Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34] >
Off topic: UYARI: Dikkat Scam
Thread poster: Adnan Özdemir

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Diyanet'in hedefinde Cübbeli var" Apr 20

--Alıntıdır--
Odatv 20.04.2018 08:17


Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşliyen, “Efendim bu terliği giyen cennete gider” diyerek “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’yü hedef aldı.

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşliyen, "Yakmayan kefen" ve “Efendim bu terliği giyen cennete gider” diyerek “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’yü hedef aldı.

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşliyen, "Gençlerimiz korkunç alevlerle yanan bir çukura gidiyor. Deizm tartışması aldı başını gidiyor. Bu piyasada 'yakmayan kefen' satan, 'Efendim bu terliği giyen cennete gider' diyen ve 'Efendim filan tarikatın filan koluna müntesip olursanız direkt cennete gidersiniz' diye yalanlarla uyutuyorlar" dedi.

İşliyen, Afyonkarahisar Müftülüğünün bir otelde düzenlediği "Din İstismarının Önlenmesi" konulu panelde yaptığı konuşmada şunları kaydetti: "Gençlerimiz korkunç alevlerle yanan bir çukura gidiyor. Deizm tartışması aldı başını gidiyor. Bu piyasada 'yakmayan kefen' satan, 'Efendim bu terliği giyen cennete gider' diyen ve 'Efendim filan tarikatın filan koluna müntesip olursanız direkt cennete gidersiniz' diye yalanlarla uyutuyorlar. Onun karşısına 'tepki göstereceğim' diye çıkıp en muhallet ve sahih kaynaklarımızı anlatırken çirkin bir üslupla insanların zihinlerini bulandırmaya çalışanlar arasında ne yapsın gençlerimiz? Biz önce kendimize söylüyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatında bulunan insanlar olarak ilk önce çalışmamız lazım. Az çalışıyoruz, daha çok çalışmamız lazım."

Panele, Afyonkarahisar Valisi Mustafa Tutulmaz, İl Genel Meclisi Başkanı Salih Sel, İl Milli Eğitim Müdürü Metin Yalçın, İl Müftüsü Şükrü Kabukçu, AKP İl Başkanı İbrahim Yurdunuseven ve çok sayıda davetli katıldı.

CÜBBELİ AHMET TERLİK SATIŞINA BAŞLAMIŞTI

“Cübbeli Ahmet Hoca” olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, Hz. Muhammed’e ait olan sandalet yani “Nal-ı Şerif” satışına başlamıştı. Maliyetinin 130 TL olacağını belirten Ünlü, “Azgınların saldırısından, düşmanların galibiyetinden, şeytanların şerrinden, sihir ve büyülerin ulaşmasından emin olur” demişti.

Cübbeli'nin terlik satışı (3 dakkalık vido): https://odatv.com/vid_video.php?id=8DGCA

Kaynak: https://odatv.com/diyanetin-hedefinde-cubbeli-var-20041818.html

ADO_YORUM: "...Ey cemaati müslümin ! Çıtlık ağacından yağ çıkardım. Bu yağla her sabah karnınızı ovarsanız velilere, evliyalara cennette komşu olacaksınız. Ödemesi çok kolay, bu yağdan kazandığım paralar inşallah güzel işlerde harcanacak. Mahalleye yeni bir cami yapılıyor, oraya bağış yapacağım. İnşallah-maşallah cennete gitmeyi kestirme yoldan sağlamaya çalışıyoruz Allah'ın izniyle... Birazdan sipariş vermek için telefon numarası da vereceğim hamdolsun. Maşallah cennet yolculuğuna da çıkmış bulunduk, inşallah çok yakında..." (Şeyh bintül ibni Kemrün el Adnan-ül Karamani hazretlerinin vaazından alınmıştır). Allah ondan razı olsun, amennn.


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"FETÖ'cülükle suçlanan MİT görevlisi devlete sızma taktiklerini anlattı" Apr 22

--Alıntıdır--

Cumhuriyet/ Alican Uludağ Yayınlanma tarihi: 21 Nisan 2018 Cumartesi, 22:35

ztchxhlwufcskrvaz2pq.jpg

FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan eski MİT’çi Ersoy’un ifadeleri, örgütün devletin en mahrem kurumuna nasıl sızdığını ortaya koydu.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) en kritik birimlerinden olan İstihbarata Karşı Koyma Başkanlığı’nda görevli Muhammet Şükrü Ersoy’un tutuklandığı FETÖ soruşturması kapsamındaki itirafları ortaya çıktı. MİT’e giriş sınavının tüm aşamalarında kendisinden sorumlu “Süleyman” kod adlı abisi, eski MEB uzman Yardımcısı Yıldıray Pala’nın bilgiler verdiğini kaydeden Ersoy, “Süleyman, poligrafi testi (yalan makinası) uygulamasına girmeden önce bu cihazın işleyişi ve nasıl yanıltılabileceği hakkında bilgi verdi. Süleyman kod adlı kişi bana eğitimden sonra yapılan görüşmelerde de ‘amirlerin seni ulusalcı zannetmişler’ dedi” ifadelerini kullandı. MİT’te görevliyken Fethullah Gülen’in vaazlarını dinlediğini söyleyen Ersoy, görevi sırasında edindiği gizli bilgileri ikinci abisi Yusuf kod adlı Hüseyin Kötüce’ye aktardığını belirterek, “Yusuf kod adlı Hüseyin Kötüce’ye teşkilatın yabancı ülkelerle ilgili yararlandığı başka kaynaklara ilişkin bilgiler aktardım” dedi. MİT görevlilerinin de katıldığı sorgu sırasında Ersoy’un “devlet sırrı” kapsamında görülen ifadelerinin tek tek tutanaktan çıkarıldığı öğrenildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü FETÖ soruşturması kapsamında MİT’ten ihraç edilen ve tutuklanan Muhammet Şükrü Ersoy’un ifadelerine Cumhuriyet ulaştı. Ersoy’un ifadesi özetle şöyle:

-6 KURUMUN SORULARI GELDİ: Yeditepe Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra kurumlar tarafından açılan sınavlara hazırlık çalışmaları yaptık. Bizden açılan her sınavı takip etmemiz ve başvuruda bulunmamız istendi. Sınavlardan önce sorular da geliyordu. Dışişleri, Gümrük, Vergi, Hazine, SPK ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı soruları gelmişti. Bu süreçte MİT’e başvurdum. MİT’in ilk aşama sınavından önce Süleyman kod ile birebir görüştüm. Bana ilk aşamada olan sınav programı hakkında bilgi verdi. Aynı zamanda Gümrük Bakanlığı Müfettiş Yardımcılığı sınavını kazandım, İstanbul grubuna tayinim çıktı. MİT sınav sürecim devam ediyordu. Süleyman kod ikinci aşama sınavı hakkında bilgilendirme yaptı. Bu süreçte MİT tarafından güvenlik soruşturmasının tamamlanması akabinde İstanbul’da çalışırken teşkilat tarafından aranarak ikinci aşama sınavına davet edildim. İkinci aşama sınavına girdiğimde Süleyman kodun anlattığı gibi bir sınav programı ile karşılaştım. Buradan çıktıktan sonra Bahadır kod üzerinden Süleyman koda ulaşarak görüştüm. Sınav hakkında konuştuk.

-KOD ADIM SEZAİ: 2014 yılı Nisan ayında teşkilat tarafından aranarak göreve başlamam için devat edildim ve atama gerçekleşti. Bu süreçte Süleyman kod ile buluşarak evine gittik. Bundan sonraki süreçte beni takip etmeye kendisinin devam edeceğini söyleyerek, eğitimin genel gidişatı hakkında bilgiler verdi. Süleyman kod bundan sonra kendisinin Alperen, benim ise Sezai ismi ile aramızda konuşacağımızı söyledi. Misafirhanede iki aya yakın kaldıktan sonra Dışkapı’da ev tuttum. Eğitim bitene kadarki süreçlerde görüşmelerimizi bu evde yapmaya başladık. Her ay maaşımın yüzde 15’ini himmet olarak vermeye başladım.

-GÜLEN’İ İZLİYORDUK: Süleyman kod ile haftada bir olarak evinde görüşüyordum. Dini içerikli sohbetler yapıyorduk. Programlarda genelde Fetullah Gülen’in kitaplarını okuyorduk. Gülen’in vaaz kasetlerini dinliyorduk. Namaz kılıp Kuran okuyorduk. Sınıftaki kişilerin isimlerinin neler olduğu, nasıl bir profil yapısına sahip oldukları, hocaların kim olduğu, neler anlattıkları, hangi binada eğitim gördüğümüz, eğitimde dikkat çeken şeylerin olup olmadığı şeklinde sorular yöneltiliyordu.

-YALAN MAKİNESİ: Süleyman kod, poligrafi testi (yalan makinası) uygulamasına girmeden önce bu cihazın işleyişi ve nasıl yanıltılabileceği hakkında bilgi verdi. Bu testin birkaç aşamadan meydana geldiğini ve bu aşamalarda nelere dikkat edeceğimiz hakkında bize bilgilendirmede bulundu. Onun söylediklerini dikkate alarak teste girdik. Süleyman kod bana eğitimden sonra yapılan görüşmelerde de ‘amirlerin seni ulusalcı zannetmişler’ dedi. Eğitimten sonra üniteye atandım.

-YENİ ABİ MİT’İ SORDU: Süleymon kod, bir sonraki görüşmeye yanında Yusuf kod adlı Hüseyin Kötüce ile beraber gelerek tanıştırdı ve bizi ona devretti. Yusuf kod bize istihbarata karşı koyma konularında çalışılabileceğini en iyi yerlerden biri olduğunu söyledi ve bizi tanımaya yönelik sorular sordu. Yusuf, kendinden emin bir karakterdi. Ünitedeki herkesi tanıyormuş gibi bir izlenim veriyordu. İlk görüşmemizde ayrıca müdürlerimizin kim olduğunu, kimlerle çalıştığımızı sordu. İlerleyen görüşmelerimizde ‘kim ne yapıyor, şubenizde hangi işlere bakıyorsunuz, önemli elemanınız var mı’ şeklinde sorular sordu.

-GİZLİ BİLGİLERİ VERDİM: Başkanlıkta göreve başladığım ilk dönemlerde İtalya’ya yönelik bir kaynağımız vardı. Bu kaynağın teşkilatla ilişkisinin kesildiğini Yusuf koda bildirdim. MİT Tırları konusunda adı geçen general Hamza Çelepoğlu’nun bir yabancı askeri ataşelik ya da gizli servisi çalışanları ile temasının olacağını kurum olarak öğrenmiştik. Bu konuda daha sonrasında akim kaldı. Ancak bu temasın olabileceği yönünde Yusuf koda bilgi verdim. Yusuf kod adlı Hüseyin Kötüce’ye teşkilatın yabancı ülkelerle ilgili yararlandığı başka kaynaklara ilişkin bilgiler de aktardım. Ayrıca, yabancı diplomatlarla irtibatlı bir bürokrat ve askere ilişkin de bilgi verdiğimi hatırlıyorum. 2016 yılı Mayıs-Haziran döneminde Yusuf kodun evine gittim. Cep telefonu sinyal bilgisi ve konum bilgisine yönelik olarak yeni bir sistemin oluşturulduğuna dair bilgim olup olmadığını sordu. Konu hakkında araştırma yapmamı, yeni bir bilgi olması halinde kendisine iletmemi talep etti. İKK Başkanlığı’na atandıktan sonra yabancı bir servisin kaynağıyla ilgili bir çalışmayı da Yusuf koda aktardım. Yine İtalyan istihbaratçılara dair çalışmalardan da Yusuf’a bahsettim.

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/962202/FETO_culukle_suclanan_MiT_gorevlisi_devlete_sizma_taktiklerini_anlatti.html


▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄

--Alıntıdır--

“MİT’e sızma evleri” soruşturmasında çarpıcı tespit

Sözcü/ 23 Nisan 2018 12:26

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) sızmak için kurduğu evlere ilişkin yapılan soruşturmada çarpıcı tespitler yapıldı. Savcılık, FETÖ ve mensuplarını Haçlı seferelerini başlatan “Keşiş Pierre Lermit ve ordusu” gibi olduğunu vurguladı.

vp2xlvc9nu8uwxxl93ns.jpg

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada FETÖ'nün esas amacına ilişkin önemli ayrıntılara yer verildi.

ÖRGÜT EVLERİ MİSYONERLİK FAALİYETLERİNDEN ETKİLENEREK KURULDU

“Işık Evleri” olarak tabir edilen örgüt evlerinin misyonerlik faaliyetlerinden etkilenerek kurulduğunu ifade eden savcılık, “Işık Evleri örgüt doktrininin aşılandığı örgüt hücreleridir” dedi.

Savcılığın örgütü anlatırken yaptığı saptamalar da dikkat çekici. FETÖ'nün yöntem ve çalışma faaliyetlerinin değerlendiren savcılık bu kapsamda örgütün devşirdiği kişileri “Vatanını satmak suç değil” yöntemiyle yetiştirdiğini ifade etti.

HIRSIZLAR SÜRÜSÜ

Örgüt mensuplarının hiçbir ahlaki değere sahip olmadığını vurgulayan savcılık FETÖ'nün mensuplarını, düşmanla işbirliği yapmak için kılıktan kılığa giren, Keşiş Pierre Lermit'in ihanet ordusuna asker olmak için binlercesi firar eden ruhsuzlar, yeminli hırsızlar ve çukurlar sürüsü haline getirdiğini söyledi.

KEŞİŞ PİERRE LERMİT'İN ORDUSU GİBİ

Savcılık FETÖ'yü şu sözlerle anlattı:

“İnsanların dini duygularını istismar edip sömürmede uzman haline gelen FETÖ ve onun elebaşı, içerisinde 13-14 yaşında çocukların da bulunduğu milyonlarca gencin emeğini, umudunu, hayalini, geleceğini hak ve hukukunu gasp ettikleri soru çalma eylemine Kuranı ve yemini alet ederek istismarda sınır tanımadıklarını ve yeminli hırsız olduklarını ortaya koymaktadır.”

Savcılık değerlendirmesinde, FETÖ mensuplarının kendisini örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in sözü dışında hiçbir ahlaki, insani, dini ve milli değer ölçüsüyle bağlı saymadığını ifade etti. “Örgütün her yolu hak ve meşru gören, yalanı riyayı, takiyeyi, kumpası, hırsızlığı ve ihaneti esas alan bir yöntem izlediğini” aktaran savcılık şu saptamayı yaptı:

“FETÖ devşirdiği mensuplarını bu sapkın yol ile vatanına, milletine, bayrağına hiçbir bağlılık ve aidiyet hissetmeyen, ‘Vatanı satmak suç değil' diyen, Türk Milletinin istiklaline kast eden, düşmanla işbirliği yapmak için kılıktan kılığa giren, Keşiş Pierre Lermit'in ihanet ordusuna asker olmak için binlercesi firar eden ruhsuzlar, yeminli hırsızlar ve çukurlar sürüsü haline getirmiştir.”

Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/mite-sizma-evleri-sorusturmasinda-carpici-tespit-2366396/

[Edited at 2018-04-23 10:06 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
From United States Department of Homeland Security. Apr 29

FROM THE OFFICE OF THE
HONORABLE KIRSTJEN NIELSEN
SECRETARY OF HOMELAND SECURITY
WASHINGTON, D.C. 20528
+ 1 (206) 430-1642.

DEAR SIR/MADAM,

THIS IS TO OFFICIALLY INFORM YOU THAT THE UNITED STATES DEPARTMENT OF HOMELAND SECURITY AND FEDERAL BUREAU OF INVESTIGATION FBI IS AWARE OF WHAT YOU'VE GONE THROUGH IN RESPECT OF YOUR FUNDS TRANSFER THAT WAS APPROVED TO BE TRANSFER TO YOU FOR A WHILE NOW. BUT DUE TO SOME GREED/SELFISH PEOPLE THAT HANDLED THE TRANSACTION FROM THE BEGINNING, IT BECOME IMPOSSIBLE FOR THE FUNDS TO GET RELEASE TO YOU AS THE RIGHTFUL BENEFICIARY TILL DATE.

WE THEREFORE BRING TO YOUR NOTICE THAT THE UNITED STATES GOVERNMENT HAVE AGREED TO COMPENSATE ALL SCAM VICTIMS WITH THE SUM OF USD 500,000.00 (FIVE HUNDRED THOUSAND UNITED STATES DOLLARS) ONLY/ RELEASE YOUR PAYMENT.

YOU ARE LISTED TO RECEIVE THIS PAYMENT WHICH HAS BEEN APPROVED VIA THE OFFICE OF THE NEW SECRETARY UNITED STATES HOMELAND SECURITY "KIRSTJEN MICHELE NIELSEN" TO RELEASE ALL COMPENSATION / PAYMENT TO IT BENEFICIARIES, KINDLY RESPOND TO THIS MESSAGE WITH THE FOLLOWINGS:


[1] FULL NAMES:...... ..
[2] CONTACT ADDRESS:....
[3] DIRECT MOBILE:...
[4] VALID IDENTIFICATION CARD:...........
[5] OCCUPATION:.........
[6] BANK NAME:.........
[7] ROUTING NO:.........
[8] ACCOUNT NO:.........
[9] SWIFT CODE:.........

I WOULD BE GRATEFUL IF YOU COULD REPLY TO THIS EMAIL IMMEDIATELY, I CAN BE REACHED AT (+ 1 (206) 430-1642 ) LEAVE ME A VOICE MESSAGE OR SMS TEXT IF I AM UNAVAILABLE TO ANSWER YOUR PHONE CALL .

PLEASE TREAT THIS AS HIGH PRIORITY REQUEST TO ENABLE US FACILITATE YOUR PAYMENT.

SINCERELY,

THE HONORABLE KIRSTJEN NIELSEN
SECRETARY OF HOMELAND SECURITY
WASHINGTON, D.C. 20528
+ 1 (206) 430-1642


----
ADO_YORUM:icon_biggrin.gif

[Edited at 2018-04-29 18:05 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
??? May 14

From Azerbaijan Republic
My name is Amir Aydin Khanmammadov. I reside in Birmingham in the
United Kingdom.
I solicit your audience to discuss some personal and financial matters
with you, if you would be well disposed to favour me with a piece of
your time.
On receipt of your response, I will divulge details for your perusal.
Kindly send to me your phone,fax,address and occupation to enable my
further discussion with you. Though I do not speak English language
fluently, but I will try the best I can.
Expecting your reply in good time.
Best regards and wishes to you all.
Mohammad Amir Khadov
REPLY TO

uk2019a@postaxte.com
Information in this message is confidential and may be legally privileged. It is intended solely for the person named. If you are not the intended recipient, kindly notify us and delete this message. Thank you.

___________
ADO_YORUM: Aslan gardaşım derhal iletşimleşelim ne olur. Varsa mangır sesli fırsatlar beraber değerlendirelim. Senden hiçbişey istemiyorum Yalnızca 56.500 dollar göndermen yeterlidir. Ayrıntıları sonra gonuşuruz. Ayruca Konyaspor Süper ligde devam edecek önümüzdeki yıl da. Eskişehirlisi, Adanademirlisi, Erzurumlusu hepimiz Konyada maçtaydık cumartesi günü. Haa bir de gelecek vaadeden Azerbaycanlı oyunculardan Konya'ya transfer yapıp komisyonumuzu alabiliriz bak... Menejerlik işine de girelim ama bu iş için bana 25.000 USD bayılman gerekiyor. Ayrıntıları sonra jonuşuruz. Avantamızı bulalım aslan gülüm beeeicon_biggrin.gif Yazım ve Türkçem birez kıttır kusura bakma gardaşım, görüşmek üzere


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Ankesör itirafları" Sep 17

--Alıntı--

Haber:Mesut Hasan Benli / Hürriyet 17.09.2018 - 00:15, Son Güncelleme: 17.09.2018 - 07:51

jltrwfpwu94kaoaltfdi.jpg


Jandarma Genel Komutanlığı’nda görevli bir üsteğmen hakkında ‘FETÖ üyeliği’ suçlamasıyla hazırlanan iddianamede, örgütün mahrem imamlarından Metin B.’nin şu ifadelerine yer verildi: “Cep telefonlarını son iki rakamlarını 99’a tamamlayacak şekilde kodlayıp kâğıda kaydederdik. Kendi cep telefonumdan asla aramazdım, evime uzak büfelerden kontörlü telefonlardan arıyordum. Birkaç kişiyi arayacağım zaman farklı büfeleri gezerdim.”

ANKESÖR soruşturması kapsamında 4 Eylül’de gözaltına alınan üsteğmen Muhammed Emin A. hakkında ‘örgüt üyeliği’ suçundan iddianame düzenlendi. İddianamede şüphelinin, örgütün mahrem hizmetler sınıfına tabi olduğu, TSK mensubu asker kimliğine rağmen FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içinde faaliyet gösterdiği, 2013-2014 yıllarında Ankara’da büfe, market, bakkal, gazete, iddaa bayii gibi işyerlerine ait ücretli kontörlü hatlardan 30 defa arandığı iddaa edildi. Şüphelinin arandığı sabit numaradan aynı tarihte değişik rütbelerdeki başka subayların da arandığına dikkat çekildi. Şüpheli üsteğmen 9 Eylül’de alınan ek ifadesinde FETÖ bağlantısını kabul ederek, aramalarda ‘Maç iptal’ ya da ‘Sinemaya gelin’ şeklinde şifreli konuşmaların yapıldığını anlattı.

İddianamede, mahrem imamların askeri personel ile irtibat kurma yollarından birinin market, büfe, kırtasiye, iddaa bayii ve lokanta gibi yerlerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit kontörlü hatlar olduğu belirtildi. İddianamede, FETÖ’nün bölge temsilcilerinin Tango, Shu, Eagle ve ByLock gibi kripto grafik haberleşme sistemleri üzerinden verdikleri, ‘askeri personelle irtibat sağlanması’ konulu talimatname yer aldı. Kontörlü telefonların dahi mümkün olduğunca kullanılmaması önerilen talimatnamede, personelin ardışık aranmaması talimatı verildiği saptandı. İddianamede, “Sabit hatların kullanılmasının büyük şehirlerde iletişim kurmanın bir şekli olduğu, toplantı yerlerine cep telefonlarının kesinlikle götürülmemesi yönünde talimat verildiği” belirtildi.

CİHAZ İMHA EDİLİRDİ
İddianamede ifadesine yer verilen örgütün mahrem imamlarından Metin B., ankesör aramalarına ilişkin şunları anlattı: “Cep telefonlarını son iki rakamlarını 99’a tamamlayacak şekilde kodlayıp kâğıda kaydederdik. Aramam gerektiğinde kendi cep telefonumdan asla aramazdım. Çünkü bu şekilde irtibat kurmak yasaktı. Bana bağlı öğrencileri aramam gerektiğinde olabildiğince evime uzak büfelerdeki kontörlü telefonlardan arıyordum. Sadece bir kişiyi arardım. Birkaç kişiyi arayacağım zaman farklı büfeleri gezerdim. Bu da uyulması gereken bir tedbirdi. Aynı büfeden art arda askerlerin aranmış olması, o büfeden arayan öğretmenin tedbire uymadığını gösterir. Toplantıya gelirken öğrencilerin arabayı mümkün olduğunca uzağa park etmesi gerekiyordu. Sorumlular kendi aralarında cep telefonu irtibatını başkası adına kayıtlı telefon hatlarıyla sağlarlardı. Bu telefon hatları ve mümkünse kullanıldığı cihaz ya imha edilirdi ya da sadece cihaz ikinci el olarak satılırdı. Ancak satma işine çok sıcak bakılmazdı. Genelde ucuz telefonlar imha edilirdi.”

TESPİT EDİLMESİ ZOR
İddianamede, mahrem hizmetler sınıfına tabi örgüt üyelerinin ‘FETÖ/PDY havuz verisi’ denilen (Bank Asya hesap kaydı, okul kaydı, telefon irtibat, ByLock kullanımı vs) delillerle tespiti ve yakalanmalarının pek mümkün olmadığına dikkat çekilerek, “Örgütün kripto üyelerinin tespiti ve deşifre edilmeleri açısından kontörlü telefonlarla irtibat delili büyük önem taşımaktadır” görüşü savunuldu.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/ankesor-itiraflari-40958275

[Edited at 2018-09-17 05:47 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
_ Sep 18

--Alıntı--

"Sınava girmeden binbaşı olmuş"

Anadolu Ajansı / Yayınlanma tarihi: 18 Eylül 2018 Salı, 12:56

otrroyglygkbq8gelrif.jpg


Deniz Lisesi sınavına girdiğine dair kaydı bulunmayan Levent Dündar, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (DKK) Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı'nın kripto örgüt üyelerini deşifre etmek için geliştirdiği " FETÖ metre" uygulamasına takıldı.

Darbe girişiminden sonra bütün personelin askeri lise, harp okulu ve harp akademileri sınavlarını inceleyen uzmanlar, 1993'te yapılan Deniz Lisesi giriş sınavına katılan 3 bin 104 adaydan Deniz Binbaşı Levent Dündar'ın isminin listede olmadığını belirledi.

Bunun üzerine idari tahkikat başlatan yetkililer, Dündar'ın söz konusu sınava girdiğine dair herhangi bir belgeye rastlamadıkları gibi mülakat, ön sağlık ve fiziki yeterlilik testlerine de katılmadığını tespit etti.

Dündar'ın kendisine ait olduğunu iddia ettiği ve sınav değerlendirme komisyonunca ıslak imzalı hazırlanan sınav sonuç belgesindeki aday numarasının ise Murat T. isimli adaya ait olduğu öğrenildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesi alınan Murat T, boyu kısa olduğu için ilk başvuruda elendiğini, bu nedenle sınavın diğer aşamalarına giremediğini söyledi.

Tahkikatı yapan yetkililerin görüştüğü Dündar, yazılı sınava nerede, ne zaman ve nasıl girdiğine dair dönem arkadaşlarının aksine net cevaplar veremedi ve soruları "Hatırlamıyorum." diyerek geçiştirdi.

İdari ve adli soruşturma sonucu Dündar'ın başarılı gösterildiği 1993'teki sınavın değerlendirme komisyonunda bilgi işlem personeli olarak görev alan kişinin, darbe girişiminden hemen sonra tutuklanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan sanık eski tuğamiral Nejat Atilla Demirhan olduğu ortaya çıktı.

ByLock KULLANICISI

Dündar'ın, örgütün kriptolu haberleşme programı ByLock'u kullandığı, yabancı dil sınavı sorularını önceden elde ettiği, FETÖ'den ihraç edilen 1'inci ve 2'nci sicil amirleri tarafından yüksek not verilerek yükselmesinin sağlandığı belirlendi.

Dündar'ın eşinin, 2010 KPSS sorularının sızdırılmasına ilişkin davanın sanığı olduğu, Sahil Güvenlik Komutanlığında üsteğmen rütbesinde görev yapan kardeşi hakkında ise "ankesörlü telefon" soruşturması kapsamında işlem yapıldığı ve 701 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edildiği anlaşıldı.

LİSE GÜNLÜĞÜNDEKİ "TESADÜF"

Deniz Lisesindeki dönem arkadaşlarının mezuniyet yıllığına düştüğü notlar da Dündar'ın Deniz Lisesi sınavına girmediğine işaret ediyor.

Dündar'a, "köfte" lakabını takan arkadaşlarından C.K'nin, mezuniyet günlüğüne, "Levent'in okula girmesi tam bir tesadüf sonucudur. Sınav sonuç listesinde adı olmamasına rağmen bir isim benzerliği sonucu bu okula girmiştir." notunu düştüğü belirlendi.

Bir başka dönem arkadaşı O.T'nin de "Köfte, isim benzerliğinden doğan tesadüf sonucu okulumuza girmiştir." ifadesini yazdığı tespit edildi.

Darbe girişimi sırasında aktif rol oynadığı belirlenen Dündar, 26 Ağustos 2016'da gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı mahkemece, 7 Eylül 2016'da adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakıldı.

Bu tarihten sonra firar ettiği belirlenen Dündar hakkında Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesince yakalama kararı çıkarıldı.

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1086236/Sinava_girmeden_binbasi_olmus.html



▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--

"TSK'daki kripto FETÖ'cülerin tespit edilmesi için FETÖMETRE'yi geliştiren Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı'ya mesaj ve e-maillerle tehdit yağıyor."

Milat 13.06.2018 12:39 Güncelleme: 13.06.2018 12:39

orwycezf6ync9z3hsjwl.jpg


15 Temmuz kanlı darbe girişimiyle silahlı terör örgütü olduğunu somut bir şekilde kanıtlayan Fetullahçı Terör Örgütü'nün Türk Silahlı Kuvvetleri içine yuvalanmış mensuplarının tespit edilmesini sağlayan FETÖMETRE'yi geliştiren Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı'nın mesaj ve e-maillerle tehdit edildiği ortaya çıktı.

Yaycı'ya yönelik hakaret, tehdit ve algı operasyonları özellikle sosyal medya üzerinden sürdürülüyor. Kamuoyunda FETÖMETRE veya FETÖMATİK olarak bilinen sistemin kriterlerini geliştiren Tümamiral Yaycı, Twitter üzerinden sahte hesapların hedefi haline geldi.

Yaycı, sosyal medya üzerinden hedef gösterilerek ağır hakaret ve tehditlere maruz kalıyor. Bunun dışında Tümamiral Yaycı'nın ailesi de tehdit ve hakaretlere maruz kalırken özellikle hesapların yurtdışı üzerinden yönlendirilmesi dikkat çekiyor.

KONTROLLÜ DARBE İFTİRASI

"15 Temmuz kontrollü darbesini haince planlamada ve Cumhurbaşkanı'na yönlendirmede bulunan kişi Tümamiral Cihat Yaycı'dır. Her şey açığa çıkacak diye çok korkuyor."

SUİKAST TWEETİ

"Darbeyi gerçekleştiren Perinçek'çi subaylarla saray arasındaki iletişimde görev aldı. Cihat Yaycı bu katliamda açığa çıkan isim. Diğer kuvvetlerden ve jandarmadan da güvenilir \u2026. vardı. Mutlaka sahiplerinin yanında... Cihat Yaycı'yı ortadan kaldırmasalar iyi bu aralar."

TEHDİT TWEETİ

"Cihat sana sıra gelecek\u2026 Yandaş seni bir yere kadar kurtarır\u2026 Kendine kaçacak yer beğen\u2026 Ensendeki nefesiz bundan sonra\u2026 Bir yere de kaçamazsın\u2026 Bir ordu insan peşinde\u2026"

FETÖMETRE NEDİR?

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında FETÖ ile mücadelenin sistematik bir biçimde yürütülmesi için Personel Başkanlığı bünyesinde Adli Takip, İnceleme ve İdari İşlem (ATİİİ) Şubesi kurulmuştu. Tümamiral Cihat Yaycı'nın, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı'na atanmasının ardından oluşturulan ATİİİ Şube, Deniz Kuvvetleri'nde kamuoyunda FETÖMETRE olarak bilinen kriterler matrisi hazırlamıştı. 66 ana kriter ve 239 alt kriterden oluşan matris kapsamında, ByLock kullanımı, himmet, sınav notları, Bank Asya hesap hareketleri gibi ayrıntılı incelemeler ve idari işlemler ölçü olarak kabul edildi. FETÖMETRE'nin 17 bakanlık, 25 kamu kuruluşu ve savcılıklarla işbirliği içinde titizlikle kullanıldığı biliniyor.

Kaynak: https://www.milatgazetesi.com/arsiv/tumamiral-e-tehdit-yagiyor/haber-145388

[Edited at 2018-09-18 17:26 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Polisler işte böyle fişlendi - "A4, AKT, ADGA, B4, EBL" Sep 24

--Alıntı--

Odatv - 24.09.2018

*-*bjbg0olyw8yrlo9hl8lb.jpg
//Bu foturafta darbe öncesinde FETÖ eşkiyabaşı, haki cübbe ile askeriyedeki elemanlarına ve diğer fetullahçılara mesaç verirken görülüyor///

Türkiye'de emniyet teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere hemen tüm kurumlarında etkin görevlere gelmek için kumpaslar kuran, bunun sonrasında kendilerine karşı olan kişilerin elenmelerini sağlayan FETÖ, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra deşifre edildi. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın yürüttüğü çalışmalar sonucusunda, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı bütün personelin tek tek fişlendiği belirtildi.

Polisin operasyonlarından birinde yakalanan mahrem imamdan elde edilen dijital veri üzerindeki inceleme, örgütün fişleme tekniklerini de deşifre etti. Dijital verinin incelenmesi sırasında bulunan "Excel" dosyasının şifresi kırılıp da detaylarına inildiğinde örgüte dair çok önemli bilgiler de elde edildi.

Excel dosyasında yer alan "Güncel liste", "Tüm emekli" ve "Tüm liste" bölümlerinde Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı bütün rütbeli ve rütbesiz personelin tek tek fişlendiği ortaya çıktı. Teşkilat içerisindeki örgüt sorumlularının verdiği bilgiler doğrultusunda hazırlanan fişlemelerde, polis teşkilatı üyelerinin, örgüte yakınlığı, örgüte bakış açışı, örgüte zarar verip vermeyeceği, siyasi görüşü, günlük ve sosyal yaşamı, dini ibadetlerinin de göz önünde bulundurulduğu tespit edildi.

80 FARKLI KOD İLE TEŞKİLATI SINIFLANDIRMIŞLAR

Dijital veri üzerindeki incelemelerde, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı polislerin karşılarında yazılı bulunan farklı isim ve rakamlarla oluşturulmuş olan kodların sırrı da yine örgüt üyelerinin itirafları, araştırmalar sonrasındaki elde edilen bilgilerle çözüldü. Buna göre polis teşkilatı mensuplarının rütbeli rütbesiz ayrım yapılmadan 80 farklı kod ile sınıflandırılıp fişlendikleri belirlendi. Fişlemede kullanılan kodların çözümleri ise şu şekilde sıralandı:

'2' polis akademisinden mezun olmuş olan, akademide FETÖ üyesi olmayan Cuma namazını kılan kişi,

'3', polis akademisinden mezun olmuş olan, akademide FETÖ üyesi olan ancak örgüte bağlılığı alt seviyede olan kişi,

'4' polis akademisinde FETÖ bağlılığı orta düzeyde olan kişi,

'A4' FETÖ mensubiyeti olan teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ediyor,

'AD' emniyet içindeki FETÖ yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlar,

'ADGA' emniyet içindeki FETÖ yapılanmasının etki alanı dışındaki kişilerden, aleyhte çalışan kişileri tanımlar,

'AKT' FETÖ üyesi personelin örgütten uzaklaşıp tekrar FETÖ'ye döndüğünü tanımlar,

'B4' FETÖ üyesi olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan ve zaafı olan kişileri tanımlar,

'C' geçmişte FETÖ sohbetlerine dahil olan ancak güncel olarak irtibat kurulamayan kişileri tanımlar

'C?' örgütten kopup kopmadığı tam tespit edilemeyen personeli tanımlar

'CAKT' örgütten kopan daha sonra tekrar örgüte kazandırılan personeli tanımlar

'DA' Daha önce örgüt derslerine gelip giren ancak küsüp ayrılan ve FETÖ aleyhinde çalışan zarar vermek için konuşan personeli tanımlar

'DİL, DİL 2, DİL 3' emniyet içerisinde FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişiyi tanımlar

'E' farklı hayat görüşünden olan, işini iyi takip eden ve hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile ilgisi olmayan personeli tanımlar

'EBL' ehlibeyt, FETÖ üyesi olmayan Alevi olan personeli tanımlar

'F, Fİ, F2, F3, F5, F6' farklı hayat görüşünden olan FETÖ bağlantısı hiç olmamış olan, FETÖ tarafından zararlı görülen, örgüte zarar vereceği düşünülen personeli tanımlar

'İHL' imam hatip mezunu olan ancak FETÖ üyesi olmayan personeli tanımlar

'MNML' FETÖ üyesi olmayan ancak farklı cemaatlere üye olan personeli tanımlar

'SAKT' 17-25 aralık sürecinden etkilenmiş olan ancak örgüte tekrar aktarıma hazır olan personeli tanımlar

'SSAY, SSAYA' 17 - 25 aralık sürecinde örgütten ayrılan personeli tanımlar

'ZARARLI, ZRR' FETÖ mensubu olmayan örgüte zararı dokunabilecek personeli tanımlar."

Kaynak: https://odatv.com/a4-akt-adga-b4-ebl-24091853.html

[Edited at 2018-09-24 17:37 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~~ Sep 30

--Alıntı--

'Dişli’ler her dönem gündemde: Devletin dişinin geçmediği aile

Haber: Miyase İlknur / Cumhuriyet - Yayınlanma tarihi: 29 Eylül 2018 Cumartesi,


Geçen hafta tartışılan konulardan biri Bor Şeker Fabrikası’nın hülleyle Dişli Ailesi’ne satışı oldu. Dişli Ailesi denince düşünmek gerek. Amca Hasan Dişli, MC hükümeti döneminde köylülerin merasına ‘çöktü’. ABD ile ilişkileri yürüten Şaban Dişli, AKP iktidarının her döneminde vazgeçilmezi oldu. Şimdi Lahey’de büyükelçi. Kardeş General Mehmet Dişli, FETÖ davasında yargılanıyor.

*-*v8uktuemrquiqdqd1hwi.jpg
//Hasan Dişli köy merasına zorla el koyunca köylüler traktörlerle eylem yaptı. Bu olay tarihe Umurbey direnişi olarak geçti.///

Basının geçen hafta en çok tartışılan gündem konusu Bor Şeker Fabrikası’nın özelleştirilmesinin üzerinden 6 ay geçmeden hülle yolu ile Dişli ailesine satışı oldu. Bor Şeker Fabrikası Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca satışa çıkarıldığında Doğuş Yiyecek ve İçecek Üretim A.Ş, 336 milyon liraya fabrikayı almıştı. Altı ay gibi kısa sürede fabrikayı alan Doğuş Yiyecek ve İçecek Üretim AŞ, bu fabrikadan ‘soğumuş’ ve DSL İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’ye devretmek için resmi kurumlara başvurmuş. Özelleştirmeden Bor Şeker’i satın alan şirket bu kadar kısa sürede fabrikayı neden devretmek istemişti. Kârlı bulmadı desek, özelleştirme ihalesine teklif verirken tüm bilonçosunu incelemiş ve ona göre teklif vermiş olması gerek. Fabrikayı daha iyi bir fiyata devredip satıştan kâr elde etmesi için desek, fabrikaya 6 ay içinde kuş mu kondurdular da fiyatı birden bire arttı diye düşünüyor insan. Hem fabrikaya özelleştirme ihalesindeki fiyattan daha yukarı bir bedel ödeyecekse DSL İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin kendisi niye ihaleye girip bu fiyatı vermedi sorusu geliyor akla. Geriye tek seçenek kalıyor o da DSL İnşaat San.ve Tic. Aş, Bor Şeker’i direkt kendisi alamadı; çünkü Dişli ailesinin AKP’de etkin olması nedeniyle skandal olacaktı. O nedenle belli ki emanetçi kullandı ve şimdi de hülle yoluyla fabrikayı alıyor.

Arsa oyunu

Dişli ailesi denince biraz durup düşünmek gerek. Eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli daha iki hafta önce Lahey Büyükelçisi olarak atandı. O Şaban Dişli ki 2008’de Silivri’de İngiliz Tesca Şirketi’ne ait bir arazide imtiyazlı imar değişikliği için 1 milyon dolar karşılığında protokol imzalamış ve 3 trilyonluk arsa 48 saat içinde 17 trilyonluk değere ulaşmıştı. Bu aracılık işi belgelerle kanıtlandığı halde Dişli, aylar sonra sadece AKP Genel Başkan Yardımcılığından istifa ederek zevahiri kurtarmıştı. Dişli’nin yaptığını bir muhalefet milletvekili yapsa anında dokunulmazlığı kaldırılır ve yargılanırdı.

İmar planını değiştirdi

Dişli’nin imar konusunda tek mahareti Silivri’deki arsa ile sınırlı değil. Sapanca’da kuzenine ait dere yatağına yapılan fabrikanın mühürlenmesi üzerine imar planını değiştirerek fabrikanın yıkımdan kurtarılmasını sağladı. Hakkını yemeyelim bu imar planı değişikliğinde Adapazarı Büyükşehir Belediye Başkanı olan diğer kuzeni Süleyman Dişli de kendisine yardımcı oldu elbette. Şaban Dişli, AKP iktidarının her döneminde vazgeçilmez isim oldu. Partinin iktidara geldiği 2002’de MYK’ye giren Dişli, ABD ile ilişkileri yürüten iki isimden biriydi. Cüneyt Zapsu ile birlikte, “Bizi deliğe süpürmeyin kullanın” diyaloğunun geçtiği toplantının da katılımcısıydı. 1 Mart tezkere krizinden sonra ABD ile ilişkileri düzeltmek için Dişli, Temsilciler Meclisi üyelerinin görüştüğü tek isimdi.

Şaban Dişli’nin tek görevi ABD ile ilişkileri yoluna koymak değildi. Kıbrıs’ta Annan Planı’nı Türk tarafında kabul ettirmek için de yoğun mesai harcadı. Bu plana direnen Denktaş’ı yola getiremeyince Salamis Bay Oteli’nde kamp kurarak milletvekilleri için ikna odasında günlerce dil döktü. Otele kendi adı yerine Şaban Bolel, Şaban Bolek ve Şaban İpek gibi sahte isimlerle kayıt yaptıran Şaban Dişli, Denktaş’ın partisinden milletvekili ayartıp, Kıbrıs’ta Maraş’ın Rumlara verilmesi, Gazi Magosa Limanı’nın AB ile ortak yönetime açılması için az mı uğraştı.

O şimdi büyükelçi

Bütün bu olayların hiçbirisi onun o kadar canını sıkmadı ama ah şu 15 Temmuz darbe girişiminde kardeşi General Mehmet Dişli’nin rolünün ortaya çıkması yok mu, işte o zaman hayli sıkıntılı günler geçirdi. AKP ’li arkadaşları bile istifasını istedi. Epey bir direndikten sonra partideki görevinden istifa etti. Neyse ki Reis, onun yeteneklerinin ve becerisinin farkındaydı da bir kenarda oturmasına gönlü razı olmadı. 7 Eylül 2018’de Lahey Büyükelçisi olarak atandı. Kardeşi Mehmet Dişli, hâlâ FETÖ darbe girişimi davasında yargılanıyor. Darbeye adı karışan bırakın generalleri, en alt kademedeki subayların bile yedi göbek sülalesi KHK’lerle işten atılırken, Dişli ailesine bu kurallar uygulanmadı tabii ki...

Amca Hasan Dişli

Dişli ailesine ‘devletin dişi’ sadece AKP döneminde değil Milliyetci Cephe (MC) döneminde de geçmiyordu. Dişli ailesi sayesinde Türkiye’nin ilk köylü direnişi yaşandı bu ülkede. Şaban Dişli’nin amcası Hasan Dişli 1976 yılında Geyve’de AP ilçe başkanıydı. Geyve’nin Sapanca Nehri kıyısında bulunan Umurbey Köyü’nde nehir kıyısındaki hazineye ait ve köyün merası sayılan arazilere ekim yapan köy halkını silahla vurarak, sopalarla darp ederek korkutup el koyması üzerine bütün köy halkını ayaklandırmıştı. İlçe kaymakamı, valisi ve Emniyet Müdürü’nden torpilli olan AP İlçe Başkanı Hasan Dişli, silahla adam yaralama ve darp suçlarından gözaltına alınıyorsa da her seferinde bir gün sonra serbest kalıp yine Umurbey köylülerini tehdit ediyordu. Ali Fuat Paşa Ortaokulu öğretmenini dövüşü, Mal Müdürü’nü tokatlayışı, ineği arazisine girdi diye bir genci iplerle bağlayarak Sakarya Nehri’ne atışı hep cezasız kalmıştı.

Merayı zorla aldı

Köylülere “Benim deli raporum var 50 kişi öldürsem yine de içeride tutamazlar” beni diyerek köyün bin dönümlük merasına çöküyordu. Köylülerin kadastroya, kaymakama, valiye ve emniyete yaptığı başvurular sonuçsuz kalıyordu. En son bir arkadaşlarının daha silahla yaralanması üzerine köylülerin canına tak etti ve traktörlerle ilçe merkezinde eylem yaptılar. Umurbeyliler’in 100 kadar traktörle Geyve’nin ana caddesini trafiğe kapattığı eylem Türkiye’de büyük yankı yaptı. O dönem gazetemizden Yalçın Pekşen abimiz de Geyve’ye giderek olayları yerinde inceledi ve iki günlük bir dizi hazırladı.

Dişli ailesi 70’lerden bugüne hep devlet himayesini arkasına aldı. Helal olsun Dişli ailesine, darbe girişimine de katılsa, hülle yoluyla özelleştirmeden fabrika da kapatsa, kupon arsalara kişiye özel bedeli mukabilinde imar değişikliği de yapsa bedel ödemek bir yana hep ödüllendiriliyor.
Ne diyelim hayırlı işler...

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1098001/_Disli_ler_her_donem_gundemde__Devletin_disinin_gecmedigi_aile.html


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Oct 4

--Alıntı--

"Gizlemek için iki yıl izin yapmamış! Erzurum'daki bankacı şoke etti"


Haberleştiren: Hümeyra PARDELİ (DHA) 04.10.2018 - 14:21, Son Güncelleme: 04.10.2018 - 18:40


voyei2hffmsnc73pfeha.jpg//Temsili şeyi netten şiyaptım///



Erzurum'da, çalıştığı bankanın 28 ATM cihazına eksik para yatırarak zimmetine 4 milyon 484 bin 418 TL geçiren ve makinelerde para bittiği anlarda da uyarıyı engellemek için kart okuyucusuna müdahale ettiği belirlenen Ahmet Eslek, 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hükümle birlikte tahliye edilen Eslek, bahis oyununda kaybettiği 50 bin lirayı tekrar biriktirmek için ATM'lere eksik para yatırdığını itiraf etti. Eslek'in, ayrıca, 2 yıldır kurumca onaylanan yıllık izinlerini de kullanmadığı belirlendi.

Erzurum'da bir bankanın yetkilileri, avukatları aracılığıyla 21 Nisan 2017'de Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe ile başvurarak, bankanın Erzurum Nakit Yönetimi Merkezi'nde 5 yıldır çalışan Ahmet Eslek'in sorumlu olduğu ATM'lere eksik para yatırıp zimmetine para geçirdiğini belirterek şikayetçi oldu. Şikayet üzerine soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında; 28 ATM'nin ikmal ve boşaltma işlemlerinden sorumlu olan Eslek'in, zimmetine toplam 4 milyon 484 bin 418 TL geçirdiği tespit edildi. Ahmet Eslek'in, ATM'lerde nakit paranın bittiğini belirten uyarıyı engellemek için de kart okuyucusuna müdahale ettiği ve nakit para bitmeye yakın ATM'lerden para çekilmesini önlediği ortaya çıktı. Eslek'in, ayrıca, 2 yıldır kurumca onaylanan yıllık izinlerini de kullanmadığı belirlendi.

SUÇUNU İTİRAF ETTİ

Polis tarafından gözaltına alınan Ahmet Eslek, savcılıkta alınan savunmasında, suçlamaları kabul etti. Eslek, "Bahis oyununda, biriktirdiğim 50 bin lira paramı kaybetmem nedeniyle 2015 yılı başlarından itibaren ATM'lerden, eksik para yatırmak suretiyle para almaya başladım. Her bir seferde 10 ya da 15 bin lira olarak parayı aldım. Toplam ne kadar aldığımı bilmiyorum. Ancak 2 ya da 2,5 milyon lira kadar almış olabilirim" dedi. Şüpheli, 24 Nisan 2017'de tutuklanarak cezaevine gönderildi.

6 YIL 3 AY HAPİS VE TAHLİYE

Şüpheli Ahmet Eslek hakkında Erzurum 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'zimmet' suçundan dava açıldı. Bugün görülen 8'inci celsede, tutuklu sanık Eslek ve avukatı ile banka avukatı hazır bulundu. Sanık avukatı Zinnur Kara, müvekkilinin samimi ikrarda bulunduğunu söyledi. Avukat Kara, şöyle dedi: "Müvekkilim bu parayı ödeyebilecek konumdadır. Ailesinin gayrimenkulleri vardır. Banka ile ödeme yaparak anlaşma cihetine de gidilebilecektir. Ama tutuklu olduğu için bunların hiçbiri yapılamamaktadır. Aslen zararın tazmini için sanığın tahliye edilmesi gerekir. Katılan banka zarar miktarı konusunda da iddiasını doğrulayıcı herhangi bir sübut vasıtası da ortaya koyamamıştır. Gelinen aşama itibarıyla, öncelikle hukuki vasıflandırmanın 'eylemin basit haliyle gerçekleştiğinin kabulü' ile bununla beraber sanık hakkında asgari ceza tayinine ve takdiri lehe olan tüm hükümlerin uygulanmasını, hâlihazırda Meclis'te hazır olan af tasarısının bu eylemi de kapsadığını, sanığın yaklaşık 1,5 yıldır tutuklu olduğu ve kişisel, ailevi açıdan oldukça zor duruma girdiğini, tüm bunlar dışında gelinen aşamaya rağmen halen ödeme gayreti içerisinde bulunduğu dikkate alınarak tahliyesine karar verilmesini talep ederiz."

Son sözü sorulan Ahmet Eslek ise pişman olduğunu söyledi.

Mahkeme heyeti, sanığı, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160/1 Maddesi uyarınca 'zimmet' suçundan önce 6 yıl hapis cezasına mahkum etti. Heyet suçun zincirleme işlenmesini dikkate alarak cezayı 1/4 oranında arttırıp 7 yıl 6 aya çıkardı. Ahmet Eslek'in suçunu kabul etmesini ve duruşmadaki tutumunu dikkate alan heyet, 'iyi hâl' indirimi uygulayarak sanığı 6 yıl 3 ay hapis ve 100 lira adli para cezasına çarptırdı.

5411 sayılı Bankacılık Kanunu gereğince bankanın uğradığı 4 milyon 484 bin 418 liralık zararın karşılanmasını da isteyen mahkeme heyeti, Ahmet Eslek'i hükümle birlikte tahliye etti.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/gizlemek-icin-iki-yil-izin-yapmamis-erzurumdaki-bankaci-soke-etti-40976659

[Edited at 2018-10-04 17:02 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Haki cübbe + terörist Fetullah Gülen'in gömleğindeki mavi ve beyaz ağırlıklı renkler Oct 4

Adnan Özdemir wrote:


*-*bjbg0olyw8yrlo9hl8lb.jpg
//Bu foturafta darbe öncesinde FETÖ eşkiyabaşı, haki cübbe ile askeriyedeki elemanlarına ve diğer fetullahçılara mesaç verirken görülüyor///]


Haki cübbe + terörist Fetullah Gülen'in gömleğindeki mavi ve beyaz ağırlıklı renkler...

Haki renk: Kara kuvvetlerini + genel orduyu sembolize eder

Beyaz: Deniz kuvvetlerini

Mavi: Hava kuvvetlerini...


Ülkenin tüm kurumlarının en az 40 yıl uyuduğunun resmidir bu foturaf. MİT+ Ordu+ tüm devlet kurumları + TBMM + .... ötedenberi seçim kazanan politikacılar + muhalefetteki politikacıların çoğu dahil bu uyumaya...

Ne diyelim? Mustafa Kemal Atatürk tekke ve zaviyeleri boşuna kapatmamışmış demekki... Bunu herkes anladı ama....

[Edited at 2018-10-05 02:01 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Oct 11

--Alıntı--

"-‘Kayyuma birkaç milyon dolar’-"

Haberleştiren: Fevzi KIZILKOYUN - ANKARA 11.10.2018 - 22:57, Son Güncelleme: 11.10.2018 - 22:58

*-*oslvh42dpbs1rxhoebcr.jpg//Haberin foturafı///

FETÖ firarisi Akın İpek’in, örgüt elebaşı Fetullah Gülen’den talimat aldığı ByLock yazışmaları ortaya çıkarken, 2015 tarihli bir mesajında “Fırtına sonunda başarı primi olarak kayyuma birkaç milyon dolar verilebilir” diyor.

FETÖ ‘çatı davası’nın firari sanığı olan ve İçişleri Bakanlığı’nın listesinde 300 bin lira ödül konularak ‘gri kategori’de aranan Koza Holding yöneticisi Hamdi Akın İpek’in ByLock yazışmaları MİT tarafından deşifre edildi. Dava dosyasına giren bu yazışmalarda İpek’in örgütün şifreli haberleşme ağı ByLock’u kullanarak örgüte aracılar vasıtasıyla bilgi aktardığı, örgüt elebaşı Fetullah Gülen’den aldığı talimatlara uygun hareket ederek çalışma yürüttüğü ortaya çıktı.
ByLock yazışmalarıyla ilgili hazırlanan raporda, Koza-İpek Holding ile ilgili örgütün yönlendirmesiyle birden fazla MASAK raporu hazırlandığı, ‘şirketlerin birinci, ikinci dereceye düşürülmesi’ şeklindeki kodlu ifadelerden MASAK’ın birinci ve ikinci dairelerinin kastedildiği kaydedildi. Raporda şu ifadeler yer aldı:

KAYNAĞI BELLİ OLMAYAN YÜKLÜ MİKTARDA DÖVİZ

“Hamdi Akın İpek’in sahibi olduğu tüm şirketlerin 2000-2014 hesap hareketlerinin ortaya konduğu, Koza İpek Holding AŞ’nin 2004, 2005, 2006 yıllarında ciddi maddi güce eriştiği görülmüştür. Koza İpek’in Bergama Altın Madeni’ni satın aldığı dönemde kaynağı belli olmayan yüklü miktarda dövize sahip olduğu, FETÖ/PDY’nin kontrolündeki şirketler ile olan likidite hareketliliğinin dikkat çekici boyutlara ulaştığı belirlenmiştir. Mesela Koza İpek Holding A.Ş.’nin ana ortağı olduğu Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgis. Tic. AŞ firması ve firmanın çalışan ile diğer ortaklarının dikkat çekici para hareketlerinin olması, ayrıca bu şahısların da aralarında olduğu bir grubun ABD’nin Pensilvanya eyaletindeki bir adreste kurulu firmaya yapmış oldukları dikkat çekici para transferleri...”

FETÖ’YE KARAPARA AKLAMASI

Raporda, “Koza İpek Holding A.Ş. ile bağlantılı şirketler-şahıslar aracılığıyla FETÖ’nün yurtiçinde ve yurtdışındaki kuruluşlarına, örgüt ile bağlantılı şahıslara-şirketlere farklı açıklamalarla para transferi-aktarımı yapıldığı” belirtilirken ayrıca şu bilgiler yer aldı:
“Koza İpek Holding A.Ş.’nin hesap hareketlerine yönelik iki raporun örtüşmeyen hususlar içerdiği, ikinci raporu hazırlayan ve konuyla ilgili çalışma yaptığı belirtilen kamu görevlilerinin çoğunun ihraç edildiği, FETÖ/PDY tarafından ilk raporun by-pass edilerek holding eski sahiplerinin beraat ettirilmesinin hedeflendiği, FETÖ’nün kaynağı belli olmayan paraları holding hesapları üzerinden yurtdışına aktarıldığı, böylece kaynağı belli olmayan paranın holding üzerinden aklandığı...”

İŞTE O YAZIŞMALAR

Akın İpek’in Koza-İpek Holding’e ‘atanması planlanan kayyum ve MASAK raporu’ hakkında Ağustos ve Aralık 2015 tarihlerinde Bylock üzerinden örgütün elebaşısı Fetullah Gülen’e iletilmek üzere yaptığı yazışmalar şöyle:

Kayyum olarak tek başına şirketin başına kendini atamaya gücü yetecek biri olmalı ya da hükümet ile arası çok iyi olan, bizim dediğimizi yapacak kim olabilir.

Kayyum varken şirkette yapmak istediklerimiz var, şirketleri küçültmek gibi, yapı uygun ise HE’ye (Hoca Efendi) bunu sorabilir miyiz.

Bu süreçte menfaatini düşünen, hükümete dediğini yaptıracak veya partide gücü iyi olmalı, kendisinin ihtiyacı var gibi empoze edecek, bizim talebimiz olarak değil, fırtına sonunda başarı primi olarak kayyuma birkaç milyon dolar verilebilir.

Bizim arkadaşlardan bilgi var mı? MASAK ne yapıyor acaba? Buraya son göndereceği rapor iyi demiştiniz, MASAK’ın Lüksemburg’a en son gönderdiği rapor sorunsuz demiştiniz, hangi MASAK raporu? Şu an çalışılan mı?

Baran’ın (İpek Grubu avukatı) Anayasa Mahkemesi’ni takip ediyorum. Kodalaklar ile bazı şirketleri ikinci dereceye düşürmek için görüşeceğim.

Savcılık Koza Altın’ın hesaplarını istedi. MASAK’a verdik. Mevcut ekip uzun zamandır detaylı çalışıyor. Bu yeni tetikçiler bilgi istemeden rapor hazırlamaları durumunda düzeltme nasıl olacak.

Holding için şirket kuruldu. Holding hisselerini buradaki şirkete sermaye olarak koyabiliriz.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/kayyuma-birkac-milyon-dolar-40984347

_______
___________

ADO_YORUM: AFFERİM SEVGİLİ MİT MENSUPLARI. İŞTE BÖYLE AZİMLE ÇALIŞMALISINIZ. DEVAMI OPERASYONLAR DA ARTIKIN ALMAN BND'Sİ VE ADİL ÖKSÜZ GİBİLERE YAPILMALI... BAŞARINIZIN DEVAMINI DİLERİN VE GUTLARIN HEPİNİZİ...

[Edited at 2018-10-11 23:26 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Oct 23

--Alıntı--

"FETÖ'nün kritik ismi bağ evinde yakalandı"


Odatv 23.10.2018 22:39

*-*advwtvwxkooryde2fwpm.jpg


Aydın'ın Koçarlı ilçesinde, FETÖ'nün darbe girişiminin ardından meslekten ihraç edilen ve haklarında yakalama kararı çıkarılan 24 eski Yargıtay üyesinden biri olan Mehmet Aydoğdu, bağ evinde yakalanarak gözaltına alındı.

Olay, sabah saatlerinde Çulhalar Mahallesi'ndeki bağ evinde meydana geldi. 27 aydır aranan eski Yargıtay üyesi Mehmet Aydoğdu'nun bağ evinde saklandığı bilgisine ulaşan jandarma, eve baskın yaptı. Yapılan baskında yakalanarak gözaltına alınan firari eski Yargıtay üyesi Aydoğdu, jandarma ekipleri tarafından Aydın İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'ne teslim edildi. Aydoğdu'nun emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edileceği öğrenildi.

KRİTİK DAVALARDA ADI GEÇİYOR

FETÖ elebaşının talimatıyla yargının kritik noktalarına yerleşen ve örgütün talimatları doğrultusunda karar çıkarılmasını sağlayan 24 eski Yargıtay üyesinin isimleri, “Kozmik Oda”, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Futbolda Şike”, “Oda TV”, “Devrimci Karargah”, “Askeri Casusluk”, “CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal ile eski MHP'li yöneticilerin özel hayatlarına ilişkin görüntülerin yayınlanması”, “17/25 Aralık”, “MİT tırlarının durdurulması”, “Selam Tevhid”, “Tahşiye Grubu'na Kumpas” ve yasadışı dinlemelere ilişkin soruşturma ve davalarda geçiyor.

Kaynak: https://odatv.com/fetonun-kritik-ismi-bag-evinde-yakalandi-23101840.html




▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄



--Alıntı--

"Firari eski Yargıtay üyeleri her yerde aranıyor"


Sabah / Giriş Tarihi: 18.12.2017 15:17 Güncelleme Tarihi: 18.12.2017 15:33


*-*gelfxeezku7roshbcstl.jpg


*-*thtdffc3lmykln16okan.jpg


Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin ardından meslekten ihraç edilen ve haklarında yakalama kararı çıkarılan firari eski yüksek yargı üyeleri arasında sözde "HSYK imamı" olduğu belirtilen Nazmi Dere, "kozmik oda"da arama yapan Kadir Kayan, önemli dosyaların örneklerini bizzat Pensilvanya'daki FETÖ elebaşı Gülen'e götürdüğü bildirilen "Yargıtay imamı" İlyas Şahin de bulunuyor.

YAKLAŞIK 17 AYDIR ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR

FETÖ'nün darbe girişimi sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında, 18 Temmuz 2016'da haklarında gözaltı kararı verilen firari eski Yargıtay üyeleri Ali Akın, Ali Eryılmaz, Aydın Boşgelmez, Candaş İlgün, Fikriye Şentürk, Gültekin Dinç, Hüseyin Karagöl, İlyas Şahin, İsmail Köse, Kadir Kayan, Kenan Karabeyeser, Kuddusi Celalettin Esen, Mehmet Aydoğdu, Mehmet Kasım Tunç, Mehmet Kaya, Mehmet Murat Ferat, Mehmet Şahin, Mustafa Albayrak, Nazmi Dere, Resul Çakır, Salih Çelik, Sefa Mermerci, Selahattin Atalay ve Yusuf Ziya Arıcan'ın yakalanması için yaklaşık 17 aydır çalışmalar sürüyor.

BU İSİMLERİN BACANAK OLMASI DA DİKKATİ ÇEKTİ

Yargının kritik noktalarına yerleşen ve örgütün talimatları doğrultusunda karar çıkarılmasını sağlayan firari eski Yargıtay üyelerinin isimleri, "Kozmik Oda", "Ergenekon", "Balyoz", "Futbolda Şike", "Oda TV", "Devrimci Karargah", "Askeri Casusluk", "eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile eski MHP'li yöneticilerin özel hayatlarına ilişkin görüntülerin yayımlanması", "17/25 Aralık", "MİT tırlarının durdurulması", "Selam Tevhid", "Tahşiye Grubu'na Kumpas" ve yasa dışı dinlemelere ilişkin soruşturma ve davalarda geçiyor.

Bir dönem sözde "Yargıtay imamı" olduğu belirtilen "Kartal" kod adlı eski Yargıtay üyesi İlyas Şahin'in, önemli dosyaların örneklerini bizzat Pensilvanya'ya giderek FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'e verdiği kaydedildi.

Firari eski üye Hüseyin Karagöl ve İlyas Şahin'in isimleri, Baykal ile eski MHP'li yöneticilerin özel hayatlarına ilişkin görüntülerin internet ortamında yayımlanmasıyla gündeme geldi. Bu isimlerin bacanak olması da dikkati çekti.

İBRAHİM FARUK BAYINDIR'IN DA AKRABASI...

Karagöl ve Şahin'in bir diğer bacanağı, eski Yargıtay üyesi Mustafa Akarsu ise darbe girişimi sonrası firar etmesinin ardından Sakarya'da yakalandı. Bu üç isim, kaset kumpasında "finansör" olarak ismi geçen iş adamı İbrahim Faruk Bayındır'ın da akrabası.

Bir diğer firari eski üye Kadir Kayan'ın ismi de kamuoyunda "Kozmik Oda" olarak bilinen soruşturma kapsamında gündeme geldi. Seferberlik Tetkik Kurulu Ankara Bölge Başkanlığında 3 Mart 2009'da arama yapan Kayan, 2011'de Yargıtay üyesi seçildi.

Yargıtayda terör ve örgütlü suçlara bakmakla yetkili 9. Ceza Dairesinin firari eski üyesi Fikriye Şentürk de 2011'de Yargıtay üyesi oldu. "Balyoz", "Askeri Casusluk", "Oda TV" ve "Devrimci Karargah" gibi davalarda özel yetkili mahkemelerin mahkumiyet kararlarının onanmasında imzası bulunan Fikriye Şentürk'ün savcı eşi İsmail Hakkı Şentürk de firariler arasında yer alıyor.

İsmail Hakkı Şentürk, bir dönem Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında idari savcı olarak görev yaptı.


HSYK TALİMATLARI VE BYLOCK YÜKLEMELERİ DERE'DEN

Sözde "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) imamı" olduğu belirtilen eski Yargıtay Üyesi Nazmi Dere'nin de örgütün talimatlarını HSYK üyelerine iletmekle görevli olduğu kaydedilmişti.

Sanık eski HSYK üyeleri Şaban Işık, Mahmut Şen ve Ahmet Berberoğlu, Kerim Tosun ve Mustafa Kemal Özçelik'in, Dere'nin talimatları doğrultusunda oy kullandıkları belirtilen fezlekelerde, "Dere'nin örgüt mensubu Kurul üyeleri Tosun, Berberoğlu, Özçelik, Işık ve Şen'e örgüt yapılanması içinde verdiği talimatları bağlı bulunduğu sivil imamlardan aldığı anlaşılmaktadır." tespitine yer verilmişti.

Fezlekelerde şüphelilerin, Dere'nin talimatları sonucu özellikle "Balyoz", "Ergenekon", "Askeri Casusluk", "MİT tırlarının durdurulması", "17/25 Aralık Kumpas", "Selam Tevhid'de Kumpas", "Tahşiye Grubu'na Kumpas" ve yasa dışı dinlemelere ilişkin soruşturma ve davalarda görev alanlar hakkında soruşturma izni verilmemesi yönünde kararlar alarak, muhalefet şerhleri yazdıkları, maaşlarının yüzde 20'sini himmet parası olarak Dere'ye verdikleri ifade edilmişti.

Eski HSYK üyesi Tosun, FETÖ'nün şifreli haberleşme programı ByLock'u Dere'nin yüklediğini belirterek, "2014'te HSYK üyeliği için aday olmamı, Fetullah Gülen cemaatinin Yargıtayda etkili konumda olduğunu bildiğim eski Yargıtay Üyesi Nazmi Dere ve eski Yargıtay Genel Sekreteri Aydın Boşgelmez bildirdi. 'Aday ol.' demeleri karşısında cemaatin teklifi olduğunu anladım ve kabul ettim." demişti.

Firari eski Yargıtay üyesi Kenan Karabeyeser'in adı, "FETÖ kumpas mağduru" olarak bilinen eski İstanbul İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Kurtoğlu ile 5 subayın, bir tutuklunun hürriyetini kısıtladıkları iddiasıyla mahkum edilmesine ilişkin yerel mahkeme kararını onayan Yargıtay üyeleri arasında geçiyor.

ESKİ GENEL SEKTERLER DE FİRARİ

Eski Yargıtay Genel Sekreteri Aydın Boşgelmez, eski HSYK Genel Sekreteri Mehmet Kaya, FETÖ'nün "Yargıtay Hukuk Daireleri" sorumlusu olduğu belirtilen eski 6. Hukuk Dairesi üyesi Ali Akın, "Futbolda Şike" ve "Oda TV" davaları hakimi ve eski 8. Ceza Dairesi üyesi Resul Çakır ile eski HSYK yedek üyesi ve 8. Hukuk Dairesi üyesi Ali Eryılmaz'ın da aralarında bulunduğu diğer firari Yargıtay üyeleri ise şunlar:

"Eski Yargıtay 13. Hukuk Dairesi üyesi Candaş İlgün, eski 11. Hukuk Dairesi üyesi Gültekin Dinç, eski 19. Ceza Dairesi üyesi İsmail Köse, eski 22. Hukuk Dairesi üyesi Kuddusi Celalettin Esen, eski 15. Ceza Dairesi üyesi Mehmet Aydoğdu, eski 13. Hukuk Dairesi üyesi Mehmet Kasım Tunç, eski 13. Ceza Dairesi üyesi Mehmet Murat Ferat, eski 18. Ceza Dairesi üyesi Mehmet Şahin, eski 12. Ceza Dairesi üyesi Mustafa Albayrak, eski 23. Hukuk Dairesi üyesi Salih Çelik, eski 9. Hukuk Dairesi üyesi ve eski Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri Sefa Mermerci, eski 8. Hukuk Dairesi üyesi Selahattin Atalay ve eski 13. Ceza Dairesi üyesi Yusuf Ziya Arıcan."

DAVA

FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrası görevlerinden ihraç edilen ve çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklanan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Hakimler Savcılar Kurulu üyeleri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, "silahlı terör örgütü üyesi olmak" suçundan hazırlanan fezlekeler, dava açılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmişti.

Eski yüksek yargıçların yargılanmasına "ilk derece mahkemesi" sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinde 27 Kasım'da başlanmıştı.

Yargıtaydan 140, Danıştaydan 48 eski üyenin yanı sıra eski HSYK üyeleri Kerim Tosun, Mustafa Kemal Özçelik, Şaban Işık, Mahmut Şen ve Ahmet Berberoğlu ile Anayasa Mahkemesinin iki eski üyesi Alparslan Altan ve Erdal Tercan da Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yargılanacak.

Sanıkların,Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) "silahlı terör örgütü yöneticisi olmak" suçundan 15 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.

Kaynak: https://www.sabah.com.tr/gundem/2017/12/18/firari-eski-yargitay-uyeleri-her-yerde-araniyor


[Edited at 2018-10-23 20:18 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Oct 25

--Alıntı--

"FETÖ’nün 25 ‘altın kuralı’ ortaya çıkarıldı!"

25.10.2018 - 07:14, Son Güncelleme: 25.10.2018 - 08:58

//Millete "kaçacaksınız" diyen ama tabanları yağlayarak uçan ünlü FETÖ'cülerden bir kısmı///khr3tp8nnim02uksyx1c.jpg

İstanbul’da 55 şüphelinin yakalanmasına yönelik FETÖ operasyonunda, örgütün 25 maddelik sözde ‘altın kurallar’ı da deşifre edildi.

İstanbul merkezli 14 ilde düzenlenen operasyonda örgütle bağlantılı 55 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Sabah’ın haberine göre; 21 şüphelinin gözaltına alındığı operasyonlarda örgüt üyelerinin ByLockve mail yazışmalarında birbirlerine yolladıkları ve tedbirler içeren 25 maddelik sözde 'Altın Kurallar'ı da deşifre edildi.

İşte 25 maddelik sözde altın kurallar:

1- Toplantı yerleri sadece toplantıya katılacak kişilere bildirilmeli.

2- Toplantıya katılacak kişiler, eşleri dahil yerini kimseye söylememeli.

3- Toplantı yerleri mimli olmamalı. Mümkünse bakir esnaf, hadim, öğretmen veya güvenilir tanıdıkların iş yerleri, evi, bağ ve bahçeleri olabilir. Ev sahibinin evde olmasına dikkat edilmeli.

4- Eğer toplantı esnafın mekânında ise çalışanlara ve komşulara dikkat edilmeli.

5- Toplantımızın makul bir gerekçesi olmalı. Tanıtım, kurs, altın günü, herbalife, forever, living, afye gibi tanıtım firmalarının göstermelik tanıtım toplantısı süsü verilmeli.

6- Ortak ağız olmalı. Ne için toplanıldığı ara ara hatırlatılmalı.

7- Mümkünse araçsız gidilmeli. Araçla gidilirse uzağa park edilip yürünmeli (Minimum 700 metre kuralı).

8- Adres tam öğrenilmeli. Tekrar çağrılaşmamalı.

9- Data hattı sadece sekreter getirmeli, aynı adresten 6-7 data hat sinyal vermemeli.

10- GSM, toplantı resmi olarak iş yerinizde yapılmıyorsa asla oraya getirilmemeli.

11- Toplantıya gidilirken GSM yanınızdaysa uçak moduna alma veya kapatma sağlıklı değil. Onun yerine batarya çıkarma veya hattı çıkarma daha sağlıklı. Şebeke değiştirip uçak moduna da alınabilinir.

12- Toplantı mekanına yaklaşıldığında fiziki takip var mı kontrol edilmeli. Eğer varsa toplantı yerine girmeden oradan uzaklaşılmalı.

13- GSM açık seyahat ediyorsanız kullandığınız aracın kiralık olmasının önemi yok.

14- Kağıt ve kalem kullanmak yasak. Notlar Bymeil üzerinden tutulmalı.

15- Veri yansıtmaları tedbirli yapılmalı.

16- Toplantılar 7-8 kişiyi geçmemeli. Maksimum dokuz kişi olmalı.

17- Parça parça gelinip, parça parça gidilmeli.

18- Toplantı yerleri rutine bağlanmamalı.

19- Toplantı yerleri son gün bile değiştirilebilir.

20- Gün ve saatlerde ara ara değişikler yapılabilir.

21- Site, güvenlik görevlisi veya kamera sistemi olan yerler asla tercih edilmemeli.

22- Toplantıda isimler belirtilerek konuşulmamalı.

23- Toplantılarda daha önce gözaltına alınanlardan bahsedilmemeli.

24- Her toplantı öncesi adrese nasıl gelindiği sorulmalı. Tedbirsiz gelenler geri gönderilmeli. Bir daha nasıl gelecekleri anlatılmalı.

25- GSM üzerinden telafuz edilmiş toplantı veya randevu varsa gidilmemeli.


Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/fetonun-25-altin-kurali-ortaya-cikarildi-40997732

[Edited at 2018-10-25 06:48 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Oct 26

--Alıntı--

"İşte Nurettin Veren’in kaybolan ifadesi"


Haberleştiren: Aytunç ERKİN 26 Ekim 2018 Sözcü

FETO'nun eski sağ kolu Nurettin Veren’in 2006’da savcılığa verdiği ve her şeyi anlattığı ifadesi kaybolmuştu... Veren, 12 yıl önceki ifadesinde FETÖ gerçeğini anlatmış. SÖZCÜ o ifadeye ulaştı.

*-*gkqnw5iubhnsy5itaayd.jpg

*-*rqf6r2gugxehwfvyafdy.jpg


İŞTE OLAYIN HİKAYESİ
8 saat boyunca FETÖ'yü anlattı

35 yıl FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in yanındaydı, bütün sırlarına vakıftı. 1966'da İzmir Kestanepazarı'nda başlayan ilişki 1990'ların sonunda koptu. Nurettin Veren, o dönem ‘cemaat' olan 15 Temmuz'dan sonra Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) adını alan yapıyı ilk ifşa eden isimdi. 2004 yılında merkez medyayı dolaştı ve anlattı, kimse yazamadı, yazmadı. Sadece Aydınlık, Gözcü gibi gazete ve dergilerde konu oldu. Meclis'te de AKP'den istifa eden İstanbul Milletvekili Emin Şirin, Veren'in açıklamalarını soru önergesi yaptı. Şirin, 2007'de Ergenekon kumpasına dahil edildi.

12 YIL ÖNCE İFADEYE ÇAĞRILDI

Sonra bir gün Genelkurmay'dan telefon geldi. Elindeki bilgi ve belgeleri istediler. Org. Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde Askeri Savcılık Nurettin Veren'i ifadeye çağırdı. Veren örgütü tek tek anlattı. Sonra o görüntüler ve ifade kayboldu. SÖZCÜ, Nurettin Veren'in Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na 16 Kasım 2006'da verdiği 8 saatlik ifadeyi buldu. Veren'in ifadelerini geriye dönük okuduğumuz zaman bugün ismi darbe girişiminde geçen, tutuklanan, gözaltına alınan ya da firar eden isimleri görüyoruz.

Arkadaşımız Aytunç Erkin, Nurettin Veren ile ilk röportajı 2004 yılında yapmıştı. Sonra o görüşmeleri 2005'te “Fetullah Hoca'nı Şifreleri” adıyla kitaplaştırmıştı. O döne bu açıklamalar ve kitapla ilgili derin bir sessizlik yaşanmıştı. 15 Temmuz 2016'daki FETÖ'cü hain darbe girişimi her şeyi değiştirdi.

1 – Bizim açacağımız okullara konulacak Atatürk büstünden çok çekiniyordu

Fetullah Gülen'le tanışmadan önce herhangi bir cemaate bağlılığım yoktu. Hatta laik, çağdaş, modern görünümlü ve o şekilde yaşayan bir ailenin mensubuyum. Ege Üniversitesi Makine Mühendisliği'ni gece okumak suretiyle bitiren ve bunu da maddi problemler nedeniyle gündüz takside çalışarak yapan birisiydim. Fetullah Gülen'in öğrencilerle ilgili çalışmalarına destek olduk. İktisatçı İlhan İşbilen (Çatı davasından tutuklu), saatçi Ali gibi çekirdek 12-13 kişilk bir oluşum vardı. Akyazılı Derneği'ni vakıf yaptık. Gülen'in eğitim faaliyetlerinden sonra itibarı arttı. Turgut Özal döneminde özel okullarla ilgili serbestiyetin ardından okul açmaya yöneldik. Ancak Gülen, Milli Eğitim'le temas etmekten imtina ediyordu. En çok da okullara Atatürk büstü konmasının cemaatte yaratacağı olumsuz tepkiden çekiniyordu. Fetullah Gülen ve ekibi devletteki boşlukları kullanma yolunu ciddi bir yöntem olarak belirlemişti. Nerede devletin ihtiyaçlara cevap veremediğini, nerede alternatif yaratamadığını fark ediyorsa bu ihtiyaca cevap verir tarzda uygulamalar yapıyordu.

2 – Subaylara rütbe almaları için ‘hile yapın' talimatı tavsiye edilmişti

Fetullah Gülen birçok toplantımızda eğitimdeki başarılarının laik Türkiye Cumhuriyeti'nin surlarında delik açtığını, çelik zırhlı duvarın kırıldığını bu başarıların bu müjdenin (İslami devlet) emareleri olduğunu dile getirmiştir. Bu görüş çerçevesinde Fetullah Gülen, subay, vali, emniyet mensupları gibi devletin kritik kurumlarının ve görevlilerinin ele geçirilmesini istiyordu. Bu öğrenciler zaman içerisinde teğmen oldular. Dönem içerisinde periyodik olarak toplantılar yapıldı. Gülen'in özel talimatları doğrultusunda üst rütbeye yükselmeleri için bu subaylara her türlü hileyi yapması, sosyal faaliyetlere iştirak etmeleri tavsiye edildi. Bunların bir kısmı kurmay subay, vali, kaymakam, emniyet amiri oldu. Gülen tarafından bu tip üst düzey kamu görevlileriyle ünite ünite özel toplantılar yapıldı.

3 – Deniz, Kara, MİT ve Emniyet'ten sorumlu isimleri biz belirlemiştik

Bu özel toplantılar sırasında her kamu birimi için ayrı bir kişi görevlendirilmişti. Örneğin Kara Kuvvetleri'nde görevli cemaat mensupları için Sait Sürmeli Aksoy (firari/ABD'de) ağabey olarak görevlendirilmişti. Kendisi bizden 10-15 yaş küçük. Deniz Kuvvetleri için Kudret Ünal (firari/ABD'de) isimli kişi ağabey olarak görevlendirilmişti. Polis grubu için Süleyman Uysal, emniyet üst düzey görevlileri için Kemalettin Özdemir, kaymakam, vali muavini gibi görevliler için Naci Tosun, Harun Tokak, Mustafa Özcan (firariler) görevlendirilmişti. Fetullah Gülen eski Nurcuları da kendi yanına çekmesi amacıyla özellikle Kemalettin Özdemir'i yanına aldı ve emniyet ile MİT'in organizasyonu görevini verdi. Beni de siyasilerle temas kurmak ve dışarıdaki okullarla meşgul olmakla görevlendirdi.

4 – Emniyet'in yüzde 90'ını ve TSK'nın yüzde 40'ını cemaat ele geçirdi

Bugün itibariyle iddia ediyorum: Büyükşehir emniyet müdürlerinin yüzde 90'ı cemaat ile irtibatlıdır. Zaten bunların başında, Şehabettin Harput (yargılanıyor), Osman Karakuş (firari), Önder Aytaç (firari) gibi isimler vardır. Bunlar bakan, müsteşar, Polis Akademisi Rektörü ve dekan yardımcısıdır. Emniyet teşkilatının kilit isimleridir. TSK içinde ise oran tahminlerime göre yüzde 40 civarındadır. Hatta bu rakam iyimserdir. Bunları eğer bana resimlerini de göstermek suretiyle tek tek sorulursa hatırlayabilirim. Çünkü birçoğu talebeliğimizi yapmıştır. O dönemde kurmay binbaşı olanlar daha üst rütbelere gelmiştir. Bunların bir kısmı YAŞ kararıyla atılmıştır. Ama halen görevde olanlar da vardır. Bunlar genelde kod adı kullanırlar.

5 – Doğan Beyazıt'ın aldığı lüks villayı cemaat subayları araştırıp, rapor etti

Aksiyon Dergisi'nde TSK'dan atılmış pek çok subay çalışıyor. Kendilerini görsem tanırım. İsimlerini bilmiyorum. Kod adı kullanıyorlar. Şura kanalıyla atılanlar ve atılmayıp kendilerini gizleyenler irtibat halindeydi. Hatta bunların gizli toplantılar sırasında rütbelerine göre, kuvvetlerine göre bir ayrım yapılarak sadece kendi mensuplarıyla bir arada kalmaları sağlanmıştı. Subaylar subaylarla birlikte toplantıya iştirak ediyordu. Örneğin astsubaylarla bir araya gelinmiyordu. Bunlar Gülen veya görevli imamlarca görev yerinin niteliğine ve rütbesine uygun olarak görevlendirme yapılıyordu. Örneğin Doğan Beyazıt Paşa'nın adalarda villa satın aldığına yönelik bir duyumu araştırıp, belgelendirmek üzere onun birliğinde görevli bir personele görevlendirme yapılıyor, istihbarat isteniyordu.

6 – TSK'dan ihraç edilenler ve Şerif Ali Tekalan, Gülen'e rapor hazırlıyordu

Genelkurmay'da yapılan toplantılar, katılanların kimliği, toplantının konusu, alınan kararlar, verilen emirler gibi faaliyetler hocaefendinin ısrarı sonucu kendisine rapor ediliyordu. Mustafa Kemal Sungur (Kara Kuvvetleri'nden 1987'de ihraç edildi,2014'te Washington Büyükelçiliği'nde Basın Ataşesi'ydi) da bu isimlerden birisiydi. Aksiyon Dergisi temsilcisi olup yurt dışındaydı. Amerika'da temsilcilik yapıyordu. Sait Sürmeli Aksoy ve Mustafa Özcan ile irtibat halindeydi, Altunizade'ye gidip, gelirdi. Bu şekilde Sungur gibi YAŞ kararlarıyla atılan subaylarla halen görevde olan ve cemaat mensubu olan subaylarla irtibat kuruluyordu. Prof. Şerif Ali Tekalan (firari) cemaat mensubu olup Özal döneminde YÖK üyesi oldu. Görev süresince birçok üst düzey komutan ve siyasetçiyle koordinasyonu sağladı.

7 – Büyükanıt olayı gibi 40 soruşturma Gülen'in talimatıyla patlak verebilir

Geçmişten gelen tecrübelerime göre bir olayın cemaatle ilgili olup olmadığını kolaylıkla anlayabilirim. Örneğin Sayın Genelkurmay Başkanı'na (Yaşar Büyükanıt) yönelik Van Savcısı (Ferhat Sarıkaya) tarafından yapılan haksız ithamların kaynağının cemaat kökenli olduğunu teşhis edebilirim. Bu tip adli mülki personel çok sayıdadır. Fetullah Gülen'in bir talimatıyla aynı anda 40 yerden bu tip eylemler ya da soruşturmalar patlak verebilir. Ordu içindeki imamlar sayesinde gizli bilgiler rapor edilmekte. Gülen onların belli olmaması için özellikle içki içmelerini, dans etmelerini, açık kadınlarla eğlenmelerini öğütlüyordu. Hatta Ceyhun Cesur isimli bir subayın yüksek rütbeli bir komutanın kızıyla evlenmesini sağlamıştı. Türkiye'nin darülharp olduğunu, hilenin taktik olduğunu söylemişti.

8 – Stratejisinin adı ‘Gizli ışıklandırma' olan örgüt kağıt üzerinde legaldi

Hizmet stratejisini tamamen Fetullah Gülen belirliyordu. O dönemde İran'daki Humeyni modelini dahi beğenmez duruma gelmişti. Hatta bize bir toplantısında kurulacak İslam devletinde hiç kimsenin elinin kendilerine değmeyeceğini, elini sallayarak gösterdi. Belirsiz bir organizasyon gösteriyordu. Hatta bunu ‘sırran tenevveret' (gizli ışıklandırma, nurlanma, Risale-i Nur'da geçiyor) olarak adlandırıyordu. Nurlandırmayı gizli yapma, sistematiği belirsiz metodlar kullanma, belirsiz, kemiksiz hizmet stratejisi oluşturma… Nitekim örgüt de gerçekten gazete, vakıf, şirket, hastaneler, okulların yapılanması tamamen kağıt üzerinde legal gibi görünüp arakasındaki isimle görünmeyecek biçimde bir yöntem yapısına sahipti.

9 – 28 Şubat'la ilgili süreci Demirel'e aktardık, darbe bilgisini de verdik

Genelkurmay'da takip ve izleme verdiği (Fetullah Gülen'in) cemaat mensubu asker şahıslar 28 Şubat sürecinde darbe yapılacağına yönelik bilgi getirmişlerdi. Bu bilgiler doğrultusunda cemaatle irtibatı olan I.S., Milli Eğitim Yurt Dışı Müdürü Aysal Aytaç (Firari Önder Aytaç'ın babası), Şerif Ali Tekalan (Fatih Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı) ile birlikte Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i gece yarısı giderek darbe yapılacağına yönelik duyumlarımızı ilettik. Hatta kendisi de Bakanlar Kurulu'na başkanlık etmişti. Geç saatlere kadar toplantının bitmesini bekledik. (…) Koza İpek Matbaacılık, Akın İpek (firari), Alaattin Kaya (tutuklu) Star, Bugün, Nema Holding gibi birçok isim, şirket önemli kazanımlar ve faydalar elde edebileceği şirketlere, medyaya ortak veya sahibi edildi.


Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/iste-nurettin-verenin-kaybolan-ifadesi-2702455/

[Edited at 2018-10-26 08:07 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:32
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Oct 31

ADO_YORUM: O kadar çok insan gümbürdetmiş ki bu herif.... Ohooo... Alman "yetkilileri", iş arkadaşları, savcıları, sağlık çalışanları seyretmiş kalmış sanki. Dünyada birbirini sözümona en kollayan meslek gruplarından biridir tıp sektörü. Türkiye'de yanlış tedavi ve ameliyatlarla ruhuna fatiha okutulan insan sayısı hiç de az değildir kanımca... Bu seri katil misali katliam yapabilen kişi/kişiler bu sektörde Türkiye'de de var mıdır acaba?? Bunu bilemiyorum işte...
▄▄▄▄▄▄



--Alıntı--


"German nurse admits to killing 100 patients as trial opens"


Niels Hoegel, already serving 15 years, has been accused of deliberately overdosing victims

Agence France-Presse in Oldenburg

Tue 30 Oct 2018 11.35 GMT First published on Tue 30 Oct 2018 08.33 GMT

*-*tpnyinx0tqcywzrgw6ee.jpgNiels Hoegel in court in Oldenburg on Tuesday. Photograph: Focke Strangmann/EPA


A former nurse has admitted to killing 100 patients in his care, on the first day of his trial in the biggest serial killing case in Germany’s post-war history.

Niels Hoegel, 41, has already spent nearly a decade in prison on a life term for other patient deaths. He is accused of intentionally administering medical overdoses to victims so he could bring them back to life at the last moment.

As the proceedings opened in the northern city of Oldenburg, the presiding judge, Sebastian Buehrmann, asked whether the charges against him were accurate. Hoegel replied “yes”.

“What I have admitted took place,” he told the courtroom crowded with dozens of grieving relatives.

As the proceedings began Buehrmann said the main aim of the trial was to establish the full scope of the murder spree that was allowed to go unchecked for years at two German hospitals.

“We will do our utmost to learn the truth,” he said. “It is like a house with dark rooms – we want to bring light into the darkness.”

After a minute of silence for the victims, the bearded, heavyset Hoegel listened impassively, his head lowered, as public prosecutor Daniela Schiereck-Bohlmann read out the name of each dead patient and the charges against the defendant.

Prosecutors say at least 36 were killed at a hospital in Oldenburg where he worked, and about 64 more at a clinic in nearby Delmenhorst, between 2000 and 2005.

More than 130 bodies of patients who died on Hoegel’s watch have been exhumed. Investigators have said the case is “unprecedented in Germany to our knowledge”.

One of the more than 100 co-plaintiffs in the trial, Christian Marbach, said it was a scandal that Hoegel had been allowed to kill with impunity for so long without hospital authorities or law enforcement intervening.

“They had everything they needed [to stop him] – you don’t have to be Sherlock Holmes,” said Marbach, the grandson of one of the patients.

He later expressed surprise about Hoegel’s quick confession.

“I didn’t expect it to happen today,” he said. “We now have a chance to make some real progress.”

Hoegel was caught in 2005 while injecting a patient in Delmenhorst with an unprescribed medication. He was sentenced in 2008 to seven years in prison for attempted murder.

A second trial followed in 2014-15 under pressure from families of his alleged victims, who accused prosecutors of dragging their feet.

He was found guilty of murder and attempted murder of five other victims and given the maximum sentence of 15 years.

It was then that Hoegel confessed to his psychiatrist of at least 30 more murders that he committed in Delmenhorst. That prompted investigators to take a closer look at suspicious deaths in Oldenburg.

Investigators say the final toll could be more than 200 but fear they might never know for sure because the bodies of many potential victims were cremated.

Hoegel appears to have followed a similar procedure each time, first injecting a medication that triggered cardiac arrest, followed by an often futile attempt at resuscitation.

Prosecutors say he was motivated by vanity, to show off his skills at saving lives, and by simple “boredom”.

The choice of victim appears to have been entirely random, with their ages ranging from 34 to 96.

Killing in itself was never his aim, according to one psychologist who evaluated him. When he managed to revive a patient, he was sated, but only for a few days, the expert said, adding: “For him, it was like a drug.”

Kaynak: https://www.theguardian.com/world/2018/oct/30/german-nurse-serial-killer-niels-hoegel-on-trial-100-patients-deaths




▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--


"Die 'Karriere' eines Serienmörders"


NDR / Sendedatum: 28.08.2017 19:30 Uhr


vand4or9z0dyaa4ysjp5.jpgZeichnung von Niels Högel Der ehemalige Pfleger Niels Högel, so wie ihn ein Gerichtszeichner sieht.

Mehr als 90 Tötungsdelikte können dem ehemaligen Krankenpfleger Niels Högel inzwischen nachgewiesen werden. Etwa ebenso viele Verdachtsfälle lassen sich nicht mehr beweisen. Am Anfang gab es nur Hinweise und ein ungutes Gefühl bei Kollegen, am Ende ist es möglicherweise die größte Mordserie der deutschen Kriminalgeschichte. Niels Högel soll im Dienst Patienten vergiftet haben, um sie zu reanimieren. Viele sterben dabei, immer und immer wieder. Zuerst im Klinikum Oldenburg, anschließend im Klinikum Delmenhorst. Högel verbüßt seit 2008 bereits eine lebenslange Haftstrafe für mehrere Morde. Die Sonderkommission "Kardio" hat ab 2014 noch Dutzende weitere Taten aufgedeckt. Eine Chronologie der Ereignisse.

1994: Die "Karriere" von Niels Högel beginnt
Högel beginnt eine Ausbildung als Krankenpfleger im St. Willehad-Hospital im Wilhelmshaven. Hier ist er zwei Jahre als Krankenpfleger beschäftigt.

Juni 1999
Wechsel auf die herzchirurgische Intensivstation Klinikum Oldenburg. Dort fällt Högel auf, weil er sich bei Reanimationen in den Vordergrund drängt.

Februar 2000
Högel tötet am 7. Februar 2000 offenbar den ersten seiner Patienten. Die Tat wird ihm die Soko "Kardio" 2017 nachweisen. Demnach manipuliert er ab Dezember 2.000 Patienten auch mit Kaliumchlorid.

2001
Die Zahl der Taten steigt. Die Soko "Kardio" ermittelt: 58 Prozent aller Sterbefälle während Högels Dienstzeiten fanden 2001 statt. Er benutzt zu diesem Zeitpunkt bereits fünf verschiedene Medikamente an den Patienten. Laut Soko "Kardio" ist auch klar: Högel hat Patienten bis zu dreimal vergiftet, wenn sie eine Reanimation überlebten. Das Klinikum führt ab 2001 eine Statistik über die Beteiligung von Pflegepersonal bei Wiederbelebungen ein. Demnach ist Högel am häufigsten beteiligt. Diese Statistik liegt der damaligen Geschäftsleitung des Klinikums vor.

August 2001
Auf der Station 211 gibt es eine Besprechung mit allen Ärzten und Pflegern. Danach meldet sich Högel für drei Wochen krank.

September 2001
Högel ist wieder im Dienst. An seinem ersten Dienstwochenende nach der Krankmeldung gibt es auf der Station insgesamt 14 Reanimationen an fünf Patienten. Drei sterben an diesem Wochenende, die zwei anderen an den folgenden Tagen. Mehrere Zeugen können sich bei Befragungen der Soko "Kardio" an dieses Wochenende explizit erinnern. Die Soko geht davon aus, dass die bis dahin vorliegenden Beweise schon zu diesem Zeitpunkt ausgereicht hätten, um Högel zu entlarven. Das Klinikum versetzt ihn im späteren Verlauf in die Anästhesieabteilung des Klinikums Oldenburg.

September 2002
Ein leitender Arzt eröffnet Högel, dass man nicht mehr mit ihm zusammenarbeiten möchte, weil er sich auch in der Anästhesie des Klinikums Oldenburg bei Reanimationen in den Vordergrund drängte. Er wird unter vollen Bezügen freigestellt und erhält ein gutes Zwischenzeugnis zu Bewerbungszwecken. Später stellt sich heraus, dass Högel nachweislich für 36 Todesfälle am Klinikum Oldenburg verantwortlich ist.

Dezember 2002
Högel beginnt am 15. Dezember seinen Dienst am Klinikum Delmenhorst. Auf der dortigen Intensivstation gibt es rund ein Dutzend Betten. Bereits am 22. Dezember tötet er dort den ersten Patienten.

28. März 2003
Die Mutter von Nebenklägerin Kathrin Lohmann stirbt.

März 2003 - Juni 2005
Die Todesrate auf der Intensivstation in Delmenhorst steigt dramatisch. Von etwa 200, wie üblich in diesem Zeitraum, auf 411. Im gleichen Zeitraum steigt der Verbrauch des Herzmittels Gilurytmal von 50 bis 60 Einheiten auf bis zu 380 im Jahr. Niemandem fällt das offenbar auf.

22. bis 24. Juni 2005
Am 22. Juni wird Niels Högel in einem Patientenzimmer auf frischer Tat ertappt. Er hatte Dieter Maaß (63) 40 Milliliter Gilurytmal gespritzt und eine Pumpe mit einem lebenswichtigen Medikament abgeschaltet. Eine Schwester wird misstrauisch. Vier leere Gilurytmal-Ampullen werden entdeckt. Högel darf weiter arbeiten. Am 24. Juni beraten sich verantwortliche Ärzte und Pfleger. Weil Högel im Anschluss an seine Schicht am 24. Juni Urlaub hat, verabreden sie zunächst nichts. Noch am Abend des 24. Juni tötet Högel den nächsten Patienten am Klinikum Delmenhorst.

Ende 2005
Kurt Schwender, damals Oberarzt im Klinikum Delmenhorst und Vorgesetzter von Högel, ermittelt Sterberaten und Medikamentenverbrauch auf der Intensivstation. Er gewinnt den Eindruck, dass Högel mehr als 100 Menschen umgebracht haben könnte. Er meldet dies der Polizei. Die gibt es nach Schilderung Schwenders an die Staatsanwaltschaft Oldenburg weiter, doch die Behörde bleibt in dieser Angelegenheit zunächst untätig.

22. Dezember 2006
Högel wird wegen versuchten Totschlags zu fünf Jahren Haft und einem befristeten Berufsverbot verurteilt. Staatsanwaltschaft und Nebenklage gehen in Revision. Schon im erstinstanzlichen Urteil wegen versuchten Totschlags gab es konkrete Hinweise auf erhöhte Todesraten und einen erhöhten Medikamentenverbrauch.

2007 - 2008
Högel arbeitet in zwei Altenheimen weiter als Pfleger. Die Staatsanwaltschaft Oldenburg und das Gericht hatten es versäumt, ein vorläufiges Berufsverbot auszusprechen. Das wäre nötig gewesen, weil das Urteil wegen der Revision nicht rechtskräftig war. Högel bestreitet später, dort Manipulationen vorgenommen zu haben.

23. Juni 2008
Niels Högel wird im Revisionsverfahren vom Landgericht Oldenburg zu siebeneinhalb Jahren Haft und einem lebenslangen Berufsverbots wegen versuchten Mordes verurteilt. Das Mordmerkmal Heimtücke wird festgestellt. Seitdem sitzt er im Gefängnis in Oldenburg. Im Revisionsurteil widmet Richter Sebastian Bührmann dem Klinikum Oldenburg mehrere Seiten, obwohl damals nur der eine Fall in Delmenhorst verhandelt wurde. Bührmann stellt in seiner Urteilsbegründung fest, dass Högel schon in Oldenburg massive Probleme verursacht hat, insbesondere bei Reanimationen.

In beiden Verfahren, 2006 und 2008, hatte Kurt Schwender vom Klinikum Delmenhorst ausgesagt, dass der Verbrauch des als Mordwaffe verwendeten Medikaments Gilurytmal sich in Högels Dienstzeit versiebenfacht hatte. Und statt 200 Patienten, wie es im statistischen Mittel normal gewesen wäre, starben in den zweieinhalb Jahren seiner Tätigkeit 411 Menschen. Davon mehr als 300 während Högels Schicht oder unmittelbar (innerhalb von zwei Stunden) danach. Nach keinem der beiden Urteile nimmt die Staatsanwaltschaft Oldenburg Ermittlungen auf.

Weitere Ermittlungen: 2008
Kathrin Lohmann erfährt durch die Zeitung von der Verurteilung. Sie erinnert sich, dass auch ihre Mutter auf der Intensivstation in Delmenhorst gestorben ist. Sie wendet sich an die Polizei und fordert weitere Ermittlungen. Diese nimmt die Polizei auch auf und stellt fest, dass Högel zum Todeszeitpunkt der Mutter Dienst hatte. Die Polizei hält eine Exhumierung für sinnvoll und teilt dies der Staatsanwaltschaft Oldenburg mit. Die bleibt aber untätig. Lohmann lässt nicht locker. Sie wendet sich selbst an die Staatsanwaltschaft, telefoniert mit dem zuständigen Staatsanwalt. Der lehnt die Exhumierung ab, da sie zu aufwendig und zu teuer sei. Kathrin Lohmann erinnert sich später daran, dass der Staatsanwalt sie gefragt habe, "was sie wolle, der Täter sei ja schon verurteilt." Lohmann drängt immer wieder, bis die Staatsanwaltschaft endlich tätig wird.

April 2009
Kathrin Lohmanns Mutter wird exhumiert.

2010
Das Mittel Ajmalin wird in der Hirnflüssigkeit der verstorbenen Mutter von Kathrin Lohmann nachgewiesen. Erst danach werden sieben weitere Leichen exhumiert. Bei vier von diesen wird Ajmalin nachgewiesen.


Januar 2014
Die Staatsanwaltschaft Oldenburg ermittelt gegen Högel. Es geht nur um die Fälle im Klinikum Delmenhorst. Fünf Menschen habe er aus Langeweile und Geltungssucht töten wollen, drei Patienten hätten dies nicht überlebt.

11. September 2014
Högel wird wegen dreifachen Mordes (darunter den an der Mutter von Kathrin Lohmann) und zweifachen Mordversuchs angeklagt. Kurt Schwender, Chefarzt a.D. im Klinikum Delmenhorst, sagt aus. Es habe einen sechsfachen Gilurytmal-Verbrauch gegeben, gibt er hier an, und eine nahezu verdoppelte Todesrate. Es sei gängige Praxis gewesen, dass Pfleger Medikamente selbst bestellten. Martin Rüppell von der Staatsanwaltschaft Oldenburg sagt, es habe keine konkreten Hinweise auf weitere Taten gegeben. Deshalb habe man nicht proaktiv nach den ersten beiden Urteilen aus 2006 und 2008 ermittelt.

21. Oktober 2014
Drei Mithäftlinge von Högel sagen aus. Einem gegenüber äußert Högel: "Bei 50 habe ich aufgehört zu zählen". Einem anderen gegenüber: "Ich bin wohl der größte Serienmörder der Nachkriegsgeschichte."

5. November 2014
Die Staatsanwaltschaft Oldenburg kündigt an, alle Todesfälle in Delmenhorst zur Dienstzeit Högels systematisch zu untersuchen. Mehr als 100 weitere Exhumierungen kommen in Betracht. Die Nebenklage spricht von "Strafvereitelung im Amt", weil nicht früher umfassend ermittelt wurde. Es gibt erste öffentliche Vermutungen, wonach es auch in der Klinik Oldenburg zu Todesfällen gekommen sein könnte. Staatsanwalt Martin Rüppell sagt: "Das Klinikum Oldenburg prüft momentan selbst die Todesfälle, die im Zusammenhang stehen könnten mit der Tätigkeit des Angeklagten, und hat dazu einen Sachverständigen beauftragt. Die Ergebnisse dieser Untersuchungen werden von der Staatsanwaltschaft zunächst abgewartet."

10. November 2014
Oldenburgs Polizeipräsident ruft die Sonderkommission "Kardio" ins Leben. Sie soll bei allen Einrichtungen, in denen Högel als Pfleger oder Rettungswagenfahrer gearbeitet hat, nach ungeklärten Todesfällen suchen. Nach jetzigen Erkenntnissen gab es auch in Högels Zeit als Rettungssanitäter acht Reanimationen, die mit der Grunderkrankung nicht erklärbar sind.

13. November 2014
Hallo Niedersachsen macht das Arbeitszeugnis öffentlich, dass das Klinikum Oldenburg Högel ausgestellt hat. Es steht nichts von den Problemen darin. Die Klinikleitung gibt erstmals zu, dass es solche gab: "In solchen Situationen hat Herr Högel sich immer wieder persönlich in den Vordergrund gespielt. Das heißt, er hat die Reanimationsmaßnahme an sich gerissen, hat dort versucht, zu glänzen, als Held, so muss man es sicherlich sagen. Und ein solches Verhalten ist auf einer Intensivstation eigentlich als inadäquat zu bewerten. Man muss sogar sagen, dass es als abstoßend empfunden wird."

25. November 2014
Pressekonferenz der Klinik Oldenburg zum Gutachten von Georg von Knobelsdorff. Während Högels Dienstzeit sind mit an Sicherheit grenzender Wahrscheinlichkeit sieben Menschen mit Kalium umgebracht worden, fünf weitere mit hoher Wahrscheinlichkeit und noch einmal sieben, bei denen ein Fremdeinwirken möglich erscheint. Die Klinikleitung räumt ein, dass man nach heutigen Kenntnissen das Arbeitszeugnis so nicht hätte ausstellen dürfen. Gleichzeitig streitet sie ab, dass irgendjemand bereits damals den Verdacht gehabt habe, dass Högel Patienten bewusst Schaden zufügt. Wenige Tage später kündigt die Klinikleitung an, Angehörige der Verstorbenen zu kontaktieren und sie zeitnah zu entschädigen.

27. November 2014
Richter Sebastian Bührmann erläutert den Zwischenstand des Prozesses. Der Angeklagte habe nach bisherigem Stand das Urteil "lebenslänglich" zu erwarten. Wenn er in seinem Leben noch mal aus dem Gefängnis entlassen werden wolle, müsse er alle Taten gestehen. Nicht nur die, die gerade verhandelt werden.

9. Dezember 2014
Die Staatsanwaltschaft Oldenburg dehnt die Ermittlungen aus. Anfangsverdacht besteht jetzt auch gegen sechs Mitarbeiter des Klinikums Delmenhorst und zwei aus der Klinik Oldenburg. Der Vorwurf: Tötung durch Unterlassen.

19. Dezember 2014
Die Klinikleitung Delmenhorst gibt eine Pressekonferenz, in der sie jede Mitverantwortung an der Mordserie ablehnt.

8. Januar 2015
Högel räumt gegenüber dem gerichtlichen Gutachter alle fünf angeklagten Fälle vollumfänglich ein. Dazu gibt er an, etwa 30 weitere Morde begangen zu haben. Dazu kommen noch einmal 60 Mordversuche. Die Morde in der Klinik Oldenburg streitet er ab.

22. Januar 2015
Richter Bührmann äußert Zweifel am Umfang der Taten. Es gäbe Fragezeichen in Bezug auf die Taten in Oldenburg, aber auch, was die Anzahl in Delmenhorst angehe.

23. Februar 2015
Die Staatsanwaltschaft Oldenburg räumt öffentlich Fehler und Versäumnisse ein und entschuldigt sich bei den Angehörigen. Sie kündigt an, in den kommenden Wochen zunächst acht Leichen auf einem Friedhof in der Region exhumieren zu lassen.

26. Februar 2015
Das Landgericht Oldenburg fällt das Urteil gegen Högel: Der 38-Jährige muss lebenslang ins Gefängnis. Das Gericht sieht es als erwiesen an, dass er sich im Klinikum Delmenhorst des zweifachen Mordes, des zweifachen Mordversuchs sowie gefährlicher Körperverletzung in einem weiteren Fall schuldig gemacht hat. Die Kammer stellt eine besondere Schwere der Schuld fest.

9. März 2015
Das Urteil ist rechtskräftig. Der frühere Krankenpfleger muss eine lebenslange Haftstrafe verbüßen - ohne Aussicht auf eine frühere Entlassung auf Bewährung. Neun Monate der Haft gelten durch die Untersuchungshaft als verbüßt. Außerdem belegt das Landgericht Oldenburg Högel mit einem Berufsverbot.

12. März 2015
Auf dem Friedhof in Ganderkesee beginnen die von der Staatsanwaltschaft Oldenburg angekündigten Exhumierungen. Die sterblichen Überreste möglicher weiterer Opfer sollen auf Spuren eines Herzmedikaments untersucht werden, mit dem Högel frühere Patienten ebenfalls getötet haben könnte.

20. April 2015
Nach dem Verfahren gegen Högel erhebt die Staatsanwaltschaft Osnabrück Anklage gegen einen früheren Mitarbeiter der Staatsanwaltschaft Oldenburg. Dem Ex-Oberstaatsanwalt wird vorgeworfen, Ermittlungen im Fall Högel verschleppt zu haben.

12. Mai 2015
Das Klinikum in Delmenhorst kündigt an, die Angehörigen der Opfer zu entschädigen. Die Höhe der Zahlungen soll individuell geregelt werden.

23. Mai 2015
Auch das Oldenburger Klinikum kündigt eine Entschädigungsregelung an. 16 Angehörige von früheren Patienten des Krankenhauses werden dazu laut Klinikleitung angeschrieben.

14. Juli 2015
Die Delmenhorster Kliniken kündigen an, als bundesweit erste Kliniken die "qualifizierte Leichenschau" einzuführen. Zudem beschließt der Niedersächsische Landtag, dass ab 2016 an allen Kliniken im Land unabhängige ehrenamtliche Patientenbeauftragte arbeiten sollen.

1. September 2015
Das Landgericht Oldenburg lehnt eine Klage gegen einen früheren Oberstaatsanwalt aus Oldenburg ab. Die Staatsanwaltschaft Osnabrück hatte dem Juristen vorgeworfen, die Ermittlungen gegen Högel verschleppt zu haben. Konkret lautete der Verdacht auf Strafvereitelung im Amt und Rechtsbeugung.

8. Oktober 2015
Die Soko "Kardio" und die Staatsanwaltschaft Oldenburg geben Ermittlungsergebnisse bekannt: Demnach besteht der dringende Tatverdacht, dass Högel vier weitere Patienten mit dem Herzmedikament Ajmalin getötet hat. Ihre Leichen wurden auf zwei Delmenhorster Friedhöfen exhumiert und untersucht. Damit steigt die Zahl möglicher weiterer Opfer auf 14. Insgesamt seien bereits auf vier Friedhöfen 47 Leichen exhumiert worden. Viele weitere werden folgen.

13. Januar 2016
Sieben weitere Patienten könnten von dem Ex-Krankenpfleger in den Tod gespritzt worden sein. Laut Staatsanwaltschaft Oldenburg besteht dringender Tatverdacht, dass Högel den Patienten das Herzmedikament Ajmalin gespritzt hat, um sie anschließend zu reanimieren. Die Zahl möglicher Opfer steigt damit auf 21.

13. April 2016
Nach der Exhumierung von ehemaligen Patienten des Klinikums Delmenhorst geht die Staatsanwaltschaft Oldenburg davon aus, dass Högel für den Tod von weiteren 24 Menschen verantwortlich ist. Die toxikologischen Untersuchungen hätten in 24 Gewebeproben den Wirkstoff Ajmalin nachgewiesen. Es bestehe deshalb dringender Tatverdacht.

22. Juni 2016
Staatsanwaltschaft und Polizei teilen während einer Pressekonferenz mit, dass Högel nicht nur in Delmenhorst, sondern auch in Oldenburg Patienten getötet haben soll. Insgesamt sei bei Exhumierungen nun in 33 Fällen der Wirkstoff Ajmalin festgestellt worden. Außerdem soll der ehemalige Krankenpfleger Patienten in Oldenburg mit Kalium vergiftet haben, möglicherweise habe er noch weitere Wirkstoffe eingesetzt. Es werde eine weitere Anklage geben, die alle Taten umfasst, die ihm noch nachgewiesen werden könnten. Offen sei noch, ob sich auch die Verantwortlichen der Kliniken in Oldenburg und Delmenhorst vor Gericht verantworten müssen.

25. November 2016
Die Staatsanwaltschaft Oldenburg teilt mit, dass gegen sechs im Jahr 2005 am Klinikum Delmenhorst angestellte Mitarbeiter Anklage erhoben werden soll. Ihnen wird Totschlag durch Unterlassen vorgeworfen. Obwohl Niels Högel im Frühsommer 2005 intern bereits verdächtig war, soll er weiterbeschäftigt worden sein. Das soll mindestens einen weiteren Todesfall zur Folge gehabt haben. Auch sollen Klinik-Verantwortliche trotz ihres Verdachts die Behörden nicht umgehend informiert haben.

8. März 2017
Das Landgericht Oldenburg lässt Anklagen gegen zwei Oberärzte und den früheren Leiter der Intensivstation zu. Ihnen wird Totschlag durch Unterlassen vorgeworfen. Aus Sicht der Staatsanwaltschaft hätten die Beschuldigten 2005 drei Morde und zwei Mordversuche von Högel verhindern können. Aus Angst um die Reputation der Klinik und vor falschen Verdächtigungen seien sie jedoch untätig geblieben und hätten die Taten billigend in Kauf genommen.

August 2017
Die Polizei teilt mit, dass die Soko "Kardio" nach 34 Monaten aufgelöst wird. Am 28. August informieren Polizei und Staatsanwaltschaft über den Stand der Ermittlungen. Die Soko kann 84 weitere Tötungsdelikte von Niels Högel nachweisen. Insgesamt wurden 134 Leichen auf 67 Friedhöfen exhumiert. Neben den nachgewiesenen Taten geht die Soko von einer vergleichbar hohen Zahl von Verdachtsfällen aus, die sich nicht mehr nachweisen lassen. Die Ermittlungen gegen das Klinikpersonal in Oldenburg sollen fortan in den polizeilichen Regelstrukturen fortgeführt werden.

9. November 2017
Die Ermittler gehen mittlerweile davon aus, dass Niels Högel 106 Menschen getötet hat. Die Staatsanwaltschaft bereitet für Anfang Januar eine neue Klage vor.

22. Januar 2018
Die Staatsanwaltschaft Oldenburg erhebt Anklage. Der Vorwurf: Mord in 97 Fällen. In drei Verdachtsfällen reichen die Hinweise auf einen Mord nicht aus.

9. März 2018
Nach einer Beschwerde der Staatsanwaltschaft lässt das Oberlandesgericht Oldenburg (OLG) die Anklage gegen eine stellvertretende Stationsleiterin des Klinikums Delmenhorst - dem heutigen Josef-Hospital - zu. Damit sind vier frühere Krankenhausmitarbeiter angeklagt.

12. März 2018
Auf dem Friedhof von Ganderkesee werden acht Leichen exhumiert. Die Ermittler wollen feststellen, ob die Toten Opfer von Niels Högel waren.

16. März 2018
Das Landgericht Oldenburg gibt bekannt, dass der neue Prozess gegen Niels Högel am 30. Oktober beginnt. In dem Verfahren geht es um 62 Taten in Delmenhorst und 35 Taten in Oldenburg. Wegen der hohen Zahl von 120 Nebenklägern und deren Vertretern werde das Verfahren nicht in einem Gerichtssaal, sondern in der Weser-Ems-Halle stattfinden. Angesetzt sind 24 Termine bis Mitte Mai 2019.

28. März 2018
Vor Beginn des Prozesses will das Landgericht Oldenburg weitere Gutachten einholen: Die Schuldfähigkeit des Angeklagten soll ebenso von einem Sachverständigen geprüft werden wie die Glaubwürdigkeit von Högels Aussagen.

20. April 2018
Das Amtsgericht Oldenburg verurteilt Niels Högel zur Zahlung von rund 47.000 Euro Schadenersatz an das Klinikum Oldenburg. Högel muss Kosten für Anwälte und zwei medizinische Gutachten übernehmen, die die Klinik zur Aufklärung seiner Mordserie in Auftrag gegeben hatte.

26. April 2018
Die Staatsanwaltschaft Oldenburg erweitert ihre Anklage. Die Behörde klagt den ehemaligen Krankenpfleger nunmehr in 98 Fällen des Mordes an. Die Medizinische Hochschule Hannover hatte in der Gewebeprobe einer aus dem Klinikum Delmenhorst stammenden Leiche Rückstände eines Herzmedikaments gefunden, den Ermittlern aber versehentlich ein negatives Ergebnis mitgeteilt. Dieser Irrtum wurde korrigiert.

16. Mai 2018
Ermittler durchsuchen Büro- und Privaträume des damaligen Pflegedienstleiters des Klinikums Oldenburg. Der Mann soll auf der herzchirurgischen Intensivstation eine handschriftliche Strichliste geführt haben, auf der vermerkt war, welche Todesfälle es gab und welche Pfleger in dieser Zeit Dienst hatten. Hätte die Mordserie mit Hilfe der Liste früher entdeckt werden können? Die Staatsanwaltschaft Oldenburg ermittelt.

27. August 2018
Mitarbeiter des Klinikums Oldenburg veröffentlichen einen offenen Brief, in dem sie sich mit der Klinikleitung solidarisch erklären und bestimmte Medienberichte kritisieren. "Der Großteil unserer Kolleginnen und Kollegen erlebt den Arbeitsalltag als höchst qualifizierte und kollegiale Zusammenarbeit, die wir tagtäglich zum Wohl unserer Patientinnen und Patienten leisten", heißt es in dem Brief, der in der "Nordwest-Zeitung" erscheint. "Durch die öffentliche Diskussion entsteht jedoch für uns der Eindruck, dass wir uns für unsere Arbeit und unseren Arbeitgeber schämen müssen."

13. September 2018
Die Staatsanwaltschaft Oldenburg erhebt eine weitere Anklage gegen Högel. Bei einer Exhumierung in der Türkei ist bei einem Toten das Herzmedikament Lidocain gefunden worden. Die Tat wird Niels Högel zur Last gelegt. Damit muss sich Högel für insgesamt 99 Morde an Patienten verantworten. Das Verfahren ab dem 30. Oktober in der Weser-Ems-Halle ist der größte Mordprozess der deutschen Nachkriegsgeschichte.

Kaynak: https://www.ndr.de/nachrichten/niedersachsen/oldenburg_ostfriesland/krankenpfleger402_page-4.html


[Edited at 2018-10-31 10:01 GMT]


 
Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

UYARI: Dikkat Scam

Advanced search







SDL Trados Studio 2019 Freelance
The leading translation software used by over 250,000 translators.

SDL Trados Studio 2019 has evolved to bring translators a brand new experience. Designed with user experience at its core, Studio 2019 transforms how new users get up and running, helps experienced users make the most of the powerful features, ensures new

More info »
Anycount & Translation Office 3000
Translation Office 3000

Translation Office 3000 is an advanced accounting tool for freelance translators and small agencies. TO3000 easily and seamlessly integrates with the business life of professional freelance translators.

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums
  • Multiple search