üstünlüğü vardır. Prof. Doğan Aksan’ın ”Türkçenin Gücü” yapıtında[ 29] açıklandığı üzere, Türkçemiz bu özelliği ile benzersiz üstünlüğe sahiptir. Bu yapıtta ”sür-” kökünden, yalnızca Türkiye Türkçesinde 100 kadar türetilmiş sözcük örneği verilmiştir.
1936 yılında Kahire’de toplanan Arap dil kurultayı, Türkçe kökenli 3600 kadar sözcüğü Arapça sözlükten çıkarmıştır. Çıkarılan bu sözcükler arasında ”sarık” örneği Türkçe din sözcükleri de vardır.

12 Eylül Darbesi sonrası, dilde geriye dönüş zorlamalarına girilmiş, kimi öz Türkçe sözcüklerin kullanılması Yönetim Buyruğuyla yasaklanmıştır. Bu sözcükler arasında ”devrim” ve dönemin devlet başkanı Kenan Evren’in soyadı olan ”evren” sözcüğü bile bulunmakta idi

Mustâbey adı da tek başına bir armudun adıdır. Ancak burada ne armud ne de Mustâbey, bir hakaret mânâsında değildir. Çünkü bu Mustâ Bey, rivayete göre herhangi bir şahıs değil, büyük hürmet gören bir insandır: “Bizim öz mûsıkîmizin pîri” bilinen Büyük Itrî, o engin mûsıkîsinden başka, İstanbul surları dışında bir çiçek ve meyva bahçesi sâhibiydi. Itrî’nin asıl adı Mustafa olduğu için, merakla işleyerek elde ettiği bir çeşit armuda halk Mustâbey armudu demiş fakat bunu söylerken Itrî’ye olan derin sevgi ve hürmetinden bir zerre eksilmemişti.

Kaynak: http://www.edebiyatogretmeni.net/turkcehakkindailginc.htm

[Değişiklik saati 2013-07-27 18:48 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Türkçenin Gücü" --> PDF bağlantısı Jul 29, 2013

TÜRKÇENİN GÜCÜ, Türk dilinin zenginliklerini
gözler önüne seren önemli bir kaynaktır. Prof. Aksan da;
"Bu ilk denemeyle, ilgi ve çalışma alanları dilcilik
olmayan kimselerin Türkçenin gücünü tanımalarına,
dilimizin zenginliğine inanmalarına yardımcı olmayı
amaçladık" diyor.
---
"Türkçenin Gücü - Türk Dilinin Zenginliklerine Tanıklar" PDF: http://m.friendfeed-media.com/fac4495b47e7c8b8785e3049746c54fe8e25ef7a



Prof. Dr. Doğan Aksan Beyefendiyi rahmetle anıyorum.




[Değişiklik saati 2013-07-29 10:27 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Dilde Yozlaşma Ve Unutulan Türkçe" Jul 31, 2013

--Alıntıdır--

Yazan: Batuhan Çolak
----------------------------

babet bulka cadde carte cafe chima collection hobby cosmetic center happy days hediyelik hilmi home sweet home internet caf janga jolly tours kayer kumpir patisserie salad bar simao veroni vs..


Son zamanlarda dilde meydana gelen yabancılaşma giderek hızlanıyor. Bunun en çarpıcı örnekleri yabancı isimli mağazalardaki inanılmaz artış… Özellikle gelir düzeyi yüksek semtlerde kullanılan argoyla karışık İngilizce-Türkçe arası bir dil, sırf farklılık ve dikkat çekmek için kullanılan sözcükler ne yazık ki Türkçeyi kirletmeye devam ediyor. Televizyonlardaki kalitesiz programlar da bu kirlenmeyi arttıran en önemli faktörlerden biri… Gerçekte Türkiye’de üretilen malların sırf üzerinde yabancı bir isim var diye tercih edilmesi ise ayrı bir olay…

Ankara’nın 3 önemli caddesinde yaptığımız araştırmada karşımıza ilginç bir tablo çıktı. Bahçelievler 7.cadde de 90, Tunalı Hilmi caddesi’nde 98, Hoşdere Caddesi’nde 121 tane yabancı isimli mağaza tespit ettik. Daha çok gelir düzeyi yüksek kesimin ilgi gösterdiği bu 3 caddenin tabelalarında Türkçe kullanımı %40-50 civarında. İşte o caddeler ve tesbit edebildiğimiz yabancı tabelalı işletmeler.

BAHÇELİEVLER 7.CADDE (AŞKABAT) 90

Seven 7 Cafe
Dedem sandwich
Bulteks
Bulka Pizza& Kumpir
Veroni
Bulka Patisserie
Burger King
Tefal
Cafe Simao
Punch Cafe
Adrenal
Sport House
Line a Decor
Hosta Piknik
Mystical
Cottonland
T&T
Vivet
Denim’s
Tea House
Party7
Classic Cafe
Monopoly Cafe
Polo
Agelo
Denta
Surf
OZ
Classic Cafe
Reve
Destine Kız Öğrenci Yurdu
Happy Days Cafe & Patisserie
Pampero Cafe
Eskomed
Lotus Kuaför
Ice Salad Bar
Este Life
Rejuvi
Jolly Tours
Bosh
Jesebel
D&D Perfumum
Best
Chima
Journey
Day Light
Hobby Cafe
B&Ç Collection
Hobby Academie
Demonroe
Esk Sun
Kayer
Chicken Last Stop
Blouse
Cosso
Friend Hip
TeknoAr
Puzzle
Tita
Miss Cafe
Flor
Babet
Brothers Cafe
7.Cosmetic Center
Coth
Zaga
Renko Fotoğraf
Oxxo
A’la Carte Cafe
Mc Donalds
She
Home Sweet Home
Tabv
Tommy
Janga Cafe
Puffy Center
Mango
Paco
Alışveriş Home
Emba Emlak
Kuaför Laila
Yesar Hediyelik Eşya
Skynet İnternet Cafe
Kanke
Dame Moda
Teller
Demin Home
First Lady Kuaför
Caffein
Miss Takı

Ankara Tunalı Hilmi Caddesi’nde bu rakam 98’e çıkıyor. İsimler;
TUNALI HİLMİ CADDESİ (98)

Tekno mix
Beta Color
Rent a Car
Hira Concept
Dez Kuaför
Vocal
Koç Allianz
Lanet Eczane
Dodya Parfüm
Gren Techinc
Home Sweet Home
Crispino
Gökhun Music Store
Jolly Tours
City Diner
Pepsi Cade Pub
Kayra
Aleterm Estetik
Vakko
Yön Collection
Trios Ünlü
Anatolia Rent a Car
Dent Ankara
Helena
Mariggi
Medusa Cafe
Gusto
Dressy
Perlina
Daniel Hechter
Cibas
Karmen
Mc Donalds
Woot Kuaför
Odeka İşhanı
Jumbo Store
Cities Kuaför
Cafe Rosso
Bela Nilsa
Gordion Hotel
Data Set
My Emmy Dremaman
Chima
Monado Akapunktur
Dolfin Güzellik Salonu
B&D Bravo & Dolfilm
Karat
Journey
Punika Güzellik Salonu
Liza
Dermodern
KrYolan
Buhara
Giorgia Parfümeri
Study Abroad
Elizinn
Nona Moda Merkezi
Vision Porselen
Dentapol
Ledeland
Almed
Rodi
Viva Saat
Benetton
Dorsem
Chicco
A&Ş Collection
Herion
D&P Parfumum
Lezita
Milans
Yards
Spormey
Happy Hour&Plus
Atinon
Mark& Spencer
Mithat Selection
MNG Mango
Bambi
Veroni
West Kuruyemiş
Derm- Art
Tavko
Cambo
Jezebel
Miss Trendy
Oz Ayakkabı
EMPA
Check Bar
Mayam
Collezione
Buger king
Re/Max Lider
Golden
M’s kreasyon
Flavius
Golden Cafe Pub
Mado

Ankara Hoşdere caddesinde ise 121 yabancı isimli mağaza var. Özellikle Hoşdere Caddesi’nde yabancı tabelalar Türkçe tabelalara ezici bir üstünlük kurmuş. İnsan bir yerden sonra cadde de ki Türkçe isimli mağazaları, tabelaları yadırgamaya başlıyor.
HOŞDERE CADDESİ (121)

Air Pilot-Don Airlines
Royal Color
Sunlight Bar
Goodyear
Casio Air Service
Jasmin Club
Mado
Jolly
Effect Turizm
Kosca Pub
Silence Beach
Biyalo
Hairport-Kuaför
Grill Baget
Dedem Sandwich
Pioneer Frigidaire
Palmet
Pastahane Bistro
Tunus Color
Gima Superstore
Bumerang
Küppersbusch
Group 4 Secunicor
Vitra
H&B Perde
Tuna Copy Center Kırtasiye
Albera
Nexans
United Kuaför
Point
Carpet iem
Bagno Mio
Residance Hotel
GNC Line Well
Victoria Apart
Euro Plak
İnter Yatırım
Moda Life
Zen Kuaför
Drystem
Aittech
Lineadecor
Elite
Techostore
Artsan
Naturel
L’image
Perdeci
Yummy
Panasonic
Ra Kuaför
Jinekomed
Genesis Halı
Genesis Perde
Betty Coufeurre
Cineclub internet cafe
Le ante
Best Erkek Kuaförü
Supervision
Fitness Shop
Bellona
Livora Pastanesi
Kavli
Reneva
Soneks Bilgisayar
Omar
Espa Elektronik
Montel
Toshiba
Remax
Polo Mutfak
İntermak
Alfa
Tezgahcı
Tayf Kuruyemiş
Delta Rent a Car
Star Kuru Temizleme
Lilyum Çiçek
İnka Cinema Club
Pegiç Home Design
Nina Home Collection
Mega Stil Erkek Kuaförü
Selenia
S.T.D. Star Kuaför
Estetica Kuaför
FM Elektrik
Feba Group
Grup BİM
Sabrina
Cactus Patisserie
Filpa
Tobacco&Liquor
Devi
Pc Game
Slearpini
Mega Çelik Kapı
Alarko
Oxygen
Archticech
Mimoza Erkek kuaförü
İnfotech Bilgisayar
Rehau
Global Group
Pioneer
Marino
Alpine
Kinner
Chinese Restaurant
Fabric
Restore store
Mr.Clean
Grohe
Jeka
Yepetto
ANE
Berser
Norm Plus
Enaglus
Erka Elektronik
Viessmann
10-Car Rent a Car

Ankara’nın 3 önemli caddesine de yabancı isimli mağazalar hâkim olmuş durumda.
Türkçe tabelanın yadırgandığı caddelerden Hoşdere Caddesi’nde Estetica Kuaför ve Gis Club işletme sahiplerinin görüşlerini aldık. Türkçe yerine yabancı bir isim koymalarının nedenini sorduk;
Estetica Kuaför’ün sahibi Mesut ÇİT; “ Benim yabancı bir isim koymamın nedeni buranın geçmişten beri seçkin bir semt oluşudur. “estetica” sözcüğüne de dergilerden esinlenerek karar verdim. ATO ya da Çankaya Belediyesi’nden hiçbir yetkilinin bize tabelanız Türkçe olsa daha iyi olur ya da yabancı isim istemiyoruz gibi uyarıları olmadı. Sonuç olarak bizde Türkçe olsun isteriz tabelalarımız. Herkes yaparsa biz niye yapmayalım.”

Gis Club’ın sahibi Burç Mergen ; “GİS aile fertlerimizin adlarının baş harflerinin kısaltması. Yanına da Club’ın gideceğini düşündük. Böyle bir yer de club kelimesini daha uygun gördük Çünkü modern ve yenilikçi bir hava veriyor. Esasında tabelalardaki yabancılaşmanın o kadar da kötü olmadığını düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin yarısı cahil. Hiç değilse bilmeyenler yabancı dil öğrenebilirler. Bu yolla da batıya daha yakın olabiliriz. Zaten ATO ya da Çankaya Belediyesi’nin bu konuda bir yaptırımı olmadı.”

Haberimizle ilgili görüştüğümüz Çankaya Belediyesi Başkan Yardımcısı Duran YÖNEL şunları söyledi;
“Ruhsat verirken Türkçe olması yönünde sözlü olarak telkinlerimiz oluyor. Bu konuda yaptırımımız yok. Eğer yaptırım uygularsak düşüncesini gasp etmiş, kamu gücünü belediye üzerinden kullanmış oluruz. Bu da tercih ettiğimiz bir yöntem değildir. Bu konuda sivil toplum örgütleriyle de görüşmelerimiz oluyor. Dildeki yabancılaşmayı eğitim yoluyla halletmek istiyoruz. Hemen yarın yabancı isimler kalkıyor dersek olmaz. Bunun yerine Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi bir Kuvay-i Milliye ruhu ile konuyu çözüme kavuşturmalıyız. İçinde üniversitelerin, devletin, sivil toplum örgütlerinin, belediyelerin olduğu geniş bir katılımla hep birlikte çözüme kavuşturmalıyız. Ayrıca dildeki bu yabancılaşma bir dil emperyalizmi, bir kültür emperyalizmidir. Zaman içinde eğitim yoluyla çözüme kavuşturmak uygun olur. Belediye olarak düşüncemiz bu yönde.”

Ankara’nın önemli caddelerindeki, yabancı isimli mağazaların bu denli çok olması Ankara Ticaret Odası’nı da rahatsız etmiş olacak ki Oda Başkanı Sinan AYGÜN’den 06.12.2005 tarihinde yazılı bir açıklama geldi.. Konu hakkında yazılı açıklama yapan AYGÜN şunları söyledi;
“Nasıl çocuğumuza Hans, Jack, Tom adını koymuyorsak, işyerlerimize de ürünlerimize de yabancı isimler koymamalıyız. Simiti simmit, balonu baloon, salonu saloon, pazarı baazar şeklinde yazarak Türkçe’yi eğip büküyoruz gelin bu toplumsal talebi bir kampanyaya dönüştürelim. İşyerlerimizi, ürünlerimizi yabancı isimlerden arındıralım”

Mağazaların yabancı isimli olmasına da değinen AYGÜN şunları söyledi;
Yasalara göre şirketlerin ticaret ünvanlarının Türkçe olarak belirlendiğini, ancak bu maddeye bir istisna olarak şirketin faaliyet konusuna giren mal ve hizmetin yabancı dilde olması ya da şirket ortakları arasında bir yabancının olması halinde şirket isminde yabancı kelime bulundurulmasına izin verildiğini anlatan Aygün, “Caddeye çıktığımızda görüyoruz ki, istisna bir genel kural haline gelmiş. Etrafta Türkçe konuşan olmasa kendimizi yabancı bir ülkede hissetmememiz mümkün değil” diye konuştu.

Dildeki yabancılaşma ve yozlaşma sadece tabelalarla sınırlı değil tabii. Tabelalar adeta dile de yansımış Ankara’da 7.cadde, Tunalı Hilmi caddesi, Hoşdere Caddesi, Armada , İstanbul’da Akmerkez, Nişantaşı, Bağdat gibi genelini üst gelir grubu kişilerin oluşturduğu semtlerde özellikle gençler arasında ilginç diyaloglar yaşanıyor. Daha doğrusu artık bu gibi bölgelerin kendine has bir sözlüğü oluşmuş da diyebiliriz.

İşte o sözlük;
==========

>Ban : ben
>San : sen
>Lütfaaan : lütfen
>Biliyomısaaaaan : Biliyor musun
>Hayvanssııaaan : Hayvansın
>falan oldum:?
>falan yapmak : ?
>hadi papaaay : Haydi güle güle
>intiharlardayım : çok üzüldüm
>pozitif elektrik alamadım senden yane, taam mı: senden hoşlanmadım
>manita yapmışın: yeni kızarkadaş bulmuşsun
>inanmıyoroaam : inanmıyorum
>regular cola : normal kola
>yivrençsiaaan : iğrençsin
>nerdeyim oldum : nerede olduğunu şaşırmak
>partilemek : parti yapmak
>aklımdasyn yapmak : cep telefonunu çaldırıp kapatmak
>bay gelmek hatta kus gelmek : bıkmak, usanmak
>çılgın atmak : delirmek
>merba : merhaba
>nasssın : nasılsın
>ban iyyiam, san : ben iyiyim, sen
>ban de ama çık mıkarrna yedıam : ben de ama çok makarna yedim
>pantlonundan bellıa : pantolonundan belli
>vıraenç duryo dı mıa : iğrenç duruyor değil mi?
evet, boyfrand yüznden labilir mia : evet, sevgilin yüzünden olabilir mi?
>bilmiyoruam kia : bilmiyorum ki
>narde okuyosssuan : nerede okuyorsun

Bazı kalıplar ve örnekler
=================
>abi dün manyak bi pilav yaptıaam
>Alocuuuumm çoooook korktuuuuummm
>deermişimm sen de yeeermişinn
>ay hadi öptüm şekaar
>kafe caddede branc yapalım maaaaa
>kendine çok iyi bakıyosuun tımaam maa
>kendine iyi davran şeakear olur maa
>ay cıttan yaaneee
>Aşkıyımmm naaaeeebeeeeerr
>baba iyij(c)e disconnect falan oldun ortamlardan

Yüzünüzü bir tebessüm kapladı değil mi? Doğaldır çünkü ağlanacak halimize güleli o kadar çok oluyor ki, biz de neye gülüp neye ağlayacağımızı şaşırıyoruz. Yukarıdaki örnekler sadece bir kısmı, bir de buzdağının (iceberg’de diyebilirdim) görünmeyen yüzü var. Bu dilin özellikle gençler arasında kullanılıyor olması da dilimiz için tehlike çanlarının çoktan çaldığını gösteriyor.


Kaynak: http://www.notdenizi.com/dilde-yozlasma-4848/

[Değişiklik saati 2013-08-01 00:21 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"FİİLLER (EYLEMLER)" Aug 2, 2013

--Alıntı yazı--


Bir oluşu, bir durumu veya bir kılışı kip ve kişiye bağlayarak anlatan sözcüklere denir.

Pratik olarak ismi fiilden ayırmak için –me, -ma olumsuzluk ekini ya da –mak ,-mek mastar ekini kullanırız.Eğer bir kelimenin sonuna –ma ,-me olumsuzluk ekini ya da –mak ,-mek mastar ekini getirebiliyorsak o kelime fiil demektir.Getiremiyorsak o kelime isim soylu bir kelimedir.

*Geldi——— gelmedi ,gelmek

*Oturmuş—— oturmamış, oturmak

*Söylüyorum———- söylemiyorum, söylemek

Görüldüğü gibi yukarıdaki kelimelere –ma,-me ve –mak,-mek getirebilmekteyiz. Öyleyse bu kelimeler fiildir.

*Kitap——— kitapma , kitapmak

Yukarıdaki ‘kitap’ sözcüğüne ise bu ekleri getiremiyoruz. Öyleyse bu kelime isimdir.

Fiiller, anlattıkları hareketin niteliğine göre değişik özellikler gösterir.Bunları üç grupta inceleyebiliriz:


a)Kılış fiilleri

b)Durum fiilleri

c)Oluş fiilleri.

Bunları birbirinden ayırt etmek için pratik olarak şu bilgiyi kullanabiliriz: Eğer bir fiil geçişli ise (yani ‘neyi’, ‘kimi’ sorularını sorabiliyorsak) kılış fiilidir.

*Kırmak ,atmak , dikmek, içmek, ezmek,delmek,yolmak,dizmek….

Görüldüğü gibi yukarıdaki fiillere ‘neyi kırmak?, neyi atmak…’sorularını yöneltebiliyoruz.

Öyleyse bu fiiller geçişlidir ve geçişli olduğu için de kılış fiilidir.

Fiil, öznenin kendi iradesi dışında geçirdiği değişimi anlatıyorsa ve bir hareket bildirmiyorsa o fiil oluş fiilidir.

*Sararmak ,Yaşlanmak,Uzamak, Paslanmak,büyümek,solmak,acıkmak…

Görüldüğü gibi yukarıdaki fiiller geçişli olmadığı için kılış fiili olamaz.Bir hareket olmadığı için ve eylem öznenin kendi isteği dışında gerçekleştiği için bu fiiller oluş fiilidir.

Fiil, öznenin kendi iradesinde yani kendi isteği ile gerçekleşiyorsa ve fiil bir hareket ifade ediyorsa o fiil durum fiilidir.

*Yürümek, oturmak, gitmek, çıkmak,ağlamak…

Görüldüğü gibi yukarıdaki fiiller , bir hareket bildirmektedir ve bu hareket kişinin kendi isteğiyle gerçekleşmektedir bu yüzden yukarıdaki fiiller durum fiilleridir.

Not: Durum fiilleri de oluş fiilleri de geçişsiz fiillerdir.

FİİLDE KİP: Kipler, haber (bildirme) ve dilek (isteme) kipleri olmak üzere ikiye ayrılır.

a)Haber Kipleri: Zaman eklerinin hepsine birden haber kipleri denir.Haber kipleri şunlardır:

1)Öğrenilen(duyulan) (miş’li) Geçmiş Zaman: Fiillere –miş ,-mış, -muş,-müş ekleri getirilerek sağlanır.Bu eylemler daha çok başkasından duyulma, aktarılma anlamı taşırlar. Bazen de farkında olmadan yapılma bildirir.

*Evleri yanmış.(başkasından duyma)

*Seni sormuşlar. (başkasından duyma)

*Aaa ! çorabım kaçmış. (sonradan farkına varma)

*Mutfakta elimi kesmişim. (sonradan farkında olma)

*Bu solmuş elbiseleri giymemelisin.(sıfat fiil eki)

2)Görülen (di’li) Geçmiş Zaman: Eylemlere “dı,di,du,dü,tı,ti,tu,tü” ekleri getirilerek yapılır. Anlatan kişi harekete bizzat tanık olmuştur, eylemi görmüştür.

*Evleri yandı.

*Hep birlikte geziye gittik.

*Sınavı kazanabileceğini söyledi.

*Kalbim Ege’de kaldı.

*Beraber yürüdük bu sahillerde.

*Burada her zaman tanıdık insanlara rastlayabilirsiniz.(sıfat-fiil eki)

3)Şimdiki Zaman: Eyleme –yor eki getirilerek yapılır.Eylem ile anlatış aynı zamanda gerçekleşir.

*Ders çalışıyorum.

*Ne diyor?

*Çocuklar yine kavga ediyor.

Not: -makta,-mekte eki de fiile şimdiki zaman anlamı katar.

*Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.

*Lütfen sessiz olun şu an ders çalışmaktayım.

4)Geniş Zaman: Eylemlere –r, -ar, -er ekleri getirilerek yapılır.

*Senden sana sığınırım.

*Her sabah yürürüm.

*Bu yolun sonu nereye çıkar?

*Hep böyle güler yüzlü müsün? (sıfat-fiil eki)

Not: Geniş zamanın olumsuzu –mez, -maz’dır. Ancak 1.tekil ve 1.çoğul çekimlerde –me ,-ma şeklini alır.

*Gelmezsiniz ___ gelirsin *gelmem____gelirim

5)Gelecek Zaman: Eylemlere –ecek , -acak eki getirilerek yapılır.

*Sana olan aşkımı haykıracağım.

*Gelecek de bir gün gelecek.

*Mektuba yazacak sözüm kalmadı.

*Okuyacak da adam olacak.

*Açacak nerede?

b)Dilek Kipleri: Fiilin gerçekleşmesini ya da gerçekleşmemesini dilek,istek,gereklilik veya emir kavramları içerisinde veren kiplerdir. Bunlar haber kipleri gibi belirli bir zaman anlamı taşımazlar.

1)Dilek-şart kipi: Fiillerin kök ya da gövdelerine –se ,-sa eki getirilerek yapılır.Dilek- şart kipi cümleye bazen ‘şart(koşul)’ anlamı katarken bazen de ‘dilek’ anlamı katar.

*Ah şu sınavı bir kazansam!

*Sana olan duygularımı açıkça bir söyleyebilsem!

*Çalışırsan kazanırsın.

*Yaramazlık yaparsan bir daha seni getirmem.

2)İstek kipi: Fiil kök ya da gövdelerine –e, -a, -ayım, -eyim, -alım, -elim getirilerek yapılır.

*Sana duyduklarımı anlatayım

*Seninle yine görüşelim.

*Bunu böyle bilesin

3)Gereklilik Kipi: Fiil kök ya da gövdelerine –meli,-malı getirilerek oluşturulur.

*Bu deneme sınavında birinci olmalıyım.

*Bu sorunun bir çözüm yolu olmalı.

*Şimdiye eve varmış olmalı. (olasılık, ihtimal)

4)Emir Kipi:Eylemin gösterdiği hareketin emir biçiminde yapılması gerektiğini ifade eder.

*Söyle yanıma gelsin.(3.tekil kişi emir eki)

*İçeri buyrunuz. (2.tekil kişi emir eki)

*Lütfen işlerinizi iyi yapınız. (2.çoğul kişi emir eki)

*Çeneni kapa. (2.tekil kişi emir eki)

*Beni beklesinler (3.çoğul kişi emir eki)

Not: Emir ekleri ile şahıs eklerini birbiri ile karıştırmamak gerekir.Şahıs ekleri hiçbir zaman fiilin üzerine direkt olarak gelmez; ancak bir kip ekinden sonra gelebilir.Emir ekleri ise fiilin üzerine direkt olarak gelir.

*Geliyorsun ,gitmelisin (şahıs eki)

*Gelsin ,gitsin (emir eki)

FİİLLERDE BİRLEŞİK ZAMAN: Fiillere kip eklerinden sonra –idi ,-imiş, -ise ekeylemlerinden biri getirilerek yapılır.Kısacası, iki kip ekinin üst üste gelmesi durumudur.

*Yüzüme bu türlü bakmayacaktın. (Gelecek zamanın hikayesi)

*Gözünden akan bir damla yağmur olsaydım.(Şart kipinin hikayesi)

*Sen de gelecekmişsin.(Gelecek zamanın rivayeti)

*Bunu daha önce yapmalıymışım. (Gereklilik kipinin rivayeti)

*Bu konuyu anlarsanız netleriniz de artar. (Geniş zamanın şartı)

*Gülüyorsam mutlu olduğumdan değildir. (Şimdiki zamanın şartı)

*Bu köyde iki genç yaşarmış.(Geniş zamanın rivayeti)

FİİLLERDE ANLAM (KİP,ZAMAN) KAYMASI: Fiil çekimlerinde kullanılan kip ve zaman ekleri her zaman kendi anlamlarında kullanılmazlar.Bu ekler birbirlerinin yerlerine de geçebilir. İşte bir zaman kipi ya da bir dilek kipi başka bir kipin yerine kullanılmışsa burada bir zaman (anlam , kip) kayması var demektir.

*Derslerime her hafta düzenli olarak çalışıyorum.

*Arkadaşlar, bundan sonra daha yoğun bir şekilde çalışıyoruz.

*Fatih, o yıllarda pek çok sefer yapar.

*Soruları sonra çözersiniz.

*Mektubu yarın alır.

*Bütün bu soruları çözeceksin.

*Eser Selçuklulardan kalma olacak.

*Sabahları, erken kalkmayı seviyorum.

*Allah’ım bize yardım et.

EK-FİİL (EK-EYLEM): Ekfiil “i” fiilidir tek başına bir anlamı yoktur.Ekfiilin iki görevi vardır:1)İsim ve isim soylu kelimelere gelerek bu kelimelerin cümlede yüklem olmasını sağlar.(O iyi bir öğrenciydi.) 2)Çekimlenmiş fiillere gelerek birleşik zamanlı fiiller yapar. (Koşuyordum)

“-imek” dört basit çekimi vardır.Basit çekimli durumlarda sadece isim soylu sözcüklerde bulunur.

1)Bilinen Geçmiş Zaman(idi): Çalışkandım (çalışkan idim) ,çalışkandın ,çalışkandı ,çalışkandık, çalışkandınız,çalışkandılar

Ekfiil sadece isme değil edata ,zamire,sıfata, tamlamalara da gelebilir.

*İşte tüm bunları yapan oydu. (o idi) (ekfiil zamire eklenmiştir)

*Bu yaptıklarım senin içindi.(için idi) (ekfiil edata eklenmiştir)

2) Öğrenilen Geçmiş Zaman (imiş): İşçiymişim (işçi imişim) ,işçiymişsin,işçiymiş,işçiymişiz, işçiymişsiniz, işçiymişler

3)Şart Kipi (ise): Öğretmensem (öğretmen isem) ,öğretmensen ,öğretmense ,öğretmensek ,öğretmenseniz, öğretmenseler

4)Geniş Zaman: Ekfiilin geniş zamanında “i” fiili bugün tamamen düşmüştür.Ekfiilin geniş zaman ekleri sadece isme gelir.Çekimi şu şekildedir:

*İyiyim ,iyisin ,iyi(dir),iyiyiz,iyisiniz,iyidirler

Ekfiilin olumsuzu “değil”dir.Ekfiili bulmak için isme “değil” ekleriz.

*Öğrenciyim ———- öğrenci değilim.

Önemli Uyarı: Ekfiilin geniş zamanına şekilce benzeyen diğer eklerle ekfiilin geniş zamanı karıştırılmamalıdır:

*Geliyorum (şahıs eki)

*Hastayım (ekfiilin geniş zamanı)

*Babam (iyelik eki)

*Babayım (ekfiilin geniş zamanı)

*Ölüm (Fiilden isim yapım eki)

*Benim kardeşim [tamlayan (ilgi) eki]

*Sen ne kadar güzelsin. (Ekfiilin geniş zamanı)

*Sen yine bana döneceksin. (şahıs eki)

YAPILARINA GÖRE FİİLLER:

Yapılarına göre fiiller üç grupta incelenir.

A) Basit Fiiller:

Hiçbir yapım eki almamış fiillerdir. Fiil köklerine gelen çekim ekleri (zaman, şahıs) fiilin anlamını değiştirmediğinden böyle fiillere de basit fiil denir.

* Durmuş bir saat de günde iki kez doğruyu gösterir.

* Güzel söz söyleyebilmek için güzel düşünmek gerekir.

* Dostluk bir şemsiyeye benzer.İnsan onları ancak kötü havalarda ister.

* İstediğim her şeyi yaptım; çünkü yapamayacağımı düşündüğüm şeyi istedim.

* Büyük adam büyük olduğunu; büyüklüğün küçüklük olduğunu bilir.

B) Türemiş (Gövde) Fiiller:

Yapım eki almış fiillerdir. Türkçede fiil türetmenin iki yolu vardır:

1) İsim kök ya da gövdelerinden fiil türetme:

* güzel-leş *sarı-ar *ışıl-da *göz-le

*az-al *ben-imse *ince-l *düz-el

*su- sa * sivri-l *yaş-a * kan-a

2) Fiilden fiil türetme:

* sev-in *çık-ar * kız-ış *bak-ış

* öl-dür * taşı-t *at-ıl *kan-dır *koş-tur

C) BİRLEŞİK FİİLLER:

En az iki sözcüğün birleşmesiyle oluşan fiillerdir.

Üç grupta incelenir:

A) Anlamca Kaynaşmış Birleşik Fiiller:

Bir isimle bir fiilin anlam yönünden birleşip kaynaş -masıyla oluşur. Bu sözcüklerden biri ya da ikisi ger -çek anlamını yitirir.Deyimlerin çoğu bu türe örnektir.

* Sen kimsin ki bana kafa tutuyorsun?

* Bu tehditlerinle gözümü korkutamazsın.

* Annemin yemekleri hoşuna gitti mi?

* Odasında kitaplarına göz atıyordu.

* Adama laf anlatmaktan dilimde tüy bitti.

* Konuşulanlara ben de kulak kabarttım.

* İş için yüzlerce kişi başvurmuştu.

B) Yardımcı Fiillerle Yapılan Birleşik Fiiller:

İsim soylu bir sözcüğün üzerine –et , -ol , -kıl , -eyle gibi yardımcı eylemler getirilerek yapılır.

* Seven bu gönül seni asla terk etmeyecek.

* Hayat uykuyla uyanıklık arasında raks eder.

* Bu usanç duyan gözlerim bir şeyde karar kıldı.

* Seyreyleyelim mehtabı yıldızların altında.

UYARI 1: Bu türle yapılan birleşik fiilin isim kısmında bir ünlü düşmesi ya da bir ünsüz türemesi varsa birle- şik fiil bitişik yazılır.

* Akşamı seyredeyim senin bakışlarında.

* Benliğime hakim olur bir deli rüzgar.

* Bir gün yeniden bana döneceğini hissediyorum.

* Ama dönsen de seni asla affetmeyeceğim.

* Sabreden derviş muradına ermiş.

UYARI 2 : Et- , ol- yardımcı eylemleri tek başına bir anlam taşıyorsa ve önündeki isimle kaynaşmamışsa kendi görevinde kullanılmış demektir yani asıl fiildir.

* Ben ettim sen etme.

* Köyümüzde şimdi kirazlar olmuştur.

* Elindeki gömlek ancak beş milyon lira eder.

* Boş zamanlarımda kütüphanede olurum.

C) ÖZEL ( KURALLI ) BİRLEŞİK FİİLLER:

İki fiilin birleşmesi yoluyla oluşur. Tamamı bitişik yazılır. Dört grupta incelenir:

1) Yeterlilik Fiili ( fiil + ebil-) :

Cümleye gücü yetme ve olasılık anlamı katar.Fiilin üzerine ebilmek getirilerek oluşturulur.

* Okula geç kalırsam öğretmenim kızabilir. (o)

* Bu genç yaşımda ölebilirim (o)

*En güzel şiirlerimi söylemeden gidebilirim buralardan (o)

* Bir gece ansızın gelebilirim. (o)

* Sevinçten kapında bayılabilirim.

* Sınıfı geçebilirim (g.y)

UYARI: Yeterlilik fiilinin olumsuzunda bil- fiili düşer. Fiilin üzerine –ama , -eme getirilerek yapılır.

* Yapabilirim > yapamam. (yeterlilik birleşik fiilinin olumsuzu)

* yaparım > yapmam ( geniş zamanın olumsuzu)

* Görebilirsin > göremezsin (yeterlilik birleşik fiilinin olumsuzu)

* Atamam kendimi mavi denize dünya güzel. (atabilirim: yeterlilik birleşik fiilinin olumsuzu)

2. Tezlik Birleşik Fiili: (Fiil+iver-):

Cümleye tezlik çabukluk anlamı katar.

* Uzanıp tutuver elimi ne olur geri dön.

* Akşamın derin kızıllığında kayboluverdim.

* Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya.

* Polisler kaçan hırsızı yakalayıverdi.

* Annesini görünce yanına koşuverdi.

NOT: Olumsuzluk eki –ma, -me asıl eylemden sonra gelirse önemsizlik, yardımcı fiil olan verden sonra gelirse olumsuz tezlik bildirir.

* Sen de o filmi görmeyiver. (önemsizlik)

* Her şeye maydanoz oluverme. (olumsuz tezlik)

3. Süreklilik Birleşik Fiili (fiil+ edur, kal, gel):

Cümleye devam etme, süreklilik anlamı katar.

* Bu hikaye yıllardır süregelir.

* Televizyonun karşısında uyuyakalmışım.

* Gidedursun turnalar, gurbet ellere.

* Listede ismimi göremeyince listeye bakakaldım.

4. Yaklaşma Fiili (fiil+ eyaz) :

Eylemin gerçekleşmesine çok az bir zaman kaldığını ifade eder.Az kalsın olacaktı anlamı verir.

* Kaldırımda yürürken düşeyazdım.

* Onu karşımda görünce korkudan öleyazdım.


--------------
Kaynak: http://www.xn--edebiyatgretmeni-twb.net/fiiller.htm


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Bilişim Çağı ve Türkçenin Sorunları" Aug 2, 2013

--Alıntıdır--


Yazan: Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın


İnsanoğlu 1969’da Ay’a ilk adımını attığında önümüzdeki çağın uzay çağı olacağı ileri sürülmüştü. Çok iyi hatırlıyorum, o günlerde uzay ile ilgili çeşitli haberler gazetelerde yayımlanıyordu. Haberlerde insanlığın gelecekle ilgili uygarlık düşleri de yer alıyordu. Bu haberlere göre 2000 yılında insanlar tatillerini geçirmek üzere artık aya gidecekti, uzayda çeşitli üsler kurulacak, ayda bitki yetiştirilecekti. Evlerde her şey otomatik olacak, her işi robotlar yapacaktı, elektronik beyin (o günlerde bilgisayar terimi henüz kullanılmıyordu, bilgisayarlar da zaten bu kadar yaygın değildi.) insanın yerine düşünecek, çözümler üretecekti. Yine o günlerde gazetelerde bir devlet dairesine alınan elektronik beyin ile ilgili haberler yer alıyordu. Bir gazetede bu haber bir karikatürle birlikte yayımlanmıştı. Haberde bundan sonra devlet dairelerinde vatandaşın her işini elektronik beyinlerin halledeceği belirtiliyordu. Bu haberin yanındaki karikatürde ise kasketli, şalvarlı bir vatandaş elindeki dilekçeyi buzdolabı büyüklüğündeki makineye uzatıyordu. Elektronik beyinden ise şöyle bir ses geliyordu: “Bu gün git, yarın gel !”

O günlerde 2000 yılıyla ilgili tahminlerden hangilerinin tuttuğunu bugün gördük. İnsanoğlunun uzay macerası bugün halâ devam ediyor, ama Ay’da tatil, uzayda balayı, Ay’da tarım, Merih’te futbol maçı gibi fantezilerin gerçekleşmesi için daha uzun yıllara ihtiyacımız var. Evlerimizde robotlar da iş görmüyor henüz. Bu robotların öncüleri olan mutfak robotları, elektrik süpürgeleri, otomatik çamaşır ve bulaşık makineleri ise gelişerek yaygınlaşıyor. Elektronik beyinlerle yani bilgisayarla ilgili tahminler ise beklenenin çok çok ötesinde gerçekleşti. Bilgisayarların bu kadar yaygınlaşacağı, evlere, okullara, kahvehanelere ve kafelere, hatta lahmacunculara gireceği, o yıllarda asla tahmin edilmiyordu. Çünkü o yıllarda bilgisayarlar dörde dört oda büyüklüğündeydi, muazzam elektrik harcıyorlardı ve müthiş bir ısı yayıyorlardı. Tabiî ekonomik değillerdi. O yıllarda internet hayal bile edilemiyordu. İnternetin atası olan ve askerî haberleşme amacıyla kullanılan ARPANET’in temeli de 1969’da atılmıştı.

Neden diğer tahminler, fanteziler gerçekleşmedi de bilgisayar teknolojisi tahminlerin ötesinde bir gelişme gösterdi ? Elbette bunun birkaç sebebi var, ama bence en önemli sebep şu: insanoğlu bilginin önemini bir kere daha kavradı. Bilimde ve teknolojide bugün ulaşılan nokta insanoğlunun düşlerini ve fantezilerini gerçekleştirmeye henüz yeterli değil. Daha pek çok bilinmeyen bizi bekliyor. Geçen zaman içerisinde insanı uzayın derinliklerine ulaştıracak tek şeyin bilgi olduğu anlaşıldı. Her şeyin temelinde bilgi vardı. Gelişen teknoloji ile insanoğlunun sahip olduğu bilgi sürekli olarak artıyordu. İnsanlık tarihi göz önüne alındığında daha önce bilimde yüzyıllar süren gelişmeler artık birkaç yılda yaşanmaktaydı. Bu nedenle yaşadığımız dönem artık uzay çağı değil, bilgi çağı olarak adlandırılmaya başlandı. Bilgi çağının ana ürünü ise hiç şüphesiz bilgisayar oldu.

Bilimdeki gelişme her alanda olduğu gibi iletişim alanında da büyük bir gelişmeye yol açmıştı. Gelişen iletişim araçları, bilgiye ulaşmadaki zorlukları ortadan kaldırdı. Bilgisayar ve iletişim teknolojisindeki gelişmeler bu iki sektörü önce birbirine yaklaştırdı, sonra da bilgi ve iletişimin birlikteliği ile bilişim terimi gündeme geldi. Bilgisayar ve iletişim teknolojileri bütünleşmeye başladı. İş yerimizdeki, okulumuzdaki, evimizdeki, bilgisayarlar kablo ile birbirine bağlanmaya başladı. Askerî amaçla kullanılan ağ, genelleşti ve internetin omurgası ortaya çıktı. Bilgisayarlar böylece iletişim aracı özelliğini de kazandı. Ancak bu iletişim aracı, asla basit bir iletişim aracı değildir. Telefonun, belgegeçerin (facsimile>fax), telgrafın işlevlerini gören, veri aktarımında kullanılabilen, görüntülü konuşmayı (video conference) gerçekleştirebilen, sizin yerinize telefon açabilen, hatta telefonlara cevap verebilen, randevularınızı düzenleyebilen, veri bankası olarak kullanılabilen, görüntü ve ses alıcısı-vericisi olabilen araç haline geldi bilgisayar. Bunlar, şu anda aklıma gelenler. Bildiğiniz gibi bilgisayarın başka pek çok marifeti var ve yakın gelecekte bunlara yenileri eklenecek.

Bilgisayar teknolojisindeki bu gelişme diğer sektörleri ürküttü. Çünkü bilgisayar önüne gelen teknolojiyi yiyor, yutuyor kendi bünyesine dahil ediyordu. Bilgisayarın bu atağı diğer sektörlerde anlayış değişikliğine yol açtı. Bilgisayarların televizyonlaşmasına karşılık televizyonlar bilgisayarlaşmaya başladı. İnternet televizyonu bunun sonucudur. Telefonlar bilgisayarlaştı. KUP (Kablosuz Uygulama Protokolü: WAP) işte bu rekabetin sonucudur.

Bu gelişmeler olurken dilimize de bir şeyler oluyordu. Hiç duymadığımız sözcükler, terimler dilimize yerleşmeye başladı. Çünkü bilişim teknolojisinde biz üretici değil kullanıcıydık, tüketiciydik. Teknolojiyi icat eden, üreten terimlerini de kendi diliyle karşılıyordu. Bu teknolojiyi alan diğer milletler de bilgi alıntısı olarak bu terimleri, sözcükleri de ister istemez dillerine alıyorlardı. Her bilim dalının, her teknolojinin kendi özel terimleri vardır. Doğal olanı, her dilde bu terimlerin karşılıklarının olmasıdır. Ancak bilişim teknolojisinin kendisine özgü bir özelliği var: Bilişim teknolojisi bir maden mühendisliği gibi, otomotiv gibi sınırlı bir topluluğu ilgilendirmiyor. Bilişim teknolojisi toplumun her kesimini ilgilendiriyor. Beş yaşındaki çocuktan, üniversite öğrencisine, esnaftan öğretmene, hatta bir internet kuruluşunun reklâmında gördüğümüz gibi kokoreççi ile kestaneciye kadar herkes bilişim teknolojisini kıyısından köşesinden kullanıyor. Durum böyle olunca da bilişim teknolojisinin terimleri diğer teknik terimlerden daha çabuk, daha yaygın bir şekilde dilimize yerleşiyor. Düşününüz, reklâmdaki kestaneciye disgonnekt sözcüğünü bile öğretiyor bu teknoloji. “Yapma yahu !” şeklindeki hayret sözü reklâmda karşımıza “Wapma yahu !” olarak çıkıyor.

Bilişim teknolojisinin bu kadar geliştiğini (bu gelişmenin sonunun olmadığını da söyleyeyim) ve etkili olduğunu göz önüne aldığımızda, Türkçeyi bilişim çağında hangi tehlikeler bekliyor, bilişim çağı Türkçesi nasıl olacak, İngilizceleşmiş bir Türkçeyle mi konuşacağız yoksa Türkçeyi bırakıp hepimiz İngilizce mi konuşacağız soruları, aklı başında her Türk aydınını düşündürüyor, kaygılandırıyor.

Gelecekte İngilizcenin bütün insanlığın dili olacağı şeklinde tahminlerde bulunanlar var. Teknolojideki gelişmeye ve İngilizcenin en yaygın yabancı dil olma özelliğine bakarak bir süre sonra bütün dillerin yerini İngilizcenin alacağını savunanlar ülkemizde de mevcut. İngilizce en yaygın yabancı dildir, farklı uluslardan insanların birbiriyle anlaşma ve iletişim kurma dilidir. Bütün bunlar doğru. Ama dünyadaki 6 milyar insanın tamamının tek bir dili konuşacağını düşünmek bugün için de yakın gelecek için de hatta uzak gelecek için de kolay bir şey değildir. İnternetin yaygınlaşmasıyla İngilizcenin hakimiyetinin artacağı söyleniyordu, bu hiç de sanıldığı kadar bir hakimiyet şeklini almadı. Şu anda internette her dilden ağ kümesi (web site) ve ağ sayfası (web page) var. İnternette Türkçe ağ kümeleri ve sayfaları arzu edilen düzeyde değilse de giderek yaygınlaşıyor.

Bilgisayar programlarına gelince dünyaca ünlü bilgisayar firmaları ürettikleri programın daha fazla kişi tarafından satın alınması için programlarını pek çok dilde üretiyorlar. Şu anda en yaygın işletim sistemi olma ününü koruyan Windows, bildiğim kadarıyla 33 dilde üretiliyor. Microsoft yerelleştirme adını verdiği bu uygulamayla dünyadaki bütün bilgisayar kullanıcılarına hitap etmeye çalışıyor. Bilgisayarın ve internetin yaygınlaşması İngilizcenin diğer diller üzerinde bir hakimiyet kurmasını değil diğer dillerin bu teknolojide önem kazanmasını sağlıyor. Şu anda bilgisayar ortamında çeviri üzerinde çalışan çeşitli firmalar var. Benim de Türkçe konusunda danışmanlığını yaptığım Rusya’daki bir kuruluş, bilgisayarda pek çok dili birbirine çevirebilen harika bir program üzerinde çalışıyor. Program epey mesafe aldı ve yapılan denemeler, sonucun başarılı olacağını gösteriyor. Gerçi şu anda bilgisayarlar için çeviri programları var ama bunlar daha çok İngilizceden bir başka dile (ki bu da birkaç dille sınırlı) çeviri yapabiliyorlar. İnternet üzerinde de bazı programlar var, bunlar da bahsettiğim bilgisayar programlarından farksız. Dünyada başka firmalar da benzer çeviri programları üzerinde çalışıyorlar. Bütün bunlar bilgisayar ve internet ortamında diğer dillerin varlığını daha da güçlendireceğini gösteriyor. Şu halde gelecekte İngilizce bilişim sektöründe tek dil haline gelecek sözü bana pek de doğru görünmüyor. İngilizceyi veya bir başka dili, yabancı dil öğrenmek için öğrenmek gerekir. Yabancı dille eğitimin, yabancı dille öğretimin sömürgelerde bile yavaş yavaş kalktığı günümüzde bizde halâ bunda ısrar edilmesi gibi İngilizce bilgisayarda ve internette tek dildir demek cahillikten başka bir şey değildir.

Bilgisayar ve internet terimlerinin İngilizceden dilimize olduğu gibi girmesi, Türkçenin son yıllarda yaşadığı sorunun bir başka boyutudur. Dilimize yabancı dillerden, özellikle de İngilizceden, yoğun bir sözcük ve terim akışı olduğu bilinen bir gerçek. Bu akış, Türkçeyi söz varlığının yanı sıra ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz dizimi özellikleri açısından da kötü olarak etkiledi. Bilgisayar teknolojisi alanında çalışanlar, gönüllü kuruluşlar Türkçe konusunda çok büyük bir duyarlılık göstererek terimlere Türkçe karşılıklar bulmuşlardı. Bu konuda Türkiye Bilişim Derneğinin çalışmalarını takdirle karşılamak gerekir. Bugün kullandığımız bilgisayar, yazılım, donanım, bellek, yazıcı, sürüm gibi Türkçe kökenli terimler işte bu çabaların sonucunda dilimize kazandırıldı. Bu terimler bilişim dünyasında tartışılmıştı. Zamanla önerilen karşılığın yerine İngilizceden girip Türkçeleşen terimler de kullanılır oldu. Buna en iyi örnek Microsoft ürünlerindeki Yazı Tipi Biçemi’dir. Gelen eleştiriler üzerine Microsoft yeni sürümlerde bunu Yazı Tipi Stili’ne çevirmiştir.

Bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin son derece hızlı gelişmesi, teknolojiye her geçen gün yüzlerce yeni terim eklenmesi karşısında bu çabalar ne yazık ki etkili olmamağa başladı. Karşılık bulunması gereken terim sayısı artık binlerle ifade ediliyordu. Bir terime karşılık bulmak, onu benimsemek, yayılmasını sağlamak aylar, yıllar alırken İngilizce bir terim elini kolunu sallayarak Türkçeye giriyor ve pek çok kişi bu durumu yadırgamıyor, yabancı kökenli terimi olduğu gibi kabul ediyordu.

Türk Dil Kurumu da bilgisayar terimlerindeki bu durumu göz önüne alarak Yabancı Kaynaklı Sözcüklere Karşılıklar Komisyonu çalışması içerisine bilgisayar terimlerini de aldı. Karşılıklar önerdi. Ancak bu karşılıkların benimsenmesi zaman alacak. Bunlardan kullanılmağa başlananlar var. Meselâ elmek terimini internette benim yöneticisi olduğum Türkoloji Haberleşme Grubunda (http://www.egroups.com/group/turkoloji) uzun süre tartıştık, sonuçta grubun pek çok üyesi bu sözü benimsedi. Benimsemeyenler de var, ama zaman terimlerin kaderini belirleyecek. Bu konuda Türk Dil Kurumunun desteği ile yürüttüğümüz Bilgisayar Terimleri Sözlüğü projesi henüz başladı. Üniversitelerimizdeki bilgisayar bölümlerinden, Türk Dili ve Edebiyatı, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümlerinden öğretim üyelerinin ve bilgisayar uzmanlarının oluşturduğu çalışma grubu içerisinde bilgisayar terimleri tartışılmakta, Türkçe karşılıklar önerilmektedir. Önerilen karşılıklar yakın zaman içerisinde internette kamu oyuna duyurulacak ve kamu oyunun düşünceleri alınacaktır. Geniş katılımlı bu çalışmayla mesafe alacağımıza inanıyorum. Türk Dil Kurumu üzerine düşen görevi yerine getirmeğe çalışıyor. Bu çalışmaların başarıya ulaşması, toplumun bu konuda duyarlı davranmasına ve önerilen karşılıkları benimsemesine bağlıdır.

Bu konuda eleştiri aldığımız da oluyor. Kimileri bilgisayar terimlerinin Türkçe karşılık bulunmasını, hatta programların Türkçe olmasını eleştiriyor. Terimlerin evrensel olduğu, değiştirilmemesi gerektiği söyleniyor. Önerilen terimler alaya alınıyor. Evet, yerleşmiş yaygınlaşmış yabancı terimlere karşılık bulmak zor olmaktadır. Ama hiçbir şey yapmadan oturup bekleyelim mi ? Bilgi ve iletişim gibi son derece önemli konularda İngilizce terimleri mi kullanalım ? O zaman sormak gerekmez mi bu nasıl iletişim, bu nasıl bilgi iletişimi diye ? Şimdi hepimiz bilgisayar terimini kullanıyoruz. Eğer bu konuya duyarlı bilgisayarcılar olmasaydı ve bu terimi türetmeselerdi ben eminim bugün hepimiz computer terimini kullanacaktık. Tabiî kimimiz kampuytr, kimimiz komputer, kimimiz de computer diyecektik. Ve birileri computer için bir karşılık türetmeğe çalışınca da yine bilinen çevreler «Canım, ne gerek var şimdi computer’a karşılık aramaya. Evrensel bir sözcük işte.» diyerek karşı çıkacaklardı. Oysa bakın herkes bilgisayar terimini kullanıyor. Şimdi kimse bu terimi oluşturan sözcüklerin gerçek anlamını düşünerek, «Bu alet bilgi saymıyor öyleyse bu terim uygun değil!» demiyor. Şu halde ciddî olarak bu işin üzerine eğilirseniz, duyarlı davranırsanız, Türkçenin yapısına uygun terim üretirseniz, toplum da benimserse dilin söz varlığına yeni terimler, yeni sözcükler katılabilir.

Web’in sözlükte 11 anlamı var. 1. Dokuma, dokunmuş kumaş. 2. Örümcek ağı. 3. Ağ gibi karışık şey. 4. Kuşların parmakları arasındaki zar, perde. 5. Kuş tüyünün yumuşak kısmı. 6. Bağlantı levhası. 7. Örs boğazı. 8. Tomar, kâğıt rulosu. 9. Halı saçağı. 10. Giz, sır. 11. Haberleşme ağı, muhabere şebekesi. (Hâmit Atalay, İngilizce-Türkçe Sözlük, TDK yayını, Ankara, 1999, s.3635)

Ancak web karşılığında ağ deyince, «Ne ağı ? Balıkçı ağı mı, örümcek ağı mı ?» diye sözlerle karşılaşıyorsunuz. Oysa bilgisayardan, internetten bahsederken bir İngilizin veya bir Amerikalının aklına on bir anlamdan haberleşme ağı anlamı geliyor. Meselâ ben internetteki sayfalarım için web site demiyorum ağ kümem diyorum. Bu terim de giderek yaygınlaşıyor. Eğer sayfamızı hem Türkçe hem İngilizce hazırlıyorsak web site terimini Türkçe sayfamızda niye kullanalım ? İngilizce terimleri İngilizce sayfalarda kullanalım, Türkçe sayfalarda ise Türkçe terimleri kullanalım. Çünkü bu sayfaları Türkler okuyacak.

Zaman zaman internetteki söyleşi (chat) programlarını izliyorum. Buralarda kullanılan dilin özel radyo ve televizyonlarda kullanılan dile rahmet okuttuğunu da belirtmem gerekir. İnternette zaman önemli olduğu için söyleşide kısaltmalar yaygın olarak kullanılıyor. Bu dünyanın her yerinde böyle. Hatta Amerika’da söyleşide kullanılan kısaltmalar ve işaretler sözlüğü bile yayımlandı. Beni asıl üzen kaba dil kullanılması, ana dili Türkçe olan gençlerin birbiriyle İngilizce yazışması, Türkçe yazışmalarda ise yabancı kökenli sözcüklerin çok sık kullanılması.

Genç kuşak ana diline sahip çıkmalı, Türkçemiz konusunda duyarlı davranmalı, dilimizi bozanları uyarmalı. Bizim yaptığımız bu çalışmalar, genç kuşakların ana diline sahip çıkmasıyla başarıya ulaşacaktır.

Sözlerimi bir kızılderili şefin dünya için söylediklerini Türkçemize uyarlayarak bitireceğim:

BİZ BU DİLİMİZİ ATALARIMIZDAN MİRAS ALMADIK, GELECEK KUŞAKLARDAN ÖDÜNÇ ALDIK…

Hep birlikte Türkçemize sahip çıkalım, bilişim çağında gelecek kuşaklara Türk’e yakışır bir Türkçe bırakalım.

----
Kaynak: http://www.bilgicik.com/yazi/bilisim-cagi-ve-turkcenin-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/

[Değişiklik saati 2013-08-02 01:40 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Konu dışı taze haber... Aug 2, 2013

Der Spiegel (SPIEGEL ONLINE) manşet haber

"Britische Geheimprotokolle: Kohl wollte offenbar jeden zweiten Türken loswerden"

http://www.spiegel.de/politik/deutschland/kohl-wollte-jeden-zweiten-tuerken-in-deutschland-loswerden-a-914318.html

-----

"Secret Thatcher Notes: Kohl Wanted Half of Turks Out of Germany"

http://www.spiegel.de/international/germany/secret-minutes-chancellor-kohl-wanted-half-of-turks-out-of-germany-a-914376.html

---
Başaramadın Herr Kohl (!) Denedin olmadı. Gelinin bile Türk

[Değişiklik saati 2013-08-02 04:17 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir
Turkey
Local time: 05:25
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Söylenmesi Zor Tekerlemeler" Aug 2, 2013

--Alıntı--



Şu duvar badanlanmış mı badanalanmamış mı?



Üç tas has hoşaf beş tas has hoşaf daha kaç tas has hoşaf yapar?



Siz de bizim Çekoslovakyalılaştırabildiklerimizden misiniz?



Bu pikap, şu pikap, o pikap.



Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortada su şişesi.



Cüce çinici Celali Hoca gizlice marpuççular içindeki züccaciyecilere gidip içi Çince yazılı cicili bicili cam çubukları cepceğizine indirmiş.



Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortada su şişesi.




Çatalca'da başı çıbanlı topal çoban, çatal sapan yapar satar.



Değirmene girdi köpek, değirmenci vurdu kötek; hem kötek yedi köpek, hem kepek yedi köpek.



Bu ekşi eski ekşi.




Dört deryanın deresini dört dergahın derbendine devrederlerse, dört deryadan dört dert, dört dergahtan dört dev çıkar.



El alem ala dana aldı aladanalandı da biz bir ala dana alıp aladanalanamadık.



Şemsi Paşa Pasajı'nda sesi büzüşesiceler.



Şu duvarı badanalamalı mı badanalamamalı mı?




Şu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak sarımsaklamasak da mı saklasak.



Kayserilitopal Şaban, yapar çatar satar saban.



Üç tunç tas has hoş hoşaf.



Üstü üç taslı taç saplı üç tunç tası çaldıran mı çabuk çıldırır, yoksa iç içe yüz ton saç kaplı çanı kaldıran mı çabuk çıldırır.



Bu sıra şu sıra o sıra o sıra o sıra gelsin.



Dal tartar kartal kalkar , kartal kalkar dal tartar.



Hakkı, Hakkı’ya gitmis, Hakkı Hakkı`dan hakkını istemiş, Hakkı, Hakkı`nın hakkını vermeyince, Hakkı da Hakkı`nın hakkından gelmiş.



Sen ne zamandan beri tekere mekere şekere mekere bir porsuksan bende o zamana kadar şekere mekere tekere mekere bir porsuğum.



Şemsipaşa pasajında kırk kulpu kırık tunç tas has hoş kayısı hoşafı



Bir pirinci birinci buluşta bir inci gibi birbirine bağlayıp, Perlepe berberi bastıbacak Bedri ile beraber Balıkesir pazarına parasız giden bu paytak budala, babası topal Badi'den biberli bir papara yedi.



Bu çorbayı nanelemeli mi de yemeli, nanelememeli mi de yemeli?



Sizin damda var beş boz başlı beş boz ördek, bizim damda var beş boz başlı beş boz ördek. Sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek; bizim damdaki beş boz başlı beş boz ördeğe: "Siz de bizim gibi beş boz başlı beş boz ördeksiniz." demiş.



Kartal kalkar dal sarkar, dal sarkar kartal kalkar.



Kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp.



Kırk kanatlılardan Kırklarelili kırkayak kıkırdayarak kırık kırak yerken kırık kanadına kırıntılar döküldü.


---
Kaynak: http://www.turkcesinifi.com/soylenmesi-zor-tekerlemeler-t549.html?s=10756ae2d301cb2ffb532918bb28bba3&


Direct link Reply with quote
 
Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:

Moderator(s) of this forum
Murad AWAD[Call to this topic]
Özgür Salman[Call to this topic]

You can also contact site staff by submitting a support request »

Osmanlıca - Türkçe kaynaklar, Cumhuriyet boyunca Türkçenin serüveni, Günümüz Türkçesi...







memoQ translator pro
Kilgray's memoQ is the world's fastest developing integrated localization & translation environment rendering you more productive and efficient.

With our advanced file filters, unlimited language and advanced file support, memoQ translator pro has been designed for translators and reviewers who work on their own, with other translators or in team-based translation projects.

More info »
Fluency Translation Suite
Come see the Fluency Difference and SAVE

The most affordable and easy to learn translation tool! Start and finish your translations faster than ever with Fluency Translation Suite 2013. TMs, Terminology, and Online Resources are fully integrated and only a click away. Download a free trial today

More info »