Pages in topic:   [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11] >
Off topic: Osmanlıca - Türkçe kaynaklar, Cumhuriyet boyunca Türkçenin serüveni, Günümüz Türkçesi...
Thread poster: Adnan Özdemir

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
Jul 7, 2013

Konu çok geniş olduğu için ayrı bir başlık açıyorum.

Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Gazetelerden... Jul 7, 2013

Cumhuriyetimizin ilk yıllarından bazı gazete kupürleri:

Kemal Gözler'in web sitesinden:
http://www.kemalgozler.com/yeniciftlik-gazete-haberleri.htm

Diğer kupürler:

http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=182414

http://devrimarabasi.com/gazete_kupurleri.html


Yine eskilerden...

http://www.baktabul.net/ataturk-kosesi/148097-eski-gazetelerde-ataturk-resimleri-fotograflari-ataturk-haberleri.html


Daha yenilerden:
http://forum.donanimhaber.com/m_68219634/tm.htm


Kapsamlı bir kaynak -> ATO'DAN UNUTULAN MANŞETLER:
http://www.atonet.org.tr/yeni/index.php?p=1112

Yıllara Göre
1919-1919 (1)
1919-1919 (2)
1919-1937
1937-1942
1943-1945
1946-1950
1950-1955
1955-1960
1960-1961
1961-1964
1964-1966
1966-1971
1971-1973
1973-1975
1975-1978
1978-1980
1980-1982
1982-1984
1984-1988
1989-1993
1993-1997
1997-1999
1999-2002
2003-2006
2006-2007

http://www.atonet.org.tr/yeni/index.php?p=1112

[Değişiklik saati 2013-07-07 16:00 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Kapsamlı bir Osmanlıca - Türkçe Sözlük Jul 7, 2013

Sözlük: http://www.osmanlicaturkce.com/

Güzel bir çalışmaya benziyor...
---
"Terceme" ne demek arattım:
http://www.osmanlicaturkce.com/?k=Terceme&t=@

-------------------------
Osmanlıca Transkripsiyon alfabesi hakkında:
http://www.isa-sari.com/osmanli-turkcesi-osmanlica-transkripsiyon-alfabesi/

[Değişiklik saati 2013-07-07 16:02 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Alıntı yazı - ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ Jul 7, 2013

--Alıntı yazı--
___________________________
TÜRK DİL İNKILÂBI, Tanzimatla başlayan, Balkan Harbi sonunda milliyetçilik ülküsü içerisinde biçimlenen ve özellikle Cumhuriyet döneminde, Atatürk'ün önderliğinde bir inkılâp niteliğini kazanan bir dil hareketi. Bu hareket dilimizden yabancı söz ve kuralların atılarak Türkçenin çağdaş bir bilim ve kültür dili durumuna gelmesi için, dilin bilimsel yöntemlerle işlenerek gelişmesini amaçlıyordu.

Osmanlı devletinin yükselme döneminde bilime ve ede­biyata büyük önem verildi. O dönemde Araplar, bilim ala­nında ileri idiler. Bu bakımdan bilim alanında baş vurula­cak kaynakların çoğu Arapça idi. X - XIII. yüzyıllar arasın­da İran'da güçlü şairler ortaya çıkmıştı ve Farsça üstün bir edebiyat dili haline gelmişti. Edebiyat alanında da İran şairleri örnek alındı.

Bu durum, medreselerde Arapça ve Farsçanın öğretil­mesi sonucunu doğurdu. Türk şairleri, güçlerini ortaya koy­mak için Türkçe şiirler yanında Arapça ve Farsça şiirler de yazmaya başladılar, hatta bu dillerle divanlar veren şairler bile çıktı.

İslâm dininin etkisiyle daha XI. yüzyıldan başlayarak Türkçeye Arapça ve Farsça kelimeler girmeye başlamıştı. Yükselme döneminde ise Arapça, Farsça ve Türkçenin ka­rışımı olan bir aydınlar dili meydana geldi. Osmanlıca adı verilen bu dilde yabancı kelimeler için herhangi bir sınır­lama söz konusu değildi. Yüzyıllar boyunca medreselerde Arap ve Fars grameri okutulurken Türk grameri bir yana bırakıldı. Türk aydını Arapça kurallarla Arapça köklerden yeni kelimeler üretebiliyordu. Ancak, Türkçenin kuralları­nı bilmediği için, ana diline yönelemiyordu.

Tanzimat dönemiyle roman, tiyatro gibi türlerin Türk edebiyatına girmesi ve gazetenin Türk hayatında yer alması, yazarları geniş halk yığınlarına seslenen bir dil aramaya yöneltti. Bu arayış XX. yüzyılın başlarında sade Türkçe akımını doğurdu. Mehmet Emin (Yurdakul), Ömer Seyfeddin gibi yazarlar, Arapça ve Farsça kurallardan arın­mış, okuma yazma bilmeyen her Türkün anlayabileceği bir dil arama çabasını sürdürürler. Ancak, bu çabalarda başa­rılı olabilmek için Türkçenin bilimsel olarak araştırılması, işlenmesi gerekiyordu.

Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşıp Cumhuriyet kurulun­ca, önce 1928'de Latin harfleri kabul edildi. 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu) kurularak Türk­çenin, bilim ve tekniğin bütün gereklerini karşılayacak bir dil durumuna gelmesi için çalışmalar başladı.

Atatürk'ün şu sözleri, bu yoldaki çalışmaların anlamını ve kapsamını açıklayacak niteliktedir :

"Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtar­malıdır."

Atatürk'ün bu direktifi ile Türkçecilik hareketi millî bir nitelik kazandı. Devlet dairelerinde, okullarda, basında bir Türkçecilik seferberliği başladı. Çalışmalar, başlıca şu alanlarda yapılıyordu:

1. Anadolu ağızlarının söz varlığı derlenerek yabancı sözlere karşılık aranması;

2. Öteki Türk lehçelerinin söz varlığı incelenerek Türk­çeye yeni sözler aktarılması;

3. X. yüzyıldan bugüne kadar yazılmış eserlerin ta­ranarak unutulan Türkçe kelimelerin yeniden canlandırıl­ması;

4. Türkçenin söz yapım yolları tespit edilenerek Türkçe köklerden yeni sözler türetilmesi.

1936'da Üçüncü Türk Dili Kurultayında ortaya atılan Güneş - Dil Teorisi ise yabancı kökenli olan birçok kelimenin aslında Türkçe olduğu ve Türkçeden bu dillere geçtiği temeline dayanıyordu. Genel, imge, simge, terim, komutan gibi karşılıklar bu dönemin bir hâtırası olarak kalmıştır.

T. D. İ. ile ilgili çalışmalar sonunda Türkçe karşılık­ları bulunan birçok yabancı kelime ayıklanmıştır. Sene ye­rine yıl, lisan yerine dil, mah, kamer yerine ay, leyi, seb yerine gece, şems yerine güneş gibi. İkinci önemli sonuç ise Türkçe kök ve kelimelerden türetilen yıllık, korunak, izlemek, yürütme, yönetim gibi kelimelerin dile kazandırıl­masıdır. Bunlardan başka, binlerce yabancı terime karşılık Türkçe terimler üretilerek bunların okul kitaplarına ve öğ­retime geçmesi sağlanmıştır.

Dil inkılâbına karşı birçok eleştiri yöneltilmiştir. Dün­yada hiçbir saf dil olmadığı, her dilde yabancı kelimeler bulunduğu, Türkçeleştirme çabalarının dilimizdeki binlerce yabancı kelimeyi atarken yerine yeni karşılıklarını koyamadığı, bu yüzden de Türkçeyi yoksullaştırdığı, türetilen bir­çok kelimenin yapı bakımından yanlış olduğu, işlek olma­yan eklerin kullanılmasının uygun olmadığı, Anadolu ağız­larından ve başka lehçelerden kelime almanın doğru olma­dığı, bu çabaların Türk dünyasını birbirinden ayırdığı ileri sürülmüştür.

Ancak, bütün bu eleştiriler daha iyi, daha uygun Türk­çe karşılıklar bulunması yolundaki yapıcı, uyarıcı eleştiri­ler dışında, ana dili bilinciyle hareket eden yazarları du-raksatmamıştır.

Okullarda Arap ve Fars grameri yerine Türk grameri okutulması yeniden Osmanlıcaya dönülme yollarını bütü­nüyle tıkamıştır. Gerçi T. D. İ. yıllarında öne sürülen ke­limelerin bir bölümü daha şimdiden kullanılmaz olmuştur. Bir bölümü de ancak belirli alanlarda kullanılmaktadır. Birçok yabancı kelime yine dilimizde kalacaktır. Ancak, Türkçenin gelişmesi, güçlü bir bilim, edebiyat, teknik ve felsefe dili durumuna gelmesi yolundaki çalışmaların sür­dürülmesi gerekir.

T. D. İ. üzerinde yapılan çeşitli tartışmalara yabancı Türkologlar da birtakım gözlemlerle katılmışlardır. Ignâc Kû-nos, A török nyelvûjitûs ["Magyar Nyehö:" LIX, 1930] ve A török nyelv megüjhodâsa [Emlekkönyv Balassa Jözsefnek adlı eserde, 1934] adlı yazılarında bu akım üzerinde dur­muştur. Friedrich Giese Die Reinigung und Erneuerung der türkischen Sprache ["Forschungen und Fortschritte" X, 1934] ve Neııe Aııffassung alter sprachwissenschalftliche Begriffe ["Forschungen und Fortschritte" X, 1934] adlı yazılarında dil inkılâbını tartışmıştır. Ettore Rossi La ri-forma linguistica in Turchia ["Oriente Moderno" XV, 1935], Un decennio di riforma linguistica in Turchia ["Ori­ente Moderno" XXII, 1942] ve Venticinque anni di rivo-luzione deli' alfabeto e venti di riforma linguistica in Tur­chia ["Oriente Moderno" XXXIII, 1953] gibi yazılarında Türk dil reformuna değinmiştir. Jean Deny La reforme ac-tuelle de la langue turque ["En Terre d'Islam" 1935] adlı yazısında dil reformu üzerine bilgi vermiştir. Koıırad Nielsen de Die türkische Sprachreform ["Norsk Tidsskrift for

Sprogvidenskop" VIII, 1936] adlı bir yazı yazmıştır. Sir Denison Ross'un Restoring a Language [The New Turkey adlı eserde, 1938] yazısından sonra D. E. Webster'in Re-turkification : History and Language Reform [The Turkey of Atatürk adlı eserinde, 1939] yazısı çıkmıştır. H. W. Dıı-da (Gesundung der türkischen Sprachreform. "Der İslam'' XXVI, 1942) birtakım eleştiriler ileri sürdüğü gibi, H. C. Hony (The New Turkish. "Journal of the Royal Asiatic Society" 1947) de dil çalışmalarım birçok yönden eleştir­miştir. Uriel Heyd (Language Reform in Modern Turkey, 1954) dil reformunu toplu olarak gözden geçirmiştir (bk. Agâh Sırrı Levend, Türk dilinde gelişme ve sadeleşme ev­releri, I. bas. Ankara 1949, III. bas, Ankara 1972).

Türk Ansiklopedisi, M.E.B. Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, 32.C., Ankara 1983

--------
Alıntının kaynağı: http://turkoloji.cu.edu.tr/ANSIKLOPEDI/dil_inkilabi.php

[Değişiklik saati 2013-07-07 19:18 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Alıntı yazı - Türkçecilik Çalışmaları Açısından BUGÜNKÜ TÜRKİYE TÜRKÇESİ Jul 7, 2013

Meraklısına ilginç bir yazı. Devamı için: http://w3.balikesir.edu.tr/~iacar/btt.htm
_________________________________________________________________________________________

--Alıntı yazı--

Türkçecilik Çalışmaları Açısından BUGÜNKÜ TÜRKİYE TÜRKÇESİ
+
Dilimize Yönelen Tehditler -> Günümüz Türkçesinde Yozlaşma ve Yabancılaşma
+
Türkçenin Bugünkü durumu -> TÜRKÇENİN GÜNÜMÜZDEKİ GÖRÜNÜŞÜ -> Türkçenin Dünya Dilleri İçindeki Yeri
__________________________________________________________________________________________

Cumhuriyet’ten Önce


“Günümüzün Türkiye Türkçesi” veya “Bugünkü Türkiye Türkçesi” 20. yüzyıl başlarından (özellikle, Genç Kalemler dergisinin Yeni Lisan hareketinden) itibaren sadeleşip gelişen ve Türkiye Cumhuriyeti'nin “resmî dili”[1] olan Türk yazı dilidir. Batı Türkçesi'nin[2] bugün de devam eden üçüncü devresidir.



1. Eski Anadolu Türkçesi ( 11-15 yy)

2. Osmanlı Devri Türkçesi (15-20 yy)

3. Günümüzün Türkiye Türkçesi (20. yy vd.)



Bugünkü Türkiye Türkçesi'nin Osmanlı Devri Türkçesi'nden ayrılan başlıca özelliği, Arapça-Farsça ve Batı kökenli (Fransızca-İngilizce) kelime ve diğer dil unsurları bakımından gösterdiği farklı durumdur. Osmanlı Devri Türkçesi ile Bugünkü Türkiye Türkçesi arasında dilbilgisi (gramer) farklılığı yoktur. Farklılık, yabancı unsurlar veya dilin dış yapısı açısındandır. Bugünkü Türkiye Türkçesi, Osmanlıca devresinden farklı olarak, Arapça ve Farsça kelimelerden büyük oranda, dil bilgisi şekillerinden (çeşitli ekler ve tamlamalardan) ise tamamen arınmış; fakat Fransızca ve İngilizce başta olmak üzere Batı dillerinden kelime ve dil bilgisi şekilleri almış bir dildir. Bu sebeple, Bugünkü Türkiye Türkçesi, Arapça ve Farsça unsurlardan temizlenirken Batı dillerinin taarruzuna uğramıştır, demek yanlış olmaz.

İçinde Eski Anadolu Türkçesi'nden daha çok yabancı kelime bulunan Bugünkü Türkiye Türkçesi'nin bir özelliği de Batı dillerinden bilhassa Fransızca ve son yıllarda da İngilizce'den kelimeler ve ifade şekilleri almış olması ve almaya da devam etmesidir. Batı dillerinden şuursuz ve sınırsız bir şekilde alınıp kullanılan kelime ve ifade şekilleri, dilimizin yapı ve işleyişini bozup yozlaştıran ve yabancılaşmaya yol açan tehdit ve tehlike halini almıştır. Günümüz Türkiye Türkçesinin önemli bir sıkıntısı, Batı dillerinin taarruzudur.

İkinci Meşrutiyet (1908) devrinden başlayarak Arapça-Farsça unsurlar bakımından oldukça sadeleşip gelişen ve kelime bakımından zenginleşen Günümüz Türkiye Türkçesi’nin 20. yüzyılda en dikkati çeken yönü, söz diziminin yabancı şekillerden temizlenmesi yani Türk cümle yapısının aydınlığa kavuşması olmuştur. Fakat, Arapça ve Farsça ağırlıklı yabancı kelime ve dil bilgisi unsurlarından temizlenen Günümüz Türkiye Türkçesi, 1940’lı yıllardan özellikle de 1980’li yıllardan itibaren gittikçe artan bir oranla başta İngilizce olmak üzere Batı dillerinin kelime ve dil bilgisi şekillerinin tesiri altına girmektedir. Bu durum da dilimizin bozulup yozlaşmasına ve yabancılaşmasına yol açmaktadır.

Bugünkü Türkiye Türkçesi, İkinci Meşrutiyet'ten sonra Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık vb. fikir hareketleri içinde siyasî ve tarihî şartların da tesiri ile hızla gelişen Türkçülük (milliyetçilik) hareketinin ürünü sayılır. Daha XIX. yüzyıl içinde şekillenmeye başlayan Türkçülük hareketi, 1908'den sonra Türk Derneği (1909) ve Türk Ocağı (1912) gibi kuruluşlarla Türk tarihi ve Türk dili hakkında esaslı çalışmalar yapılmasını sağlamıştır. Nitekim Genç Kalemler dergisi etrafında toplanarak, "Yeni Lisan" hareketini başlatanlar da devrin Türkçülük hareketini yürüten sanat ve fikir adamlarıdır. Türkçe'nin sadeleşmesi konusunda en kalıcı atılımı, “Yeni Lisancılar” başarmıştır. 1911'de Selânik'te Genç Kalemler dergisi etrafında toplanan Yeni Lisancılar ilk defa “Millî Edebiyat” kavramını da ortaya atmışlardır.

Ömer Seyfettin, Ali Cânip, Ziya Gökalp, Âkil Koyuncu'nun öncülüğündeki Genç Kalemler ve Yeni Lisan hareketi, “Millî bir edebiyat millî bir dille yaratılabilir." görüşünü ortaya atıp, Türkçe'nin sadeleşmesi için başlıca şu ilkeleri kabul ve ilân etmişlerdir[3]:

.
.
.

Yazının devamı için: http://w3.balikesir.edu.tr/~iacar/btt.htm
=================================================================================

[Değişiklik saati 2013-07-07 22:20 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
KAŞGARLI MAHMUD ve DIVANU LUGATI'T TÜRK Jul 10, 2013

Prof. Dr. Saim Sakaoğlu -> KÂŞGARLI MAHMÛD VE DÎVÂN’I ÜZERİNE
http://www.turuz.info/Kesli%20toplusu-meqale%20mecmuesi/0002-(23)Divan%20uzre-saim%20sakaoghlu(4).pdf
---

Prof. Dr. Zeynep Korkmaz -> KAŞGARLI MAHMUD ve DIVANU LUGATI'T TURK
http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20DILI/korkmaz_08.pdf
---

Hasan Bey Hadi -> DİVAN-Ü LUĞAT-İT TÜRK”DEN DERLENMİŞ ETİMOLOJİK SÖZLÜK
http://www.turuz.com/userfiles/Divan-u-Lugat-it-Turk-incelemeleri.pdf

---


[Değişiklik saati 2013-07-10 11:53 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Sözcük türetme hakkında... Jul 14, 2013

--Alıntı yazı--

Yazan: Mustafa Şenel


Türkçenin şekil yapısını kelime ve ekler oluşturur. Dil, söz varlığını genel olarak kök+ek,
gövde+ek, kelime + kelime birleşmeleriyle genişletir. Türkiye Türkçesinde son dönemlerde
türetilen kelimelerde yeni yöntemler görmekteyiz. Bu yöntem, yeni oluşturulan kelimelerin ilk
hecelerinin alınıp, iki heceli yeni kelimeler türetilmesiyle oluşmaktadır. Kanka (kan kardeşi),
Akbil (akıllı bilet), Kapkaç (kaptı kaçtı)… Türkiye Türkçesinde “kes-kopyala-yapıştır”
yöntemiyle türetilen kelimeler üzerinde durulacak çalışmada, bu yöntemle türetilen kelimelerin
özellikleri ve Türkiye Türkçesi içerisindeki yeri tartışılacaktır.
.
.
.

Bir dilin kelime hazinesi nasıl millî sayılıyorsa o dilde kelime yapımı da millî
üretim sayılır. Zamanın getirdiği yeni fikirler ve buluşlar, dinler, dilde yeni kavramları
karşılamayı zorunlu kılmıştır. Doğal olarak her millî dil bu işi kendi yapısından
kelimeler türeterek başarmak eğilimindedir. Buna ‘kelime yaratmak’ (néologisme)
denir. Ancak, küçük ölçüde de olsa uluslararası kelime alışverişi bir yana, verici
kültürün üstünlüğü ve ulusal bilinç eksikliğiyle bir dilde yabancı kelime istilası, hele
hele modası baş gösterirse ana dilden kelime yapım unsurları körelir. O zaman dil,
özellikle yazı dili sınırsız ödünçleme devresine girer ve bir karma dil (langue mixte)
olmaya doğru gider. Yabancı kelimelerin dili istilasını önlemek, onu ana dilimizden
doğru ve güzel yeni kelimelerle zenginleştirmek hareketine temizcilik (purisme)
denir. Bu arada yazı dilinde bırakılmış millî kelimelere yer vermek, eskiyi almak
(archaïsme) da gerekli olabilir.

.
.
.
Kelime türetmede kök ve gövdede aranılacak en önemli özellik bunların canlı
olmasıdır. Kelime türetmek mevcut kök ve gövdelerden yeni gövde yapmak demek
olduğuna göre gövdenin birinci malzemesi mevcut kök ve gövdelerdir. Yeni gövde
mevcut bu kök ve gövdeler üzerine kurulur. Yeni kelime gövdesinin manası her şeyden
önce bağlı bulunduğu kök veya gövdeye dayanır.

.
.
.

Yazının tamamı için: http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20DILI/mustafa_senel_kes_kopyala_yeni_kelime.pdf

[Değişiklik saati 2013-07-14 05:32 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Uydurmacılık Suçlaması " Jul 15, 2013

--Alıntı yazı--

Yazan: Gökhan Çağlayan

Uydurmacılık Suçlaması
-----------------------------

Uydurmacılık, öz-Türkçecilerin en çok karşılaştıkları suçlamadır. Bundan ötürü, bu yazı, bir “savunum” özeti sayılır. Demek burada bilimdışı uydurmacılık suçlamasını, kimi bilimsel kanıtlarla çürütmeye çalışacağım. İşe koyulayım:

Bilindiği üzere Türk Dil Devrimi sırasında, sonrasında özleştirme çalışmaları, yapılırken; şu yöntemlere başvurulmuş; şimdi bile başvuruluyor, başvurulmalı: 1. Sözcük türetme (varolan köklerden, eklerden yararlanarak örnekseme yoluyla yeni sözcükler oluşturma;1 örneğin “sağlam” sözcüğü, örneksenerek yaratılmış “toplam” sözcüğü gibi). 2. Anadolu ağızlarının sözvarlığından yararlanma (ilboy dilinden sözcükler derleyip onları, genel dile sokma; örneğin Arapça mükâfat yerine önerilip tutundurulmuş “ödül” sözcüğü gibi). 3. Diriltmece (Türkçenin eski çağlarında kullanılmış olup çağdaş Türkey Türkçesinde ölü bulunan sözcükleri, diriltme; örneğin Ar. cevap yerine kullanılan “yanıt” sözcüğü gibi). 4. Başka Türk dillerinden, diyeleklerinden sözcükler alma; örneğin Kazan Türkçesinden (Tatarcadan) alınıp Ar. rey yerine konmuş bulunan “oy” sözcüğü gibi.

Şimdi, bütün bu yöntemlerde uydurmacılıkla suçlanabilecek bir öğe, yok. Peki, uydurmacılık suçlaması, neden kaynaklanmakta? Hele düşüneyim: Karşıdevrimciler – demek Dil Devrimi karşıtçıları – yukarıda belirtilmiş özleştirme yöntemlerinden en çok sözcük türetmeyi, yermişlerdir. Öyleyse, sözcük türetme üstünde biraz durmalı: Demin anlattığım gibi sözcük türetmede, varolan – az ya da çok işlek – ekler, işletilerek yeni sözcükler, türetilir. Ayrıca, iki ya da daha çok sözlükbirimden yeni bir sözcük, ortaya getirmek, olanaklıdır. Gerçekte bu yöntem, Türkçenin başlangıcından beri uygulanmakta. Demek Dil Devrimine gelesiye Türkçenin sözvarlığındaki öz Türkçe sözcüklerin çoğu, şu ya da bu biçimde türetilmişti. (Örneğin “başlık” ile “beşibiryerde” sözcükleri gibi.). Kolayca anlaşıldığı üzere dilin “doğal” bir yönelimi olan türetmeciliği, uydurmacılık olarak adlandırmak, uygun değildir. Bundan ötürü, öz-Türkçeciliği, uydurmacılık2 saymak, yakışık almaz.

Karşıdevrimcilerin – öteden beri − birtakım “takınaklar”ı, vardır. -sal/-sel ekiyse, bunlardan biri. Söz konusu ek, Dil Devriminden önce yalnızca “kumsal” ile “uysal” örneklerinde yaşıyorken; Dil Devrimiyle bu eke çok geniş bir kullanım alanı, açılmış; demek işlerlik, kazandırılmıştır. Öyleyse, karşıdevrimci topluluğun işlek-olmayan eklerin işletilmesine karşı çıktığı, söylenebilir. Ancak, niçin?.. Öyle ya, öz Türkçe eklerin işletilmesinde ne sakınca, bulunuyor? Dahası, bütün türetilmiş sözcükleri, uydurma diye niteleyivermek, yanlış kaçmaz mı? Oysa, dilin özleştirilmesine hepten karşı olununca; bu yöneltideki tüm çabaları, etkinlikleri, uydurmacılık olarak damgalamak, kaçınılmazdır.

Kimileyin karşıdevrimci sayılamayacak kişilerce birtakım yeni sözcüklerin gerçekten uydurma olduğu, ileri sürülür. Örneğin “simge” sözcüğü gibi. Ne ki, bu sözcüğün bile Anadolu’da (Adana ağzında) “im” anlamına gelen bir kökü, vardır: sim. Demek burada dahi uydurmalık, söz konusu değil. Kaldı ki, bu tür sözcükler, azraktır. Koskoca Dil Devrimi, sayılı sözcük yüzünden karalanamaz.

Türk özleştirmeciliğinde3 uydurmacılık olarak görülebilecek bir edime bugüne değin düşgelinmemiş midir? Benim usuma – bu konuyla ilgili olarak – salt bir örnek, geldi: Dilbilimcilerimizden Özcan Başkan, Dilde Yaratıcılık-adlı yapıtının özdeş-adlı yazısında Belçikalı özdekbilimci Van Helmont’un eski Yunanca-kökenli “kaos” sözcüğünü, biraz değiştirerek “gaz” sözcüğünü, hiç yoktan yarattığını; bugün İngilizcede bu uydurma kökten türemiş 30 denli çok terimin kullanıldığını, söylemiş. Başkan’a göre Türkçede bunculayın ekler, dahası kökler, yaratarak yeni sözcükler, elde etmek, olanaklı. Örneğin -bef, -biy, -büç gibi yeni ekler, oluşturulabilir. Üstelik “yök” kökü, yaratılarak – yökçü, yökteş, yökkeç, yöklenti, yöklence, yökelge, yökümtırak, yökümsü, yökülesi, yökgiller, yöküştay gibi – bir dizi sözcük, üretilebilir. Böylece “Türkçenin gizilgüç olarak saklı duran sözcük yaratma düzeneği, devinime geçirilerek” dilimizin daha çok varsıllaşması, sağlanacaktır. Kuşkusuz, yazarın bu önerisi, aradan geçmiş nice yıla karşın yaşama geçiril(ebil)miş değil. Demek – şimdilik – kimsenin ek ile/ya da kök yarattığı, yok.4 Eşdeyişle özleştirmecilikte gene yukarıda anılmış dört yöntem, uygulanıyor. Doğrusu, ek ile/ya da kök yaratma, en son başvurulması, gereken umardır. Daha öbür yöntemler, büsbütün tüketilmedi anlayacağınız. Bir dilbilimcinin uygulama alanına konmamış önerisinden dolayı özleştirmeciliği, uydurmacılıkla özdeşleştirmeyse, “sağlıklı” bir yaklaşım olmasa gerek.

İşin ilginç yanı, öz-Türkçecileri, uydurmacılıkla suçlayagelen karşıdevrimcilerin kendileri, uydurmacılığın en iyi örneklerini, sergilemişlerdir. Örneğin – şimdi bile öz-Türkçecilere kara çalmak üzere gündeme getirilen − kimi sözcükler, karşıdevrimcilerce basbayağı uydurulmuştur. (Yazdırgaç [sözümona “kalem” anlamında] ile yazgaç [sözümona “defter” karşılığında] gibi. Örnekler, çoğaltılabilir.). Doğallıkla hiçbir özleştirmen, böyle sözcükleri, önermemiştir. Ancak, karşıdevrimcilerin yaymacalarında bu tür sözde karşılıklar, sık sık kullanılıyor. Birtakım bilgisiz, bilinçsiz kimselerin söz konusu yaymacaya aldanmasıysa, düşündürücü, üzücü.

Uzun sözün kısası, öz-Türkçecilere yönelik uydurmacalık suçlaması, dayanaksızdır. Bununla birlikte, o, Dil Devriminin başlangıcından beri gündemde. Nitekim bu suçlamaya uğramamış bir özleştirmen, yoktur. Oysa, bugün karşıdevrimciler, Dil Devriminin uydurma (!?) ürünlerini, bolca kullanmaktan kendilerini, alıkoyamıyorlar. Demek Dil Devrimi, bu denli “başarılı” olmuştur. Kuşkusuz özleştirmecilik gütmeyi, sürdürmek gerek. Buysa, uydurmacılık gibi boş suçlamalara kulak asmayıp doğru bilinen yolda ilerlemekle olanaklı. Şunu, hep anımsamalı: Suçlamak, kolay; anlamak, güçtür. Yapıcı olmaksa, hepten çetin. Ne diyeyim!: Karşıdevrimciler dahi – bir gün – “dil gerçeği”ni, kavrarlar umarım. Bu arada biz öz-Türkçeciler, kendi çığırımızda yürüyegidelim. Gerçek aydınlık, bunu, gerektirir de ondan…

__________________________________

1) Sözcük türetme, bileştirme yoluyla da olanaklıdır. Örneğin “bilgisayar” sözcüğünde olduğu gibi.

2) Karşıdevrimciler, “uydurmak” eyleminin “imge gücünden yararlanarak gerçekdışı bir nen, söylemek” anlamından yararlanageliyor; daha doğrusu, bu anlamı, kötüye kullanagidiyorlar. Böylece öz-Türkçeciler – sözümona – birer yalancı oluyorlar!

3) Gene karşıdevrimciler ile onların ekmeklerine yağ sürenler, özleştirmecilik yerine Osmanlıca “tasfiyecilik” sözcüğünü, kullanırlar. Buradaysa “tasfiye” sözcüğünün “kaldırma, kapatma, yok etme” gibi olumsuz anlamlarından çağrışımsal olarak yararlanma, söz konusu: Sanki özleştirmenler, Türkçeyi, kaldırmaya ya da yok etmeye çalışaduruyorlar!

4) Gerçekte bir dildeki bütün kök sözcüklerin uydurma olduğu, söylenebilir. Örneğin öz Türkçe “taş” sözcüğünün kökeni olarak “dış” sözcüğü, gösterilmektedir. Peki, dış sözcüğünün kökeni, nedir? Ya da özdeş nesneye İngilizcede niçin “stone” denmiştir? (Stone sözcüğünün kökeni olaraksa eski İngilizce “stãn” sözcüğü, gösterilir. Peki, stãn sözcüğünün kökeni, nedir?). Besbelli dilbilimdeki “gösterenlerin nedensizliği ilkesi”ni, onamak gerekiyor. Yoksa, işin içinden çıkılası değil.

Kaynak: http://turkcesivarken.com/uydurmacilik-suclamasi/

[Değişiklik saati 2013-07-15 06:06 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Osmanlıca nedir?" Jul 15, 2013

--Alıntı yazı--

Yazan: Gökhan Çağlayan

Osmanlıca Nedir?
----------------------

Aşağı yukarı bütün alanlara olduğu gibi dil alanına “kavram kargaşası” egemen. Yazık ki öyle! Örneğin Osmanlıca söz konusu olduğunda söylenenler, bu kargaşanın göstergesidir. Öyleyse, gene açıklaştırmaya gereksinim, var: Osmanlıca nedir; ne değildir? Öğrenmek isteyene, işte, gösterişsiz bir deneme:

Sözlükler ile bilgilikler arasında – bencileyin – bir gezintiye çıkarsanız; Osmanlıcanın tanımında kimi eksiklerin, yanlışların bulunduğunu göreceksiniz: İlkin Osmanlıca yerine Osmanlı Türkçesi, denebiliyor.1 İkincileyin tüm tanımlarda Osmanlıcanın Arapça, Farsça ile Türkçe karışımı olduğu, belirtilmiş. Üçüncü olaraksa Osmanlıca, genellikle Türkçenin bir “biçim”i ile/ya da “dönem”i olarak ele alınmakta.2 Şimdi bu uygunsuzluklara birer birer değineyim:

Osmanlıca, Türkçe değildir. Bundan ötürü, Osmanlı Türkçesi sözü, oldukça yaygın bir “yanlış”. Evet, Osmanlıcada Türkçe sözcükler, vardır. Dahası, Osmanlıcanın sözdizimi, büyük ölçüde Türkçenin sözdizimidir. Ayrıca Osmanlıca, köken bakımından Türk olan Osmanlıların yaratıp sonuna değin kullandıkları bir dildir. Ancak, bütün bunlar, Osmanlıcayı Türkçe saymamıza yetmez. Osmanlı yazınını anımsayalım: Gerek düzyazıda, gerek koşukta – kimi kez − % 80 oranında yad sözcüklerle karşılaşırız. Başkaca Osmanlıca sözdizimi; Arapçadan, Farsçadan epey etkilenmiştir. Örneğin bu dilde tümlemeler, Arapça ya da Farsça tümleme kuralına uygun bir biçimde oluşturulmuş; gene Arapça ile Farsça bağlaçlar yoluyla Türkçenin sözdizimine aykırı yapılar kurulmuştur. Burada söylediklerime çarpıcı bir örnek olmak üzere ünlü Osmanlı yazıncısı Namık Kemal’den şu dizekleri – Doğan Aksan aracılığıyla − aktarmam, yararlı bulunacaktır:

“Egerçi siret zarif olunca suret latif olmasa da nakâyıstan madut olmamak lazım gelir. Fakat âsâr-ı edebiyyeyi belagat-i müedda; fesahat-i eda ihtiyacından vareste edemez. Zira bir telif ki hüsn-i ifadeden mahrum olur, havi olduğu hakâyık, çiredesti-i intihal ile maharet-i kalemiyye eshabının yemini sırasına pek kolay intikal edebileceği içün mahfazasız cevher hükmündedir.”3

Görüldüğü üzere yukarıdaki örüde kullanılmış olan elli sözcükten yalnızca on üçü, öz Türkçedir. Buysa, yaklaşık olarak % 70 oranında yad sözcük anlamına gelir. Farsça bağlaçlar ile tümlemelerse, caba. Durum böyleyken – Osmanlıca; arı duru, doğru düzgün Türkçeymişçesine – Osmanlı Türkçesi, demenin bir artdüşünce ürünü, demek “yanıltmaca” olduğu açıktır. Şu, bir gerçek: Orta düzeyde Arapça ile Farsça bilmeksizin Osmanlıcayı büsbütün anlamak, olanaksızdır.4 (Doğallıkla koşukta anlamak – özellikle devrik tümcelerden dolayı − daha çok güçleşir.). Bundan ötürü, Osmanlıca ya da Osmanlı dili, demek gerekiyor; yoksa Osmanlı Türkçesi değil.

Osmanlıcanın Arapçadan, Farsçadan, Türkçeden oluşma bulunduğu da, doğru değil. Şundan ötürü: Osmanlıca, kimine – örneğin Orhan Hançerlioğlu’na – göre on altı; kimine – örneğin Yusuf Çotuksöken’e – göre yirmi beş dilden oluşmuştur. Kuşkusuz bu dillerden Arapça, Farsça ile Türkçe, başta gelir. Ne ki, Fransızca, İtalyanca, Yunanca ib. öğelerin sayısı, az değildir. Bu nedenle, Osmanlıca deyince geniş düşünüp Osmanlının kullanmış olduğu; bir bölümü, bugün bile kullanılan bütün “yad” sözcükleri anlamak gerek. (Osmanlı, ilişki kurduğu tüm uluslardan sözcük almıştır. Bunu unutmamalı.)

Yukarıdaki açıklamalardan yola çıkarak şunu, erinçle söyleyebilirim: Osmanlıca, Türkçenin bir biçimi de değildir; bir dönemi/evresi de… Tahsin Yücel’in anlattığı üzere Türkçeyle yan yana; daha doğrusu, karşı karşıya yaşamış bir dil, söz konusu. Bu dil, süresini doldurunca, “ölü” durumuna düşmüştür. Şimdi bile kullanılan Osmanlıca sözcükler, Osmanlıcanın yaşayadurduğunu göstermez. Onlar – Püsküllüoğlu’nun deyişiyle – ölümcül sözcüklerdir; Türkçenin özleşmesini durduramaz. Nitekim Dil Devrimiyle başlamış süreçte sayısız yad sözcük, yerlerini öz Türkçe karşılıklara bırakmıştır. Türkçenin doğal akağı, bu; öyle kalacak, kalmalı.

Son olarak Osmanlıcanın doğru bir tanımını yapmam gerekiyor. Demek söylediklerimi, derleyip toparlayarak özetlemeliyim. Osmanlıca: 13. ile 20. yüzyıllar arasında Anadolu’da, Osmanlı Generkinin5 yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan; başta Arapça, Farsça ile Türkçe bulunmak üzere birçok dilden sözcük almış; Arapça ile Farsça kurallarını dahi içeren; yazın ile yönetim alanlarında geçer olmuş “yapay” dil.

Buracıkta şöyle kesinleyeyim: Osmanlıca, geride kaldı. Bundan ötürü, örübilimciler6 ile yazın geçmişbilimcilerini ilgilendirir. Biz, Türkçeye bakalım; dilimizi geliştirip özleştirerek varsıllaştırmaya çalışalım anlayacağınız. Bu yazıysa, Osmanlıca konusundaki “baş bulanıklığı”nı biraz olsun giderirse, bana ne ongun! Ben, “Umut kalacağına emek kalsın.” deyip yazdım. Denemem, böyle son bulsun.

KAYNAKÇA

1. Aksan, Doğan; Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı, Bilgi Yayınevi, 1. baskı, 2007, Ankara.

2. Ana-Britanika, Ana Yayımcılığı, 1994, İstanbul.

3. Ateş, K.; Çotuksöken, Y.; Dizman İ.; Kul, E.; Kutlu, A.; Küçükceylan, N.; Özel, S.; Yaşayan, S.; Türkçe Sözlük, Dil Derneği Yayınları, 2. baskı, 2005, Ankara.

4. Çotuksöken, Yusuf; Türkçe Üzerine, 1: Denemeler ve Eleştiriler; Papatya Yayımcılığı, 1. baskı, 2002, İstanbul.

5. Doğan, Ahmet; Osmanlıca-Türkçe Sözlük, Akçağ Yayınları, 1995, Ankara.

6. Gözaydın, N.; Parlatır, İ.; Zülfikar, H.; Okul Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1994, Ankara.

7. Hançerlioğlu, Orhan; Türk Dili Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 3. baskı, 2000, İstanbul.

8. Püsküllüoğlu, Ali; Arkadaş Türkçe Sözlük, Arkadaş Yayınevi, 3. baskı, 2000, Ankara.

9. Vikipedi, www.tr.wikipedia.org

10. Yücel, Tahsin; Dil Devrimi ve Sonuçları, Can Yayınları, 4. baskı, 2007, İstanbul.


dipçe:

1 Doğrusu, Osmanlıcayla ilgili yayınların çoğunda Osmanlı Türkçesi sözü, kullanılmış. Gelgelelim Genelağda Osmanlıca terimi, Osmanlı Türkçesi sözünden kat kat çok sonuç veriyor.

2 Dil Derneğinin Türkçe Sözlük’ü, bu konuda bir ayra sayılabilir. Demek anılmış yapıtta Osmanlıcanın Türkçe (!?) olduğu, dile getirilmemiş; “yapay dil” olduğunun sözü edilmiş.

3 İç, ince olunca, biçim tatlı olmasa da bu, bozar sayılmamalıdır. Ancak, yazınsal yapıtları düzgün anlatmayı yerine getirme, anlatış açıklığı gereksiniminden kurtaramaz. Şundan ötürü: Anlatım güzelliğinden yoksun olan bir yazma; içerdiği gerçekler, aşırma becerikliliği ile yazak becerisi iyelerinin sağı sırasına çok kolay geçebileceği için koruncaksız kuyum geçerliğindedir.

4 Osmanlı abecesinin uzmanlarca dile getirilen “Türkçeye uymazlığı” söz konusu olanaksızlığı pekiştirir.

5 Generk: Os. devlet.

6 Örübilimci: Os. filolog.

Kaynak: http://turkcesivarken.com/osmanlica-nedir/

___________________________________________________________

Yabancı dillerden ödünç alınan sözcüklere Türkçe karşılıkların arandığı forum:

http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?board=2.0

___________________________________________________________

[Değişiklik saati 2013-07-15 12:56 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Yazım Kuralları ve Türkçenin Doğru Kullanımı" hakkında bir yazı Jul 16, 2013

--Alıntı yazı--

Yazan: Dr. S. Sadi SEFEROĞLU


Bir yazı ile okuyucuya mesajı doğru iletmede kaynağın önemli bir rolü ve sorumluluğu bulunmaktadır. Bu yüzden mesajı ileten kişinin mesajını yazılı olarak iletirken öncelikle birtakım yazım kurallarına uyması gereklidir.

Özellikle öğrenciler proje raporlarını yazarken yazım kurallarına uymaya özen göstermelidirler. Öğrencilerin yazarken yaptıkları en önemli hata, noktalama işaretlerine pek dikkat etmiyor olmalarıdır. Oysa kullanılan bilgisayar yazılımının (örneğin bir sözcük işlemcinin) bizzat kendisi yazım kontrolünü yapmakta ve kullanıcıya birtakım uyarılar yapmaktadır. Kullanıcının sadece bu uyarıları dikkate alması bile birçok yanlışı önlemek için yeterli olabilir.

Yazılı metinlerde yapılan hatalar ve bu hatalarla ilgili bazı öneriler aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

> Yazılarda noktalama işaretleri bazen hiç kullanılmamakta bazen de yerinde kullanılmamaktadır. İfadelerin doğru anlaşılması için bu kurallara özenle uyulmalıdır.
> Bir bilgisayar programı kullanılarak yazılan yazılarda ise boşluk bırakma/bırakmama konusuna dikkat edilmelidir. Örneğin,
> Noktalama işaretlerinden (örneğin noktadan ve virgülden) önce boşluk bırakılmamalıdır.
> Noktalama işaretlerinden (örneğin noktadan ve virgülden) sonra boşluk bırakılmalıdır. Boşluk bırakılması unutulduğunda noktanın öncesinde ve sonrasındaki sözcükler tek bir sözcük olarak algılanmaktadır. Bu da yazıların hem ekranda hem de kağıt üzerindeki düzenlemesini olumsuz etkilemektedir.
> Parantezler açılırken parantez öncesinde boşluk bırakılmalı, açılan parantezle metin arasında boşluk olmamalıdır. Parantezler kapatılırken parantez öncesinde boşluk olmamalı, sonrasında ise olmalıdır.
> Diğer bir hata türü yazım yanlışlarıyla ilgilidir. Sözcükler Türk Dil Kurumu’nun belirlediği kurallar göz önünde bulundurularak yazılmalıdır. Öte yandan bazı kuralların zaman zaman değiştiriliyor olması kafa karışıklıklarına yol açabilmektedir. Ancak yine de yanlış kullanımları mümkün olduğunca düzeltmek mesajı ileten kişiye artı puan kazandırır.
> Yaygın olarak yapılan bir başka hata da sözcüklerin yanlış kullanımlarıdır. Örneğin "neden olmak", "yol açmak" ve "sağlamak" gibi sözcüklerin anlamları birbirinden farklıyken aynı anlamda kullanılabilmektedir. Bu durum da ifadenin bozulmasına yol açmakta ve bazen de mesajın anlamını değiştirebilmektedir.
> Ayrıca bazı sözcüklerin Türkçe karşılıkları varken (genelde) farkında olunmadan yabancı karşılıkları kullanılmaktadır. Bu tür durumlar mesajı yazan kişiyle ilgili yanlış bir izlenim bırakabilmektedir.

Yazının tamamı + kaynak: http://yunus.hacettepe.edu.tr/~sadi/dersler/Turkce_kullan.html


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Anlamla İlgili Anlatım Bozuklukları (Sözcük Düzeyinde Anlatım Bozukluğu) Jul 16, 2013

--Alıntı yazı--

Gereksiz Sözcük ve Ek Kullanımı : Bir cümlede yeterli sayıda sözcük kullanılması gerekmektedir. Diğer bir deyişle gereksiz sözcükler olmamalıdır. Çünkü, gereksiz sözcük kullanımı cümlenin duruluğunu bozar ve anlatım bozukluğu meydana getirir. Bu anlatım bozuklukları şu şekillerde olabilir :

Örnekler:

Atatürk’ün yaptığı yenilikçi devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.

Atatürk’ün yaptığı devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.

Yatmadan önce dişlerini fırçalamayı unutma.

Yatmadan dişlerini fırçalamayı unutma.

Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranış biçimlerinde bir gariplik yoktu.

Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranışlarında bir gariplik yoktu.



Yardımcı Eylemlerin Gereksiz Kullanılması : “Et, ol” yardımcı eylemlerinin yerini ad ve ad soylu sözcüklere gelen herhangi bir yapım eki tutuyorsa, ya da bunlar cümleden çıkarıldığında, bir anlam değişimi veya daralması olmuyorsa, yardımcı eylemlerin kullanılması gereksizdir.



Örnekler:

Kendine iyi bakmadığı için sık sık hasta oluyor.

Kendine iyi bakmadığı için sık sık hastalanıyor.

Doktorun bütün hastalarını iyi ettiğini duydum.

Doktorun bütün hastalarını iyileştirdiğini duydum.

Bu işin en kısa sürede biteceğini umut ediyordum.

Bu işin en kısa sürede biteceğini umuyorum.

Gereksiz Ek Kullanımı : Örnek :

İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katılmıştı.

İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katılmıştı.

Bu bestesi onun en tanınmış eseridir.

Bu beste onun en tanınmış eseridir.

Babamın başı ağrıdığında aspirin içerdi.

Babam başı ağrıdığında aspirin içerdi.

Yanlış Anlamda Kullanılan Sözcükler : Kimi sözcükler aynı kökten türediği için yazılış ve okunuş olarak birbirine benzer; ancak bunların anlamları farklıdır. Bu sözcükler karıştırılıp birbirinin yerine kullanılırsa, anlatım bozuklukları ortaya çıkar. Ayrıca kimi durumlarda cümlenin anlamıyla, o cümlenin içinde yer alan bir sözcük anlamaca uyuşmaz, çelişir. Sözcük yanlış anlamda kullanıldığı için de anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Örnek :

Güzelliğinin farkında olduğunu belirten davranışlar sergiliyordu.

Güzelliğinin farkında olduğunu gösteren davranışlar sergiliyordu.

Bu kadar çekimser olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.

Bu kadar çekingen olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.

Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar sağlamaktadır.

Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar vermektedir.

Yanlış Yerde Kullanılan Sözcükler : Bir cümlede her sözcüğün yerli yerinde, başka bir deyişle her sözcüğün kullanılması gereken yerde olması gerekir. Cümle içindeki bir tek sözcüğün bile yerini değiştirmek farklı anlamlar, farklı yorumlar ve yargılar oluşturur. Kimi zaman da mantıksal tutarsızlıklara yol açar. Örnek :

Ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış ülkemizin belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.

Ülkemizin ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.

Ankara’da Kızılay’ın yapılan yeni binası görkemli olacak.

Kızılay’ın Ankara’da yapılan yeni binası görkemli olacak.

Okulu bitirince doktor olarak doğduğu kasabada çalışmaya başladı.

Okulu bitirince doğduğu kasabada doktor olarak çalışmaya başladı.

Anlamca Çelişen Sözcükler : Anlamca, cümlenin yargısıyla uyuşmayan, cümlede iletilen yargıyla çelişen ya da karşıtlık yaratan sözlerin bir arada kullanılması önemli bir anlatım kusurudur. Cümlenin anlamında çelişki, genellikle “kesinlik” ve “olabilirlik” anlamı taşıyan sözlerin bir arada kullanılmasından kaynaklanır. Örnek : Kapının önünde tamı tamına üç beş nöbetçi vardı.

Kapının önünde üç beş nöbetçi vardı.

Eminim ki bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.

Bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.

Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda belki alacaksın.

Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda alacaksın.





Deyim ve Atasözü Yanlışları : Deyim ve atasözleriyle ilgili iki tür yanlışlık yapılabilir :

§ Deyimler ve atasözleri, kalıplaşmış söz gruplarıdır. Bu kalıpların bozulması ve bir sözün yerine eş anlamlısının getirilmesi anlatım bozukluğu yaratır.

§ Bir deyimin ilettiği anlamla, cümlenin taşıdığı anlam arasında bir uyumsuzluğun olması anlatım bozukluğuna neden olur. Örnek :

Bir koyundan iki deri çıkmaz.

Bir koyundan iki post çıkmaz.

Haydi bakalım seç pirincin taşını.

Haydi bakalım ayıkla pirincin taşını.

Tüm itirazlara göz yummuştu.

Tüm itirazlara kulak tıkamıştı.

Mantıksal Tutarsızlık : Bir cümlede, iletilmek istenen anlamın eksiksiz olabilmesi için düşünce ve mantık son derece önemlidir. İyi bir anlatımda sağlam bir düşünme ve mantık yürütme temel koşuldur. Mantıksal hataları ve tutarsızlıkları içeren cümleler, dil bilgisi kurallarına uygun olsalar bile anlamı ve yargıyı eksiksiz iletmezler. Bu tür yanlışlar genellikle dikkatsizlik sonucu ortaya çıkar. Örnek: Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık.

Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere tanıtmaya çalıştık.

Önlem alınmazsa bu hastalık ölüme, hatta kısmi felce neden olabilir.

Önlem alınmazsa bu hastalık kısmi felce, hatta ölüme neden olabilir.

Son turda atlet, arkasındaki yarışçıyı bir hamlede geçti.

Son turda atlet, önündeki yarışçıyı bir hamlede geçti.



Karşılaştırma Yanlışları : Kimi durumlarda varlıklar, nesneler ve kavramlar arasındaki benzerlik ve farklılıkları göstermek için yapılan karşılaştırmalar ya ikili bir anlam, iki farklı yorum yaratır ya da mantığa uymaz. Böyle durumlarda cümlede anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Örnek :

Kardeşim annemi babamdan çok sever.

Sen futboldan benden daha çok hoşlanırsın.

Sırma gibi siyah saçlarını toplayıp topuz yaptı.
--------------------
Kaynak: http://www.edebiyatfakultesi.com/anlam_bakimindan_anlatim_bozuklugu.htm


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Dil Bilgisi İle İlgili Anlatım Bozuklukları (Cümle Düzeyinde Anlatım Bozukluğu) Jul 16, 2013

--Alıntı yazı--

Yüklem Yanlışları :

Yüklem Eksikliği : İki farklı yargının tek eylemsiye veya tek yükleme bağlanması, çoğu kez yargılardan birinin eylemsiyle ya da yüklemle uyumsuzluğuna neden olur ve bu durum anlatım bozukluğu yaratır. Bu durumda her farklı yargıyı ayrı bir yan cümleye ya da yükleme bağlamak anlatım bozukluğunu ortadan kaldırır. Örnek :

Çok az veya hiç çalışmadan sınava girdiler.

İş konusunda ben onu, o da beni etkilemek istemez.

İş konusunda ben onu etkilemek istemem, o da beni etkilemek istemez.

Hava açık; ama sıcak değildi.

Hava açıktı; ama sıcak değildi.

Yüklem Uyuşmazlığı : Sıralı cümlelerde yüklemlerin kip ve kişi ekleri yönünden uyumlu olmaları gerekir. Bu eklerin uyumsuzluğu anlatım bozukluğu yaratır. Örnek : Sabahları bana uğrar, okula birlikte giderdik.

Sabahları bana uğrardı, okula birlikte giderdik.

Badana boya bitmiş, evi yerleştirecektik.

Badana boya bitmişti, evi yerleştirecektik.

Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştü sanırım.

Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştük sanırım.

Birleşik cümlelerde, yan cümlenin yüklem çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısı etkenken diğerinin edilgen olması, çatı uyumsuzluğuyla ilgili anlatım bozukluğu oluşturur. Sıralı cümlelerde yer alan yüklemlerin de çatılarının etkenlik edilgenlik yönünden uyumlu olması gerekir. Örnek :

Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuyordu.

Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuluyordu.

Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememesini tavsiye ediyorlar.

Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememelerini tavsiye ediyorlar.

Nesne Yanlışları :

Nesne-Yüklem Uyuşmazlığı : Bu uyuşmazlık, bileşik cümlelerde nesnenin, ilk cümlenin yüklemine uymamasından kaynaklanır. Bu bozukluk ikinci cümleye dolaylı tümleç, edat tümleci veya nesne eklenerek giderilebilir. Örnek :

Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman mektup yazdı.

Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman bana mektup yazdı.

Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, yerine oturttu.

Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, çocuğu yerine oturttu.

Nesnelerin Yapısal Uyuşmazlığı : Bir cümlede aynı eklerle türetilen birden çok eylemsi, nesne görevinde kullanılabilir. Bu nesnelerin ekleri farklı kullanılmışsa bunlar arasında yapısal uyumsuzluk oluşur ve bu uyumsuzluk anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :

Seni anladığımı ve onaylayışımı gözden kaçırmazdın sanmıştım.

Seni anladığımı ve onayladığımı gözden kaçırmazdın sanmıştım.

Ne gelişini ne de gittiğini gördüm.

Ne gelişini ne de gidişini gördüm.

Özne Yanlışları : Sıralı ve bağlı bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan öznenin bütün yüklemlere uyması gerekir. Özne, bu eylemlerden birine uymazsa cümlede özne yüklem uyuşmazlığı ortaya çıkar. Bu tür anlatım bozuklukları, her farklı yargıya ayrı bir özne kullanılmasıyla giderilebilir. Ayrıca özneyle yüklem arasında, kişi yönünden ve tekillik çoğulluk yönünden bir uygunluk da olmalıdır. Örnek :

Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve ikinci baskıya girecek.

Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve kitap ikinci baskıya girecek.

O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle çok çabuk satılmış.

O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle resimleri çok çabuk satılmış.



Tümleç Yanlışları :

Zarf Tümleci-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde, zarf tümleci ortak olmadığı halde, bütün yüklemler için ortak öğe kabul edilirse, anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu anlatım bozukluğu, ikinci cümleye bir zarf tümleci ilavesiyle giderilebilir. Bu nedenle bu anlatım bozukluğunun diğer adı, zarf tümleci eksikliğidir. Örnek :

Her zaman senin yanındayım, seni yalnız bırakmayacağım.

Her zaman senin yanındayım, hiçbir zaman seni yalnız bırakmayacağım.

Hiçbir zaman kendini düşünmedi, ailesinin mutluluğu için çalıştı.

Hiçbir zaman kendini düşünmedi, her zaman ailesinin mutluluğu için çalıştı.

Edat Tümleci-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde, edat tümleci durumundaki öğe, ortak olmadığı halde ortak kabul edilirse anlatım bozukluğu meydana gelir. Bu uyuşmazlık ikinci cümleye uygun bir tümleç ya da nesne eklenerek giderilebilir. Aynı şekilde bir dolaylı tümleç, nesne ya da öznenin yüklemle uyum sağlamayış nedeni bir edat tümleci eksikliği olabilir. Örnek :

Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce sohbet ederdi.

Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce onunla sohbet ederdi.

Arkadaşımın babası geldi, bir süre sohbet ettik.

Arkadaşımın babası geldi, bir süre onunla sohbet ettik.



Dolaylı Tümleç-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan dolaylı tümlecin, ilk cümlenin yüklemine uyarken ikinci cümlenin yüklemine uymadığı görülebilir. Böylece tümleç-yüklem uyuşmazlığı ile ilgili anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Örnek : Kadına her fırsatta bağırıyor, sürekli aşağılıyordu.

Kadına her fırsatta bağırıyor, kadını sürekli aşağılıyordu.

Sana her konuda güveniyor ve yardım bekliyoruz.

Sana her konuda güveniyor ve senden yardım bekliyoruz.

Tamlama Yanlışları :

Tamlaması Yanlışları : Bir ad tamlamasında;

§ Tamlayan ya da tamlanan sözcüklerden birinin eksikliği,

§ Tamlayan veya tamlanan eklerinden birinin kullanılmaması dolayısıyla tamlayan eksikliğinin anlam belirsizliği yaratması, ad tamlamasına ilişkin belli başlı yanlışlıklardır. Örnek :

Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de zamanıdır.

Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de bunun zamanıdır.

Sıfat Tamlaması Yanlışları : Sıfat tamlamasına ilişkin yanlışlıklar şu şekilde oluşabilir;

§ “Bir” den büyük sayı sıfatlarıyla kurulan sıfat tamlamalarında adın çoğul eki alması yanlışlık yaratır. Bu tür sıfat tamlamalarında adın tekil kullanılması gerekir. Örnek:

Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacılar söz alacakmış.

Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacı söz alacakmış.

Dışarıda iki insanlar seni soruyordu.

Dışarıda iki insan seni soruyordu.

§ “Birçok, biraz, herhangi, birkaç, hiçbir, her” gibi belgisiz sıfatların tamlayan olduğu sıfat tamlamalarında, adın tekil kullanılması gerekir. Örnek :

İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katıldı.

İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katıldı.

Hiçbir anne ve babaların buna itiraz edeceğini sanmam.

Hiçbir anne ve babanın buna itiraz edeceğini sanmam.

§ “Her” belgisiz sıfatının tamlayan olduğu sıfat tamlamalarında, yüklemin olumsuz olması anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :

Bu mevsimde her çeşit kuş avlanmayacaktır.

Bu mevsimde hiçbir çeşit kuş avlanmayacaktır.

Bu tarihlerde her grup sınavlarını aksatmayacak.

Bu tarihlerde hiçbir grup sınavlarını aksatmayacak.

Noktalama Yanlışları : Noktalama işaretlerinin eksik ya da yanlış yerde kullanılması; cümleleri bir anlam belirsizliğine sürükleyebileceği gibi cümleden birden fazla anlam çıkmasına da yol açabilir. Bu nedenle noktalama işaretlerinin anlama etkileri ve kullanıldığı yerler iyi bilinmelidir. Yanlış kullanımlar ortaya çıkarsa amaçlanan anlama ulaşmak mümkün olmaz. Bu durumlar da cümlede bir anlatım bozukluğu yaratır Örnek :

Yabancı dükkandı eşyaları beğenmedi.

Yabancı, dükkandı eşyaları beğenmedi.

Bebekler için, ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.

Bebekler için ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.

Kadın şoförü şöyle bir süzdü.

Kadın, şoförü şöyle bir süzdü.

Yapıları Yanlış Olan Sözcükler : Kimi zaman yapım eklerinin sözcüklere, kurallara uygun olarak seçilmemesinden dolayı, kimi zaman da eklerin yanlış seçilmesi nedeniyle sözcüklerin yapıları bozuk olur. Yanlış yapılandırılmış sözcükler, dil bilgisi kurallarına uymaz ve anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :

Çocuğu iyi bir doktora bakıtmak gerekiyor.

Çocuğu iyi bir doktora baktırmak gerekiyor.

Alıkoyulan paketleri yarın postaya verelim.

Alıkonulan paketleri yarın postaya verelim.

Bu eşyaları pahalılatmak müşteri kaybına yol açar.

Bu eşyaları pahalılaştırmak müşteri kaybına yol açar.

Yanlış Ek Kullanımı : Bir sözcüğe, gelmesi gereken ekin dışında yanlış bir ekin getirilmesi de kimi zaman anlatım bozukluğuna yol açar. Örnek :

Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olduğundan kaynaklanıyor.

Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olmasından kaynaklanıyor.

Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesine sağlamak gerekir.

Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesini sağlamak gerekir.

Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşulmamıştır.

Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşamadık.

-------

Kaynak: http://www.edebiyatfakultesi.com/dilbilgisi_bakimindan_anlatim_bozuklugu.htm


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Yazım Kuralları (Yazım Yanlışları)" Jul 16, 2013

--Alıntı yazı--


Genellikle “dahi, bile” bağlaçlarıyla yakın anlamdadır. Bağlaç olup olmadığını anlamak için cümleden çıkarırız. Cümleden çıkardığımızda, cümlede anlam ve yapı bozulması görülüyorsa bağlaç; herhangi bir değişiklik olmuyorsa ek olduğunu anlarız ve ayrı bir sözcük olarak yazarız. Örnek :Adana’ya gelip de onu görmemek olmaz.

ü Sen de çok oldun artık!

B) De bağlacı kendinden önce gelen kelimelerin sesli harflerine kalınlık-incelik bakımından uyar. Örnek:

ü Gençliğimizle birlikte umutlarımız da uçup gitti.

ü Onu gördüyse de görmezlikten geldi.

C) Kendisinden önce gelen kelime, sert sessizle bitse dahi, bu bağlaç sertleşerek “te,ta” şeklinde yazılamaz. Yazılırsa yazım yanlışı ortaya çıkar. Örnek :

ü Bu iş aslında küçük te sen gözünde büyütüyorsun. (Yanlış)

ü Bu iş aslında küçük de sen gözünde büyütüyorsun. (Doğru)

Bağlaç olan “de, da” ile, ad durum eklerinden olan “-de, -da” ekleri karıştırılmamalıdır. “-de, -da” eğer ad ad durum ekiyse kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılır. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı da yapısı da bozulur. Örnek :

ü Bir süre sessizce yolda yürüdük.

ü Çiçeklerin kökünde bir hastalık var.

İki “de, da” üstüste gelirse birincisinin ad durum eki, ikincisinin bağlaç olduğu dikkate alınmalıdır.

Örnek : Telefon ettim evde de yokmuş.

“ile” Sözcüğünün Ek Olarak Yazımı: “ile” sözcüğü kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılırsa şu yazım kurallarına dikkat edilir :

A) Ünsüzle biten bir sözcüğe ile getirildiğinde başındaki ” i ” sesi düşer ve büyük ünlü uyumuna uyar.

Örnek : Okulla ev arası yarım saat sürüyor. (okul + ile okulla)

Erzurum’a kadar trenle gittim. (tren + ile trenle)

B) Ünlüyle biten bir sözcüğe, ile getirildiğinde, başındaki ” i ” sesi ” y ” ye dönüşür, yine ünlü uyumuna uyar. Örnek : Buraya kendi ayağıyla geldi. (ayağı + ile ayağıyla)

Silgiyle kalem istedi benden. ( silgi + ile silgiyle)

“ki” nin Yazımı: “ki” eğer bağlaçsa;

A) Genelllikle iki cümleyi bağlama görevi yapar. Örnek:

Hava o kadar güzeldi ki kendimi hemen sokağa attım.

1. cümle 2. Cümle

Bir de baktım ki ortalıkta kimse kalmamış.

1. cümle 2. Cümle

B) Kişi ve işaret zamirlerinden sonra gelen “ki” de bağlaç olup ayrı yazılır. Örnek :

Ben ki, Bizler ki, Durum o ki

Kişi zamiri kişi zamiri işaret zamiri

C) Bazı bağlaçlarla birlikte kullanılmasına karşı, kalıplaşmış “ki” ayrı yazılır. Örnek :

Öyle ki, yeter ki, kaldı ki

UYARI : “ki”, eğer bağlaçsa daima ayrı bir sözcük olarak yazılır. Ayrıca kendinden önce gelen sözcüğün ünlülerine uyum gösterip “kı” olmaz.

Kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılan “ki” ler ise şunlardır :

A) “de” durum ekinden sonra gelip addan sıfat yapan “ki” : Örnek :

ü evdeki hesap, kafamdaki plan, yoldaki insanlar

B) İlgi zamiri olan “ki” : Örnek

ü Seninki, sınıfınki, bizimki

C) Bazı bağlaçlarla kalıplaşan “ki” : Örnek :

ü Oysaki, mademki, halbuki, sanki

D) Zaman bildiren sözcüklerden sonra gelen “ki” : Örnek :

ü Dünkü, akşamki, az önceki

“mi” Soru Edatının Yazımı:

A) “mi” soru edatı, cümleye soru anlamı katsa da katmasa da kendinden önce gelen sözcükten ayrı yazılır : Örnek :

ü O da bizimle gelecek mi?

ü Gördün mü şimdi yaptığını!

ü Konuşmaya başladı mı susmaz.

B) “mi” soru edatı, ayrı yazılmasına karşın kendinden önce gelen sözcüğe, kalınlık-incelik ve düzlük-yuvarlaklık yönünden uyum sağlar. Örnek :

ü Okudun mu?

ü Güzel mi?

ü Akıllı mı?

C) “mi” soru edatından sonra gelen zaman ve kişi eklentileri soru edatıyla bitişik yazılır. Örnek :

ü Onunla sık sık görüşüyor musunuz?

ü Olanları bilir miydi de?

Tarihlerin Yazımı:

A) Gün ve ay adları, yanlarında rakam olmadan yazıldığında, küçük harfle başlar. Örnek :

ü Oğlum aralık ayının soğuk bir gününde doğdu.

ü Önümüzdeki hafta, salı günü onu görmeye gidelim.

B) Belirli bir tarihi gösteren ay ve gün adları her yerde büyük harfle başlar. Örnek :

ü 1986′nın Mart ayında başladı göreve.

ü Cumhuriyet 29 Ekim 1923 ‘te ilan edildi.

C) Gün ve ay bildiren tarihler şu şekilde yazılabilir : Örnek :

ü 4 Aralık 1996

ü 2.12.1996

ü 4/12/1996

İkilemelerin Yazımı: İkilemeler daima ayrı yazılır ve ikilemeyi oluşturan sözcüklerin arasına noktalama işaretleri konulmaz. Örnek :

ü Soruları düşüne düşüne çözmelisin. (Doğru)

ü Yavaş, yavaş yerinden doğruldu. (Yanlış)

Pekiştirmelerin Yazımı: Sıfatların başına gelerek onların anlamlarını pekiştirmeye yarayan ön ekler, daima sıfata bitişik yazılır. Örnek :

ü Bembeyaz örtü (Doğru)

ü Yapa yalnız adam (Yanlış)

Sayıların Yazımı: Sayıların rakamlarla gösterilmesi ya da yazıyla yazılmasına ilişkin başlıca kurallar şunlardır :

A) Herhangi bir anlatım türünde (roman, öykü, deneme, mektup) kesinlik anlamı önem taşımayan sayılar, yazıyla gösterilir. Örnek :

ü Bu kitabı yazalı beş yıl oldu.

ü Bahçede dört beş çocuk oynuyordu.

B) Kesinlik anlamı önem kazanan konularda, bilimsel yazılarda sayılar rakamla gösterilir.

ü Marmaris’te 2000 hektar orman yandı.

ü Baktım, termometre 30 dereceyi gösteriyordu.

C) Çok sıfırlı sayıların ana sayılardan sonraki basamakları yazı ile gösterilebilir . Örnek :

ü 13 milyar, 20 trilyon

UYARI : Çek ve senetlerde sayı basamakları bitişik yazılır.

Kısaltmaların Yazımı Yazılışı:

A) Tek heceli sözcükler, ilk harfleri alınarak kısaltılır. Kısaltmaların sonuna nokta konur :

ü Sözcük kısaltılmış şekli

Zarf z.

Test t.

B) Çok heceli sözcükler, genellikle baştan iki ya da üç harf alınarak kısaltılır : örnek :

ü Sözcük kısaltılmış şekli

Cadde cad.

Doçent doç.

Bölük bl.

C) Özel adlar genellikle her sözcüğün ilk harfi alınarak kısaltılır. Kısaltmada harfler arasına nokta konmaz : Örnek :

ü Özel Ad Kısaltılmış şekli

Posta Telefon Telgraf PTT

Devlet Malzeme Ofisi DMO

D) Özel adların kısaltmalarına getirilen ekler, kesme işaretiyle ayrılır : Örnek :

ü Doğru Yanlış

TV’de TV’da

DMO’ya DMO’ne

ODTÜ’ye ODTÜ’ne

Ünlüyle Biten Eylemlerin Yazımı: “a” ya da “e” geniş ünlüleriyle biten eylem kök ya da gövdelerine gene bu geniş ünlülerle başlayan herhangi bir ek getirildiğinde bu geniş ünlülerde herhangi bir ses daralması olmaz. Örnek :

ü Yanlış Doğru

Gelmiyen gelmeyen

Bilmiyerek bilmeyerek

Anlamıyan anlamayan

Kesme işaretinin Yazılışı – Kullanımı:

A) Özel adlara gelen çekim ekleri kesme işaretiyle ayrılır : Örnek :

ü Hikmet’ten, Yardım Sevenler Derneği’ne

B) Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmada kullanılır. Örnek :

ü TRT’ye, TMO’nun, ODTÜ’den

C) Sayılardan sonra gelen ekleri ayırmada kullanılır : Örnek :

ü 1963′ten, 3′ün katları, 5′inci kat

D) Özel adlara gelen ve adlara aile anlamı katan “-ler” çoğul eki, kesme işaretiyle ayrılmaz. Özel adlara gelen “ve benzerleri” anlamı katan “-ler” çoğul eki kesme işaretiyle ayrılır :

ü Akşam Ayşeler bize gelecek. (aile anlamında)

ü Bu topraklar daha nice Atatürk‘ler yetiştirir. (ve benzeri anlamında)

E) Özel adlara gelen yapım ekleri kesme işareti ile ayrılmaz. Örnek :

ü Urfalı, İngilizce, Türklük

F) Özel adlara gelen yapım eklerinden sonra eklenen çekim ekleri kesme işaretiyle ayrılmaz.

ü Adıyamanlılar, Türkçeden, Atatürkçülükten

Büyük Harflerin Kullanıldığı Yerler:

A) Her cümlenin ilk harfi büyük yazılır. Örnek :

ü Ona her konuda yardımcı olduk.

ü Ülkemizde teknoloji ve sağlık her geçen gün ilerlemektedir.

B) Şiirlerde her dizenin ilk harfi büyük olur : Örnek :

ü Bu şehirden gidiyorum

Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi

C) Yazı başlıklarının her kelimesi büyük olmak zorundadır : Örnek :

ü Sıfatların Genel Özellikleri

ü Ziraatte Yeni Buluşlar

D) Belli bir tarihi gösteren ay ve gün adları büyük harfle başlar : Örnek :

ü 17 Mayıs, 1997, Salı

E) Bütün özel adlar büyük harfle başlar. Başlıca özel adlar şunlardır:

ü Kişi ad ve soyadları. Örnek : Mustafa Kemal Atatürk

ü Hayvanlara verilen adlar. Örnek : Tekir, Karabaş

ü Ulus, din, mezhep, tarikat adları. Örnek : Araplar, İslamiyet, Alevilik

ü Ülke adları. Örnek : İspanya, Fransa

ü İl,ilçe,kasaba ve köy adları. Örnek : Manisa, Ayvalık, Gölcük

ü Bulvar, cadde ve sokak adları. Örnek : Atatürk Bulvarı, Çiğdem Mahallesi

ü Kıta, bölge, okyanus, deniz, göl, ırmak, dağ, ova ve orman adları. Örnek : Avrupa, Van Gölü

ü Özel bir ada bağlı olarak kullanılan yön adları. Örnek : Doğu Karadeniz, İç Anadolu

ü Kurum, kuruluş, dernek, makam ve işyeri adları. Örnek : Türk Tarih Kurumu, İş Bankası

ü Yapı, yapıt ve ören adları. Örnek : Ankara Kalesi, İnce Minare

ü Kitap, Dergi, Gazete, Yasa adları. Örnek : Nokta, Yeni Yüzyıl, Soyadı Kanunu

ü Bütün dil adları. Örnek : İngilizce, Farsça, Almanca

ü Bir özel ada bağlı olarak kullanılan ünvan ve takma adlar. Örnek :İnce Memet, Uzun Hasan

ü Tüm gezegen adları. Örnek : Mars, Venüs, Jüpiter, Satürn, Uranüs

>Özel adlardan türemiş sözcükler. Örnek : Türkçülük, Adıyamanlı, Kemalizm

UYARI : Dünya, Güneş ve Ay sözcükleri, gezegen anlamıyla (coğrafya terimi) kullanılırsa büyük harfle, mecaz anlamda kullanılırsa küçük harfle başlar.

Dünya Güneş’in uydusudur, Ay da Dünya’nın

Başımda dünya kadar iş var.

Pencereden içeri güneş girdi.

Bileşik Sözcüklerin Yazımı:

Kurallı (özel) bileşik eylemler (Fiiller) daima bitişik yazılır : Örnek :

Gidedur (mak), bakıver (mek), öleyaz (mak)

Yardımcı eylemlerle kurulan bileşik eylemlerde :

Birleştirme sırasında ad soylu sözcükte herhangi bir ses düşmesi veya ses türemesi olmuyorsa ayrı yazılır : Örnek : Terk et(mek), pişman ol(mak)

Birleştirme sırasında ad soylu sözcükte bir ses düşmesi ya da ses türemesi meydana gelirse bitişik yazılır. Örnek : seyir- seyret(mek), kahır- kahrol(mak), his-hisset(mek)

C. İki ya da daha çok sözcükten oluşmuş yerleşim merkezi adları bitişik yazılır : Örnek :

Bahçelievler, Sivrihisar, Çanakkale

Bir heceli sözcüklerin başına geldiği bileşik sözcükler bitişik yazılır : Örnek :

İlkbahar, Akdeniz, Önsöz, İlknur

E)Sıfat tamlaması ya da isim tamlaması biçiminde oluşmuş ve öylece kalıplaşmış olan bileşik sözcükler bitişik yazılır : Örnek :

Sivrisinek, Atakule, Topkapı, Beşevler, Atasözleri

Deyimlerin Yazımı: Deyimler kaç sözcükten oluşursa oluşsun, deyimiler oluşturan her sözcük ayrı yazılır. Örnek :

Son günlerde bu şarkıyı diline doladı.

Bütün gece gözüme uyku girmedi.

Çok titizdir, her şeyde ince eleyip sık dokur.

Vurdumduymaz, kabadayı, çıtkırıldım.

--------

Kaynak: http://www.edebiyatfakultesi.com/yazim_kurallari2.htm


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Noktalama İşaretleri (TDK) -I- Jul 16, 2013

Duygu ve düşünceleri daha açık ifade etmek, cümlenin yapısını ve duraklama noktalarını belirlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek üzere noktalama işaretleri kullanılır.
Noktalama işaretlerinden nokta, virgül, noktalı virgül, iki nokta, üç nokta, soru, ünlem, tırnak işaretleri, ayraç ve kesme ait oldukları kelimelere bitişik olarak yazılır ve kesme dışındaki işaretlerden sonra bir harf boşluğu ara verilir.
Nokta ( . )
1. Cümlenin sonuna konur: Türk Dil Kurumu, 1932 yılında kurulmuştur.
Saatler geçtikçe yollara daha mahzun bir ıssızlık çöküyordu.
(Reşat Nuri Güntekin)
2. Bazı kısaltmaların sonuna konur: Alb. (albay), Dr. (doktor), Yrd. Doç. (yardımcı doçent), Prof. (profesör), Cad. (cadde), Sok. (sokak), s. (sayfa), sf. (sıfat), vb. (ve başkası, ve benzeri, ve bunun gibi), Alm. (Almanca), Ar. (Arapça), İng. (İngilizce).
3. Sayılardan sonra sıra bildirmek için konur: 3. (üçüncü), 15. (on beşinci); II. Mehmet, XIV. Louis, XV. yüzyıl; 2. Cadde, 20. Sokak, 4. Levent.
UYARI: Arka arkaya sıralandıkları için virgülle veya çizgiyle ayrılan rakamlardan yalnızca sonuncu rakamdan sonra nokta konur: 3, 4 ve 7. maddeler; XII – XIV. yüzyıllar arasında.
4. Bir yazının maddelerini gösteren rakam veya harflerden sonra konur:
I. 1. A. a.
II. 2. B. b.
5. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 29.5.1453, 29.X.1923.
Tarihlerde ay adları yazıyla da yazılabilir. Bu durumda ay adların­dan önce ve sonra nokta kullanılmaz: 29 Mayıs 1453, 29 Ekim 1923.
6. Saat ve dakika gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: Tren 09.15′te kalktı. Toplantı 13.00’te başladı.
Tören 17.30′da, hükûmet daireleri kapandıktan yarım saat sonra başlayacaktır. (Tarık Buğra)
7. Bibliyografik künyelerin sonuna konur:
Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK Yayınları, Ankara, 1960.
8. Beş ve beşten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır ve araya nokta konur: 326.197, 49.750.812, 28.434.250.310.500.
9. Matematikte çarpma işareti yerine kullanılır: 4.5=20
Virgül ( , )
1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur:
Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sı­cak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum.
(Halide Edip Adıvar)
Sessiz dereler, solgun ağaçlar, sarı güller
Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller
(Faruk Nafiz Çamlıbel)
Zindana atılan mahkûmlar gibi titreşerek, haykırarak geri geri kaçmaya uğraşıyorduk.
(Hüseyin Rahmi Gürpınar)
2. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur: Bir varmış, bir yokmuş.
Umduk, bekledik, düşündük. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
Fakat yol otomobillere yasak olduğundan o da herkes gibi tramvaya biner, kimse kendisine dikkat etmez.
(Falih Rıfkı Atay)
3. Cümlede özel olarak vurgulanması gereken ögelerden sonra konur:
Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz.
(Mustafa Kemal Atatürk)
4. Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan ögeleri belirtmek için konur:
Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi, koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti.
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
5. Cümle içinde ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için konur:
Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım.
(Mustafa Kemal Atatürk)
6. Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına konur:
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam! (Ahmet Haşim)
Kopar sonbahar tellerinden
Derinden, derinden, derinden
Biten yazla başlar keder musikisi (Yahya Kemal Beyatlı)
7. Tırnak içinde olmayan aktarma cümlelerinden sonra konur: Datça’ya yarın gideceğim, dedi.
Şehirde ilk önce hükûmet doktoruyla karşılaştım.
– Bugünlerde başımı kaşımaya vakit bulamıyorum, dedi.
(Reşat Nuri Güntekin)
8. Konuşma çizgisinden önce konur:
Bahçe kapısını açtı. Sermet Bey’e,
– Bu anahtar köşkü de açar, dedi. (Ömer Seyfettin)
9. Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak ret, kabul ve teşvik bil­diren hayır, yok, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, başüstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra konur: Peki, gideriz. Olur, ben de size katılırım. Hayhay, memnun oluruz. Haydi, geç kalıyoruz.
Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor.
(Yahya Kemal Beyatlı)
10. Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime grup­larıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek ve anlam karışıklığını önlemek için kullanılır:
Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır.
(Halit Ziya Uşaklıgil)
Bu gece, eğlenceleri içlerine sinmedi.
(Reşat Nuri Güntekin)
11. Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur:
Efendiler, bilirsiniz ki hayat demek, mücadele, müsademe demektir.
(Mustafa Kemal Atatürk)
Sayın Başkan,
Sevgili Kardeşim,
Değerli Arkadaşım,
12. Sayıların yazılışında, kesirleri ayırmak için konur: 38,6 (otuz se­kiz tam, onda altı), 25,33 (yirmi beş tam, yüzde otuz üç), 0,45 (sıfır tam, yüzde kırk beş).
13. Bibliyografik künyelerde yazar, eser, basımevi vb. maddelerden sonra konur:
Falih Rıfkı Atay, Tuna Kıyıları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1938.
Yazarın soyadı önce yazılmışsa soyadından sonra da virgül konur:
Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara, 1958.
UYARI: Metin içinde ve, veya, yahut bağlaçlarından önce de sonra da virgül konmaz:
Nihat sabaha kadar uyuyamadı ve şafak sökerken Faik’e bol teşek­kürlerle dolu bir kâğıt bırakarak iki gün evvelki cephe dönüşü kıyafeti ile sokağa fırladı. (Peyami Safa)
Ben Atatürk’le üç veya iki defa karşılaştım.
(Burhan Felek)
Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül!
(Yahya Kemal Beyatlı)

UYARI: Metin içinde tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz:
Hem gider hem ağlar.
Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli. (Atasözü)
Gerek nesirde gerek nazımda yeni bir söyleyişe ulaşılmıştır.
Siz ister inanın ister inanmayın, bir gün bile durmam.
Ne kız verir ne dünürü küstürür.
UYARI: Cümlede pekiştirme ve bağlama görevinde kullanılan da / de bağlacından sonra virgül konmaz:
İmlamız, lisanımız düzelince lisanımız da kafamız düzelince düzele­cek, çünkü o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil!
(Yahya Kemal Beyatlı)
UYARI: Metin içinde -ınca / -ince anlamında zarf-fiil görevinde kulla­nılan mı / mi ekinden sonra virgül konmaz:
Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense.
(Orhan Kemal )
Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın.
(Attila İlhan)
UYARI: Şart ekinden sonra virgül konmaz:
Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı. (Reşat Nuri Güntekin)
Gör gözlerinle de aklın yatarsa anlatıver millete.
(Tarık Buğra)
UYARI: Metin içinde zarf-fiil ekleriyle oluşturulmuş kelimelerden sonra virgül konmaz:
Cumaları bahçede buluştukça kıza kendisinin adi bir mektep talebesi olmadığını anlatmaya çalışıyordu. (Halide Edip Adıvar)
Şimdiye dek, ben kendimi bildim bileli kimse Değirmenoluk köyünden kaçıp da başka köyde çobanlık, yanaşmalık etmedi.
(Yaşar Kemal)
Meydanlığa varmadan bir iki defa İsmail kendisini gördü mü diye kahveye baktı. (Necati Cumalı)
Ancak yemekte bir karara varıp arkadaşına dikkatli dikkatli bakarak konuştu. (Samim Kocagöz
----
Kaynak: http://www.edebiyatfakultesi.com/noktalama1.htm

[Değişiklik saati 2013-07-16 16:40 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 22:31
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Noktalama İşaretleri (TDK) -II- Jul 16, 2013

Noktalı Virgül ( ; )
1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur: Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir. Türkiye, İngiltere, Azerbaycan; İstanbul, Londra, Bakü.
2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayır­mak için konur: Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum. At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki Nokta ( : )
1. Kendisinden sonra örnek verilecek cümlenin sonuna konur:
Yeni harfler alındıktan sonra eski yazı ile bir tek kelime bile yazma­yan iki kişi görmüşümdür: Atatürk ve İnönü!
(Falih Rıfkı Atay)
– Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?
Ziraatçı sayar:
– Yulaf, pancar, zerzevat, tütün…
(Falih Rıfkı Atay)
2. Kendisinden sonra açıklama yapılacak cümlenin sonuna konur:
Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır.
(Mustafa Kemal Atatürk)
Kendimi takdim edeyim: Meclis kâtiplerindenim.
(Falih Rıfkı Atay)
Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
Budur âlemde hudutsuz ve hazin öksüzlük.
(Yahya Kemal Beyatlı)
3. Ses biliminde uzun ünlüyü göstermek için kullanılır: a:ile, ka:til, usu:le, i:cat.
4. Edebî eserlerdeki karşılıklı konuşmalarda, konuşan kişinin adın­dan sonra konur:
Bilge Kağan: Türklerim, işitin!
Üstten gök çökmedikçe
alttan yer delinmedikçe
ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin?
Koro : Göğe erer başımız
başınla senin !
Bilge Kağan : Ulusum birleşip yücelsin diye
gece uyumadım, gündüz oturmadım.
Türklerim Bilge Kağan der bana.
Ben her şeyi onlar için bildim.
Nöbetteyim ! (A. Turan Oflazoğlu)
5. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr
6. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 56:8=7, 100:2=50
Üç Nokta ( … )
1. Tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur:
Ne çare ki çirkinliği hemencecik ve herkes tarafından görülüveri­yordu da, bu yanı… (Tarık Buğra)
2. Kaba sayıldığı için veya bir başka sebepten ötürü açıklanmak is­tenmeyen kelime ve bölümlerin yerine konur: Kılavuzu karga olanın burnu b…tan çıkmaz.
Arabacı B…’a yaklaştığını söylüyor, ikide bir fırsat bularak arabanın içine doğru başını çeviriyordu.
(Ahmet Hamdi Tanpınar)
3. Alıntılarda; başta, ortada ve sonda alınmayan kelime ve bölümle­rin yerine konur:
… derken şehrin öte başından boğuk boğuk sesler gelmeye başladı… (Tarık Buğra)
4. Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümün okuyucunun hayal dünyasına bırakıldığını göstermek veya ifadeye güç katmak için konur:
Sana uğurlar olsun… Ayrılıyor yolumuz!
(Faruk Nafiz Çamlıbel)
Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. O noktainazar şudur: Türk milletini, medeni cihanda, layık olduğu mevkiye isat etmek ve Türk cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün, daha ziyade takviye etmek…
(Mustafa Kemal Atatürk)
5. Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur:
Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:
— Koca Ali… Koca Ali, be!..
(Ömer Seyfettin)
6. Karşılıklı konuşmalarda, yeterli olmayan, eksik bırakılan cevap­larda kullanılır:
— Yabancı yok!
— Kimsin?
— Ali…
— Hangi Ali?
— …
— Sen misin, Ali usta?
— Benim!..
— Ne arıyorsun bu vakit buralarda?
— Hiç…
— Nasıl hiç? Suya çekicini mi düşürdün yoksa !..
— !.. (Ömer Seyfettin)
UYARI: Üç nokta yerine iki veya daha çok nokta kullanılmaz.
Soru İşareti ( ? )
1. Soru bildiren cümle veya sözlerin sonuna konur:
Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı? (Faruk Nafiz Çamlıbel)
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? (Ahmet Haşim)
Atatürk bana sordu:
— Yeni yazıyı tatbik etmek için ne düşündünüz? (Falih Rıfkı Atay)
Soru eki ve soru kelimesi kullanılmadan ezgili söyleyişlerde soru işareti kullanılır:
Gümrükteki memur başını kaldırdı:
— Adınız?
2. Bilinmeyen, kesin olmayan veya şüpheyle karşılanan yer, tarih vb. durumlar için kullanılır: Yunus Emre (1240?-1320), (Doğum yeri: ?).
Türk halk felsefesinin, Türk nükteciliğinin ve mizah dehasının bü­yük mümessili Nasreddin Hoca da (Hâce Nasirüddin) bu asırda yaşa­mıştır (1208 ?-1284).
(Türk Dünyası El Kitabı)
Ankara’dan Konya’ya 1,5 (?) saatte gitmiş.
1496 (?) yılında doğan Fuzuli …
UYARI : mı / mi eki -ınca / -ince anlamında zarf-fiil işleviyle kulla­nıldığında soru işareti konmaz: Akşam oldu mu sürüler döner. Hava karardı mı eve gideriz.
Bahar gelip de nehir çağıl çağıl kabarmaya başlamaz mı içimi geri kalmış bir saat huzursuzluğu kaplardı.
(Haldun Taner)
UYARI : Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı, Hisar’dan mı, Kavaklar’dan mı?
(Yahya Kemal Beyatlı)

---
Kaynak: http://www.edebiyatfakultesi.com/noktalama2.htm


Direct link Reply with quote
 
Pages in topic:   [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

Osmanlıca - Türkçe kaynaklar, Cumhuriyet boyunca Türkçenin serüveni, Günümüz Türkçesi...

Advanced search







PerfectIt consistency checker
Faster Checking, Greater Accuracy

PerfectIt helps deliver error-free documents. It improves consistency, ensures quality and helps to enforce style guides. It’s a powerful tool for pro users, and comes with the assurance of a 30-day money back guarantee.

More info »
BaccS – Business Accounting Software
Modern desktop project management for freelance translators

BaccS makes it easy for translators to manage their projects, schedule tasks, create invoices, and view highly customizable reports. User-friendly, ProZ.com integration, community-driven development – a few reasons BaccS is trusted by translators!

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums
  • Multiple search