Pages in topic:   [1 2] >
Off topic: ARTE - Orhan Pamuk
Thread poster: Semra Maden-Balamir
Semra Maden-Balamir  Identity Verified
Local time: 12:58
German to Turkish
+ ...
Oct 23, 2005

Merhaba arkadaslar,

biraz gec oldu ama olsun...
bugün ARTE'de saat 17.15'te Orhan Pamuk'la ilgili bir belgesel var.
"Süddeutsche Zeitung"un dünkü sayisinda filmle ilgili cok olumlu bir elestiri yer almasa da (ki elestirilerin yerinde oldugunu tahmin ediyorum), yine de benim gibi baskalari da izlemek isteyebilir ...

Köln civarinda oturanlar ise yarin aksam, 24 Ekim, saat 20.00'den itibaren Schauspielhaus Köln'de Orhan Pamuk'un okuma gecesine katilabilirler.

Iyi pazarlar diliyorum herkese....

Semra


Direct link Reply with quote
 

Özden Arıkan  Identity Verified
Germany
Local time: 12:58
Member
English to Turkish
Yediğin içtiğin senin olsun Oct 24, 2005

Semra, teşekkürler, ama izlediklerini/dinlediklerini aktarırsan seviniriz. Almanya civarında bulunan ve foruma katılan toplam üç kişi var, ki en azından 1/3'ünün zaten ARTE'yi izlemediğini kesin biliyorum

Direct link Reply with quote
 

Selçuk Budak  Identity Verified
Local time: 13:58
English to Turkish
+ ...
Nobel Ödülü, siyaset, vs. Oct 24, 2005

Hoş, proz kurallarıyla pek bağdaşmıyor, ama siyasete dokundurmadan bu konuda bir şey yazmak pek mümkün değil. Çünkü Pamuk'un orada oluşu da bir siyaset, program yapacak olması da. Aksi söylenebilir mi?
Yine de, suya sabuna dokunmadan ve proz kurallarını çiğnemeden bir iki şey yazmaya çalışayım.

Daha önceki forumların birisinde, başka bir bağlamda "oryantalizm" konusunda bir iki şey yazmıştım.

Şimdi meşhur (hanım) köşe yazarlarımızdan birisi diyor ki "efendim ne söylediği, nasıl söylediği, vs. önemli değil. Önemli olan Nobel'e aday gösterilmiş olması." vs. vs.

Her nedense, bizim ünlü Türk büyüklerimizden birisinin ne zaman batıda bir ödüle adaylığı söz konusu olsa, bir tür "kabul ritüelinden" geçmesi gerekiyor: Bu ritüel, tipik, klişeleşmiş tek cümlelik bir ifadenin yüksek sesle (ve batıda) tekrarı şeklinde oluyor: "Efendim cevizler fındıkları ezmiştir."

Bunu söylemeyen hiçbir Türk sanatçısı hiçbir büyük ödüle aday da gösterilmeyecektir, layık da görülmeyecektir. Bu da Türk sanatçılarının kaderi. Sonra Türkiye'ye döndükten sonra (O. Pamuk gibi) oryantal havalarla oynama becerilerini sergilemek zorunda kalıyor. Efendim dışarıdaki de siyaset, içerideki de. İçeriyi de yatıştırmak lazım, azıcık kıvırmak lazım.

Saygıdeğer hanım köşe yazarımıza göre, bu da mübah. Eh ne diyelim. Günümüzde sistem bu. Başarıya giden her yol mübah. Onursuzluk pahasına da olsa, tükürdüğünü yalama pahasına da olsa.

Korkarım, bu "kabul ritüelini" tekrarlamadan, bizi AB'ye de almayacaklar.



[Edited at 2005-10-24 19:27]


Direct link Reply with quote
 

Serkan Doğan  Identity Verified
Turkey
Local time: 13:58
Turkish to English
+ ...
Ah Nobel ne ucuz! Oct 24, 2005

Gerçekten bir süredir akademisyen dostlarımla tartıştığım ve son günlerde (sonuncusu dün CNN Turk'te) olmak üzere akıl almaz fikri manevralarına şahit olduğum, hemen Nobel'i alamadığı günün ertesinde özürler ve mazaretler beyan eden, ama bir yandan da oryantalist başkalaşımını ortaya sermekten geri durmayan O.Pamuk'un durumunu S.B. gayet güzel ve suya sabuna dokunmadan özetlemiş. Daha fazlasını yazmak veya tartışmak sanırım forum çerçevesinde mümkün olmaz.. Saygılarımla...

Selçuk Budak wrote:

Hoş, moderatörlerimiz kızacak, ama siyasete dokundurmadan bu konuda bir şey yazmak pek mümkün değil. Çünkü Pamuk'un orada oluşu da bir siyaset, program yapacak olması da. Aksi söylenebilir mi?
Yine de, suya sabuna dokunmadan siyaset yapmaya çalışayım.

Daha önceki forumların birisinde, başka bir bağlamda "oryantalizm" konusunda bir iki şey yazmıştım.

Şimdi meşhur (hanım) köşe yazarlarımızdan birisi diyor ki "efendim ne söylediği, nasıl söylediği, vs. önemli değil. Önemli olan Nobel'e aday gösterilmiş olması." vs. vs.

Her nedense, bizim ünlü Türk büyüklerimizden birisinin ne zaman batıda bir ödüle adaylığı söz konusu olsa, bir tür "kabul ritüelinden" geçmesi gerekiyor: Bu ritüel, tipik, klişeleşmiş tek cümlelik bir ifadenin yüksek sesle (ve batıda) tekrarı şeklinde oluyor: "Efendim cevizler fındıkları ezmiştir."

Bunu söylemeyen hiçbir Türk sanatçısı hiçbir büyük ödüle aday da gösterilmeyecektir, layık da görülmeyecektir. Bu da Türk sanatçılarının kaderi. Sonra Türkiye'ye döndükten sonra (O. Pamuk gibi) oryantal havalarla oynama becerilerini sergilemek zorunda kalıyor. Efendim dışarıdaki de siyaset, içerideki de. İçeriyi de yatıştırmak lazım, azıcık kıvırmak lazım.

Saygıdeğer hanım köşe yazarımıza göre, bu da mübah. Eh ne diyelim. Günümüzde sistem bu. Başarıya giden her yol mübah. Onursuzluk pahasına da olsa, tükürdüğünü yalama pahasına da olsa.

Korkarım, bu "kabul ritüelini" tekrarlamadan, bizi AB'ye de almayacaklar.

Saygıdeğer moderatörlerimizin açıkça göreceği üzere, suya sabuna hiç dokunmadım!


Direct link Reply with quote
 

Nazim Aziz Gokdemir  Identity Verified
Local time: 06:58
English to Turkish
+ ...
Şurada güzel güzel işime bakarken ne gereği var Oct 24, 2005

Bir iki kısa paragraf yazayım.

İşin siyasi yönü elbette kuşku götürmez. Fakat Pamuk, Beyaz Kale yurtdışında basılıp "Doğu'da yeni bir yıldız yükseldi" diye karşılandığında herhangi siyasi kimlikle tanınmıyordu. Sonradan gelen beyanların da ödül alma derdiyle ortaya çıktığını düşünmüyorum. Adam zaten bestseller yazarı olmuş, adı Nobel'le anılıyor, hayatını cehenneme çevirecek çıkışlar hiçbir ödüle değmez. En azından öyle ya da böyle kesin yargıda bulunmak bana zor geliyor. (Fakat Serkan'ın değindiği son günlerin kıvırmaları hakikaten can sıkıyor. Belki de insanların üstüne varan, "hata affetmeyen" kültürümüzün böyle garip psikozlar doğurmakta payı var.)

Kendi ülkesini eleştiren yazarlar her zaman dışarıda daha fazla kabul görmüşlerdir, bu Türklerle sınırlı değil, Amerikalı, İsrailli, suya sabuna karışan her ülkenin vatandaşı için böyle. En azından ABD'de bu, hemen ödül isteğiyle özdeşleştirilen bir şey değil. Belki ülke içinde başarı yeterince prestij nedeni olarak görüldüğü için (bizde öyle değildir çünkü).

Son olarak, cevizden hiç söz açmadan dışarıda kabul görme mertebesine ulaşan sanatçılarımız var, mesela Nuri Bilge Ceylan ve Fazıl Say. Üstelik Fazıl Say tam aksine gururla bayrak açan (metaforik olarak tabii) bir sanatçımız. Yazarlar arasında da arkası gelecektir, nasıl İrfan Orga ceviz kırmadan ABD'de ünlü olduysa bir gün aynı şey Sennur Sezer ve diğerlerinin de başına gelebilir. Gelsin diye de politik görüşlerini 180 derece değiştireceklerini sanmam. Sonuçta önemli olan metindir. Aziz Nesin'in otobiyografisi harika bir yapıt olduğu için ABD'de yayımlandı, yazarı hapislere girip çıktı diye değil. Nazım Hikmet için de öyle. (Hapislik bu yazarları daha meşhur etti, ama bu onların suçu olmasa gerek.) Buna karşılik Kemal Tahir o kadar yıl yattı, ama dışarıda tutulmadı. Kanımca modern Türk edebiyatı dışarıya açıldıkça politik skalanın iki ucundan da yazarları göreceğiz.


Direct link Reply with quote
 

Özden Arıkan  Identity Verified
Germany
Local time: 12:58
Member
English to Turkish
ARTE - Orhan Pamuk Oct 24, 2005

Öncelikle, burası Ümit'in ve benim babamızın forumu değil. Gönderilen yazıları bizde kızgınlık, sevinç, karın ağrısı ve saire yaratıp yaratmamasına göre değerlendirmiyoruz. Değerlendirmemize esas olan, Forum Kuralları ile Proz.com'un çerçevesini çizen şu metindir. Bunları uygulamayı kabul ettiğimiz için moderatörüz ve fiilen moderatör kaldığımız sürece bunları uygulamak durumundayız. Ümit'i bilmiyorum, ancak hiç tepki vermemesinden ötürü, neler hissettiğine dair varsayımlarda bulunma hakkını da kendimde görmüyorum. Ancak ben bu tür dokundurmalardan çok rahatsızım ve senin de bildiğin gibi Selçuk, moderatörlükten istifa etmemin başlıca nedeni budur. Türkçe bölümüne makul bir süre içinde yeni moderatörler geleceğini umuyorum, en azından yeni gelen arkadaşlara aynı dokundurma ve sataşmalar yapılmazsa iyi olur.

İkincisi, yukarıda belirttiğim kuralları da, çerçeveyi de hepimiz bildiğimize göre konuyu ısrarla siyasete çekmekte ben pek anlam göremiyorum. Forumu başlatan Almanyalı bir arkadaşımız, dikkat ederseniz Almanya'da yaşayan bir arkadaşımız, demedim. Almanya'da yaşayan benim. Semra, Türkiye'deki ya linç ya putlaştırma kültürüne uzak olabilir, Türkiye'de şu anda sürüp giden tartışmaların tamamen dışında, hatta onlardan bihaber olabilir. Anadillerinden birinde yazan ve kendi kökeninin de dayandığı ülkeden çıkma bir yazar hakkında konuşmak istediğinde Alman forumuna mı gitmeliydi? Edebiyat siyasetle çok iç içe bir şey, doğru, hele bizim kadar politik ve politikanın da bizimki kadar kamplaşmayla yaşandığı bir toplum için. Ama burada madem çerçeve dil ve çeviri olarak çizilmiş, gazete yazılarından ve aktüel siyaset dedikodularından değil, edebiyatın kendisinden, adamın yazdıklarından hareketle tartışmak durumundayız. Konuyu Off-Topic işaretlememin sebebi çeviriyle ilintili olmamasıydı, yoksa edebiyat dışı, yani off-topic Orhan Pamuk konuşmak değildi.

Ayrıca Aziz'in dediği gibi bütün büyük edebiyatçılar, hatta genel olarak sanatçılar, kendi toplumlarını yerden yere vuran adamlardır. Almanca forumda biri Günther Grass'la ilgili yazı gönderince, aynı psikolojiyle edebiyata ve dile ilişkin konuşmanın önü tıkanıyor mu, merak ediyorum. Semra o foruma da katılıyor, bildiğim kadarıyla, belki bu merakımı giderir.


Direct link Reply with quote
 

Selçuk Budak  Identity Verified
Local time: 13:58
English to Turkish
+ ...
Gidişler ve duruşlar Oct 24, 2005

Yaramaz çocuk rollerine girişmeye hiç niyetim yoktu, Özdeni veya Ümit'i iğnelemek gibi bir niyetim hiç yoktu. Böyle anlaşıldıysa, her ikisinden de özür dilerim. Eğer "moderatör" dediysem, bununla "proz kuralları"nı kastetmişimdir. Yoksa Özden veya Ümit'i şahsen kastetmek değil. Yine de, tabii ki daha dikkatli olmam gerekirdi. Neyi kastediyorsam, öyle yazmalıydım, ki dönüp, bir özür olarak ilgili yeri düzelttim.

Fazıl Say, taktir ettiğim (ve dinlemekten keyif aldığım) birisi. O. Pamuk da öyle. Her ikisinin de, adaylık vs. olmasa da, yeterince popüleritesi var. Hem içeride, hem dışarıda. Ekstra sansasyonlara ihtiyaçları yok. Diğerleri de öyle.

Ama "ödül-mödül" söylentileri ile bu tür söylemlerin çakışması, insanı ister istemez kızdırıyor, tek nedenden ötürü: tutarsızlık. Yoksa, cevizlerle fındıkların hikayesinde nerede durduğu değil. Nerede durursa dursun, bir sanatçı duyarlılığı, bir tutarlılık, bir duruş gerekiyor. Benim kabul edemediğim bu. Yoksa, öteki taraf başka bir konu.

Bir de, insan bir kez "magazinel" olma çabasına girince, magazinel rüzgarlardan da ister istemez etkileniyor her halde. O zaman da, şunun-bunun dediği önem kazanıyor, rüzgardan etkilenen kişi de oryantal marifetlerini sergilemeye girişiyor, rüzgarın esiş yönüne bağlı olarak.

Beğenelim beğenmeyelim, yazıları "aşırma-devşirmedir" diyelim ya da demeyelim, O. Pamuk bir olgudur. Eserleriyle bir olgudur, o yönüyle gündeme gelmesi, o yönüyle gündemde kalması ve o yönüyle tartışılması gerekir. Oradan uzaklaştığı an, istismarın mağduru mudur yoksa faili mi, tartışılır.

[Edited at 2005-10-24 16:45]


Direct link Reply with quote
 
Semra Maden-Balamir  Identity Verified
Local time: 12:58
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Şahsi görüşüm... Oct 24, 2005

Tekrar merhaba,

forumlarda çok aktif olmamakla birlikte, prensiz olarak genel anlamda da arka planda kalmayı özellikle tercih ettiğim halde bazen ister istemez bir tartışmanın ortasında buluveriyorum kendimi. Klasörü ben açmış bulundum bir kere - bu arada, Özden, off-topic olmalıydı tabii, haklısın, mesajı gönderdikten sonra dikkatimi çekti, özür cidden! – tavır almamak da işin kolayına kaçmak olur…

Kronolojik ve gayet masum başlayayım diyorum;

Xola wrote:
Semra, teşekkürler, ama izlediklerini/dinlediklerini aktarırsan seviniriz. Almanya civarında bulunan ve foruma katılan toplam üç kişi var, ki en azından 1/3'ünün zaten ARTE'yi izlemediğini kesin biliyorum


Fon müziği her ne kadar klişelere uygun şekilde seçilmiş olsa da belgesel beklediğim kadar kötü değildi doğrusu. Aksine, gündemdeki tartışmalara yer verilmemiş olması beni ayrıca sevindirdi. Hoş geçen yıl hazırlanmış yanılmıyorsam… Pamuk’un yazarlık yönü tamamen ön planda tutulup her kitabıyla ilgili tanıtımlar yer alıyordu; işte, romanlarında kullandığı motifler (nakkaşlar, hattatlar, cinayetler vs…), kuşkusuz bir de İstanbul teması… Çok hoş bulduğum bir sahne ise, İstanbul deyince, Orhan Pamuk’un şımarık bir çocuk edasıyla „yeryüzünde İstanbul’u benden daha iyi işleyen yazar yoktur, en iyi ben yazarım Istanbul hakkında“ demesi olmuştur

İlgilenenler varsa, belgeselin bazı sahnelerini download etmek mümkün (gerçi kendim denemedim), linki veriyorum:
http://specials.hanser.de/pamuk/

Okuma gecesine yoğunluktan ve biraz da üşengeçlikten gidemedim. Yolu çok büyüttüm gözümde, ne yalan söyliyeyim, düzenim bozulcak diye ödüm kopuyor:-P, yaşlanıyorum sanırım… „Benim Adım Kırmızı“nın Almanca çevirisi çıktığında (üç yıl falan oluyor kesin) yine Köln’e gelmişti, ama bir şey itiraf edeceğim, gecenin yıldızı Orhan Pamuk değil, çeviri kısmını üstlenen ünlü İslam Bilimcisi, merhum Annemarie Schimmel olmuştu. Bu kez de çok şey kaçırdığımdan eminim:-(

Almanya’da yaşıyor olsam da konunun hassasiyetinin bilincindeyim, Özden. Gelişmelerden de haberdarım. Ama „Almanya’lı bir arkadaş“ derken yine de doğru tanımlamışsın, itiraz etmeyeceğim. Almanya gündeminde, Orhan Pamuk’un ödül alması genişçe yer aldığı için, bu sevincimi bir şekilde paylaşmak istedim sanırım (kahretsin ki kendi kocamla (!) bile paylaşamadım). Hangi forum olması konusunda kısa bir an düşündüm. Alman? Türk? Alman forumunu bunun için pek uygun görmedim doğrusu. Keza daha önce yine Orhan Pamuk’un bir gazetede –sanırım Newsweek idi- yayınlanan yazısıyla ilgili bir postingi anımsadığım için burayı uygun gördüm.

Selçuk Budak wrote:
ama siyasete dokundurmadan bu konuda bir şey yazmak pek mümkün değil. Çünkü Pamuk'un orada oluşu da bir siyaset, program yapacak olması da. Aksi söylenebilir mi?


Söylenebilir! Sadece Orhan Pamuk’tan alıntılar yaparak gerekçelendireceğim, söylenenlerin medyadaki uzantıları beni ilgilendirmiyor, onları baz almak yapacağımız en büyük hata olur, zira olayı saptıranlar da, manipule edenler de, yanlış bilgi verenler de onlar.

1. Yukarıda bahsettiğim belgeselin can alıcı noktalarından bir tanesi de Pamuk’un, kendisini tanımlarken özel hayatında son derece kabuğuna çekilmiş, adeta „bana dokunmayan yılan bin yaşasın“ ilkesini savunan biri olarak tanımlamasıydı. Bir çok insan „Kar“ı siyasi roman olarak tanımlıyor, alakası yok. Adam ben siyasi yazar değilim diyor, neden inanmakta zorlanıyoruz? Siyasi içerikli roman yazmış olması, siyasi yazar olduğu iddiasına yeterli kriter değildir. Aynı şekilde bazı tipik elementlerin bulunduğu gerekçesiyle gerilim, polisiye kategorisine dahil etmek de yanlış olur. Patricia Highsmith’den etkilenmiştir derim geçerim Yazar, „beni sadece ve sadece insan ve onun kompleks ruhu ilgilendiriyor“ diyor, ne eksisiyle ne artısıyla.
2. Alman Yayıncılar Birliği’nin Pamuk’u ödüle layık görmesinin zerre kadar demeyeceğim ama çok fazla siyasi boyutu yok! Açıklama özetle şöyle; Pamuk, eserlerinde Doğu’daki Batı ve Batı’daki Doğu izlerini konu alırken, bunu büyük bir hassasiyetle ve bilgiye dayanarak ustaca kaleme aldığı, böylece kültürlerarası anlayışa katkıda bulunduğu için ödülü haketmiştir. Ama burada Alman basınına da sinir olmadım değil, dünden beri izlediğim tüm haberlerde bu noktaya değil, Pamuk’un siyasi „çıkışlarına“ önem verilmiştir.
3. Yanılmıyorsam Mart ayıydı, o malum söyleşinin yaklaşık tarihi. Ve bir İsviçre gazetesinde yayınlanmıştı. Orijinal söyleşiyi kimler okudu? Dediğim gibi, Türk medyasındaki uzantılarından alıntı yapma kolaylığına kaçmadan cevap verin Çok fazla detaylara değinmeyeceğim, amacını aşmış olur, sadece şunu söylemek istiyorum. Duyarlı bir yazarın seçerek kullandığı ifadelerden başka bir şey yer almıyor söyleşide,

Nazım Aziz Gökdemir’in söylediklerine olduğu gibi katılıyorum.

Özden, forum geçmişim çok uzaklara dayanmıyor maalesef, dolayısıyla Almanca forumunda da yeni sayılırım. Ama şunu gözü kapalı iddia edebilirim; Alman’larda „hassas“ sayılabilecek konu sayısı çok azdır. Adamların genel yaklaşımı bu, ve hiç çekinmeden genele de yayabiliriz sanırım, zira öyle tahmin ediyorum ki, siyasi görüşünü sadece sandık başında gösteren bir kaç toplumdan bir tanesi.

Son olarak da;
Bugün yine „Süddeutsche“de Pamuk’un ödül töreninde yaptığı konuşma metni olduğu gibi basılmış. İlgilenen arkadaşlar varsa, metni scan edip servere atabilirim. „Huhuuu…“ demeniz yeterli

Semra


Direct link Reply with quote
 

Nazim Aziz Gokdemir  Identity Verified
Local time: 06:58
English to Turkish
+ ...
Metin Oct 24, 2005

Semra Maden-Balamir wrote:

Son olarak da;
Bugün yine „Süddeutsche“de Pamuk’un ödül töreninde yaptığı konuşma metni olduğu gibi basılmış. İlgilenen arkadaşlar varsa, metni scan edip servere atabilirim. „Huhuuu…“ demeniz yeterli

Semra


Konuşma metninin Türkçesi (aslı demek lazım çünkü Pamuk konuşmayı Türkçe yaptı) Türkiye basınında yer aldı. Edebiyat ağırlıklı olduğu için (var olan siyasi içerik de aslında kültürel -- AB-Türkiye dansı gibi) burada link vermekte sakınca görmüyorum.

Türkçe tam metin


Direct link Reply with quote
 
Semra Maden-Balamir  Identity Verified
Local time: 12:58
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
mersi:-) Oct 24, 2005

Nazim Aziz Gokdemir wrote:
Konuşma metninin Türkçesi (aslı demek lazım çünkü Pamuk konuşmayı Türkçe yaptı) Türkiye basınında yer aldı..... burada link vermekte sakınca görmüyorum.


Süperrr! Türk basınını hiç takip etmediğim için aklıma da gelmedi bakmak nedense. Çok sağol.

Semra


[Edited at 2005-10-24 22:30]

[Edited at 2005-10-24 22:31]


Direct link Reply with quote
 

Serkan Doğan  Identity Verified
Turkey
Local time: 13:58
Turkish to English
+ ...
İyi kötü Oct 25, 2005

Bu konuda da eksilerin ve artıların olduğunu düşünüyorum. Sizi O. Pamuk’un hayatını, demeçlerini ve yapıtlarını incelemeye davet ediyorum. Kendisinin edebi yanını ben pek çok severim. Ödül alırken konuşmasını Türkçe yapması çok güzel, ama bu kendisinin de ifade ettiği gibi “İngilizce (yabancı dil) bilmiyor, yalnızca söylenenleri çıkarabiliyor” olmasından kaynaklandı. Ayakta alkışlandığı noktalar önemli yerlerdi. Siyasi söylemlerine gelince, bu tartışılmaz bir konu değildir. Bir ülkenin en büyük yazarı olarak görülen bir kimsenin kendi ülkesi hakkında bilgisiz olarak atıp tutması siyasi bir olay da değildir. Dünyanın hiçbir yerinde bunun bu çapta bir örneği yoktur. Kendisi de “bu kadar siyasi laf etmemeliydim” dedi zaten konuşmada. Nasıl emekli de olsa bir siyasetçi tarih konusunda önemli bir açıklamada bulununca veya fikrini beyan edince olay oluyorsa, ülkenin en büyük edebiyatçılarından biri tarih ve sonucu itibariyle siyaset alanında böyle şeyler söyleyince olay olması ve tepki alması doğaldır. O. Pamuk davası AB sürecimizdeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor şimdi, ne yazık ki bunun temel kaynağı yine yazarın kendisidir. Bu davadan kesinlikle beraat edeceğine inanıyorum. Çok sevdiğim A. İlhan da, daha az sevdiğim O. Pamuk da eleştirilebilir, konuşulabilir ve konuşulmalıdır. Bu ülkenin hassasiyetleri çok değişken ve diğer ülkelerden farklıdır. Yine yazarın ifade ettiği gibi “bir romanındaki Ka karakteri ile önemli benzerlikler gösteriyor, ama farklı yanları Ka gibi ülkesinden dışlanan, yazıları okunmayan ve yalnızlığa itilmiş biri olmamasıdır.” Masumiyet Müzesi adlı romanını ilgiyle bekliyorum. Bu ülkenin artık O. Pamuk’un inatla ima ettiği gibi “resimden, müzikten, romandan anlamayan” bir ülke olmadığı günlerin gelmesini diliyorum. Böylece nesnel ve evrensel olabiliriz.

Özden’e not: Mod’luktan istifanı açıklamışsın. Bunu bilmiyordum ve üzüldüm. Acı tatlı günlerimiz oldu, ama idealist duruşunu hep alkışladım. Başarılar


Direct link Reply with quote
 

Özden Arıkan  Identity Verified
Germany
Local time: 12:58
Member
English to Turkish
Off-Topic: Semra'ya not Oct 25, 2005

Bir iki şeyin amaçladığımdan farklı anlaşılmış olabileceğini düşünerek, tamamen bu konunun dışında, Semra'ya şu açıklamayı yapmak istedim:

Bu konuyu açtığın ve izlediklerini, düşüncelerini vb paylaştığın için teşekkürler. Konuyu tabii ki Türkçe forumda açacaksın, Orhan Pamuk Türkçe konuşanlara aittir, Alman forumunda ne işi var? Off-Topic işaretlememek de özür dilemeyi gerektirecek bir şey değil.

Öte yandan, "Almanyalı" lafı yanlış anlaşıldıysa özür dilerim. "Almanya'da yaşayan" diye yazmaya başlamıştım aslında, daha bitirmeden, kendimin de Almanya'da yaşamakta olduğu, oysa seninle aramızda tanımlayıcı bir fark bulunduğu aklıma geldi. Alman demedim, çünkü o sözün etnik bir içeriği de var. İşin komik tarafı, ülke Almanya değil de Hollanda veya Danimarka olsaydı, sonuna bir -lı ekleyip geçecektim, ama Alman ve Almanya için durum farklı. Kastettiğim, ki açık olduğuna inanıyorum, sadece Almanya'da yaşamakla kalmayıp Alman toplumunun da bir parçası olan idi. Ne demek gerekiyorsa ona göre düzeltelim. Ayrıca senin "Almanyalı" olduğun için Orhan Pamuk'la ilgili tartışmaları bilmeyeceğini de ima etmedim, bilmiyor olabileceğin gibi bir ihtimalin de düşünülmüş olması gerektiğini ifade etmeye çalışmıştım. Çünkü birisi bir konu açınca, hemen o konuyla ilgili negatif düşüncelerin bombardımanıyla karşılaşmasının hoş olmadığı inancındayım.


Direct link Reply with quote
 

Selçuk Budak  Identity Verified
Local time: 13:58
English to Turkish
+ ...
Off-off topic Oct 25, 2005

Off-topic bir konuya off-topic bir şekilde müdahil olunca, ortaya "off-off" gibi bir şey çıkıyor. İki off-off yan yana gelince de, ofsayta düşülüyor!

Almanya'da yaşayan arkadaşlara yönelik bir mesaja Türkiye'den cevap verince her halde böyle oluyor. Herkesten özür diliyorum.

Öte yandan, Pamuk'un şu apolitik, asosyal oluşu konusunda bir laf etmeden de kendimi alamayacağım.

Orhan Pamuk'un apolitik, asosyal geçmişi konusunda çokça şey duydum (kendi söylediklerinden, yazılanlardan çizilenlerden). Sadece konuşmanın, sadece söylemenin bile ciddi riskler içerdiği bir çağda susup, riskler görece ortadan kalktıktan sonra konuşmak ve eski suskunluğunu "apolitik ve asosyal" olmak gibi bir erdemle açıklamak bana çok dikkate değer geliyor! Demek ki şimdi o kadar apolitik ve asosyal değil!

Neyse, bugün benim için maceralı bir gündü. Oturduğum binanın elektriğini kestiler. Öğlene bir iş, akşama başka bir iş teslim etmem gerekiyordu. Harddiski sökmeyi de göze alamadığım için, elimde koca kasa, o internet cafe senin, bu internet cafe benim, dolaşıp durdum. Sinirler laçka olunca da, iki satır yazayım dedim.


Direct link Reply with quote
 

Özden Arıkan  Identity Verified
Germany
Local time: 12:58
Member
English to Turkish
Asıl konu hakkında bir şeyler yazmamın umarım sakıncası yoktur Oct 26, 2005

Orhan Pamuk'u fazla okumuş biri değilim. Şimdi, bu Cumartesi teslim alacağım, memleket çıkışlı bir paketle birlikte son kitabı Kar'ı ve seneler önce yarım bıraktığım Benim Adım Kırmızı'yı okuyabilmeyi umuyorum.

Orhan Pamuk'a çok fazla ilgi göstermememin çeşitli sebepleri vardı. Birincisi, kolay okunan bir yazar değil. (Buna sonra geleceğim.) İkincisi, ben duygusal bir insanım, içinde fazla duygu olmayan şeyler beni çekmiyor. Bu, edebiyata yaklaşmanın iyi bir yolu değil tabii, ama benimle ilgili bir gerçek, ne yapabilirim? Üçüncüsü, nedense fazla popüler şeylerden uzak durma gibi bir psikoloji var bende de, galiba Pamuk'a bir nevi Trados muamelesi yaptım bunca zamandır Ha, bu duygu meselesinde beni kesmeyen kitap, Cevdet Bey ve Oğulları'ydı. Ondan çok uzun zaman sonra Türkiye'de bir arkadaşın evinde kalırken, Benim Adım Kırmızı'ya başlamıştım, daha fazla ilgimi çekmişti, ama göçebeliğe devamla yarım kaldı. Sonra satın aldım ve burada baştan okumaya başladım. Çok kişisel hikâye gibi oldu ama, buradan, Orhan Pamuk'la ilgili en önemli sorunuma geliyorum. O sıralar bol bol kitap okumaya vaktim vardı ve aynı anda ikinci bir kitaba da başlamakta sakınca görmedim. İkinci kitap Vedat Türkali'nin Güven'iydi. Orhan Pamuk'ta eksik olup Vedat Türkali'de fazlasıyla bulunan şeyden ötürü bir süre sonra Kırmızı'yı bırakıp tek kitapla devam ettim. (Sonra da birine verdim ve tabii ki geri gelmedi, malum hikâye.) Buradan iki yazar arasında bir "daha iyi-daha kötü" karşılaştırması yapmıyorum, ama o "eksik şey" şu: Türkali, benim çok yakınlık hissetmediğim bir Türkçe anlayışına ve tarzına sahip olmakla birlikte (Emniyet'ten, yani polis merkezi anlamındaki Emniyet'ten inatla Güvenlik diye bahsetmesi olacak şey değil, mesela!), dili su gibi akıyor. Yani Türkçe işçiliğini çok başarılı buluyorum, ki yazarlık sadece yaratı değildir, aynı zamanda zanaattir. (Sanırım bunu en iyi bilenler arasındayız, meslek grubu olarak.) Orhan Pamuk'un zanaatini çok başarılı bulmamıştım, ama uzun bir aradan sonra okuyunca nasıl bulacağım, henüz bilmiyorum tabii.

Burada bizlere özgü meslek hastalığının da bir etkisi var. "Gazete bile okuyamaz oldum" sözünü çok çevirmenden duymuşumdur. Ama bununla bağlantılı olarak, çok daha kapsamlı başka konuları da düşünmemiş değilim. Birincisi, yabancı dilde eğitim meselesi. Acaba yabancı dilde eğitim görmüş olması, bu noktada bir etken olmuş mudur? İkincisi de, Türkiye'deki yayıncılığın ahvali. Kitap çevirilerinin nasıl bir editörlük sürecinden geçtiğini iyi biliyorum, ama telif kitaplar için bu süreç tam nasıl işliyor, fazla bilgim yok. Gerçi yayınevleriyle ilgili genel bilgiler bu konuda da bir fikir veriyor tabii. İşin gerçeği, yayınevlerinin, profesyonel dil becerisi anlamında iç editoryal kadrolarını geliştirmeye muhtaç olduğu, ne yazık ki. İyi bir editörle Orhan Pamuk, zanaatini çok geliştirebilirdi. Ve eminim bu zanaat eksikliği, kitaplarının çevirilerinde pek yansıyan bir şey değil. İçimizden Aziz'in, yurtdışında yayınevi içi editörlüğün nasıl işlediği konusunda bilgisi olduğunu sanıyorum. Bilgi verirse, belki bir karşılaştırma yapılabilir. Ayrıca, benim daha önce açtığım bir konuda, Orhan Pamuk'un Newsweek'e İngilizce yazdığı bir yazıya link vardı. O yazı gayet güzel akıyor, mesela. Tabii başka birçok etken de söz konusu burada: Ben, İngilizcede anadil hassasiyetine sahip değilim; Newsweek editörlük süreci muhtemelen daha profesyonel işliyordur; o bir dergi yazısıydı, roman değil; herkes yabancı dilde daha özenli yazar vb.



Yaratı ve roman meselesine gelince de, Orhan Pamuk, bir romancıda olması gereken birikime, yaratıcılığa ve zekâya fazlasıyla sahip. Ve bu yönü, zanaatinin zayıflığını telafi edebiliyor. Kırmızı bu açıdan beni etkilemişti, ayrıca o kitapla ilgili Gülün Adı intihali muhabbetini de ciddiye almaya değer bulmuyorum. Ama bu anlamda beni asıl etkileyen, tamamladığım diğer kitabı Kara Kitap'tır. Onda aradığım duyguyu bulmuş olmalıyım - arayış hikâyelerine bayılırım zaten. Benim kafamda "Rüya Kitabı" diye kodlanmış olan bu kitapta (ki Rüya kızının adıymış, Aziz'in verdiği linkten öğrendim), İstanbul'un paralel hayatı esprisi müthiş çekici gelmişti bana. Anadolu'daki Bektaşi geleneği ile 80 öncesi siyasî hayat arasında kurduğu bağ ise âmiyane tabiriyle "beni uçurdu." Fantezi dediğin böyle olur, dedim! Henüz okumayanlara ve özellikle arayış, paralel hayatlar, epifanya vb temalarından hoşlananlara bu kitabı tavsiye ederim.


Çok uzadı, ama nasıl olsa bu forum, okunmayacak forum haline geldi bir kere. Kimse okumayacağına göre de istediğim kadar yazabilirim Aziz'in verdiği linkten, Pamuk'un ödül töreni konuşmasını okudum. (Bu arada, Radikal gazetesinde ya aynı gün, ya bir önceki -Pazartesi?- çıkan Yıldırım Türker ve Hakkı Devrim yazılarını da okudum. Yıldırım Türker, akıl ile coşkunun birini diğerine feda etmeyen bir adam olduğu için yazılarını her zaman çok sevmişimdir. Hakkı Devrim zaten dünyanın en tatlı beyefendisidir ve bu beyefendi inceliğini koruyarak insanı kahkahalarla güldürmesine bayılırım. Bu yazısı da öyle oldu. Merak edenler, yazıları nasıl olsa bulur, link vermiyorum.)

Pamuk'un ödül töreni konuşması -ki şu anda açık önümde, arada bakıyorum, yanlış bir şey yazmayayım diye- roman konusunda çok duygulu bir güzelleme niteliği taşıyor bana göre. Romanlarında esirgediği duyguyu burada yansıtması normal belki. Avrupa konusunda söylediklerinin -ki çok incelikli ve duygulu yine- hedef kitlesine ulaştığından emin değilim, veya en iyi ihtimalle epey bir tahrifatla ulaşmış, dinleyenler yine anlamak istediklerini anlamışlardır bence. Ama roman konusunda veya genel olarak edebiyat konusunda söyledikleri etkileyici ve benim düşüncelerime yakın. Bana göre, insanlığın temel gerilimlerinden biri, yani bir canlı türünden uygarlığa uzanan -ve tek yönlü olmayan- süreçteki temel gerilim, hayatta kalma dürtüsünden kaynaklanan bir şey. Buna, zenofobi veya yabancı düşmanlığı diyebilirim, ama çok dar kapsamlı olur. Kastettiğim, kendimize benzemeyen karşısında duyduğumuz korku. Edebiyat, bu korkuyu kovan şey işte, herkes kendi deneyimini anlatırsa, bu korku ortadan kaybolur. Çok saçma, hatta kelalaka gelebilir. Ama Orhan Pamuk'un konuşmasının metnini okurken, düşündüğüm şey bu oldu ve çok hoşuma gitti metin (Türkçesinin beni yine zorlamasına rağmen ) Bir şey hatırladım: Buraya ilk geldiğimde kapı komşum Rus bir aile vardı. Kimseyi tanımıyordum, çok güven telkin etmeyen bir yerde ikamet etmekteydim, bir de, çiftin erkeği belli ki alkolikti. Aslında pek çekingen değilimdir, ama bir çocukla birlikte olmam bende çekingenlik yaratmaktaydı. Neyse, bir gün kapıda karşılaşınca bizi içeri davet ettiler. Pek bir ortak dilimiz de yoktu. Daha öğlen olmamıştı ve adam votka içiyordu. Bu normal olarak bende, hele yanımda çocukla, çekingenlik yaratacak bir şeydir. Ama masada hıyar turşusu da vardı. Bütün Rus romanlarında sofrada votka ve hıyar turşusu olur. Çok saçma ama, o gün o sahne bana müthiş bir güven duygusu vermiştir. Nitekim çok iyi dostlarım oldular. Ve işin komiği, hep edebiyattan bahsettik. Ortak dil olmayınca, özel isimleri söylemek daha kolay olduğu için belki. Ama yabancı korkusundan kurtaran şey, edebiyattı işte. Orhan Pamuk'un konuşması da, benim için bu yönüyle çok değer taşıyor:

Ödül töreni konuşmasından:

Roman sanatıyla ilgili, her geçen gün daha çok farkına vardığım bir konuya girebilmek için söylüyorum: konumuz kafamızdaki 'öteki'yi, 'yabancı'yı, 'düşman'ı değiştirmek. Romanlar tabii ki insanları anlatmak, onları tanıdığımız, dert ettiğimiz, bizimkine benzer durumlarda hayal etmek için yazılır. Roman bize benzer birini, hatta bizi bize anlatsın isteriz önce. Bizimkine benzer bir anneyi, babayı, bir aileyi, bir evi, bir sokağı, tanıdık bir şehri, en iyi bildiğimiz ülkeyi anlatırız. Ama roman sanatının tuhaf ve sihirli kuralları, bizim ailemizi, evimizi, şehrimizi bir anda herkesin kendi ailesi, evi, şehri haline getiriverir.
man sanatının harika mekanizmaları, kendi hikâyemizi bir ötekinin hikâyesi olarak bütün insanlığa sunmamıza yarar.[/quote]

[Edited at 2005-10-27 01:09]


Direct link Reply with quote
 
Pages in topic:   [1 2] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

ARTE - Orhan Pamuk

Advanced search







Protemos translation business management system
Create your account in minutes, and start working! 3-month trial for agencies, and free for freelancers!

The system lets you keep client/vendor database, with contacts and rates, manage projects and assign jobs to vendors, issue invoices, track payments, store and manage project files, generate business reports on turnover profit per client/manager etc.

More info »
TM-Town
Manage your TMs and Terms ... and boost your translation business

Are you ready for something fresh in the industry? TM-Town is a unique new site for you -- the freelance translator -- to store, manage and share translation memories (TMs) and glossaries...and potentially meet new clients on the basis of your prior work.

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums