Mobile menu

Noktalama İşaretlerinin Çeviri Sırasında Geçişmesi
Thread poster: Volkan Guvenc

Volkan Guvenc
Turkey
Local time: 05:49
Member (2006)
Turkish to English
+ ...
Mar 30, 2006

Bu konuyu açmak istedim, çünkü ele alınmamış bir konu gibi görünüyor.
Japonlar şirket adı yazarken Ltd.'den önce virgül koyuyorlar. Google'da dikkatimi çekti. Halbuki İngiliz ve Amerikan şirketleri arasında bunu yapana rastlamadım.
Almanca'dan Türkçe'ye çeviri yapan çevirmenler arasında da "ve"den önce Türkçe'de gerekmeyen virgüller koyduklarına şahit olabilirsiniz. Ben de İngilizce'den Türkçe'ye çeviri yaparken, İngilizce'den Türkçe'ye gerekmeyen virgüller sızdırdığımı biliyorum. Ayrıca, iki nokta üstüste ile ilgili problemler ile karşılaşıyorum. İki nokta üstüsteden önceki cümleyi Türkçe'de İngilizce'deki gibi kuramayınca (diziliş farkı nedeniyle), topal bir cümle ortaya çıkıyor. Ben bazen iyi Türkçe için iki nokta üstüsteden vazgeçiyorum.

Örnekler çoğaltılabilir.

Bu konunun ilgi çekmesini diler, herkese başarılar dilerim.

[Edited at 2006-03-30 09:53]

[Edited at 2006-03-30 09:54]

[Edited at 2006-03-30 09:57]


Direct link Reply with quote
 

Bülent TALAY  Identity Verified
Turkey
Local time: 05:49
German to Turkish
+ ...
Noktalama işaretleri Mar 30, 2006

Volkan Bey haklı, bu hataları pek çok kişi yapıyor. Ben Almanca'dan çeviri yapıyorum ve bu güne kadar "..., ve..." kesinlikle kullanmadım. Bu, Türkçe'nin kurallarında olmayan ve bir Türk tarafından okunduğunda anlamı olmayan bir şey. Ben şahsen çevirmenin kaynak dilde anladığını, hedef dile kaynak dilin kurallarını kullanarak değil, hedef dilin onu en iyi tanımlayan kurallarını kullanarak aktarmalıdır diye düşünürüm.
Selamlar


Direct link Reply with quote
 

Selçuk Budak  Identity Verified
Local time: 05:49
English to Turkish
+ ...
Tırnak Mar 30, 2006

Konuya ilişkin yazmaktan çok, Volkan beyi forumda gördüğüme sevindiğimi yazmak için bir tırnak açmak istedim. Foruma artan sayıda yeni üyenin katılması sevindirici, böylece "kendin çal kendin oyna"dan sıyrılmış oluyoruz. Yeni nefesler, yeni bakış açıları geliyor.

Eğer öncesinde Türkçe noktalama konusunda çok sağlam bilgi yoksa, çeviri sürecinde noktalama işaretlerinden etkilenme kaçınılmaz gözüküyor, ki okul döneminde Türkçe'den iki kez çakmış birisi olarak buna ben de dahilim. O dönemde daha çok USA kaynaklı şeyler çevirdiğim için de, oradan etkilendiğimi ve Türkçe'de farklı olduğunu bilmeme rağmen, çeviri sürecindeki etkilenme sonucu kazandığım alışkanlıkları ısrarla sürdürdüğümü görüyorum.

Buna bir örnek tırnak işaretidir. Türkçe'de yanlış bilmiyorsam, noktalama işaretleri tırnak sonuna (şöyledir".) konur. Oysa ben, Türkçe yazarken de, çeviri yaparken de hep önüne (şöyledir.") koyuyorum. Bu bana daha doğru geliyor, belki alışkanlıktan ötürü.

Başka bir örnek ise iki noktadır. İngilizce'de iki nokta genellikle cümlenin son kısmıyla ilgilidir, eğer o kısmı Türkçe'de başa alırsanız, Volkan beyin dediği gibi alakasız, topal bir cümle ortaya çıkabiliyor. Ben bu tür durumlarda noktalamayı değiştirmeyi tercih ediyorum, bunun için de genellikle yine Türkçe'de pek kullanılmayan uzun tireyi kullanıyorum.

Bu biraz da kişisel tarza bağlı gibi. Örneğin benim bir cümle - bir cümle gibi bir takıntım var. Asla ve asla, İngilizce bir cümleyi parçalayıp birkaç cümle olarak çevirmem. İngilizce bir cümle bir sayfaysa, Türkçesi de öyle olur. Bunun içindir ki orijinaldeki noktalamaya pek aldırış etmem kafama göre virgüller, noktalı virgüller, tırnaklar ve bazen de parantezler kullanırım, ya da parantezleri kaldırırım.

Noktalama işaretleri açısından Türkçe yazmak ile Türkçe'ye çevirmek arasında bir fark daha var, en azından kendimde gözlediğim: Türkçe'ye çevirirken daha fazla işaret kullanıyorum. Fazla olduğunu anlamam için de üstünden zaman geçtikten sonra tekrar oturup okumam gerekiyor. Sanırım çevirirken bu konuda cömert davranmak kolaylık sağlıyor.

Kısaltmalar: Türkçe'de genellikle (kural olarak) kısaltmaların arkasına hep nokta gelir. T.C.B.M.M., T.M.O. gibi. Son dönemlerde bu kuralın fiilen bozulmaya yüz tuttuğunu görüyorum artık DSİ, TCBMM,TMO, vs. yazılıyor, belki doğrusu da bu.

Son bir not, daha doğrusu bir yorum: Noktalama işaretleri, dilde yapısal (inherent) değildir, yazıda da yapısal değildir, sadece bir "convention"dır. Hoş, birileri kalkıp dilin kendisi zaten bir "convention"dır diyebilse de, buna itirazım olmaz. Ancak, yazılı dilde üzerinde anlaşılan kurallar ("convention"lar, yani "şunu şöyle belirtelim" türünden anlaşmalar), daha esnektir, değişime daha açıktır, daha esnektir. Deniyor ki noktalama işaretleri konuşma vurgusuyla uyumlu olmalıdır, bu uyuma bağlı olarak belirlenir. Doğrudur, temel kural budur. Ama yazı dilini anlamak ile konuşulanı anlamak aynı şey değildir. Başka bir şekilde söyleyecek olursak, yazılı metni anlaşılır kılabilecek işaretler, konuşma diline uymayabilir de. Bunun en güzel örneği noktalı virgüldür, bunun konuşma dilinde karşılığı olan bir vurgu veya ses tonlaması pek düşünemiyorum.

Kendim için koyduğum temel kural, "nasıl daha anlaşılır olduğunu düşünüyorsan, öyle yap"tır.

[Edited at 2006-03-30 22:19]


Direct link Reply with quote
 

Selçuk Budak  Identity Verified
Local time: 05:49
English to Turkish
+ ...
İşaretsiz metinler Mar 30, 2006

Yukarıdaki konuşma dili - yazı dili farkı konusundaki yazdıklarıma desteklemek adına bir örnek vermek istiyorum.

Öğrencilik yıllarımda önüme bir metin gelmişti: Uluslararası bir sendikasyon anlaşması. Metin İngiltere kökenliydi ve bir hukuk bürosundan çıkmıştı. Metni diğerlerinden ayıran özelliği ise, 50 sayfalık belgede nokta dışında hiçbir noktalama işareti olmamasıydı. Metin, bir cümle bir paragraf şeklindeydi ve bu paragraflardan bazılarının uzunluğu 300-400 kelimeyi buluyordu. Metne hayran olmuştum, o kadar ki normalde harcayacağımın 3-4 katı zaman harcayarak aynı şeyi yapmaya çalıştım: Hiç virgül, noktalı virgül, vs. kullanmadan çevirmek. Güzel olup olmadığını söyleyemem, ama yapıp teslim ettim.

Hiçbir noktalama işareti olmamasına rağmen metni okuduğunuz da akıp gidiyordu, anlama açısından hiçbir zorluk içermiyordu. Ama, içinizden okursanız. Yüksek sesle okumaya kalktığınızda nefesiniz yetmiyordu. (Bu metni hala saklıyor olmalıyım, eğer başka şeylerin arasında güme gitmediyse).

Daha sonra da özellikle İngiltere kökenli benzer metinler yaptım, hepsi de legal metinlerdi.

Charles Dickens'in "Nicholas Nickleby"ını okuyanlar hatırlayacaktır, onun sayfalar süren, sonu gelmez cümlelerini. O cümlelerde soluk almak için noktayı beklerseniz, noktaya bir türlü ulaşamazsınız.

Ben noktalama işaretlerini çok kullanıyorum, ama şöyle de bir kanım var: bir metin ne kadar güzelse, o kadar az işaret vardır. Ya da: bir yazarın ifade etme becerisi ne kadar iyiyse, noktalama işaretlerine de o kadar az ihtiyaç duyuyor.

Sizin bu konudaki kanılarınız ne?


Direct link Reply with quote
 

Özden Arıkan  Identity Verified
Germany
Local time: 04:49
Member
English to Turkish
Noktalama Apr 2, 2006

Çeviride kaynak dilden -başka pek çok yapının yanı sıra- noktalamanın da ithal edilmesi kaçınılmaz. Ama bu "kaçınılmaz" adı altındaki tolerans payı, ham çeviri için geçerli tabii. Çevirinin, önce yapan tarafından biraz dinlendirilip tekrar kontrol edilmesi, arkasından da ikinci, hatta duruma göre üçüncü, dördüncü bir çift göz tarafından okunmasının önemi burada ortaya çıkıyor zaten. Ama tabii biz burada ideal koşullardan söz ediyoruz. Çoğu çeviri ideal koşullarda hazırlanmadığı için de bu sorun var ve galiba büyüyor.

Sözünü ettiğiniz durumun bir nedeni, Türkçenin bugünkü yazısının henüz çok yeni olması. Yazının tarihinde 80 yıl nedir ki? Üstelik daha 80 yıl bile olmadı. Gerçi bunun bir avantajı, temel eğitimde yazıya, başka ülkelerde görülmediği kadar çok önem verilmesi, ama bu durum dezavantajları kapatamıyor ki bırakın noktalamayı, ilkokulda herkesin kafasına vura vura öğretilen "soru eki mi, bağlaç ki, dahi anlamındaki bağlaç de AYRI yazılır" kuralı bile yetişkin insanlarca demekten geçtim, yazar ve çevirmenlerce gözardı ediliyor. (Bilinmiyor demek istemiyorum, Türkiye'de ilkokul okuyup bunu bilmeyen insan olamaz.)

Bir başka neden, bizim yazı değil söz toplumu olmamız. Ben bunun gelişmeyle falan ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Bu, tarzla ilgili bir şey. Bizim tarzımız söz. Nüfusu 70 milyona varan bir ülkede günde kaç kişi gazete okuyor, kitaplar kaç basıyor, kaç genç kız günlük tutuyor, kaç babaanne kendi doğum tarihini biliyor, kaç ev kadını her gün pişirdiği yemeği "tarif"e dökebilir... bunları bir düşünün. Bunlar hep yazı toplumu olmamamızla ilişkili. Ve kâğıda basılı yazı toplumu olmadan "soft" yazı toplumu olmaya geçtiğimiz için yakında alfabemize w girecek (girsin, iyidir), ğ çıkacak (bu kötü), ç, ı, ü, ö (buna dayanamam ismimin baş harfi) kaybolacak diye korkmaya başladım ben. Ama şimdi bunları bırakalım, çünkü konumuz noktalama.

Selçuk'un dediğinin aksine ben, noktalamanın dille yapısal ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Gerçi tabii yazı ve dil organik bir yapısal bağ içinde değildir, öyle olsa bir dilin birden fazla alfabeyle yazılması veya zaman içinde alfabe değiştirmesi (ki Türkçe bu konuda dünya şampiyonlarından biri olsa gerek) söz konusu olamazdı. Ama bir dilin yazısının temel unsurlarından biri olan noktalaması, tamamen keyfekeder oluşturulup alışkanlık yoluyla yerleşmiş değildir; tersine dilin mantığıyla organik bir ilişki içinde oluşmuştur. (Dilin mantığı olmaz, diyorsanız, dilin sihriyle organik bir ilişkisi vardır.) Sanıyorum Türkçede bunu en güzel, en göze batar şekilde gösterecek noktalama işareti tire (-).

Tire aslen Türkçeli değildir (veya Türkçenin içinden değildir ) ve yabancı dillerden geçmedir. Geçsin, güzel. Ama işte yukarıda biraz değinmeye çalıştığım nedenlerle bilgi saklama ve yayma işi tamamen çeviriye dayanınca ve çeviri, daha doğrusu yazı, gerçekten ciddiyet ve özen gerektiren profesyonel bir uğraş olarak icra edilmeyince, bu geçiş de tahrifata değil artık düpedüz tahribata yol açıyor. Aslında tireyle sorunu olan sadece biz değiliz, mesela İngilizce yazanlar da, dillerine Almanca üzerinden lüzumsuz miktarda tire girmesinden şikâyet ediyorlar bazen. (Gerçi bunun nedeni bizimkinden farklı: Herkesin ve dolayısıyla Almanların da yazdığı İngilizce metinlerin tedavülünden kaynaklanıyor bu.)

Neyse, mesela Türkçenin yapısal özelliklerinden biri, önek olmaması. Bu, noktalama işaretlerinden tireyi de yine yapısal olarak dışta bırakan bir durum. Önek diyoruz mesela ve burada "ön" bir önek değil, eki niteleyen bir sıfat, başlı başına bir kelime. "Ön ek" diye de yazabilirdik biz bu kelimeyi, bitişik yazılması, Selçuk'un dediği gibi bir teamül sadece; ama tireli yazılmaması öyle değil, dilin yapısıyla doğrudan ilişkili. Mesela, İngilizceden "pre-capitalistic" ve "pre-determination" gibi iki örnek düşünün (bunların en azından birincisi İngilizcede de artık tireli yazılmıyor olabilir, ama örnek bu ya, öyle yazıldıklarını varsayalım). Çevirmen üstat, Türkçede "kapitalizm öncesi" demek varken, nedense "ön kapitalist" gibi boş bir ifade kullanmayı yeğliyor ve bunu da "ön-kapitalist" yazıyor. Veya, "ön" kısmını öne almak gerektiren durumlarda, Türkçenin söyleyeceği doğal söz olan "önceden belirleme" bir metin içinde kullanışlı olmazsa, "önbelirlenim" diye bir söz uydurmak durumunda kalabiliyorsunuz, diyelim. "Ön belirlenim", "önbelirlenim", "ön-belirlenim" örnekleri içinde tireli olanın, kaynak dildekini hiç düşünmeden alıp hedef metne yapıştırma dışında hiçbir mantığı yok. Buyrun size dile yapısal olarak aykırı ve o dili zenginleştirmeyen, tersine tahrif eden ve okunmaz, anlaşılmaz kılan bir ithalat.

Ama bu tire meselesinin bundan çok daha korkunç örnekleri var. Diyelim İngilizce metinde "home-made cake" geçiyor. Bunun mantığı, herkesin bildiği gibi çok açık: Home ile made arasında tire olmazsa ikisinin birleşip "cake"i niteleyen bir sıfat olduğunu anlamanın yolu yok, çünkü İngilizce aglütinatif değil ve bizdeki takılar da onda yok. Ama Türkçe bin tane takıyla oynayıp bininin de kuyruğunu birbirine değdirmeyen bir dil işte. "Ev-yapımı pasta" yazanı bir yana bırakın, bir de takıyı bile yok ederek "ev-yapım pasta" diyenler var. Tamam kimse pasta için böyle demiyor ama, böyle ne kadar çok abuk lafın dile yerleşmekte olduğunu düşünürseniz, durum gerçekten vahim. "Erkek-egemen toplum" ne demektir mesela? Veya "çok-işlevli alet", daha beteri "çok-işlevsel alet", yahut "kabul-günü turtası" ve hatta Türkçe yazma kaygısıyla "anti" ekinin çok şık bir şekilde Türkçeleştirilmesi: "tire-karşıtı noktalayıcılar"

Tireyi en belirgin örnek olduğu için öne çıkardım. Aslında başta virgül ve iki nokta üst üste olmak üzere daha birçok noktalama işaretinin dilin yapısıyla doğrudan ilişkili olduğunu ve Türkçenin yapısına aykırı kullanımlarının gittikçe yayıldığını düşünüyorum. Ama artık okunamayacak kadar uzun yazmayayım, sonra belki devam ederim


Direct link Reply with quote
 

Volkan Guvenc
Turkey
Local time: 05:49
Member (2006)
Turkish to English
+ ...
TOPIC STARTER
Noktalama işaretleri.. Apr 11, 2006

Selçuk Bey, sizden bunu duyduğuma çok memnun oldum.
Eksik olmayın.

Bu platformdaki yazıları okumak benim için hem çok keyifli bir o kadar da bilgilendirici. Burada sizlerle birlikte olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

Noktalama işaretlerinin geçişmesi konusu ile birebir örtüşmesede, biraz parantezden bahsetmek istiyorum.
Parantezlerin çeviri yaparken çok işe yaradığını düşünüyorum. Robert Koleji tarafından çıkarılmış yirmili yıllara air eski bir sözlükte açık bir tarif görmüş ve hemen benimsemiştim. Parantez ne işe yarar? Yani en soyut ve genel haliyle. Bu sözlükte şuna benzer birşey yazıyordu "eğer bir bilgiyi gramer kuralları içinde bir cümleye ekleyemiyorsak (veya eklesek bile cümlenin dengesi bozuluyorsa) parantez içinde verilir." Parantezin bu yeteneği, ona çeviri açısından özel bir güç veriyor olabilir.

Bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum!

Selçuk Bey'in ifade ettiği, "ne kadar az noktalama işareti
o kadar başarılı metin" iddiası çok ilginç. Hiç bu açıdan bakmamıştım. Ama ilk bakışta doğru görünüyor. Şu var ki
bu doğruyla daha çok yazarlar ilgilenmeli, zira biz çevirmenler
noktalama işaretlerine mecburuz.

Saygılar sunarım..








[Edited at 2006-04-11 14:53]


Direct link Reply with quote
 

Selçuk Budak  Identity Verified
Local time: 05:49
English to Turkish
+ ...
Evrim-Devrim! Apr 14, 2006

Bir şeyi farkettim kendimde: prozda aktif olduğum dönemler, hep hoşlanmadığım şeyleri (hoşlanmadığım tercümeleri) yaptığım dönemlere rastlıyor. Biraz düşününce bu da bana anlaşılır geliyor: hoşlanmadığım bir şeyden, hoşlandığım bir başka şeye kaçıyorum. Bu kadar basit.


Eskiler (belki kimi yeniler de) bilir. Evrim-devrim tartışmalarında, iki farklı görüş savunulurdu: Bir görüş, devrimin ani, "sıçramalı," nitel bir dönüşüm olduğu söylenirdi. Bunun politik karşılığı "ihtilal"dir. Bir başka grup ise (ki onlara bazen "kansız" devrimciler" de denirdi, devrimin kesintisiz bir evrimleşme sürecinin sonucu olduğunu, bir anda olmadığını, bir gecede yaratılmadığını savunurdu. Bunun siyasi karşılığı eğitimle, bilinçle, vs. "barışçı geçiş"tir.

Şimdi bunun konuyla alakası ne? diye sorabilirsiniz, haklısınız da. Hemen oraya geleceğim.

Bu yazılı-sözlü kültür konusunda Xola'ya katılıyorum. Biz, ağırlıklı sözlü bir kültürüz.

Sözlü bir kültür olduğumuzun en güzel kanıtı da kitap kapaklarıdır. Kitap kapaklarına hiç dikkat ettiniz mi? Ya da Türkiye'de yayınlanan kapaklarla yurtdışında, örneğin ABD'de yayınlanan kitapların kapaklarını karşılaştırma şansınız oldu mu? Olduysa, aradaki farkı görmüşsünüzdür:

Bizde kitabın adı minik bir başlık olarak, resmi süsleyen bir unsur gibi durur. Kapakta ağırlık resimdedir. Dağıtımcı yeni yayınlanan bir kitabı kitapçıya götürdüğü zaman, ilk değerlendirmeyi tezgahtardan alır. Tezgahtar, kitabı şöyle bir tartar, resmine bakar: Bu kitap satar! der, ya da Satmaz!

Anektod: Bir kitap fuarında, bir hanım "okura" bir kitap seti satılır, sözleşmesi yapılır, kitapları yayınevi deposundan alması istenir. Hanım ertesi gün yayınevine gider, kitapları almak için. Ama kendisine verilen koliyi açınca, "hayır, benim aldığım kitaplar bunlar değildi! Benim gördüğüm kitapların rengi sarıydı" diyerek, itiraz eder. Oysa kendisine verilen, satış sözleşmesindeki kitaplardır. Sözleşme imzalayarak aldığı kitapları adlarıyla değil, renkleriyle hatırlamaktadır (ki o renkte kitap gerçekten vardır). Herkes şaşkınlık içindedir. Çünkü söz konusu "okur," rengiyle kitap almıştır!

Bizdekinin tersine örneğin ABD kökenli kitapların büyük çoğunluğunda yazının ön planda olduğunu görürsünüz. Yazı karakterleri daha büyüktür, aslında çoğu durumda kapaktaki görsellik, kaligrafik bir yazı düzenlemesinden başka bir şey değildir. Resim ise küçük bir ayrıntı olarak yazıyı süsler ve yazı kapağın tamamına yayılır.

Ama Xola'ya katılmadığım küçük ayrıntılar da yok değil. Her şeyden önemlisi, bizim bugün kullandığımız yazım kurallarının tamamı zaten ithal değil mi?

Bu soru da evrim-devrim tartışmasıyla dil arasındaki bağlantıyı kuruyor. Bu bağlamda bu tartışmayla aşağı yukarı aynı zamana denk gelen İngilizce neden yazıldığı gibi okunmaz'da Tim'in yazdıkları oldukça ilginç. İngilizce, evrensel boyutta ithal bir dildir ve hala ithal etmeye devam ediyor, tüm dünya dillerinden.

Antik dönem konusunda (Orhun Kitabeleri) pek bir şey bilmiyorum, ancak sonrasında atalarımızın yazılı dili hep bir empoze, hep bir devrim sonucu gelmiştir. Osmanlı döneminin arapça harfleri, Cumhuriyet döneminin latin harfleri.

Arapça yazarken, her halde Arapça'nın noktalama işaretlerini kullanıyorduk. Latince yazmaya başlayınca da, çok emin değilim, ancak her halde Fransızca'nın noktalama işaretlerini kullanmaya başladık. Hem Arap hem de Latin harfleriyle okuyup yazan birisi bu konuda daha çok şey söyleyebilir.

Ama sanırım söyleyecekleri beni destekler nitelikte olacaktır. İşaretleme (noktalama işaretleri) ile dil arasında yapısal bir bağ yoktur. Daha doğru bir ifadeyle, noktalama işaretleri ile şu veya bu dil arasında yapısal bir bağ yoktur. Nokta işareti bizde hangi amaç için kullanılıyorsa, İngilizce'de, Fransızca'da, Almanca'da, vs. de de aynı amaç için kullanılıyor. Aynı veya benzeri şeyler diğer işaretler için de geçerlidir. Belli bir işaretin şu veya bu dille organik bağ içinde olduğunu iddia etmek çok zor. Sadece kullanım alışkanlıklarına bağlı ilişkilerden söz edebiliriz. Şimdi kalkıp birisi "şu noktalama işareti Türkçe'ye özgüdür ve diğer dillerden farklı olarak şu işlevi vardır" diyebilir mi? Pek sanmıyorum. İki nokta üst üsteden sonra büyük harf mi gelir, küçük harf mi gelir, "ve"den sonra virgül konur mu konmaz mı, bunlar hep kullanım alışkanlığıdır. Ben öyle cümleler kurabilirim ki, "ve"den sonra virgül cuk diye oturur.

Eğer günümüz yazılı Türkçe'sine kıyasla diğer kimi dillerde noktalama işaretleri konusunda çok daha oturmuş, yerleşmiş kurallar varsa, bunun tek nedeni yukarıda sözünü ettiğim evrim-devrim ayrımında yatmaktadır.

Arapça'yı ele alalım. Arapça, doğduğu topraklarda bugüne kadar gelmiş ve evrimini hiçbir kesintiye uğramadan sürdürmüştür. 1500 yıl önceki Kuran'daki işaretler bugün de kullanılmaktadır. Aynı şey Latince için de geçerlidir, Yunanca için de. Hepsi de belli bir coğrafyada ortaya çıkmış ve evrimlerini yine aynı coğrafya içinde kesintisiz sürdürmüştür. Bunu başaramayan diller ise "ölü" dillerdir.

Arapça ve Latince gibi dillerin binlerce yıllık kesintisiz evrimi ve gelişimi dikkate alınınca, bizim 80 küsür yıllık ithal yazı dilimizin bugün bile hala ithal eder konumda olması hiç de şaşırtıcı değildir, çünkü henüz kendi kurallarını oluşturacak olgunluğa erişememiştir, erişmesi de beklenemez.

Kökeni ithal olan bir yazı diline yeni yeni ithallerin olması da bizi o kadar rahatsız etmemeli. Çünkü sonuçta tartıştığımız şey, dönüp dolaşıp Fransız usulü mü yoksa İngiliz usulü mü yazmamız gerektiği konusuna indirgeniyor.


Direct link Reply with quote
 

Özden Arıkan  Identity Verified
Germany
Local time: 04:49
Member
English to Turkish
Noktalamama Apr 14, 2006

Volkan Bey, bu görüşe ben de katılıyorum:


Selçuk Bey'in ifade ettiği, "ne kadar az noktalama işareti
o kadar başarılı metin" iddiası çok ilginç. Hiç bu açıdan bakmamıştım. Ama ilk bakışta doğru görünüyor. Şu var ki
bu doğruyla daha çok yazarlar ilgilenmeli, zira biz çevirmenler
noktalama işaretlerine mecburuz.


Yani Selçuk'un "ne kadar az noktalama işareti o kadar başarılı metin" düşüncesine katılıyorum. Tabii noktalama işaretlerini durduk yerde azaltmaya uğraşalım demek istemiyorum ve Selçuk'un da o anlamda söylediğini sanmıyorum. Ama gereksiz noktalamalara... adı üstünde, gerek yok Ortaokuldaki Türkçe hocamız şöyle derdi: "Yazı yazmayı duvar örmek gibi düşünün. Duvardan bir tuğlayı çekip alın, yıkılıyorsa, yazı 'olmuş' demektir; yok yıkılmıyorsa, o tuğla zaten orada gereksizdir." Noktalama da bunun gibi işte. Sıfırdan Türkçe yazı yazarken bu sorunu yaşamıyoruz belki, ama çeviride ister istemez fazlalık tuğlalar giriyor işin içine ve evet, bence dili fena halde bozuyor.

Ama bu konuyla daha çok yazarların ilgilenmesi gerektiğini düşünmüyorum. Çeviri de bir yazı uğraşıdır zaten ve yazma becerisi gelişmeden çevirmenlik de gelişmez. Aslında çevirmenlerin yazıya yazarlardan daha çok özen gösterdiği hep söylenir ve bence doğrudur, çünkü yazarın araştırma, yaratma vb işleri de var, duvarcılığa daha az enerji ayırır. Nitekim düşük cümlelerle roman yazıp çevirmenlerin yazı ustalığı sayesinde uluslararası alanda tanınan yazarlar da görülmüştür



Yazım kurallarının ithal olması meselesine gelince. Benim dilde ithalat-ihracat ilişkileriyle bir sorunum yok. Bütün diller ithalatla gelişmiş ve en zengin diller de ithalatta en başarılı olanları zaten. Ama yazıya ciddi bir uğraş olarak yaklaşmama sonucunda noktalamanın da hafife alınması ve dilin yapısına uymayan biçimlerde kullanılmasıyla sanıyorum sorunum var. Ki zaten bu başarısız ithalat demektir. Noktalama işaretlerinin rastgele olduğunu da düşünmüyorum, zaten söyledim, hatta ilk mesajımda tire kullanımıyla ilgili örnek de vermiştim.

Başka örnek de vereyim. Öncelikle, kural değil teamül olan, yani mantığı olmayan (veya benim bilmediğim) durumlar var tabii. Mesela Fransızcada soru cümlesinin sonuna [?] koymadan önce bir boşluk bırakıyorlar veya tırnak işaretleri, ["] değil de [«] şeklinde olanı (ve yine kelimeyle arasında boşluk bırakılıyor). Bunların mantığı var mı bilmiyorum, ama böyle yapmayınca kötü Fransızca yazmış oluyorsunuzdur herhalde ve kimse de aman canım ne önemi var, oh la la! demiyordur. Veya Almancada çok fazla ünlem kullanıyorlar. Achtung!!! yazmayınca kimse dönüp bakmıyordur belki. Ama Türkçeye bunu Dikkat!!! diye aktarırsanız adamı yerinden zıplatırsınız. Dikkat! bile fazla hatta birçok durumda. Zaten o kadar sert bir kelime ki mübarek, ünlem yanında cüce kalıyor. Ama hadi 'Dikkat!'ten geçtim,

"Merhaba Nigâr!!!
bayramın kutlu olsun!

Selamlar!
Şengül"

şeklinde bir yazı, Türkçede hiç de hoş kaçmıyor işte.



Peki, bunlar sadece göz alışkanlığı belki, belki de onun ötesinde anlamları var. Ama sırf göz alışkanlığı olmayan, bir mantığa dayanan pek çok örnek de bulunabilir. Mesela, İspanyolcada soru cümlesinin sonuna [?] koymadan önce başına [¿] koyuyorlar, çünkü soru cümlesiyle düz cümle arasında hiçbir fark yokmuş ve cümle üç satır sürerse, soru cümlesi olduğunu anlamak mümkün değilmiş. Şimdi eğer Türkçe çevirmenlerinin en yaygın kaynak dili İngilizce değil de İspanyolca olsaydı ve biz "¿N'aber Hüseyin, nasılsın?" yazsaydık, aman canım ne önemi var, göz alışkanlığı işte mi diyecektik yani?

Veya bir başka örnek: Türkçede, demin yukarıda dedim gerçi, Batı dillerine, mesela İngilizceye göre daha az virgül kullanılıyor, çünkü kelimeler takı ve bağlaçlarla birbirine bağlanıyor zaten. "Koşarak gidiyordum ki yolda eski püskü kırmızı bir şapka buldum ve eğilip aldım" cümlesinde tek virgüle gerek yok. Tersine, "Koşarak gidiyordum ki, yolda, eski püskü, kırmızı bir şapka buldum, ve eğilip, aldım" yazınca insan okuyamaz oluyor. Veya iki nokta üst üste. Bu işaretten sonra Türkçede büyük harfle başlarsınız, çünkü iki nokta cümleyi kesintiye uğratır, daha doğrusu bitirir ve yeni bir cümle açtırır. İngilizcede ise aslında tek cümle oluşturan iki önerme arasına da [:] konabildiği için çoğu zaman [:] işaretinden sonra küçük harfle başlanıyor. Bunu Türkçeye olduğu gibi aktarınca da (ki çok sık aktarılıyor) ortaya küçük harfle başlayan bağımsız cümleler çıkıyor.

Bir başka şey: Türkçede sayısal ayraç virgüldür. Ama bir sürü otomatik sistem ve arabirimde doğru dürüst lokalizasyon yapılmadığı için, e demek ki yazı yazan insanlar da (çevirmenler dahil) gerekli özeni göstermediği için kimi yerde nokta, kimi yerde virgül kullanılır oldu. Şimdi çocuk okulda 10.000 ve 3,5 diye yazmayı öğrenip bilgisayarın başına geçtiğinde 10,000'i nasıl okuyacak? 10,000'in değeri, Türkçe yazım mantığına göre 10'dur, değil mi? 3.5 ise değersiz ve anlamsızdır. Noktayla virgülün yerini değiştirmek madem çok elzem, peki bu ithalat yapılsın da, çevirmenler ithalat sürecinde de özen göstermezse neyin kaç ettiğini nasıl anlayacağız? 3.5 mi, yoksa 3,5 mi? İkisi birden kullanılıyor şu anda! [Ünlem] Burada artık mantığın ne olduğu falan önemli değil. Yazıya özen gösterilmemesi yüzünden hesap yapamaz hale gelmek gibi bir durum var. Yazı, sıcak patates mi ki herkes birbirinin kucağına atsın?

========

Google'de "punctuation" diye bir arama yaparsanız, öğrenciler için olanından yazı profesyonellerine yönelik olanlara kadar sayısız kaynak var. Çoğu da noktalama işaretlerine ilişkin kuralları mantığıyla ve örnekleriyle güzel güzel açıklıyor. Hatta yine pek çoğunda noktalama kullanımına ilişkin alıştırmalar var. Tabii "noktalama işareti/leri" diye arama yapınca da kaynaklar bulunuyor, ama arada ciddi bir ciddiyet farkı olduğunu üzülerek söylemek zorundayım. Ve de yine bu "punctuation" aramaları sırasında öğrendiğim bir şey: Almanca ve İtalyancada ikidilli bir yazar olan Italo Svevo, İtalya'da çıkan ilk kitabıyla skandala sebep olmuş, çünkü iki noktadan sonra, İtalyancadaki gibi küçük harfle değil, Almancadaki gibi büyük harfle başlıyormuş cümlelerine. Skandala bile imrenir olmak da insana koyuyor gerçekten. (Yine de giderayak şu teselliye dikkat çekeyim hadi: İtalyan editörler de uyumuş )

[Edited at 2006-04-14 05:27]


Direct link Reply with quote
 

Selçuk Budak  Identity Verified
Local time: 05:49
English to Turkish
+ ...
Kurallar gereklidir Apr 14, 2006

Sanırım, "yapısal bir ilişki yoktur"u yeterince açabilmiş değilim. Daha doğrusu denklemin bir bacağını kurarken diğerini atlamış gözüküyorum. Şimdi denklemin diğer bacağı konusunda bir çift laf edeyim.

Yapısal bağın olmaması kuralsızlık anlamına gelmez. Yazı dilinde kurallar zorunludur, aksi taktirde yazıyı anlamak mümkün olmazdı. Dili aşağıdan yukarıya doğru farklı düzeylerde ele alabiliriz: en alttaki derin yapı (anlam - semantics), biraz daha yukarıdaki fonolojik özellikler, en üstte de yüzey yapısı (söz dizimi - syntax).

Yazı dilinde noktalama işaretleri yüzey yapısının da üstündedir ve yoruma yardımcı unsurlar olarak iş görür. Ne demektir bu? Basitçe, noktalama işaretleri, yazıda başka türlü fonolojik karşılıklarını koyamadığımız vurguları göstermemize, belli sözdizimi kurallarına göre yan yana dizilen sözleri konuşma diline yakın, anlamli bir bütünlük içinde beynimizde fonetik olarak yeniden üretmemize yardımcı olan işaretlerdir.

Bu nedenle de fonetik unsurlara karşılık gelen harfler kadar elzem olmasa da, noktalama işaretleri de gereklidir, çünkü hem yan yana dizilen sözler yığınını anlamlı bütünlüklere ayırmamızı, hem de ayırdığımız bu anlamlı bütünlükleri analiz etmemizi sağlar. Cümlenin derin yapısına (anlamına) ancak bu sentez ve analiz yoluyla ulaşabiliriz.

Buraya kadar tamam, yani noktalama işaretleri gereklidir. Ama hangi işarein ne için kullanılacağı, kullanım alışkanlıklarına ve konsensüse bağlıdır. Buna en güzel örnek de Xola'nın verdiği yüzdeli veya kesir ayracı örneğidir. Bizde üçlü rakam grupları virgülle, küsürat ise noktayla gösterilir. Özdenin de haklı olarak dikkati çektiği gibi, buradaki keyfi davranış ciddi karışıklıklara yol açar. 3.5 mi, 3,5 mi gibi bir durumda karar vermek kolaydır, çünkü her ikisi durumda da 5'in küsürat olduğu açıktır. Aynı şey 135,22 veya 135.22 için de geçerlidir, çünkü burada da her iki durumda da 22'nin küsürat olduğu açıktır. Ancak, diyelim ki küsüratı 2 rakama değil de 3 rakama yuvarladığımız an, sorun başlar: 132,125 ile 132.125 aynı şey değildir. Neyi nasıl anlayacağımızı ise bize kurallar söyler.

Kurallar ise kullanım alışkanlıklarının genel kabul görmesiyle oluşur. Başlangıç noktası öneri olabileceği gibi, mauz kalma (exposure) da olabilir. Herkes küsürattan sonra virgül değil de nokta kullanmaya başlarsa, anlaşılırlık açısından hiçbir kayıp olmaz.

Benzer tartışmalar tırnağın içi mi, dışı mı gibi sorular için de geçerlidir. Bir yayınevi editörüyle, noktalama işaretlerini tırnak içinde kullandığım için uzun uzadıya tartıştığımı hatırlıyorum. O, tırnağın içinde kullanmanın Türkçe'ye aykırı olduğunu iddia ediyordu. Ben de "yok öyle bir şey" diyordum.

Noktalama işaretini tırnak içine almanın Türkçe'ye aykırı olduğunu savunmak ayrı bir şeydir (= noktalama işareti dile özgüdür), Türkçe yazım kurallarına aykırı olduğunu söylemek ayrı bir şey (= bu konuda kabul görmüş kullanım alışkanlıkları bu yöndedir). İşte başından beri benim anlatmaya çalıştığım şey budur, yoksa noktalama işaretlerinde kuralsızlık, anarşi değildir.

Noktalama işaretleri de, nasıl kullanılacağı konusunda belli bir görüş birliği de gereklidir.

[Edited at 2006-04-14 11:32]


Direct link Reply with quote
 


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

Noktalama İşaretlerinin Çeviri Sırasında Geçişmesi

Advanced search


Translation news in Turkey





Protemos translation business management system
Create your account in minutes, and start working! 3-month trial for agencies, and free for freelancers!

The system lets you keep client/vendor database, with contacts and rates, manage projects and assign jobs to vendors, issue invoices, track payments, store and manage project files, generate business reports on turnover profit per client/manager etc.

More info »
LSP.expert
You’re a freelance translator? LSP.expert helps you manage your daily translation jobs. It’s easy, fast and secure.

How about you start tracking translation jobs and sending invoices in minutes? You can also manage your clients and generate reports about your business activities. So you always keep a clear view on your planning, AND you get a free 30 day trial period!

More info »



All of ProZ.com
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs