Türkçe'nin matematiği-İng.yle kıyas/İlginç (biraz uzun)
Thread poster: Halil Ibrahim Tutuncuoglu "Бёcäטsع Լîfe's cômplicåtعd eñøugh"

Halil Ibrahim Tutuncuoglu "Бёcäטsع Լîfe's cômplicåtعd eñøugh"
Turkey
Local time: 18:52
Turkish to English
+ ...
Jul 9, 2011

Türkçe'nin Matematiği...
Yazan: Ahmet Okar

Victor Hugo şiirlerini 40.000 kelime ile yazdı. Türkçe'yi en zengin kullananlardan Yaşar Kemal'in romanları 3.500 kelimeyi geçmez" görüşü çok yaygındır. Bu görüş haklıdır zira Türkçe'nin Fransızca’ya oranla daha az sözcük içerdiği doğrudur. İngilizce'ye, Almanca’ya, İspanyolca’ya oranla da daha az sözcük içeriyor olması gerekir. Ne var ki bu Türkçe'nin daha yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez! çünkü Türkçe az sözcük ile çok şey anlatabilen bir dildir! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye zararı dokunmaz ancak, gereği yoktur.

Başka bir dilden Türkçe'ye çeviri yapan herkes sözlüğü açtığında, aralarında minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün Türkçe karşılığında çoğu zaman aynı kelimeyi okur. Bu, ilk bakışta bir eksiklik gibi görünebilir, oysa öyle değildir. Çünkü yukarıda adı geçen diller kelimelerin statik olan anlamlarını öğrenmeye, Türkçe ise bu anlamları bulup çıkarmaya, yani dinamik anlamlandırmaya dayalıdır. Türkçe'de anlamları sözlükteki tanımlar değil, kelimelerin cümle içindeki konumları belirler. Tam bu noktada, Türkçe'nin, referans olmak üzere sadece gerektiği kadarı sözlüklere alınmış, sonsuz sayıda kelime içerdiği bile öne sürülebilir.

İngilizce-Türkçe sözlükte "sick", "ill" ve "patient"ın karşısında hep "hasta" yazar. Bu bağlamda ingilizce’nin üç kat daha fazla sözcük içerdiği söylenirse bu doğrudur. Ancak, aradaki farkların Türkçe'de vurgulanamadığı söylenmeye kalkılırsa bu yanlış olur: "doktor falanca beyin hastası olmak", "böbrek hastası olmak", "internet hastası olmak", "filanca şarkının hastası olmak" arasındaki farkı Türkçe konuşan herkes bir çırpıda anlar.

Bunun nasıl olabildiğini görmek zor değildir. Bir kalem alıp, alt alta:

3+5=
12+5=
38+5=
yazmak, sonra da bunları toplamak yeterlidir. Hepsinde aynı "+5" yazdığı halde!

Sonuçlar farklı çıkıyorsa, Türkçe'de de hepsinde aynı "hastası olmak" ifadesi geçtiği halde sonuçlar farklı olacaktır. Türkçe'nin az araç ile çok iş yapmasının sırrı matematikte yatar. 0'dan 9'a kadar 10 tane rakam, artı, eksi, çarpı, bölü dört işlem işareti ve bir ondalık ayracı virgül, yani topu topu 15 simge ile sonsuz sayıda işlem yapılabilir. Türkçe de benzer özellikler gösterir.

Türkçe matematiğe dayalı olmaktan da öte, neredeyse matematiğin kılık değiştirmiş halidir.

Türkçe'deki herhangi bir fiilin çekiminin ve kelimelerin nasıl çoğul yapılacağının öğrenilmiş olması, henüz varlığı bile bilinmeyen, 5 yıl sonra Türkçe'ye girecek fiillerin nasıl çekileceğinin ve 300 yıl önce unutulmuş kelimelerin çoğullarının ne olduğunun biliyor olması demektir. Bu tıpkı birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin nasıl çözüleceği öğrenildiğinde, sadece "x=6", "y=23" olan denklemlerin değil, aynı dereceden bütün denklemlerin nasıl çözüleceğinin öğrenilmiş olması gibidir.

Oysa sözgelimi ingilizce’de "go", "went" olurken "do", "did" olur. Çoğul ekleri için de durum aynıdır: "foot", "feet" olurken "boot", "beet" değil "boots" olur. Bunun tutarlı bir iç mantığı yoktur, tek çare böyle olduklarının bellenmesidir.

Türkçe'de ise, statik kelimeleri ezberlemek yerine dinamik kuralları öğrenmek gerekir. Türkçe'de neredeyse istisna bile yoktur. Olanlar da ses uyumu gereği "alma" olması gereken meyve isminin "elma" biçimine dönmesi gibi birkaç minör istisnadır. Kurallar ise neredeyse, bu dili icat edenlerin Türk olduğuna inanmayı zorlaştıracak kadar güçlü ve kesindir. Bu noktadan sonra, anlatılanları matematik olarak formüle etmek, aradaki ilişkiyi somutlaştırabilmek açısından yararlı olacaktır. Bunu yapmanın en kolay yolu ikili sayı sistemini kullanmak olduğu için de yalnızca 0 ve 1'leri kullanmak yeterlidir. İzleyen örneklerde [1=var] ve [0=yok] anlamında kullanılmışlardır.


Kelime kökü çoğul eki matematik ifade:

ev........ler.......evler

1.0.......0.1......1.1

Türkçe'deki bütün kelimelerin 2 bit olduğu varsayılabilir (ileride bit sayısı artacak). Tekil olan bütün kelimeler 1.0 (kelime kökü var; çoğul eki yok), çoğul olanlar ise 1.1'dir (kelime kökü var; çoğul eki var). Bu kural hiç değişmemek bir yana, öylesine güçlüdür ki Türkçe'de başka hiç bir dilde yapılamayacak bir şey yapılıp, olmayan bir kelimenin çoğulu dahi söylenebilir (0.1). Birisi karşısındakine sadece "ler" dediğinde, alacağı tepki: "anladık ler de, neler?" türünden bir cevap olacaktır. Bir şeylerin çoğulunun söylendiği bellidir de, neyin çoğulunun kastedildiği açık değildir.

Vurgulama / sıfat kökü zayıflatma matematik ifade

kırmızı
0.1.0
kıp kırmızı
1.1.0
kırmızı msı
0.1.1



kıp kırmızı msı



1.1.1





Türkçe'deki sıfatların anlamını kuvvetlendirmeye veya zayıflatmaya yarayan bu kural da hiç değişmez. Hatta istenirse bu kurala uyan ama hiçbir sözlükte bulunmayan, hem kuvvetlendirilmiş hem de zayıflatılmış garip sıfatlar bile türetilebilir. "Güneş doğmazdan az önce ufuk kıpkırmızımsı (kıp + kırmızı +msı; [1.1.1]) bir renk aldı" dendiğinde, herkes neyin kastedildiğini anlayacaktır. Çünkü ayaküstü türetilen bu sıfat, hiçbir sözlükte yer almaz ama, Türkçe konuşan herkesin çok iyi bildiği bu kurala uygundur.

Fiil çekimlerinde de işler farklı değildir. Burada zorunlu olarak kişi için 3, zaman için 2 bitlik gruplar kullanılacak. Çoklu bit grupları şunları ifade edecek:

011 = ben

010 = sen

000 = o

111 = biz


110 = siz

100 = onlar

00 = geniş zaman

11 = şimdiki zaman

10 = gelecek zaman

01 = geçmiş zaman


kök kişi matematik ifade

yeterlilik...................Oku (y)abil dim.........................= 1.1.0.01.0.0.011



olumsuz................... Oku (y)a ma z mış sın......................= 1.1.100.0.1.010



zaman.................. Gel me (y)ecek ti........................= 1.0.1.10.1.0.000



zaman...................Git me di k........................ = 1.0.1.01.0.0.111



hikaye...................Şaşır abil ecek ti niz .....................= 1.1.0.10.1.0.110



rivayet...................Bil (i)yor lar..................... = 1.0.0.11.0.0.100

kişi

tabloda zaman ile ilgili küme 3 bit yapılıp geçmiş zaman "di'li geçmiş" ve "miş'li geçmiş" olarak ikiye ayrılabilir, soru bileşkeni için ayrı bir bit eklenebilir, emir ve şart kipleri de işin içine katılabilir ancak, sonuç değişmezdi.

Cümleleri oluşturan öğelerin (özne, nesne, yüklem, vb...) Sıralaması da rasgele değildir. Türkçe cümleler bir tür "crescendo" (şiddeti giderek artan dizi) izlerler. Bütün vurgu en sonda yer alan yüklem (fiil) üzerindedir. Diğer öğelerin önemi, yükleme olan yakınlık/uzaklık konumları ile belirlenir. Yükleme yakınlaştıkça önem artar. Gene matematiksel olarak ele almak gerekirse, cümleyi oluşturan her bir öğenin toplam öğe sayısı kadar haneden oluşan bir matematik değere sahip olduğu varsayılabilir.

Matematik ile olan alışveriş yalnızca verilen örneklerle sınırlı değildir. Türkçe'nin ne tarafı ele alınsa bu ilişki ile yüz, yüze gelinir. Türkçe'nin bu özelliğini "insanlar kendilerine ulaşan mesajları nasıl anlarlar? Bunun kullanılan dil ile bir ilgisi var mıdır? Bir Fransız, bir İngiliz, bir Türk aynı mesajı kendi ana dillerinde alsalar, birbirleri ile aynı şekilde mi, yoksa farklı mı algılarlar? Eğer dilin algılamayla ilgisi varsa, işin içine bir dil karışmadığı yani sözgelimi bir pantomim gösterisi izlenir veya üzerinde hiç yazı olmayan bir afişe bakılırken, dil ile ilgili bu alışkanlıklar nasıl etki ederler?" türünden sorulara yanıt ararken fark ettim. Bu özellik konuya ilgi ve sabırla yaklaşıp bakmayı bilen herkesin görebileceği kadar açık. O nedenle, bu güne kadar kesinlikle başkaları tarafından da görülmüş olmalı. "Türkçe çok lastikli, nereye çeksen oraya gidiyor" diyenler de aslında, hayal meyal bu özelliği fark eder gibi olup, ne olduğunu tam adlandıramayanlardır. Türkçe teknik açıdan mükemmel bir dildir.

Bu mükemmelliğin nedeni matematik ile olan iç içeliktir. Keza, ne yazık ki Türkçe'nin, bu dili konuşanlara kurduğu tuzak da buradadır. Kentli-köylü, eğitimli-eğitimsiz, doğulu-batılı, vb. kültür çatışmaları dünyanın her yerinde vardır. Gene dünyanın her yerinde iyi, kötü işleyen bir "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon! " süreci bu çatışmayı kendi içinde bir takım sentezlere götürür. Türkiye bu açıdan dünya genelinin biraz dışındadır. Bizde "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci ya hiç çalışmaz, ya da akıl almaz bir yavaşlıkta çalışır. Sorun, başka sebeplerin yanı sıra kullandığımız dilden de kaynaklanmaktadır. Düşünme, kendi kendine sözsüz konuşma olarak kabul edilirse (bence öyledir), anadilin kişilerin düşünce yapısı üzerinde etkili olduğunu da kabul etmek gerekir; insanlar kendi anadillerinde düşünürler. Türklerin büyük paradoksu işte buradadır. Teknik açıdan mükemmel bir dil olan Türkçe, kendi dışımızdaki dünyayı kendimizce değiştirmeden, olduğu gibi algılamaktaki en büyük engelimizi oluşturmaktadır.


Örneğin, Türkiye dışına yabancı işçi olarak giden ilk nesil gerek bulundukları ülkenin dilini öğrenme, gerekse oradaki yaşam biçimine ayak uydurma konusunda muhteşem bir direniş gösterdiler. Bu direnişin boyutları o denli büyük oldu ki, başka hiç bir diasporada gözlenmeyen gelişmeler yaşandı. Türk diasporası, gettolaşıp kendi kültürünü gene kendi içine kapanık bir çevrede yaşayacak yerde, kendi kültür kurumlarını o ülkeye ithal etti. Asimile olmaya en dirençli kültürlerden biri kabul edilen İspanyollar, gittikleri yere sadece gazetelerini ve bazen de radyolarını taşımakla yetinirken; Türklerin bunlara ek olarak (hem de birden çok) televizyon kanalları ve hatta kendi fast-food'ları (lahmacun, döner, vb.) oldu.

Türkçe'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum kuşkusuz tüm iletişim alanları için geçerlidir. Yunus Emre’nin okuması, yazması olmayan göçebe Türkmen boyları arasında 700 yıl boyunca bir nesilden diğerine büyük bir sadakatle, sözlü kültür ürünü olarak aktarılmasının ardında Türkçe’nin sezgiselliğini sonuna kadar kullanmadaki becerisi vardır. Tanzimat aydınları ve Cumhuriyet aydınlarının bir türlü geniş kitlelere seslerini duyuramamalarının nedeni de gene aynı denklemin içinde aranmalıdır. Fransız gibi, Alman gibi düşünmeyi öğrenenler, meramlarını anlatırken bunu yeni öğrendikleri düşünce sistematiği içinde yapmaya kalkışmış ve Türk gibi anlatmayı becerememiş olduklarından başarısız kalmışlardır.

Mesajlar sadece algılanabildikleri kadar etkili olurlar. Mesajları üretenlerin kendi konularına ne kadar hakim oldukları mesajın bütünlüğü açısından önemlidir ama, hitap edilen kişilerin kendilerine yönelen mesajları nasıl algıladıkları her şeyden daha önemlidir.


Direct link Reply with quote
 

Şadan Öz  Identity Verified
Turkey
Local time: 18:52
English to Turkish
Yazının biraz uzunca ama küçük eleştirisi Jul 10, 2011

Sayın Ahmet Okar epey emek harcamış, kendi içinde bir ölçüde tutarlılığı da olan bir yazı kaleme almış. Ancak bu yazının ciddi sorunlar içerdiğini düşünüyorum. Eskiden daha haşindim; "bu kadar güzel kurgulanmış ve bu kadar boş bir yazı okumadım" derdim. Şimdi demiyorum. Temelden yanlış da olsa, özel bir dezenformasyon olmadığı için emeğe saygıyı hak eden bir tarafı var.

Önce yazının temelini oluşturan düşünceye bakalım:
Özetle söylersek, "Türkçe Batı dillerine göre yetersizdir." savına karşı, Ahmet Okar'ın Hayır, aksine, Türkçe saf bir matematiksel yapı üzerinde yükselen, zenginliğini bu matematiksel mükemmellikten alan bir dildir ve üstündür. savıyla karşı karşıyayız.

Bunun için de, yine hayranlık verici bir kurguyla, sözdizimini matematiksel sembollerle görselleştirmiş.

Ama açıkçası ben ne söz konusu savın ("Türkçe eski Yeşilçam filmleri kalitesindedir", "bizden niye bir yönetmen, bir klasik çıkmıyor?" fikrinin, daha doğrusu hissinin) önemine katılıyorum, ne de Ahmet Okar'ın karşı savının bilimselliğine.

Bana kalırsa bu yazının esas temeli, Batı kültürü karşısında Türkçe'nin savunusuna kafadaki yapay bir gündemle girişmektir, ki bu bence artık iliklerimize işlemiş bir ezikliğin işaretinden başka pek bir anlam taşımıyor.
Burada "Bir dilin matematiksel mükemmellikte olduğu iddia edilebilir mi?" diye felsefi bir analize gerek ve olanak olmadan, yazı hakkında sorunlu bulduğum noktalardan birkaçına vurgu yapmak istiyorum. Zaman değerli, gerisi artık okuyan ilgili meslektaşlarımıza kalmış.

İlk eleştirim, yazının giriş kısmındaki kıyaslama kısmına olacak:
...Almanca’ya, İspanyolca’ya oranla da daha az sözcük içeriyor olması gerekir. Ne var ki bu Türkçe'nin daha yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez! çünkü Türkçe az sözcük ile çok şey anlatabilen bir dildir! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye zararı dokunmaz ancak, gereği yoktur.

Yapılan kıyaslamaların hiçbiri Türkçe'nin yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez tabii! Ciddi bir şekilde iddia eden var mı bilemiyorum. (Karşımıza yeldeğirmenleri konmuş sanki. Dulcinea aşkına girişmek üzereyiz!)

Bir dilin yeterli veya yetersiz oluşunu ancak bağlamsal ve göreli bir şey olarak alabiliriz. Murat Belge olayı eşsiz bir şekilde tanımlar ve bir Eskimo örneği verir:
Şu halde, «yoksul» dil veya «ilkel» dil diye bir şey olamaz. Her dil, hiç değilse potansiyel olarak, en karmaşık ilişkileri anlatmaya yeter. Tabii bu arada, «ilkel» diye bilinen bir dilde bir anda anlatılan son derece ince nüansları, «gelişmiş» diye bilinen dillerde ancak uzun cümlelerle anlatabildiğimizi de ekleyebiliriz.
Diller bu anlamda «eşit»tir, ama kültürler eşit değildir. Bunu «ileri» ya da «ilkel», «aşağı» ya da «yukarı» gibi değer yargıları verme anlamında söylemiyorum. Eskimo kültürünün otomobili yaratmamış olması benim açımdan Eskimoların ilkelliğini veya «aşağı»lığını göstermiyor. Gelgelelim, şu dünyamızda, kültürlerin kendi içsel değerleri ne olursa olsun, otomobili yaratmış bir uygarlıkla yaratmamış olanı karşı karşıya geldiğinde, ikisi arasında önemli bir dengesizlik başgösteriyor ve bu denge sonunda fiziksel bakımdan daha güçlü olanın lehine değişiyor (ya da öyle görünüyor).

Bu mudur? Budur. Dil "insana aittir" ve her an yanımızda, geçmişimizde ve geleceğimizde taşıdığımız bir "zenginlik" olarak, insani durumlara bire bir bağlıdır.

Daha da uçlaştırarak şöyle örnekleyeyim: "Osmanlıca çok matematiksel bir dildi." demekle, "Osmanlı İmparatorluğu çok matematiksel imparatorluktu" demek arasında pek bir fark yok.

Bu arada, farkında olmadan uzatmışım da uzatmışım. Birkaç sorunlu kısmı yine alıntılar eşliğinde vurgulayıp, uzun yazı okutma eziyetime bir son vermek istiyorum.

Sözcük ve sözcük öbeklerinin anlamının, cümle bağlamında çeşitlenmesini Türkçe'nin bir özgünlüğü olarak görmek (göstermek) bence bir hata. Ahmet Okar demiş ki:
"doktor falanca beyin hastası olmak", "böbrek hastası olmak"... arasındaki farkı Türkçe konuşan herkes bir çırpıda anlar.
3+5=
12+5=
yazmak, sonra da bunları toplamak yeterlidir. Hepsinde aynı "+5" yazdığı halde!

Sonuçlar farklı çıkıyorsa, Türkçe'de de hepsinde aynı "hastası olmak" ifadesi geçtiği halde sonuçlar farklı olacaktır. Türkçe'nin az araç ile çok iş yapmasının sırrı matematikte yatar.


Örnek veriyorum, hem de 5 çıkarıp 3 toplamadan:
Kidney patient = Böbrek hastası
Dr. Mehmet's patient = Doktor Mehmet'in hastası... ???
(Alçak İngilizler, bir şeyimizi de taklit etmeyin, bize bırakın!)

Taklit etmeyip ne yapacaklar, bakın Ahmet Okar, Türkçe'nin aksine, İngilizce'nin kuralsızlığını bir çırpıda nasıl özetliyor:
Oysa sözgelimi ingilizce’de "go", "went" olurken "do", "did" olur. Çoğul ekleri için de durum aynıdır: "foot", "feet" olurken "boot", "beet" değil "boots" olur. Bunun tutarlı bir iç mantığı yoktur, tek çare böyle olduklarının bellenmesidir.

Sayın yazara birinin "başka dillerde de kurallar var ve bunlar yeni türetilen kavramlar, fiiller vb. için de yürürlüktedir" şeklinde bir açıklama yapması lazım.
Kısacası, "bilmek" lazım.

Şu matematiksel sembollerle görselleştirme meselesinde 1'lere, 0'lara kafayı takınca, dil örneği "mantıksal" olarak kabul edilemez bile olabiliyor; en azından gözden kaçıyor:
kırmızı
0.1.0
kıp kırmızı
1.1.0
kırmızı msı
0.1.1
kıp kırmızı msı
1.1.1

Ahmet Okar Kıpkırmızımsı deyince herkesin anlayacağını iddia ediyor ama herkes değil, hiç kimse anlamaz, çünkü kırmızımsı bir şey kıpkırmızı olmaz.
Ama bu örnek Türkçe'yi mantıksız da kılmıyor tabii. Türkçe'yi rakamların emrine vererek bir kurgu yaratma çabasındaki sorunları gözler önüne seriyor sadece. Dalgınlık diyelim.

Son olarak, yine Türkçe'nin ve Türklerin özgünlüğü olarak gösterilmeye çalışılan bir şeyi daha vurgulayarak, en nihayet noktalıyorum:
Türkçe'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum kuşkusuz tüm iletişim alanları için geçerlidir. Yunus Emre’nin okuması, yazması olmayan göçebe Türkmen boyları arasında 700 yıl boyunca bir nesilden diğerine büyük bir sadakatle, sözlü kültür ürünü olarak aktarılmasının ardında Türkçe’nin sezgiselliğini sonuna kadar kullanmadaki becerisi vardır.

Türkçe dışındaki dillerin de kuralları olduğu gerçeği gibi, diğer ulusların eski çağlardaki edebiyat ve mitolojilerinin sözlü anlatımla kuşaktan kuşağa aktarıldığı gerçeğinin, örneğin Homeros'un eserlerinin, diğer dünya halklarının mitolojilerinin de daktilo icat edilmeden önce yayıldığının yazara anlatılması lazım.

Son söz:
Türkçe'yi ele alırken, Türkçe'yi dünya kültüründe bir yere konumlandırma ihtiyacı hissederken, "aslında çok zengin dilimiz var", "çok matematiksel dil" kalıplarıyla süregelen kahvehane bilgeliğinin ötesine geçmek lazım.
Evet, bilmek lazım.


[Değişiklik saati 2011-07-10 14:57 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Halil Ibrahim Tutuncuoglu "Бёcäטsع Լîfe's cômplicåtعd eñøugh"
Turkey
Local time: 18:52
Turkish to English
+ ...
TOPIC STARTER
İlginçtir Jul 10, 2011

Londra'da saat 16.00'dan sonra ara sokağa girdiğinizde yolunuzu kesen uyuşturucu bağımlılıları ve ABD'de yılda 32.000 kişinin intiharı, 17.000 Amerikalının katillerce öldürülmesini göz önüne getirince bunları düzeltmek yerine (enerjiyi çeneye harcamak yerine) bir kavram için 3 kelime kullanmaları yetmiyormuş gibi hoşluk olsun (belki de biraz Avrupa özentisinden) diye bir de Fransızca karşılığını kullanmaları oldum olası tuhafıma gitmiştir. Da Vinci şifresinde parlak kelimesi için Dan Brown 9 farklı kelime kullanınca saçımı başımı yolduğumu hatırlıyorum.

Tabii bir de "Vay o çevirmen Petek Demir'in haline " dediğimi.

[Edited at 2011-07-10 05:43 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Şadan Öz  Identity Verified
Turkey
Local time: 18:52
English to Turkish
Şu da ilginçtir Jul 10, 2011

2002'de namus vb. nedenlerle işlenen kadın cinayeti sayısı 66 iken, bu sayı 2009'da 953'e ulaşmış. Hiç kuşkum yok, istatistiklerde Batı'yı yakalar, sollarız ama dilde de paralel bir gelişme, yani "enerjiyi çeneye harcama" olur mu bilemiyorum.

Direct link Reply with quote
 
Silifke
Local time: 18:52
Konuşma, çeviri, dilbilim, kritik. Jul 10, 2011

Dilin matematiği olmaz diye söze başlamak lazım. Nasıl matematiğin "dili" olmadığı gibi; neyi olduğunu da"," jargonu falan gibi diğer dilin skorborduna yazılacak türden tanımlamalarla ayrı bir tartışma ortamının forumu mertebesine yükseltmekten kaçınmak gerektiği kanaatimi kendi düşüncem olarak arz etmek isterim.
İmdi, bazı meslektaşlarımız yukarıdaki cümleyi alıp yerden yere vurmak için inceden okuyacaklar, kesin! Ancak, matematiksel olarak baktığımda sanatsal açıdan kendi içinde bir matematik taşıdığını; harikulade gibi, Türkçe'nin gereksiz uzunluktaki kelimeleriyle ifade edilemese de İngilizce wow türünden kısa ifadelerle de ifade edilemeyeceğini dikkate almalarını salık veririm.
Mesele -ki burada naçizane, bir dilbilimci olarak ağırlık koymak zorundayım- matematik değil de dillerin yapısı (strakçır diil ise hiçbir dilin diğerinden matematiksel veya fiziksel bir farkının olmadığını, belki lastiksel bir takım değişimlerin olabileceğini hatırlatma cüretini göstermemi de maruz görmeniz dileğiyle hayırlı haftalar dilerim.
IMHO (hadi yarenler saalıcakle galın dimek herhal)


Direct link Reply with quote
 

Halil Ibrahim Tutuncuoglu "Бёcäטsع Լîfe's cômplicåtعd eñøugh"
Turkey
Local time: 18:52
Turkish to English
+ ...
TOPIC STARTER
700 sene önce olmuş Jul 10, 2011

Sadan Oz wrote:
dilde de paralel bir gelişme, yani "enerjiyi çeneye harcama" olur mu bilemiyorum.


Dilimizin yeterince gelişmiş olduğu Mevlana'nın İngilizce basılmış eserlerinin son 20 yılda Şekspir'den daha fazla satılmakta olmasından, Demi Moore, Martin Sheen, Debra Winger, Goldie Hawn ve Rosa Parks gibi Holywood gurularının şiirlerini okumalarından beli değil mi?

Adamların enerjilerini hedonistçe harcamaları bugün Sabah'ın verdiği New York Times ekindeki bir yazıda açıkça itiraf edilmiş. Uzun yıllardır silah yatırımı yapmayan ve ABD'yi Libya savaşına zorlayan Fransa ve İtalya'nın savaşın ilk günlerinden itibaren bomba ve diğer malzeme ihtiyaçları için ABD'ye yüzlerini dönmelerinden dolayı NATO'nun masraflarının %75'ini üstlenen ABD'nin bu paktı lağvetmesi yönünde ABD seçmenlerince oy verilebileceğinin an meselesi olduğu yazılmakta ve " İslami terörü destekleyen S. Arb'a petrol var diye İran'a büyük, Pakistan' nük. bomb var diye saldırmadık. Bu savaşı da kaybettiğimizi erken mi geç mi az mı ya da çok mu zarara uğrayarak kabul edelim? Bence erken ve az kaybederek kabul edelim" denilmekte.

Konudan biraz uzaklaşacağım belki ama Davutoğlu Kıbrıs'ın 2012 'de birleşerek AB başkanı olması ve Türkiye'yi AB'ye sokması yönünde uğraşıyor. Son procem ise Mehterana biraz daha eleman alırsak bu şartlar altında 3 günde tekrar Viyana kapılarında olacağımız yönünde ya da fazla uğraşmadan önden sadece Mehteranı yollayıp bizi AB'ye alması mesajı da yollanabilir.


[Edited at 2011-07-10 18:48 GMT]

[Edited at 2011-07-10 18:59 GMT]

[Edited at 2011-07-10 19:06 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Şadan Öz  Identity Verified
Turkey
Local time: 18:52
English to Turkish
: ) Jul 10, 2011

İbrahim Bey demiş ki:
Dilimizin yeterince gelişmiş olduğu Mevlana'nın İngilizce basılmış eserlerinin son 20 yılda Şekspir'den daha fazla satılmakta olmasından, Demi Moore, Martin Sheen, Debra Winger, Goldie Hawn ve Rosa Parks gibi Holywood gurularının şiirlerini okumalarından beli değil mi?

Kapitalist pazarlama becerilerinin sonuçları ve Hollywood ünlülerinin tüketim alışkanlıkları ne kadar ölçüt olur bilemem ama, işte tam da "dilin yeterli olup olmaması bağlama göre değişir, insanlık durumunu bire bir yansıtır" derken bunu ifade etmeye çalıştım.
Belirli bir dili konuşan bir halk, tarihin belirli bir zamanında uygarlığın lokomotifi haline gelir ve o dil ortamın kralı-kraliçesi olur. Devrin elitleri, entellektüelleri ve öğrencileri gecelerini gündüzlerine katıp iki kelime kapmaya çalışır.
Söz konusu dil bazen de susar, boyun eğer, hatta ölür.
Dillerin kendisinde sorun yok; sahiplerinde var. Kimin beyninde, ağzında taşınıyorsa, kaderi odur.


[Değişiklik saati 2011-07-11 00:41 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Halil Ibrahim Tutuncuoglu "Бёcäטsع Լîfe's cômplicåtعd eñøugh"
Turkey
Local time: 18:52
Turkish to English
+ ...
TOPIC STARTER
Bilgi için Jul 11, 2011

Sadan Oz wrote:

İbrahim Bey demiş ki:
Dilimizin yeterince gelişmiş olduğu Mevlana'nın İngilizce basılmış eserlerinin son 20 yılda Şekspir'den daha fazla satılmakta olmasından, Demi Moore, Martin Sheen, Debra Winger, Goldie Hawn ve Rosa Parks gibi Holywood gurularının şiirlerini okumalarından beli değil mi?

Kapitalist pazarlama becerilerinin sonuçları ve Hollywood ünlülerinin tüketim alışkanlıkları ne kadar ölçüt olur bilemem


[Değişiklik saati 2011-07-11 00:41 GMT]


Mevlana şiirlerini çeviren ve son zamanlarda başta ABD olmak üzere Batı'da meşhur eden Prof.Coleman Barks (http://www.colemanbarks.com/) bu çevirileri önce rüyasında sonra kendisini gördüğü kendisine ait çok az bir bilgi bulunan, 1900 yıllarında Sri Lanka’nın ormanlarında hacılar tarafından inziva hayatı yaşarken bulunan, tamamıyle ümmi olmasına rağmen, bir Hindliyle Tanrı hakkında hinduizm’in detaylı sözcükleriyle , bir yahudi ya da katolik ile katoliklik ve yahudiliğin detaylı terimleriyle , bir müslümânâ da İslâm’i terimler ile konuşabilen, 1971 yılında Amerikaya çağrılıp , giden ilmini ve deneyimini "Bensiz" bir şekilde bütün irk ve dinlerden insanlar ile paylaşan (http://www.muhammedinur.com/Bawa_Muhyiddin-AD52.html) Bowa Muhaiyddeen'in (http://www.bmf.org/m/index.html) tavsiyesi üzerine çevirdiğini söylemekte.

Madonna, Demii Moore Goldie Hawn vs ünlülere şiirleri okutup albüm hazırlatan ise Mevlana hayranı ünülerin doktoru ünlü Hint asıllı ABD'li doktor Deepak Chopra.

Şimdilik herkese sağlıklı neşeli ve bol kazançlı haftalar.


Direct link Reply with quote
 
halilbilgin
Local time: 18:52
YANLIŞ BİLGİ Apr 3, 2013


Dilimizin yeterince gelişmiş olduğu Mevlana'nın İngilizce basılmış eserlerinin son 20 yılda Şekspir'den daha fazla satılmakta olmasından, Demi Moore, Martin Sheen, Debra Winger, Goldie Hawn ve Rosa Parks gibi Holywood gurularının şiirlerini okumalarından beli değil mi?

Mevlana'nın Mesnevi adlı ünlü eseri Türkçe değil Farsça dilinde yazılmışttır.
Edit :
Ayrıca Mevlana'nın şiirlerinin toplandığı DİVAN-I KEBİR adlı eseri de Farsça dilinde yazılmıştır..

[Edited at 2013-04-03 18:51 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Nizamettin Yigit  Identity Verified
Turkey
Local time: 18:52
Dutch to Turkish
+ ...
Ne budur ne olmaz Jun 8, 2013

Reddiye dizerek zaman harcamak mümkün. Ancak bu savı reddedip bunu da ispat etsek, Türkçe için kara gün geldi mi diyeceğiz, hayır.

Bu tür bir sav ile izah edememiş olsaydık, o zaman da vay halimize. Şu dilimizin haline bak mı demeliydik, ona da hayır.

Dilimiz güzel. Dilimiz iyi. Ama ben yeni nesillerin kullandığı kelime sayısı nerelerde bunu daha çok önemsiyorum. Yaşar Kemal'in kitabına rahmet okutacak düzeyde olduğunu düşünüyorum.

Hoş eski devirlerde de böyleydi. Bir söyleyen, yazan grubu bir de dinleyen grubu var.
Bugün söyleyen, yazan grubunun bu fiilleri ifa ederken kullandıkları Türkçe kelime sayısı azalıyor.


Ancak ben söz arasından başka bir şey dikkatimi çekti.
Matematiğin "dili".

Ben mateamtikçi değilim. Hatta matematik benden kaçar ben de mateamatikten.

Böyle olduğu halde,
"Did you say mathematics
ISBN: 0828528780
Yakov Kurgin

hasbelkader kütüphane çıkışında gördüğüm, demirbaştan düştükleri için aldığım, okuduğum bir matematik kitabı. Bir süredir göremiyorum kitaplıkta. Sanırım birisi götürdü ve geri getirmedi.

Matematiğin dilini bilen bir adam tarafından yazılmış bir kitap. Sıradan birine topolojiyi hikaye etmeyi bilmiş.

Ayrıca
http://www.cs.berkeley.edu/~fateman/papers/speakmath.pdf
bağlantısındaki makalede de bir dilden bahsediyor.

Hülasa ben bu konularda keskin sınırlar çizmemekten yanayım.

Sağlıcakla kalınız,

Nizam Yigit



[Edited at 2013-06-08 20:35 GMT]


Direct link Reply with quote
 


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

Türkçe'nin matematiği-İng.yle kıyas/İlginç (biraz uzun)

Advanced search







WordFinder
The words you want Anywhere, Anytime

WordFinder is the market's fastest and easiest way of finding the right word, term, translation or synonym in one or more dictionaries. In our assortment you can choose among more than 120 dictionaries in 15 languages from leading publishers.

More info »
CafeTran Espresso
You've never met a CAT tool this clever!

Translate faster & easier, using a sophisticated CAT tool built by a translator / developer. Accept jobs from clients who use SDL Trados, MemoQ, Wordfast & major CAT tools. Download and start using CafeTran Espresso -- for free

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums
  • Multiple search