Pages in topic:   [1 2 3 4] >
Çevirmen Bunalımı
Thread poster: DehaTranslation

DehaTranslation
Local time: 23:14
English to Turkish
+ ...
Jan 15, 2011

Cumhuriyet gazetesinden AHMET CEMAL'in yazısını sizlerle de paylaşmak istedim. Ancak Ahmet Cemal'in yazısındaki "içersinde" ifadesinin de sadece editörün gözünden kaçan bir hata olduğunu düşünüyorum

Kolaylıklar dilerim
Derya Levent



"

AHMET CEMAL

‘Çevirmen Bunalımı’ Üzerine Bir Deneme …

Burada gizli tutulan bir bunalımdan söz etmiyorum. Yayınevi yöneticileriyle ve editörlerle konuşulduğunda, gerçeği söylemekten çekinmiyorlar: Türk yayıncılığının ağır bir çevirmen sorunu var. Gelen çevirilerin çoğunu “okunabilir bir metne” dönüştürebilmek, işini ciddi tutan yayınevleri için neredeyse karabasandan farksız bir uğraş.

Geçen yıl, çeşitli yayınevlerinin yöneticilerine şunu sormuştum: “Sizce yayınevinize gelen çevirilerin temel sorunları yabancı dil bilmemekten mi, yoksa Türkçe bilmemekten mi kaynaklanıyor?” Bu sorumun kısa yanıtı, bir ağızdan gelmişti: “Türkçe bilmemekten?” Yani niteliksiz Türk çevirmenlerinin ortak nitelikleri, anadillerini bilmemeleriydi. Bu arada, yayıncılığımızın yıllardır en saygın adlarından olan, yıllardır okurlara nitelikli çeviriler sunabilmek için eşi Semih Sökmen ile birlikte düzeltmenliği ve editörlüğü yayınevi yöneticiliği ile neredeyse eşanlamlı kılmak zorunda kalan, Metis Yayınları’nın yöneticisi Müge Gürsoy Sökmen’in bir saptaması, özellikle düşündürücüydü: “Artık kendi dillerinde, yabancı dillerdekinin karşılıkları olabilecek kavram ve terimler üretemeyen çevirmenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor; o zaman gelen çevirilerdeki bu eksiği gidermek de, yapabildiğimiz ölçüde, bizlere düşüyor!”

Bir çevirmenin anadilinde kavram ve terim üretememesi, ne demektir ve “dil bilme” olgusu bağlamında neyin göstergesidir? Yanıt: Böyle bir eksiklik, o çevirmenin anadilinde düşünemediğinin en güçlü kanıtıdır. Burada konuya açıklık getirmek için, yıllar öncesinden bir alıntı yapmak istiyorum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’de okuduğum yıllarda, en değerli hocalarımdan rahmetli Prof. Dr. Bülent Davran, bir dersinde dil bilme konusunda şöyle demişti: “Bir dili bilmek, o dilde düşünebilmek demektir. Bunun için günlük konuşmaları yapabilmek veya okunan metinleri anlamak, yeterli ölçü sayılamaz. Yabancı dil söz konusu olduğunda, o dilde söylemek veya yazmak istediklerinizi önce Türkçe düşünüp sonra o dile çeviriyorsanız, o yabancı dili daha bilmiyorsunuz demektir. ‘Biliyorum’ diyebilmek için, söylemlerinizi düşünsel düzlemde doğrudan o dilde kurgulayabilmeniz gerekir. Bu yüzden, aslında hiçbir dil ‘orta derecede’ bilinmez; ya bilinir, ya bilinmez, o kadar …” (Bu alıntıyı, o zaman tuttuğum notlarımdan aktardım.)

Bu alıntıda ‘düşünebilmek’ sözcüğü ile anlatılmak istenen, bir kültür sorunudur. Herhangi bir dil bir kültür sorunu sayılmayıp, bilmek bağlamında yalnızca ‘o dildeki sözcüklerin karşılıklarını bulmak’ düzeyine indirgendiğinde, bilinmesi de artık olanaksızlaşır. Geriye yalnızca ‘bilindiği yanılsaması’ kalır.

Bu, çeviri yapmak ve çevrilecek metni ‘anlamak’ açısından belki de en önemli noktadır. Çünkü diyelim bir Almanca edebiyat metnini anadilime çevireceksem, önce o metni ‘anlamak’ zorundayımdır. Bunun temel koşulu ise o metni önce Almanca düşünerek anlayabilecek, çözümleyebilecek, yorumlayabilecek düzeyde Almanca bilmektir. Kısaca söylemek gerekirse, yabancı bir dildeki metni ancak o dilin kültüründen yola çıkarak, o kültür içersinde anlayabilirim. O metin üzerinde hemen Türkçe düşünerek işe koyulmam ise, anlama aşamasını atlayıp çeviriye girişmem demektir. Yani, olanaksızdır.

Bizimkisi gibi, yabancı dil bilenlerin sayısının görece olarak yükseldiği, ama nitelikli çevirmenlerin hızla azaldığı bir kültür ortamının çelişkisi, ancak böyle düşünüldüğü takdirde kavranabilir. Buna karşılık, anadilimiz olan Türkçe için bile, onu -Türk olduğumuza göre!- ‘zaten’ bildiğimiz gibi yıkıcı bir yanılsamadan yola çıktığımız bir kültürsüzlük ortamında yeterince nitelikli çevirmen yetişebileceğini beklemek, ütopyanın da ötesinde kalır!

"


Direct link Reply with quote
 

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 23:14
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
Makale ve Hata Jan 15, 2011

Öncelikle Ahmet Bey'e katılıyorum. Çok yerinde bir makale olmuş. Çevirmenler ne yazık ki bunun böyle olduğunu kabullenmekte zorlanıyorlar. Kendi dilini bile doğru düzgün kullanamayan bir çevirmenden nasıl kaliteli bir çeviri beklenebilir ki?

Diğer önemli konu da, yabancı dilde düşünebilme yetisi. Ben bu yetiyi üniversite eğitimine rağmen ancak 20 sene o ülkede yaşadıktan sonra edinebildim. Çünkü dil gerçek anlamda yaşanarak öğreniliyor, kitaplardan falan değil.

Ancak makaledeki "içersinde" ifadesini neden hata olarak gördüğünüzü anlamadım, "içerisinde" olması gerektiğini mi söylemek istiyorsunuz?


Direct link Reply with quote
 

Şadan Öz  Identity Verified
Turkey
Local time: 23:14
English to Turkish
Anadiline yabancılaşma meselesi Jan 15, 2011

Bülent Davran Hoca demiş ki:
“Bir dili bilmek, o dilde düşünebilmek demektir. Bunun için günlük konuşmaları yapabilmek veya okunan metinleri anlamak, yeterli ölçü sayılamaz. Yabancı dil söz konusu olduğunda, o dilde söylemek veya yazmak istediklerinizi önce Türkçe düşünüp sonra o dile çeviriyorsanız, o yabancı dili daha bilmiyorsunuz demektir. ‘Biliyorum’ diyebilmek için, söylemlerinizi düşünsel düzlemde doğrudan o dilde kurgulayabilmeniz gerekir. Bu yüzden, aslında hiçbir dil ‘orta derecede’ bilinmez; ya bilinir, ya bilinmez, o kadar …”

Ben "İngilizce bilmiyorum, yalnızca çeviriyorum" deyince veya "şu Amerikalı arkadaşa (misal) İngilizce bilen biri ayrıntısıyla anlatsın şu meseleyi" diye ricada bulunduğumda millet dalga geçtiğimi veya üşendiğimi sanıyor. Oysa durum ben ve benim gibi bir sürü insan için budur.
Ancak, aşağıdaki alıntıda verilen çelişkide çubuk öbür tarafa, yani Türkçe bilmemeye bükülmüş ki, Ahmet Cemal zaten yıkıcı yanılsama diyerek yeterli nitelemeyi yapmış:
Bizimkisi gibi, yabancı dil bilenlerin sayısının görece olarak yükseldiği, ama nitelikli çevirmenlerin hızla azaldığı bir kültür ortamının çelişkisi, ancak böyle düşünüldüğü takdirde kavranabilir. Buna karşılık, anadilimiz olan Türkçe için bile, onu -Türk olduğumuza göre!- ‘zaten’ bildiğimiz gibi yıkıcı bir yanılsamadan yola çıktığımız bir kültürsüzlük ortamında yeterince nitelikli çevirmen yetişebileceğini beklemek, ütopyanın da ötesinde kalır!


"Dilde sadeleşme" konusunda en son Wikipedia'daki Türkçe makalelerin nitelik sorununa vurgu yapmıştım. Bırakalım akademik ortamı ve kaynakları, popüler bir bilgi kaynağında, Einstein gibi bilim ve düşünce alanında popülerliği malum bir profilin bilgisini dahi kendi dilimizden değil de İngilizce, Almanca vb. dillerden alabiliyorsak, Ahmet Cemal'in bahsettiği kavram ve terim üretememe meselesi daha da "yıkıcı" olacaktır.

Çevirmen adayı genç, ister Türkiye'de eğitim alsın, ister yurtdışında, daha eğitimi sırasında anadiline yabancılaşarak bu açmaza giriyor kaçınılmaz bir şekilde.
Sanırım geçmişte de, bugün de kaçınılmaz bir misyonu var çevirmenin:
Türkçeci olmak.



[Değişiklik saati 2011-01-15 13:39 GMT]


Direct link Reply with quote
 
Ali Bayraktar  Identity Verified
Turkey
Member (2007)
English to Turkish
+ ...
Saçma bir yaklaşım. Jan 15, 2011

Yazı öyle bir yazılmış ki sanki o çevirmenler o yayınevlerine ellerinde kaleşnikofla gidip silah zoruyla çevirileri kendilerine verdirttiriyor, vermeyeni de vuruyorlar.

Talihsiz bir yazı.

Hele de böyle bir yazardan gelmiş ki talihsizliği 2 ile çarpılmış...

Benim kendisine cevabım kısa ve öz olacak.

Yayıncılık sektörü Türkiye'de denetimsiz ve (afedersiniz ama) dingonun ahırı gibi.
Bu ilk bakışta sanki ustaların eksikliğinden kaynaklanan bir durummuş gibi görünebilir ancak öyle değildir.

Yayıncılar işi amele pazarına çevirdiler.
Çevirmenlere komik rakamlar ödüyorlar.
Bu komik rakamlarla aldıkları çevirileri adam etmek için de maaşlı kadrolar barındırıyorlar.

Bu iş böyle yapılıyor çünkü sürümden bu şekilde kazanıyorlar.

Komik rakam önerdikleri çevirmene komik yüzde veriyorlar veya hiç vermiyorlar.

Çeviriyi bürolara dağıtıp anonimleştiriyorlar veya kendi kadrolarından birinin üzerine telif alıyorlar.

Kısacası bu yazıyı yazan kişi büyük bir terbiyesizlik yapmış ve ortalığı amele pazarına çeviren adamları bir de üstüne üstlük haklı göstermiş.

Bu yazıdan ders alması gereken biri varsa yazarın kendisidir...
Çevirmenlikten kopup hayvan pazarındaki celeplerin arasına karıştığının farkında değil...


Direct link Reply with quote
 
xxxsilifke63
Turkish to English
+ ...
"olgu" diye bi laf kastrırılmasa Jan 15, 2011

kimse bi şey anlamayacak.

olgunun ne olduğu bile başlı başına bir muamma. Lafa bak: "dil bilme" olgusu!... "dil bilme" bağlamında dese olmuyor.


Bir çevirmenin anadilinde kavram ve terim üretememesi, ne demektir ve “dil bilme” olgusu bağlamında neyin göstergesidir?


Direct link Reply with quote
 

Şadan Öz  Identity Verified
Turkey
Local time: 23:14
English to Turkish
Ahmet Cemal Jan 15, 2011

"Terbiyesiz" nitelemesi yapılan Ahmet Cemal'in cümlesi nedir?:
Gelen çevirilerin çoğunu “okunabilir bir metne” dönüştürebilmek, işini ciddi tutan yayınevleri için neredeyse karabasandan farksız bir uğraş.

: )
Ahmet Cemal'in sahibi olduğu yayınevi: Yok.
Pekiii,
Ahmet Cemal'in Çevirdiği Kitaplar?
- Açlık (Knut Hamsun)
- Dava (Franz Kafka)
- Dönüşüm (Franz Kafka)
- Babasız Evler (Heinrich Böll)
- Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru (Heinrich Böll)
- Bu Tufandan Sonra (Ingeborg Bachmann)
- Malina (Ingeborg Bachmann)
- Radyo Oyunları (Ingeborg Bachmann)
- Savaşa Karşı Yazmak (Ingeborg Bachmann)
- Toplu Şiirler (Ingeborg Bachmann)
- Gece Mi Tek Gerceğimiz? (Rainer Maria Rilke)
- Geceye Övgüler (Novalis)
- Bir Katedral İnşa Etmek (Anselm Kiefer, Enzo Cucchi, Jannis Kounellis, Joseph Beuys)
- Güneşten De Sıcak (Mario Simmel; Ahmet Arpad ile)
- İnsanın Taşrası (Elias Canetti)
- Körleşme (Elias Canetti)
- Saatin Gizli Yüreği (Elias Canetti)
- İşte Böyle Dedi Zerdüşt (Friedrich Nietzsche)
- Niteliksiz Adam I (Robert Musil)
- Parçalanmış Gerçeklik (Manés Sperber)
- Pasajlar (Walter Benjamin)
- Yaşamak Zamanı Ölmek Zamanı (Erich Maria Remarque)
- Yarının Tarihi (Stefan Zweig)
- Yarat Ey Sanatçı (Johann Wolfgang von Goethe)

Kötü söz sahibine aittir!
Başka sözüm yok sayın jüri üyeleri.


Direct link Reply with quote
 
Ali Bayraktar  Identity Verified
Turkey
Member (2007)
English to Turkish
+ ...
--- Jan 16, 2011

Kelimelerle uğraşan insanlarız hepimiz...
Neyin ne anlama geldiğini de anlayabiliriz...

Çeviri işinde olan bir adam böyle yazı yazmaz.


Gelen çevirilerin çoğunu “okunabilir bir metne” dönüştürebilmek, işini ciddi tutan yayınevleri için neredeyse karabasandan farksız bir uğraş.



İşportadan alınan elbiseleri 2-3 ay dayandırmak için adamın canı çıkıyor gibi bir cümle yukarıdaki.


Çevirmenleri seçen = yayın evleri.
Çevirmen vasfı olmayanlara o işleri veren = yayınevleri.
O işleri o haliyle kabul edenler = yayınevleri.

Yayınevi kendi seçiyor belasını.
Bu yazar gibi kişiler de yayınevinin hatasını çeviri sektörüne ve çevirmenlere yaftalıyor.


Sanırım bazıları kişilerin kartvizitinin kalabalıklığından sarhoş olmuş ve ne derseler sineye çekiyorlar. Hatta sineyi bırakın alkışlıyorlar bile.

Bu yazı fiyasko...
Ve terbiyesizlik...

Kendi meslektaşlarına yapılmış bir ihanet...

Hatta derecesini de şöyle anlatmaya çalışayım:

Ne yüzlerce kişiye parasını ödemeyen bir büro veya şirket; ne de yüzlerce işi beceriksizliği veya iş bilmezliği ile batıran çevirmen... bu yazıyla kıyaslandığında hepsi sütten çıkmış ak kaşık oluyor.
Çünkü ne çeviri şirketleri kötüdür, ne de çevirmenler; sadece içlerinde kötüleri çıkar. Bu mesaj kabak gibi ortada kalır herkes için.

Ama bu yazıda öyle bir şey yok. Bu yazı haklı/haksız, iyi/kötü ayrımı yapmadan herkesi yaftalıyor.
Bu yazı o yüzden büyük terbiyesizlik.


Doğru söylüyormuş...
Neyi doğru söylüyor yahu?
Yayıncıların sinsiliği ve para hırsı yüzünden sektöre vurduğu ve %100 kendi suçları olan bir durumu "MAKUL" göstermeye çalışan saçma ve terbiyesizce bir yazı işte.

Çeviri sektöründe zaten çevirmen ünvanı harici dil bilen herkesin çeviri yapabileceği rüzgarını taşıyanlar bürolar değil yayıncılardır.
3-5 lira komik rakam pompalamalarını yapanlar ve sektörü birbirine sokanlar da onlardır.


Eğer bu kişi "YAYINCILAR ÇEVİRMEN SEÇME KRİTERLERİNDE HATA MI YAPIYORLAR?" adlı bir yazı yazarak bunlardan bahsetseydi, alkışlardım ben de.
Ama sinsi bir yazı..

O kişinin bu sinsiliği bilinçli yaptığına inanmadığım için saçma ve terbiyesizlik olarak niteledim.
Eğer bilinçli olduğuna inansaydım ihaneti simgeleyen kelimelerin en ağırını seçmekte ve kullanmakta tereddüt etmezdim. Ve inanın bana haklı da olurdum.


Direct link Reply with quote
 

aydin kaya  Identity Verified
Local time: 23:14
English to Turkish
+ ...
amele pazarı Jan 16, 2011

M. Ali Bayraktar wrote:

Yayıncılar işi amele pazarına çevirdiler.
Çevirmenlere komik rakamlar ödüyorlar.
Bu komik rakamlarla aldıkları çevirileri adam etmek için de maaşlı kadrolar barındırıyorlar.



Prozköy ağır abileri çoğunlukla iç piyasayı unuttuklarından bu sözün ne anlama geldiğini kavramakta güçlük çekebilirler.

Büroculuk da yaptığımdan, yayınevleri ile olan ilişkilerimizin nasıl ilerlediğini az çok elimden geldiğince anlatmaya çalışayım.

Efendim yayınevi telefon açar;
- x yayınevinden arıyorum, 123 sayfa türkçeye çevrilecek bir kitabımız var. ...... cart curt.

Daha kitap çevirtecek yayınevinin bana çevirmen etiketi sorduğuna şahit olmuş değilim. ilk olarak fiyattan dalarlar mevzuya. İlk aramalarında kesinlikle amaç yoklama çekmektir.
Adamın istediği gibi fiyatı verelim; bakalım olaylar nasıl gelişecek.

+ Efendim sizler de bilirsiniz ki bu işlerde fiyat vermek sorun değil. Siz verdiğim fiyatı pahalı bulup başka araştırmalara da gireceksiniz. O yüzden öncelikle sizin için önemli olanın ne olduğunu bilmem gerek. 10 liraya da yapabiliriz 100 liraya da.

- Ucuz olsun bizim editörlerimiz var. (İnanamayacak kadar konuya yabancı olanlar, diğer arkadaşlardan sorabilirler.)

Peki der ve işi faturalarını ödemekte zorlanan bir tercümana havale edeceğinizi düşünerek bir fiyat verirsiniz. Çünkü o tercüman maalesef sömürülmeyi aç kalmaya tercih etmek zorunda. Benim bu işi aldığım takdirde söz konusu tercümana bu iş için verebileceğim para kesinlikle faturaları ve ev kirasına üç kuruştan fazla katkıda bulunamaz. Adam geçinebilmek için her gün çok fazla sayıda sayfa çevirmek zorunda. Ben bu adama hiçbir kabahat bulamam. Her allahın günü gece-gündüz, hafta içi-hafta sonu, bayram-seyran dinlemeden çalışmak zorunda bu adam. Yüksek fiyatlara çalışan tercümanların, büyük bir çoğunluğun kendileri kadar şanslı olmadığını, 30 bin karakter çevirmediği gün aç kalan meslektaşlarını akıllarının bir köşesinden çıkarmamaları gerek.

M. Ali Bey'in söylediği gibi özellikle İstanbul'da bu sektör kesinlikle amele pazarından farksız.

Ahmet Bey çok güzel Türkçe biliyor olabilir ancak çevirmenlerin yayınevleri tarafından ezildiğini görmüyor-bilmiyorsa ayıp, gizliyorsa çok daha büyük ayıp etmiştir.

Çevirmene adamakıllı bir ücret ödemeyi kabul ettiği takdirde kitap ücretlerinde afaki bir sıçrama da yaşanmak zorunda değil. Yayınevleri en kabadayı kitabı 2-3 liraya mal edip 20-30 liradan satıyor. Birine dayak atılması gerekiyorsa bu dayağı herkesten ziyade yayınevleri hak ediyor.


[Edited at 2011-01-16 11:40 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 23:14
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
Elinize, beyninize, yüreğinize sağlık Aydın Bey... Agree % 100 Jan 16, 2011

aydin kaya wrote:

M. Ali Bayraktar wrote:

Yayıncılar işi amele pazarına çevirdiler.
Çevirmenlere komik rakamlar ödüyorlar.
Bu komik rakamlarla aldıkları çevirileri adam etmek için de maaşlı kadrolar barındırıyorlar.



Prozköy ağır abileri çoğunlukla iç piyasayı unuttuklarından bu sözün ne anlama geldiğini kavramakta güçlük çekebilirler.

Büroculuk da yaptığımdan, yayınevleri ile olan ilişkilerimizin nasıl ilerlediğini az çok elimden geldiğince anlatmaya çalışayım.

Efendim yayınevi telefon açar;
- x yayınevinden arıyorum, 123 sayfa türkçeye çevrilecek bir kitabımız var. ...... cart curt.

Daha kitap çevirtecek yayınevinin bana çevirmen etiketi sorduğuna şahit olmuş değilim. direk fiyattan dalarlar mevzuya. İlk aramalarında kesinlikle amaç yoklama çekmektir.
Adamın istediği gibi fiyatı verelim; bakalım olaylar nasıl gelişecek.

+ Efendim sizler de bilirsiniz ki bu işlerde fiyat vermek sorun değil. Siz verdiğim fiyatı pahalı bulup başka araştırmalara da gireceksiniz. O yüzden öncelikle sizin için önemli olanın ne olduğunu bilmem gerek. 10 liraya da yapabiliriz 100 liraya da.

- Ucuz olsun bizim editörlerimiz var. (İnanamayacak kadar konuya yabancı olanlar, diğer arkadaşlardan sorabilirler.)

Peki der ve işi faturalarını ödemekte zorlanan bir tercümana havale edeceğinizi düşünerek bir fiyat verirsiniz. Çünkü o tercüman maalesef sömürülmeyi aç kalmaya tercih etmek zorunda. Benim bu işi aldığım takdirde söz konusu tercümana bu iş için verebileceğim para kesinlikle faturaları ve ev kirasına üç kuruştan fazla katkıda bulunamaz. Adam geçinebilmek için her gün çok fazla sayıda sayfa çevirmek zorunda. Ben bu adama hiçbir kabahat bulamam. Her allahın günü gece-gündüz, hafta içi-hafta sonu, bayram-seyran dinlemeden çalışmak zorunda bu adam. Yüksek fiyatlara çalışan tercümanların, büyük bir çoğunluğun kendileri kadar şanslı olmadığını, 30 bin karakter çevirmediği gün aç kalan meslektaşlarını akıllarının bir köşesinden çıkarmamaları gerek.

M. Ali Bey'in söylediği gibi özellikle İstanbul'da bu sektör kesinlikle amele pazarından farksız.

Ahmet Bey çok güzel Türkçe biliyor olabilir ancak çevirmenlerin yayınevleri tarafından ezildiğini görmüyor-bilmiyorsa ayıp, gizliyorsa çok daha büyük ayıp etmiştir.

Çevirmene adamakıllı bir ücret ödemeyi kabul ettiği takdirde kitap ücretlerinde afaki bir sıçrama da yaşanmak zorunda değil. Yayınevleri en kabadayı kitabı 2-3 liraya mal edip 20-30 liradan satıyor. Birine dayak atılması gerekiyorsa bu dayağı herkesten ziyade yayınevleri hak ediyor.


Elinize, beyninize, yüreğinize sağlık Aydın Bey... Agree % 100


Direct link Reply with quote
 

Şadan Öz  Identity Verified
Turkey
Local time: 23:14
English to Turkish
Tartışılan neydi, saldırılan ne? Jan 16, 2011

Aydın Kaya demiş ki:

Prozköy ağır abileri çoğunlukla iç piyasayı unuttuklarından bu sözün ne anlama geldiğini kavramakta güçlük çekebilirler.
...
Ahmet Bey çok güzel Türkçe biliyor olabilir ancak çevirmenlerin yayınevleri tarafından ezildiğini görmüyor-bilmiyorsa ayıp, gizliyorsa çok daha büyük ayıp etmiştir.

(Bakın İngiltere'den uçakla özel olarak getirttiğim viskimi yere döktüm sinirden!)

Ahmet Cemal bir "çevirmen" ve bu yazısında yayıncıları aklayıp kendisinin de dahil olduğu çevirmen tayfasına ihanet ettiği falan yok. İnsan iki dakika düşünür, Ahmet Cemal'in buna ihtiyacı var mı diye.
Önce Ahmet Cemal'in bu "haince" yaklaşımını ortaya koyan tek bir cümlesini alıntılayın, ben de "terbiyesizden de öte" diye onaylayacağım.
Yazının amacı kapsamında olmayan bir şeyi "türetip" bir meslektaşımıza hakaret noktasına vardırmak bize hiçbir şey kazandırmaz.

Bunu yazan o söz konusu X yayınevi sahibi olsa şu yazdıklarınızı anlar ve "kendini aklıyor" derim. Ama ne yazının amacı, ne de yazarın durumu böyle değil.

Her şeyden öte, bu adam, bilgisini becerisini paraya tahvil edebilecek şöhrete, yeterliliğe sahip bir entellektüel olduğu halde akademisyenliği seçmiş, piyasanın kirli ilişkilerine girmemiş biridir. Bunu anlamak için biraz Google'lamanız yeterli; Kafka'nın Dönüşüm'ünü okumaya gerek yok.

Herkes dönüp çuvaldızı kendine batırsın. Çevirmen de, yayıncı da, bürocular da...
Ahmet Cemal'in tartıştığı ne, sizin tartıştığınız ne?
Bu artık okuduğunu anlamamak da değil, bir metni kişiye durup dururken saldırı için mesnetsizce kullanmak.
Duyan da çevirmenlerin başlıca sorunu yayınevlerinin ahlaksızlığı sanacak.
Hele "bürocuların" ona buna sataşmaya destek vermesi için biraz yüzünün olması gerekir.
İnsaf!

[Değişiklik saati 2011-01-16 13:46 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 23:14
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
Lütven ama lütfen sakin olalım tüm Proz.com'lular (Tüm Proz mensupları Jan 16, 2011

Devam lütven, devam devam, sakin sakin sakince, sakincene...

Ben çok hoşlanmak bu tartışmadan bakalım nerelere varcağızz

Selamlar hepimize

[Edited at 2011-01-16 14:15 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Emin Arı  Identity Verified
Turkey
Local time: 23:14
Member
English to Turkish
+ ...
Kitap okumuyoruz Jan 16, 2011

Yayınevlerine biraz haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Normal bir kitabın 2000 veya 4000 adet sattığı, kişi başına okunan kitap sayısının yerlerde süründüğü bir ortamda onlar da ister istemez ekmek parasını çıkarmak için böyle ucuz yollara başvuruyorlar. İnsanların neden okumadıkları ayrı bir tartışma başlığı. Kitap çok pahalı olduğu için okumadıklarını iddia ediliyor. Külli yalan! Cep telefonuna milyarlarca dolar yatıran bir ülke nasıl olur da kitaba para bulamaz?

Bir çevirmen olarak güzel bir edebi kitap çevirmek yerine sıkıcı bir kullanım kılavuzunu çevirmeyi "mecburen" tercih ediyorum çünkü kullanım kılavuzu ekonomik açıdan daha avantajlı, ayrıca çevirisi de daha kolay. O halde neden uğraşayım?

Yayınevleri de farklı kategorilerde. İçlerinde merdiven altı çalışan da var, baştan sona profesyonel olanları da. Seç, beğen, al.

Sorun tek başına yayınevlerine veya "yetersiz" çevirmenlerin üstüne atılamayacak kadar girift.


Direct link Reply with quote
 

Şadan Öz  Identity Verified
Turkey
Local time: 23:14
English to Turkish
Bizzat yaptığınız şey Jan 16, 2011

silifke63 demiş ki:
Bir çevirmenin anadilinde kavram ve terim üretememesi ... ne demektir


Sizin bizzat "pager" için yıllar önce karşılık bulmanız terim üretmeye bir örnektir. Yıllar önce "çağrı cihazı" diye önermiştim demiştiniz. Sorunun yanıtı budur bence.

[Değişiklik saati 2011-01-16 14:17 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Şadan Öz  Identity Verified
Turkey
Local time: 23:14
English to Turkish
Nereye varılabilir ki? Jan 16, 2011

Adnan Özdemir demiş ki:
Ben çok hoşlanmak bu tartışmadan bakalım nerelere varcağızz


Nereye varılır ki bu kafayla? Adnan, senden de bekliyoruz %100 agree verdiğin görüşün kanıtını.
Nerede sinsilik, terbiyesizlik yapmıştır Ahmet Cemal?


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 23:14
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
@Şadan Jan 16, 2011

Benim agree birez Kudozsal oldu belki de ... Desi şu...

Türkiye piyasasını bilmiyorum. Bildiklerim; Almanya'dır, İspanyadır o kadar...

Ama editör ne demek bilirim, ucuzsal yayınevi ne demek onu da bilirim.

İlgili Dilmaç Beyi tanımam etmem, çeviri eserlerini okuma durumum olmadı. Vakit bulursam okurum..

Katıldığım ağreelediğim en önemli şeyse *yayınevlerinin ahı vahı, kalitesiz Türkçeden, dilmaçlardan bahsedip yakınmaları... Şöyle demiş örneğin; ^^^^Gelen çevirilerin çoğunu “okunabilir bir metne” dönüştürebilmek, işini ciddi tutan yayınevleri için neredeyse karabasandan farksız bir uğraş^^^^^Daha başka 2-3 cümlede de sanki arka çıkar gibi bi izlenim verdi bana ünlü Dilmaç bey. (Biz burada yayınevi adlarını şifrelerken, ad vermiş, yayınevi adı vermiş, gizli reklam gibi, gurusal yemek yazıları gibi yani. Beğenmedim.

Budur.


DehaTranslation wrote:

Cumhuriyet gazetesinden AHMET CEMAL'in yazısını sizlerle de paylaşmak istedim. Ancak Ahmet Cemal'in yazısındaki "içersinde" ifadesinin de sadece editörün gözünden kaçan bir hata olduğunu düşünüyorum

Kolaylıklar dilerim
Derya Levent



"

AHMET CEMAL

‘Çevirmen Bunalımı’ Üzerine Bir Deneme …

Burada gizli tutulan bir bunalımdan söz etmiyorum. Yayınevi yöneticileriyle ve editörlerle konuşulduğunda, gerçeği söylemekten çekinmiyorlar: Türk yayıncılığının ağır bir çevirmen sorunu var. Gelen çevirilerin çoğunu “okunabilir bir metne” dönüştürebilmek, işini ciddi tutan yayınevleri için neredeyse karabasandan farksız bir uğraş.

Geçen yıl, çeşitli yayınevlerinin yöneticilerine şunu sormuştum: “Sizce yayınevinize gelen çevirilerin temel sorunları yabancı dil bilmemekten mi, yoksa Türkçe bilmemekten mi kaynaklanıyor?” Bu sorumun kısa yanıtı, bir ağızdan gelmişti: “Türkçe bilmemekten?” Yani niteliksiz Türk çevirmenlerinin ortak nitelikleri, anadillerini bilmemeleriydi. Bu arada, yayıncılığımızın yıllardır en saygın adlarından olan, yıllardır okurlara nitelikli çeviriler sunabilmek için eşi Semih Sökmen ile birlikte düzeltmenliği ve editörlüğü yayınevi yöneticiliği ile neredeyse eşanlamlı kılmak zorunda kalan, Metis Yayınları’nın yöneticisi Müge Gürsoy Sökmen’in bir saptaması, özellikle düşündürücüydü: “Artık kendi dillerinde, yabancı dillerdekinin karşılıkları olabilecek kavram ve terimler üretemeyen çevirmenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor; o zaman gelen çevirilerdeki bu eksiği gidermek de, yapabildiğimiz ölçüde, bizlere düşüyor!”

Bir çevirmenin anadilinde kavram ve terim üretememesi, ne demektir ve “dil bilme” olgusu bağlamında neyin göstergesidir? Yanıt: Böyle bir eksiklik, o çevirmenin anadilinde düşünemediğinin en güçlü kanıtıdır. Burada konuya açıklık getirmek için, yıllar öncesinden bir alıntı yapmak istiyorum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’de okuduğum yıllarda, en değerli hocalarımdan rahmetli Prof. Dr. Bülent Davran, bir dersinde dil bilme konusunda şöyle demişti: “Bir dili bilmek, o dilde düşünebilmek demektir. Bunun için günlük konuşmaları yapabilmek veya okunan metinleri anlamak, yeterli ölçü sayılamaz. Yabancı dil söz konusu olduğunda, o dilde söylemek veya yazmak istediklerinizi önce Türkçe düşünüp sonra o dile çeviriyorsanız, o yabancı dili daha bilmiyorsunuz demektir. ‘Biliyorum’ diyebilmek için, söylemlerinizi düşünsel düzlemde doğrudan o dilde kurgulayabilmeniz gerekir. Bu yüzden, aslında hiçbir dil ‘orta derecede’ bilinmez; ya bilinir, ya bilinmez, o kadar …” (Bu alıntıyı, o zaman tuttuğum notlarımdan aktardım.)

Bu alıntıda ‘düşünebilmek’ sözcüğü ile anlatılmak istenen, bir kültür sorunudur. Herhangi bir dil bir kültür sorunu sayılmayıp, bilmek bağlamında yalnızca ‘o dildeki sözcüklerin karşılıklarını bulmak’ düzeyine indirgendiğinde, bilinmesi de artık olanaksızlaşır. Geriye yalnızca ‘bilindiği yanılsaması’ kalır.

Bu, çeviri yapmak ve çevrilecek metni ‘anlamak’ açısından belki de en önemli noktadır. Çünkü diyelim bir Almanca edebiyat metnini anadilime çevireceksem, önce o metni ‘anlamak’ zorundayımdır. Bunun temel koşulu ise o metni önce Almanca düşünerek anlayabilecek, çözümleyebilecek, yorumlayabilecek düzeyde Almanca bilmektir. Kısaca söylemek gerekirse, yabancı bir dildeki metni ancak o dilin kültüründen yola çıkarak, o kültür içersinde anlayabilirim. O metin üzerinde hemen Türkçe düşünerek işe koyulmam ise, anlama aşamasını atlayıp çeviriye girişmem demektir. Yani, olanaksızdır.

Bizimkisi gibi, yabancı dil bilenlerin sayısının görece olarak yükseldiği, ama nitelikli çevirmenlerin hızla azaldığı bir kültür ortamının çelişkisi, ancak böyle düşünüldüğü takdirde kavranabilir. Buna karşılık, anadilimiz olan Türkçe için bile, onu -Türk olduğumuza göre!- ‘zaten’ bildiğimiz gibi yıkıcı bir yanılsamadan yola çıktığımız bir kültürsüzlük ortamında yeterince nitelikli çevirmen yetişebileceğini beklemek, ütopyanın da ötesinde kalır!

"


[Edited at 2011-01-16 14:26 GMT]


Direct link Reply with quote
 
Pages in topic:   [1 2 3 4] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

Çevirmen Bunalımı

Advanced search







PerfectIt consistency checker
Faster Checking, Greater Accuracy

PerfectIt helps deliver error-free documents. It improves consistency, ensures quality and helps to enforce style guides. It’s a powerful tool for pro users, and comes with the assurance of a 30-day money back guarantee.

More info »
Protemos translation business management system
Create your account in minutes, and start working! 3-month trial for agencies, and free for freelancers!

The system lets you keep client/vendor database, with contacts and rates, manage projects and assign jobs to vendors, issue invoices, track payments, store and manage project files, generate business reports on turnover profit per client/manager etc.

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums
  • Multiple search