Pages in topic:   [1 2 3] >
Off topic: Çıldırtan gazete başlıkları ve reklamlar
Thread poster: Adnan Özdemir

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
Jun 10, 2016

Sözümona merak ettirerek, tıklatıp tıklatıp tık kazanmaya çalışan Türk gazetelerinin sayısı son zamanlarda iyice arttı.

Okuyucunun aptal yerine konmasına isyan ediyorum.

- "Milli takımın en değerlisi belli oldu"

(Ağbi;; 2 sözcükle yazın okuyalım)


- "Saldırıyı o örgüt üstlendi"

(????)

.
.
.
...

Şimdi burada yakası açılmadık sövgülerimi sıralamak isterdim ama... Burası orası değil.

Offff offffffffffffff

[Edited at 2016-06-10 07:28 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Halil Ibrahim Tutuncuoglu "Бёcäטsع Լîfe's cômplicåtعd eñøugh"
Turkey
Local time: 09:35
Turkish to English
+ ...
Uzun zamandır böyle nitelikli ve şeytani bir dolandırıcılık görmemiştim. Jun 10, 2016

Gündüz yapmıyorlar. Gece yatarken uyku tutmadı. Haber 7'e bakayım dedim cepten. Internetten girdim. Sayfa açılınca ortasında ekranın yarısını kaplayan "NUMARABİL" diye bir reklam. Habere ya da yanlışlıkla ekrana dokunur dokunmaz sormadan etmeden bir mesaj geliyor "11899 üyeliğiniz başladı 100 kredi hesabınıza yüklendi.Servis vergiler dahl haftalık 12 tL/aylık 48 TL her ay otomatik yenilenir. İptal için IPTAL SUPER yazın 11899' a gönderin. İptal durumunda ücret iadesi yapılmaz " diye. Apar topar yataktan fırlayıp iptal ettim. Eğer dün gece 10000 kişi bun yediyse adamlar kısa günün kar 120 milyar çarptılar birkaç saatte. Bakalım ay sonunda para kesecekler mi zaten yaşattıkları panik yeter.

Direct link Reply with quote
 

ATIL KAYHAN  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
Turkish to English
+ ...
Okuyun Bakalim Ne Yazdim (Madde 1) Jun 10, 2016

1) Bence gazete basliklari okuyucudan herhangi bir nokta gizlemeye çalismadan kisa ve öz olarak ana konuyu aktarabilmelidir. Benim haberim yoktu bu tarz "eksik" bilgi ile baslik yaptiklarindan. Çok net olmak istiyorum, benden birseyler gizledigi asikar bir basliga tiklamazdim. Neden mi? Onlar beni enayi yerine koymak istiyorlarsa, ben yokum. Birakin, baskalari tiklasin.

2) Kredi kartinizi kullanarak Internetten bir hizmet satin aldiginizda, firmanin "otomatik yenileme" bahanesiyle bir dönemin sonunda tekrar kredi kartiniza bir meblag borçlandirmasi benim bildigim hiç yasal degil. Bu resmen tüketiciyi "kullanmak" oluyor. Webde bu konuda yazilmis yazilar var. Sanirim konu Tüketici Hakem Heyeti'ne bildirilebilir. Kolay gelsin.

Yukaridaki her iki konu için ortak bir yorum yapabilirim. Bizim Türk halki kendi haklarini aramakta ve savunmakta çok zayiftir. Tabii ki istisnalar vardir, ben istatistiksel ortalamadan bahsediyorum. O halde hepimiz daha fazla hakkimizi aramaliyiz, diye düsünüyorum. Aslinda Türk halki hakkini aramadıgından dolayi, hakkini arayanlar da maalesef bulamiyorlar. Yani onlarin da hakki yeniyor. Buna galiba "Kurunun yaninda yas da yanar" diyorlar. Ben bunu çok yasadim.


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Bence de. Jun 10, 2016

ATIL KAYHAN wrote:
Yukaridaki her iki konu için ortak bir yorum yapabilirim. Bizim Türk halki kendi haklarini aramakta ve savunmakta çok zayiftir. Tabii ki istisnalar vardir, ben istatistiksel ortalamadan bahsediyorum. O halde hepimiz daha fazla hakkimizi aramaliyiz, diye düsünüyorum. Aslinda Türk halki hakkini aramadıgından dolayi, hakkini arayanlar da maalesef bulamiyorlar. Yani onlarin da hakki yeniyor. Buna galiba "Kurunun yaninda yas da yanar" diyorlar. Ben bunu çok yasadim.


Kesinlikle katılıyorum.


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Saçma reklamlar, hüpleticiler. Para para Gogıllllllll Jun 11, 2016

Halil Ibrahim Tutuncuoglu "Бёcäטsع Լîfe's cômplicåtعd eñøugh" wrote:

Gündüz yapmıyorlar. Gece yatarken uyku tutmadı. Haber 7'e bakayım dedim cepten. Internetten girdim. Sayfa açılınca ortasında ekranın yarısını kaplayan "NUMARABİL" diye bir reklam. Habere ya da yanlışlıkla ekrana dokunur dokunmaz sormadan etmeden bir mesaj geliyor "11899 üyeliğiniz başladı 100 kredi hesabınıza yüklendi.Servis vergiler dahl haftalık 12 tL/aylık 48 TL her ay otomatik yenilenir. İptal için IPTAL SUPER yazın 11899' a gönderin. İptal durumunda ücret iadesi yapılmaz " diye. Apar topar yataktan fırlayıp iptal ettim. Eğer dün gece 10000 kişi bun yediyse adamlar kısa günün kar 120 milyar çarptılar birkaç saatte. Bakalım ay sonunda para kesecekler mi zaten yaşattıkları panik yeter.


Neler var neler. Bahsettiğiniz açıkgözlülüğü daha yeni duydum. Çok fazla "istenmeyen reklam"la karşılaşıyorum. Hele sesleri çok feci. Dokununca en son seste çıkan saçma reklamlar. Bunları gıcıklık olsun diye mi yapıyorlar, bilinçaltlarına şeyedelim diye mi bilemedim. J. Seguela'ya sormak gerek.

Para hırsı, aç gözlülük, ölümüne yarış vs vs işte bu ekonomik sistemin çıkmaz sokağı. İnsanlık olarak duvara bir gün fena toslayacağız ya... Bakalım ne zaman?

Hayır yani, insanın belki çocuğu uyuyor; o son ses reklamların üstünden fareyle geçerken...


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Kendimi Junghans marka saat çeşitlerine bakarken buldum. Jun 12, 2016

6 yıldır kullandığım kol saati Casio marka su geçirmez bir saat (100 liraya almıştım).

Gelgelelim kendimi istemsiz olarak Junghans marka saatleri incelerken buldum

Acaba Avrupa Futbol Şampiyonasının bir yerlerinde "Junghans" reklamı mı var. ARD ve ZDF'den dönüşümlü olarak izliyorum bu şampiyonayı da. Öyle çok fazla reklam da yok...

Belki de bilinçaltım yaptı yapacağını. Kol saatimden memnunum, bozulmadıkça değiştirmem de.

[Edited at 2016-06-13 17:02 GMT]


Direct link Reply with quote
 

ATIL KAYHAN  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
Turkish to English
+ ...
Yasal Olmayan Reklamlar: Toyota Jun 14, 2016

Birkaç ay önce TV'de bir Toyota "pick-up truck" reklami vardi. Toyota Tacoma olabilir. Ne zamandir karsilasmadim. Herhalde sikayetler sonrasinda reklami yayindan aldilar. Biraz tanimlamaya çalisayim.

Bir ormanda sakalli genç bir adam balta ile agaç kütüklerini parçaliyor. Sonra, galiba telefonla bir mesaj aliyor. Adam oradaki bir Toyota "pick-up truck"a biniyor. Bir süre arazide "off-road" yol aldiktan sonra bir asfalta çikiyor. Buraya kadar olaganüstü bir durum yok. Asfalta çiktiktan sonra araç yol alirken adam direksiyonda inanilmaz seyler yapmaya basliyor. Bir taraftan araç yolda giderken adam direksiyonda tras olarak sakallarini kesiyor. Sonra, orman kiyafetlerini çikartip (tabii bu kismi göstermiyor) üzerine bir smokin giyiyor. Neyse, adam araç ile "upscale" bir otelin kapisinin önüne geliyor. O esnada gece olmustur. Orada kendisini gece kiyafeti içinde güzel bir bayan karsiliyor. Adam araçtan çikiyor, esi veya sevgilisinin koluna girip araçtan uzaklasiyor.

Bu reklamda beni fazlasiyla rahatsiz eden ve özellikle gençlere kötü örnek olacagi asikar bir sahne var. Adam kullandigi araç yolda giderken, yani araç hareket halindeyken, direksiyonda tras oluyor ve üzerini degisiyor. Bu harekete çok riskli demek, onu adeta yüceltmek olur. Araç kullanan bir insan için bu hareket, kaza yapmak ile esdegerdir. Bu isin lami cimi olmaz. Ben ismim kadar eminim ki bu reklami birçok ülke yasal bulmayacagi için TV'de yayinlamaz. Türkiye'de bal gibi yayinlaniyor. Ondan sonra da hep birlikte sikayet ediyoruz, trafik çok düzensiz, trafik çok tehlikeli diye.


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Yorumsuz Jun 17, 2016

Kapıcılar kralının mirası olay oldu

Fevzi KIZILKOYUN / ANKARA 16 Haziran 2016 - 20:19
Son Güncelleme : 16 Haziran 2016 - 20:21
=============================================================

Yıllarca kapıcılık yapan Mehmet Kaşkaya’nın 8’i Çankaya’da 11 daire, arsa, 1 kilo altın ve 700 bin liradan oluşan mirası paylaşılamıyor. 4 erkek çocuk, kız kardeşlerini mirasa konmakla suçluyor.

Ankara Kızılay’da bir iş merkezinde kapıcılık yaparak emekli olan Mehmet Kaşkaya, 2012 yılında rahatsızlık geçirdi. Yaklaşık 3 yıl yatağa bağlı tedavi gören Kaşkaya, 27 Kasım 2015 tarihinde 88 yaşında vefat etti. Kaşkaya’nın sağlığında 30 yıl kapıcılık yaparak elde ettiği malları 5 çocuğu arasında davalık oldu.
Kaşkaya’nın erkek çocukları Selahattin, Sebahattin, Bayram ve Mesut Kaşkaya, kız kardeşleri Gülvade Gümüş’ün babalarının mallarını üzerine geçirmekle suçlayarak 2013 yılında dava açtı. Numune hastanesinde 3 Eylül 2013 tarihinde verilen heyet raporunda Kaşkaya’nın akli dengesinin yerinde olmadığına karar verildi. Kaşkaya’nın 4 erkek çocuğu, kız kardeşlerinin heyet raporuna rağmen babasının paralarını çekmeye devam ettiğini, dairelerini sattığını iddia ederek 2016 yılı başında 2. kez mahkemeye başvurdu.

BABAM RIZASIYLA VERDİ

Erkek kardeşlerinin 7 daire, bir arsa ile bankadaki paraları üzerine geçirmekle suçladıkları kız kardeş Gülvade Gümüş, mahkemeye verdiği dilekçede, “Babama ben bakıyordum, hastalığı döneminde de ben yanındaydım. Hepsini kendi rızasıyla verdi” diyerek kendisini savundu. Kaşkaya’nın erkek çocukları ise “Babamız son dönemlerde ağır hastalık geçirdi, kendisinde değildi. Akli dengesi yerinde olmadığına dair heyet raporu olan bir kişi kendi rızasıyla nasıl malları verir” diyerek kız kardeşlerini suçladı.

CİMRİYDİ, KURUŞ VERMEZDİ

Kız kardeşlerinin iyi niyetlerini kötüye kullandığını savunan Sebahattin Kaşkaya, Hürriyet’in sorusunu yanıtlarken, “Babam çok cimri biriydi, yıllarca kapıcılık yaparak birikim yaptı, bir kuruş harcamazdı. Annemiz de evlere temizliğe giderdi, ikisi de tüm kazandıklarını gayrimenkule, altına yatırırlardı. Kendileri için bile 1 kuruş harcamayan babamızın, kız kardeşimize bu kadar malını vermesi söz konusu değil ” iddialarında bulundu. Her iki dava da devam ediyor.


Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/kapicilar-kralinin-mirasi-olay-oldu-40118527

[Edited at 2016-06-17 02:14 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Babalar Günü Kutlu Olsun!" Jun 19, 2016

Bir Medical Park gönderimi
-----------------------------

"BABAMIN HEDİYESİ SAĞLIK OLSUN!
HER ZAMAN İLK BİZİM SAĞLIĞIMIZI DÜŞÜNEN
TÜM KAHRAMAN BABALARIN
BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN"

---------------
Kocaman bir telefon numarası ile birlikte
www.xxxx.com.tr
---------------------------------------------

Behey Allahsız-kitapsız metin yazar(ları); sözde pazarlama uzmanları; ossuruktan halkla ilişkiler guruları; her şeyi bir şeye bağlayıp beni kafalamayı mı umdunuz?
Babam dünyasını değişeli 17 yıl oldu. Tutturmuşsunuz; suret-i haktan görünerek toplu babalar günü kutlamaya başlamışsınız. Karşıdaki insanın duygudurum dünyası altüst olmuş hiççç umrunuzda bile değil.

Benim e-posta adresimi büyük olasılıkla Aydın beyin Hürriyet'i satmıştır bunlara. Yazarları okumak için e-posta adresimle üye olmuştum bu "meşhur" gazetemize bir zamanlar. Bari Sedat Simavi'nin kemiklerini sızlatmayın...

Vahşi kapitalizmin dönek dervişleri sizi. Öbür tarafta yatacak yeriniz yokkk.


[Edited at 2016-06-19 19:55 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Ne olmuş yaniii :)) Jun 24, 2016

--Alıntıdır--
_______________________
Dans gösterisi makamdan etti
_______________________
DHA Son Güncelleme : 23 Haziran 2016 - 22:54

İzmir'de, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi tarafından düzenlenen mezuniyet töreninde sergilenen dans gösterisi Fakülte Dekan Vekili Prof. Dr. Süleyman Başlar’ı makamından etti. Gösteride, Ramazan ayına uygun olmayan kıyafetler giyildiği gerekçesiyle velilerin şikayet ettiği öne sürülen Prof. Dr. Süleyman Başlar, YÖK tarafından görevden alındı.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Tınaztepe Kampüsü’nde bulunan anfitiyatroda, çeşitli bölümlerden mezun olan 2 bin öğretmen adayı için mezuniyet töreni düzenlendi. Törende, aralarında fakülte öğrencilerinin de yer aldığı üniversite öğrenci topluluklarından DİFAT’ın (Dokuz Eylül Türk Folklorünü Araştırma Topluluğu) Zeybek ve Karadeniz yöresi oyunları ile Hint dansları gösterisi yapıldı. İddiaya göre dansçıların kıyafetlerinden rahatsız olan bazı veliler, YÖK’e fotoğrafla şikayette bulundu. Ramazan ayı dolasıyıyla kıyafetlerin uygun olmadığı yönündeki şikayetin ardından YÖK, Eğitim Fakültesi Dekan Vekili Prof.Dr. Süleyman Başlar’ı faks talimatıyla görevden aldı.

Bir dönem asaleten dekanlık yapan, bir süre önce ise yüzde 90 oy oranıyla seçimi kazanmasına karşın vekil olarak tutulan Prof. Dr. Süleyman Başlar, doğal yaşam alanı dahil, imza attığı birbirinden özel projeler nedeniyle seçimler öncesi asaleten atanmasını beklerken, kendi insiyatifinde olmadan gerçekleşen bir dans gösterisi nedeniyle görevden alınmasının çok ağrına gittiğini söyledi.

’BEN DE ÇARESİZ İZLEDİM’

Prof. Dr. Süleyman Başlar, sağcısıyla solcusuyla fakülteyi birleştiren çalışmalara imza attıklarını belirterek, "3-5 ahlaksız muhalifin 10 aydır solcu, paralel ve daha birçok ithamla sürdürdükleri karalama çalışmasında noktayı üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Hint dansları topluluğunun içinde yer alan şortlu dansçıların gösterisiyle koydular. Sahnede latin topluluğunu gördüğümde, çok şaşırdım ve yanımda oturan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Halil Köse’ye aktardığımda artık yapacak bir şey olmadığını, durdurmaya kalkışılması halinde daha kötü sıkıntı yaşanabileceğini söyleyince ben de çaresiz izledim" dedi.

KENDİSİNE KUMPAS KURULDUĞUNU ÖNE SÜRDÜ

Mutaassıp bir kimliği olan, atanmayı bekleyen bir yöneticinin Ramazan ayında böyle bir gösteriyi hazırlamasının mümkün olmayacağını ifade eden Başlar, "Atanmayı bekleyen bir insanın kendi kendine kumpas kurması mümkün olur mu? Bu öğrenciler sadece bizim fakülte öğrencilerinden değil, üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Kuliste görevli arkadaşlarım, denetimlerinde şortlu kıyafetleri hiç görmediklerini, anons edilmeleriyle bir anda sahnede belirdiklerini söylüyorlar. Bu sahnede onlarca kez, diğer birçok sahnede yüzlerce kez sahnelenmiş gösterileri bulunan bu öğrencilerin bizim fakültenin mezuniyet töreninde, benim bilgim dışında sahneye çıkması mı kabahat? Üstelik yapılan gösteri de gayri ahlaki bir gösteri değil ve iddia edildiği gibi o fotoğrafları çekenler veli değil. YÖK’e gönderilen ve basında yer alan fotoğrafların da veliler tarafından çekildiği, gösterilerin de veliler tarafından ayıp karşılandığı da küllüyen yalan. Çünkü fotoğrafların çekim açısının göstergesi muhalifleri gösteriyor" diye konuştu.

Oynanan oyunun sadece kendisine değil, rektörlük seçimlerine yönelik de bir oyun olduğunu iddia eden Başlar, "Rektörlük seçimleriyle bunu birleştirip yüzde 90 oy almış olan bana değil, rektörlük seçimine yönelik de bir oyun. İç içe girmiş benim atanmamı engellemeye çalışan, belki de rektör adaylarının farklı atraksiyonlarından diye düşünüyorum" diye konuştu.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/dans-gosterisi-makamdan-etti-40121484


---------_____________--------

ADO'NUN YORUMU: Ben, güzelleri sürekli oynatmayı seviyorum. Özellikle Sibel Kekilli'nin ilk filmlerini; Paris Hilton movilerini çok seviyorum. Ramazan mamazan farketmez. Keşke bu gösteriyi düzenleyen güzeller tura çıksa da ben de en ön sıradan seyretsem. Böyle gençlere can kurban. Kıyafetimden size ne; kime neeeeeeeeeeeeeee? Yöneticilere bak sennn!!!! Herifler nelerle kafayı bozmuşlar!!! Bu yöneticileri var ya.... Bu günler de geçecek ve ben çok güleceğimmmm...

--------______________--------

[Edited at 2016-06-24 08:49 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Taksim'de hareketli dakikalar" Jun 26, 2016

--Alıntıdır--

Haber: Özkan ARSLAN/İSTANBUL, (DHA) 26 Haziran 2016 - 17:10 Son Güncelleme : 26 Haziran 2016 - 19:38

İstanbul Valiliği’nin izin vermediği, 'LGBTİ Onur Yürüyüşü' için polis, Taksim ve İstiklal Caddesi’nde güvenlik önlemi almıştı. Tünel Meydanı’nda açıklama yapmak için toplanan 15-20 kişilik LGBTİ üyesi bir grup, polis tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında bulunan Alman Yeşiller Partisi milletvekili Volker Beck, 10 dakika sonra serbest bırakıldı.

Valiliğin izin vermemesi ve Onur Haftası'nın ilk günü olan 19 Haziran'da polisin gazlı müdahalesi sonucu "26 Haziran'da yürümüyoruz, İstiklal Caddesi'nin her köşesine dağılıyoruz" açıklaması yapan LBGTİ üyeleri ile polis İstiklal Caddesi'ne çıkan sokaklarda köşe kapmaca oynadı. Polis İstiklal Caddesi'ne çıkan her sokak başına konuşlandırıldı. LBGTİ bireylerinin günlük hayatın akışına karışarak ikili, üçerli gruplar halinde Taksim sokaklarında yürüdüğü eylem sırasında, polisle göstericiler arasında sıkı takip yaşandı. İstiklal caddesi üzerinde çok sayıda sivil ve üniformalı ekip devriye gezdi. Bazı sokaklarda bir araya gelen eylemciler, kafe önlerinde kalabalık oluşturunca işletmeciler polis tarafından uyarıldı. Dışarıdaki sandalye ve masalar kaldırılarak gruplar dağıtıldı. İmam Adnan Sokak üzerinde toplananlara polis biber gazı ile eylemcilere müdahale etti. Eylemciler ara sokaklara kaçarak dağılırken, gazdan etkilenenler nefes almakta güçlük çekti.

Sabah saatlerinde de Cumhuriyet Halk Partisi Beyoğlu İlçe Başkanlığı binasına da Gökkuşağı bayrağı asıldı. İstiklal Caddesi üzerindeki Halkların Demokratik Kongresi (HDK) binası ve İmam Adnan Sokak'taki bir kafeden aşağıya LBGTİ bireylerini temsil eden Gökkuşağı bayrağı asıldı. Polis ekipleri bayrağın indirilmesi konusunda eylemcileri uyardı. Bayrak aşağıya indirildi.

ALMAN VEKİL GÖZALTINA ALINIP SERBEST KALDI
Polis, LGBTİ üyelerinin akşam saatlerin Tünel Meydanı’nda açıklama yapmak istedikleri bilgisi üzerine burada güvenlik önlemlerini arttırdı. Saat 17.00 sıralarında aralarında Alman Yeşiller Partisi Milletvekili Volker Beck ve Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekili Terry Reintke’nin de bulunduğu yaklaşık 20 kişilik grup açıklama yapmak istedi. Polis grubu önce kalkanlarla ittirerek uzaklaştırdı. Ancak gruptan bazı kişilerin karşı koyması üzerine polis eylemcileri gözaltına aldı. Gözaltına alınan ve polis aracına bindirilen eylemciler arasında bulunan Alman Yeşiller Partisi Milletvekili Volker Beck ve Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekili Terry Reintke kimlik kontrolünün ardından serbest bırakıldı. Milletvekillerinin danışmanı Felix Banasak ile Max Lucks’un ise gözaltında bulunduğu belirtildi.

Ara sokaklarda toplanarak Tünel Meydanı’na çıkmak isteyen bazı kişiler ise polisin müdahalesinin ardından kaçarak uzaklaştı. Taksim ve İstiklal Caddesi’nde polisin yoğun güvenlik önlemleri sürüyor.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/taksimde-hareketli-dakikalar-lgbti-eylemine-polis-mudahalesi-40122562

_______________________________

ADO'NUN BU KONUDA DİYECEĞİ ŞUDUR: Bu insanlarla uğraşılmasa artık... Batı Avrupa ve gezegenin çeşitli ülkeleri bu insanlarla uğraşmayı çoktan bıraktı. İran'da bile cinsiyet değiştirme ameliyatlarının masraflarını devlet üstlenmekte bildiğim kadarıyla. Aslında bizde de rahmetli Zeki Müren en bilinen temsilcisiydi bu "hareketin". Yaşamayan bilemez. Konuyla doğrudan ilgili olmasa da; emmilerimden birinin kızının ikiz çocukları çifte cinsiyetli olarak dünyaya geldi (akraba evliliği olmamasına rağmen). Kadıncağızın, kocasının; çocukların neler çektiğini az-çok biliyorum. Bitmek bilmeyen tıbbi müdahaleler de cabası. Şimdilerde her ikisi de üniversiteli bu yeğenlerim; zeki, çalışkan istikbali parlak gençler. İnsanlığın daha alacağı çok yol var vesselam - ikiyüzlü toplum yapımızın da.
________________________________

"Türk toplumuna özgü ahlaki ikiyüzlülük örnekleri" -> https://eksisozluk.com/turk-toplumuna-ozgu-ahlaki-ikiyuzluluk-ornekleri--1660684
"İkiyüzlü toplum -> Deniz Türk -> https://pozitifgunluk.com/2011/04/11/ikiyzl-toplum/
"Dünyanın en ikiyüzlü toplumu -> https://www.uludagsozluk.com/k/dünyanın-en-ikiyüzlü-toplumu/
"İkiyüzlü toplum ahlakı" -> https://tr.instela.com/ikiyuzlu-toplum-ahlaki--444876




[Edited at 2016-06-27 13:51 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Karaman sapığı hakkında Cumhuriyet Gazetesinin araştırması Jun 26, 2016

--Alıntıdır--

CUMHURİYET GAZETESİ TACİZ SKANDALININ YAŞANDIĞI KÖYDE
Şeyma Elaman
Yayınlanma tarihi: 10 Haziran 2016 Cuma
_________________________________________________

ENSAR Vakfı’ndaki çocuklara cinsel istismar davasında 508 yıl hapis cezası alan Muharrem Büyüktürk’ün evine girdik, annesi ve komşuları ile görüştük.

Karaman’ın Ayrancı ilçesine bağlı Ağızboğaz köyünde, içinde meyve ağaçlarının olduğu geniş bir bahçeye giriyorum. Yeşile boyanmış iki katlı bir köy evi var bahçede...

Giriş kattaki kapıyı çalıyorum.

Yaşlı bir kadın açıyor. Yabancı birini gördüğü için heyecanla yazmasının yanından çıkan kınalı saçlarını toparlıyor önce... Sonra yalnız olup olmadığımı anlamak için arkama göz gezdiriyor. Yaşadıkları, yüzündeki kalın çizgilere gömülmüş sanki... Adımlarını güçlükle atabiliyor. Elinden tutup kapının önündeki sandalyeye oturtuyorum. Adı: Emine Büyüktürk.

Konuşmak istiyorum. Gönülsüz. Susuyor önce...

Sonra gözleri doluyor:

“Siz de oğlum için mi geldiniz?”

Oğlu, Türkiye’nin en merak edilen isimlerinden biri...

Son dönemin en büyük taciz skandalının “kahramanı”...

Eşinden kalan evin zemin katında yaşayan annesi, beni oğlunun yaşadığı üst kata çıkarıyor.

Türkiye’nin en çok merak ettiği taciz zanlısının yaşadığı eve giriyorum.

Giriş, dini kitaplarla çevrili... Her köşe öyle...

Aynı şekil ve ebatta kütüphane raflarına dizilmiş yüzlerce kitap... Bunların hemen hepsi dini kitaplar... İçlerinden biri özensizce kütüphanenin rafına iliştirilmiş:

Goethe’nin “Faust”u...

Eve en yabancı eşya belki de...

Romanın başkahramanı gibi ben de bir trajedide “sırların” peşine düşüyorum...

Çocukların köye geldiğinde kaldığı odaya giriyorum. Odanın ortasında ufak bir soba ve etrafında ince şilteden birkaç geniş minder var. Kendi odasında ise plazma televizyon, DVD oynatıcı ve müzik seti dikkat çekiyor.

Evden çok, modern bir türbeyi andırıyor.

Kendine âlim, evine de türbe havası veren adam, Ensar Vakfı ve Karaman İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği’nin (KAİMDER) kaçak yurtlarında 10 erkek öğrenciye “tecavüz” ve “cinsel istismar” suçlamasıyla tutuklanan Muharrem Büyüktürk...

Köyde sohbet ettiğim komşuları gibi annesi de oğlunun evde bulunduğu çoğu zamanı çocuklarla geçirdiğini anlatıyor. Karaman’daki yurt evinde olduğu gibi burada da sık sık dini sohbetler düzenlediğini öğreniyorum.

Köylüler, evi sıkça ziyaret edenleri ezbere sayıyor:

Karaman’da öğretmenlik yaptığı Gazi İlköğretim Okulu’nun müdürü Ayhan Yılmaz...

“İlimizde Ensar ve KAİMDER’e ait yurt yoktur” demesinin ardından yurtta fotoğrafları ortaya çıkan İl Milli Eğitim Müdürü Asım Sultanoğlu...

AKP milletvekili Recep Şeker...

Ve birçok üst düzey yetkili...

Büyüktürk siyasetle de çok ilgiliymiş. Bu yüzden her seçim öncesi evi, siyasetçilerin durakları arasında olurmuş.



‘Çocuklarını bırakmasalardı’

85 yaşındaki Emine Büyüktürk tek başına yaşıyor.

Yetim büyümüş. Üvey babası onu 14 yaşındayken kardeşiyle evlendirmiş. Eşi, TCDD ’de çalışıyormuş. O da 1975’te ölünce 7 çocuğuyla yokluk içinde yaşamak zorunda kalmış. Şöyle anlatıyor:

“Çocuklarım da benim gibi yetim büyüdü. Muharrem, babası öldüğünde 5. sınıfı yeni bitirmişti. Tek göz ev tuttum. Ayrancı’da bir başına okudu. Babasının maaşı gelmedi, köyde para istemediğimiz kişi kalmadı. Ekmeği tuza banıp yerdik. Çocuklarımı büyük zorlukla büyüttüm.”

“Oğlunuz evde ne yapardı” diye soruyorum:

“Üst katta hep çocuklarla ilgilenirdi” diyor:

“Benimle o kadar ilgilenmezdi. Onlara annelerinden iyi bakardı. Yemeklerini yedirir, yıkardı.”

Sonra da öfkeyle, oğlunu eleştirenleri suçluyor:

“Böyle suçlayacaklarına okutsalardı çocuklarını; bırakmasalardı.”

‘Seccade, Kuran ve tespih’

Emine Büyüktürk, oğlunun 25 sene öğretmenlik yaptığını, herkes tarafından el üstünde tutulduğunu anlatıyor. Sonra da cezaevindeki görüşmelerinden detayları paylaşıyor:

“Ağlayarak elime sarıldı, ‘Ben öyle şey yapmam, inanmayın; iftira attılar bana” dedi. Benden seccade, Kuran ve tespih istedi.”

“Kim iftira attı oğlunuza” diyorum. Sessizce ağlayarak, “Yüzüm bir gün olsun gülmedi. Şimdi de bunları yaşıyorum. Her gün ölüp diriliyorum” diye sayıklıyor:

“Hasta ettin beni Muharrem hasta. Bu yükün altından nasıl kalkayım ben...”

Aynı olay daha önce de yaşanmış

Karaman’da Ensar ve KAİMDER’in kaçak yurtlarında çocukları 2 yıl boyunca istismar eden Muharrem Büyüktürk’ün hikâyesini onu yakından tanıyan köylülerinden dinliyorum.

İsmini vermek istemediklerini özellikle belirtiyorlar.

Aldığım bilgiler özetle şöyle:

Hayvan pornosu görüntüleri

Büyüktürk, 1999-2000 yıllarında Karaman’ın Ayrancı ilçesinde Halk Eğitim Müdür Yardımcılığı yapmaya başlamış. O yıllarda ortağı olduğu kırtasiyeyi de işletiyormuş. Bilgisayarını satın alan komşusu bellekte çocuk ve hayvan porno görüntülerini fark etmiş. Bunun üzerine jandarma, çocuklar ve ailelerinin ifadelerini almış. Ancak ailelerin şikâyetçi olmaması nedeniyle öğretmen hakkında işlem yapılmamış.

‘Çocuklarla çıplak yatıyor’

Büyüktürk’ün durumundan şüphelenen komşusu olayın peşini bırakmayarak başçavuşa gitmiş. O da Karaman’dan istihbaratçı arkadaşlarını devreye sokup çocuklarla görüşmüş. Çocuklardan bir tanesi, “Bana bir şey yapmıyor ama diğer çocuklarla sabaha kadar çıplak yatıyor” diye anlatmış. Çıplak yattığı çocuklarla konuşmak istenmiş, fakat aileler, söylentilere inanmadıklarını ifade ederek olayın kapatılmasını istemiş.

Belki daha fazla çocuğun hayatının kararması engellenebilecekken, aileler sessiz kalınca konu kapatılmış.

Köyden gitmesi istenen Büyüktürk, 2009’a kadar İstanbul’da görev yapmış. Burada da Enderun Vakfı gibi dini vakıf ve derneklerde kendini göstererek belli bir çevre edinmeyi başarmış. Karaman’da Ensar Vakfı’na girmesini sağlayan da belli ki bu İstanbul referansları olmuş.

Köylüler, Muharrem Büyüktürk’ün görev yaptığı Diyarbakır’dan tatillerde çocukları köye getirdiğinden bahsediyor. Özellikle maddi durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarını seçtiğini, onlara ailelerinden daha iyi baktığını belirtiyorlar. Geri götürmek için de bazen çocuklardan birinin babasının köye geldiğini söylüyorlar.

Yakın komşularından biri onu şöyle anlatıyor:

“Bahçede çocuklara çadır bile kurardı. ‘Biz bir çocuğa bakamıyoruz 8-9 çocukla nasıl ilgileniyor’ diye şaşardık. Meğer niyeti farklıymış. Bir kere namaz kıldığını görmedim. Namaz kılan en azından ramazanda teravihe gider. Camiye de gelmezdi. ‘Bu nasıl Müslüman’ diye sorardım kendi kendime... Ama hitabı çok kuvvetliydi, insanları nasıl ikna edeceğini iyi bilirdi. ‘Parayla işim yok; ben kendimi İslami nesil yetiştirmeye adadım’ diyen bir öğretmene siz de inanırsınız.”

Çocuğuyla görüşmüyordu

İlk evliliğinden 24 yaşında bir çocuğu olan Büyüktürk, bu eşinden olduğu gibi, sonraki 3 eşinden de “anlaşamadığı” için ayrılmış. Köylüler, Büyüktürk’ün çocuğunu en son küçükken gördüklerini, bir daha köye hiç gelmediğini ifade ediyor. Nedense köyde hiç kimse çocuklarla bu kadar ilgilenen birinin, kendi çocuğuyla ilgilenmemesini sorgulamamış.

Evliliklerinin ikinci ayında boşanma noktasına gelen son eşi, tecavüz davası iddianamesinde yer alan ifadesinde, Büyüktürk’le, KAİMDER’in yöneticilerinden Tevfik Baran’ın aracı olmasıyla evlendiklerini belirtiyor ve şöyle diyor:

“Muharrem’le evlendikten sonra onun farklı bir kişiliğe sahip olduğunu gözlemledim. Herhangi bir cinsel münasebetimiz olmadı. Hiç konuşmaz, benimle bir şey paylaşmazdı. Sinirli biriydi. Okul sonralarında yemeğini yedikten sonra yurttaki öğrencilerin yanına giderdi.”

OKUL MÜDÜRÜNE DUYGUSAL ŞİİR:

‘Yaptık yapacağımızı...’

Muharrem Büyüktürk’ün Karaman’da öğretmenlik yaptığı Gazi İlköğretim Okul Müdürü Ayhan Yılmaz, davadan kısa bir süre önce ihaleye fesat karıştırma gerekçesiyle açığa alındı. Büyüktürk’ün, kendi dini sohbetlerine sıkça iştirak eden ve okulda kendisine ayrıcalıklar tanınmasını sağlayan Ayhan Yılmaz’a kendi Facebook hesabında paylaştığı şiir, bize hem aralarındaki ilişkiyi, hem de Büyüktürk’ün ruh halini gösteriyor: ..

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/549334/Karaman_cocuk_tecavuzcusunun_annesi__Suclayacaklarina_birakmasalardi_cocuklari.html

"Karaman’daki sapık öğretmenden iğrenç itiraflar" -> http://www.yenimeram.com.tr/karamandaki-sapik-ogretmenden-igrenc-itiraflar-188479.htm

Karaman sapığı yalancı dombili "devrimci gelenekten geliyormuş" (yalan-yalan-kuyruklu yalan)) -> http://www.ensonhaber.com/karamandaki-cinsel-sapik-mahkemede-devrimciyim-dedi-2016-04-21.html -> -> Utanmaz-arlanmaz kanalizasyon kanalı tadında yayın yapan ve şark kurnazlığı ile "Çocuk tecavüzcüsü devrimciyim ateistim dedi; kalkıp da tüm solcular tüm ulusalcılar tüm geziciler tecavüzcüdür demiyoruz" diyerekten başlık atarak tecavüzcü sapığı solcu, ulusalcı; gezici göstermeye çalışan aşağılık yaratıklar! Ben de Karaman'da yaşıyorum ve neyin ne olduğunu artık herkes çok iyi biliyor. Allah sizi ve sizin gibileri bildiği gibi yapsın. Aminnnnnn.

"Ereğli’deki cinsel istismar davasının yargılanmasına başlandı" -> http://www.yenimeram.com.tr/karamandaki-cinsel-istismar-davasinin-yargilanmasina-baslandi-205010.htm

"Cinsel Sapkınlıklar ve Ensest Konusunda Toplum İkiyüzlü Davranıyor!" -> http://www.xn--okhaber-8pb.net/cinsel-sapkinliklar-ve-ensest-konusunda-toplum-ikiyuzlu-davraniyor/

_______________
ADO'NUN YORUMU: Ne desem, ne desem... Ne yazarsam yazayım; kan beynime sıçrayacak, yüreğimin sızısı dinmeyecek...


[Edited at 2016-06-27 08:04 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
“Bana don alacak mısın?” mesajı işinden etti Jun 27, 2016

--Alıntıdır--

Haber: Dinçer GÖKÇE
26 Haziran 2016 - 13:08
Son Güncelleme : 27 Haziran 2016 - 09:20

_______________
İstanbul’da ilginç bir iş davası karara bağlandı. U.T., ünlü bir giyim mağazasında yönetici olarak çalışıyordu. T., gün içinde şakalaştığı kadın iş arkadaşı E.N.Ş’ye, mesai sonrası, “Bana don alacak mısın?” diye mesaj attı. Ş., kendisine gelen mesaja gülücükle yanıt verdi ancak durumu şirkete bildirdi. Şirket, U.T.’yi tazminatsız işten çıkardı. İş mahkemesi, U.T. için ‘işe iade’ kararı verdi. Ancak Yargıtay kararı bozdu. Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararına uydu. T. tazminat da alamadan işinden oldu.

DON GİYMİYORUM BÖYLE RAHAT!

U.T., Eylül 2011’de G. Mağazacılık A.Ş.’nin İstiklal Caddesi’ndeki şubesinde işe başladı. Bu mağazada 2 yıl 8 ay çalışan U.T., gösterdiği iyi performans“Bana don alacak mısın?” mesajı işinden etti
nedeni ile, şirketin Nişantaşı’ndaki başka bir mağazasında yetkili yönetici sıfatı ile görevlendirildi. Mayıs 2014’te Nişantaşı mağazasında çalışmaya başlayan U.T.’nin bu mağazaya gelişinin üzerinde bir ay kadar geçmeden davaya konu olan olay yaşandı. 10 Haziran günü, mağazada çalışan U.T. bir ara lavaboya gitti. T., lavabodan döndükten sonra, aynı mağazada çalışan kadın çalışan E.N.Ş.’nin uyarısı ile durumun farkına vardı. Ş., T.’ye pantolonunun ön kısmının ıslandığını söyledi. T., başka bir kadın yöneticinin de olduğu esnada “Ben 1,5 yıldır don giymiyorum. İyi rahat böyle” dedi. Ş. ise, T.’ye, kısa süre öncesine kadar iç giyim ürünleri satan bir mağazada çalıştığını, isterse kendisine don alabileceğini söyledi. Mağaza personeli arasındaki konu bir süre sonra şakalaşmaya dönüştü ve orada kapandı.

EVE GİTTİ O MESAJI ATTI

U.T., anılan gün, mağazanın kapanması sonrası evine gitti. Saat 22:30 sıralarında T., iş arkadaşı E.N.Ş’ye “Bana don alacak mısın?” şeklinde bir WhatsApp mesajı attı. Ş. ise bu mesaja, gülücük simgesi koyarak yanıt verdi. Ancak, ertesi gün Ş., T.’nin kendisine attığı mesajı önce kadın yönetici Ö.G.’ye daha sonra yazılı olarak şirkete bildirdi.

Şirket, T.’yi, ‘Doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması’ gerekçesi ile tazminatsız işten çıkardı. T. kararın iptali için iş mahkemesine dava açtı. İstanbul 1. İş Mahkemesi, tarafların savunma ve delillerini aldı, bilirkişi raporu hazırlattı ve tanıkları dinledi.

TERBİYELİ BİRİ

T. adına tanıklık yapan A.Y. isimli eski mağaza çalışanı kadın özetle: Davacı (U.T.) ile 2 yıl çalıştım. Düzgün ve terbiyeli biri… İş arkadaşlarına karşı ahlaksız davranışları ve sarkması yoktu” dedi. T.’nin bir diğer tanığı A.E. ise “U.T. işini kurallarına göre yapıyordu. Hiçbir kadın çalışana karşı ahlaksız bir tavrı yoktu. İyi bir çalışandı ve çalışma saatlerine de uyuyordu” dedi.

MÜDÜRLERE KÜFREDİYORDU

Şirket de mahkemede iki çalışanını tanık olarak dinletti. Don konusunun konuşulduğu esnada mağazada olan Ö.T. “Ona (U.T.) verilen görevi başka bir personele devrediyordu. Devrederken de ‘ben ırgat değilim’ diyordu. Çalışma saatlerine uyuyordu; ancak fazla mola yaptığı zamanları oluyordu” dedi. Şirketin bir diğer tanığı E.N.Ş. ise “U.T, müşterilere ve yöneticilere çok küfür ediyordu. İşini isteyerek yapmıyordu. Uygunsuz çok davranışı vardı. Bu nedenle işten çıkarıldı. Son olayın gerçekleştiği gün iç çamaşırı firmasında çalıştığımı ve kendisine iç çamaşırı alabileceğimi gündüz söyledim” şeklinde konuştu.

BİLİRKİŞİ: İŞE İADE EDİLSİN

Dosyaya ilişkin alınan bilirkişi raporu U.T. lehine çıktı. Raporda “… Tüm dosya kapsamı birlikte haklı nedenlere dayanan fesih işleminin ağır bir yaptırım olduğu kanaatine varılmıştır” denildi. Raporda, şirketin aldığı fesih kararının geçersiz sayılmasını işe iade edilmesi gerektiği belirtildi. Mahkeme de, bu yönde karar verdi. Şirket avukatı kararı temyiz etti.

YARGITAY SON NOKTAYI KOYDU
Dosyaya bakan Yargıtay, iş mahkemesinin kararını bozarak ortadan kaldırılması yönünde hüküm kurdu. Yargıtay bozma kararında, iş ilişkisinin, sürdürülmesinin işveren açısından beklenemeyeceğine vurgu yaptı. Mahkeme de bozma kararına uydu. U.T., tazminat alamadan işinden oldu.

BOZMA KARARI YASAYA AYKIRI

U.T.’nin avukatı Burcu Eroğlu, bozma kararına ilişkin “Yerel mahkeme kararı lehimize olmasına rağmen; davamız Yargıtay tarafından bozuldu. Bozma kararı ile birlikte müvekkilin iş hayatı da olumsuz yönde etkilenecek. Öte yandan müvekkil bu kararla birlikte maddi bir külfet de yüklenecektir. Yargıtay’ın verdiği bozma kararının hem usul hem de yasaya oldukça aykırı olduğunu düşünüyorum” dedi.


Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/ise-donuste-don-davasi-40122449


_________________________
Şaşkın çevirmen Ado'nun yorumu: "Serbest çevirmenliğin" değerini bilelim. Şimdiye kadar yazları çırılçıplak çalıştığım çok oldu (perdeler kapalı). Kısa donla da çalıştım; dondurucu soğuklarda yünlü iç donuyla da. Bazen sokakta giydiğim giysilerimle uyuyakaldığım da oldu bilgisayarın başında. 1 aylık sakalla da çalıştım; haftada 3-4 gün sakal tıraşı olarak da. Saçlarımı Barış Manço tarzı uzatarak da çalıştım. Hatta azgın Sibel Kekilli filmlerini arada seyrederek uykumu hafiflettim de çalıştım yoğun günlerimde. Şimdilerde Avrupa Futbol Şampiyonası maçlarının arkaplan sesinde çalışıyorum. Burnumu kurcalayarak da çalışıyorum bazen. Evi-işyerimi 1 ay hiç süpürmeden çalıştığım da oldu. Yüznumaramın kapısını da söktüm büyük çişimi yaparken filmimi izleyebileyim diye. Kömürlükte yaşayan kedi ailemden üşüyen yavruları kışın yanıma alarak da çalıştım... Ohhh be. Haa; bir de sövülmeyi hakeden "müşteri kılıklılara" ne sövgüler düzüyorum oturduğum yerden bir bilseniz...

Şu Türkiye ilginç bir ülke; ispiyoncusu var, özel konuşmayı yukarıya taşıyanı var; yükselme hırsı gani gani -nereye yükseleceklerse artık. "Kariyerci insan" modeli bana göre en gereksiz insan modelidir...

Geçmiş olsun kardeşim.

[Edited at 2016-06-27 15:29 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Karaman’da rüşvet iddiası" -> Karaman Vergi Dairesinde neler dönmüş neler... Jun 27, 2016

--Alıntıdır--
Yeni Meram Gazetesi
Giriş Tarihi: 18.05.2016 18:37
Güncelleme Tarihi: 18.05.2016 18:37

Kentte bir vergi mükellefinden rüşvet aldığı iddiasıyla gözaltına alınan vergi müfettişi tutuklandı

Karaman’da bir vergi mükellefinden rüşvet aldığı iddiasıyla gözaltına alınan vergi müfettişi, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Edinilen bilgiye göre, Konya Vergi Dairesinde görevli vergi müfettişi Ali K, bazı mükelleflerin defterlerini incelemek için Karaman’a geldi. İddiaya göre, Karaman Vergi Dairesinde kendisine tahsis edilen odada, vergi mükellefi Ş.U. ile yalnız görüşen Ali K, “Eksiklerinden dolayı 250 bin lira ceza yazacağız. Bunu biraz para karşılığında ayarlayabilirim.” dedi. Ş.U, bunu düşüneceğini söyleyerek vergi dairesinden ayrıldı.

Hemen Karaman Adliyesine gelen Ş.U, durumu görevli Cumhuriyet Savcısına anlatarak şikayette bulundu. Polisle irtibata geçen savcı, seri numaraları alınmış 12 bin 500 lirayı Ali K’ye vermesi için Ş.U’ya teslim etti. Tekrar müfettiş Ali K’nin yanına gelen Ş.U, teklifini kabul ettiğini söyleyerek paraları verdi ve odadan çıktı. Ş.U’nun odadan ayrılmasıyla birlikte operasyon düzenleyen ekipler Ali K’yi üzerinde paralarla yakaladı.

Gözaltına alındıktan sonra Adliyeye sevk edilen Ali K, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Kaynak: http://www.yenimeram.com.tr/karamanda-rusvet-iddiasi-201837.htm
-----------------
Ado'nun yorumu: Afferim sana aslan hemşehrim benimmmm; işte böyle yakalatalım haram yiyen rüşvetçi dombilileriiiii

[Edited at 2016-06-27 12:04 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 09:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Karaman konuşamıyor" demiş ilgili gazeteci -> Yanılgı var; bu olay için özel hoparlör siste Jun 27, 2016

--Alıntıdır ++ Kişisel yorumum sayfanın altındadır--


Haber: Şeyma Elaman
Yayınlanma tarihi: 11 Haziran 2016 Cumartesi

Ensar Vakfı yurtlarında çocuklara tecavüz skandalı ile gündeme gelen Karaman’da ‘utanç’, sanki suçu işleyenin değil, tüm kentin olmuş. Kentin muhafazakârları ‘dava’ uğruna, diğerleri ise ‘ses çıkartanın başına vurulduğu’ için susuyor. O yurtlar ise hâlâ küçük çocukları ‘ağırlıyor’.

Ensar Vakfı skandalı ile gündeme gelen Muharrem Büyüktürk’ün köyünden ayrılıp Karaman’a dönüyorum.

“Karaman’ın İstiklal’i”, İsmetpaşa Caddesi diyebiliriz. Birçok mağaza, kafe ve restoranın olduğu cadde, şehrin en işlek ve canlı noktası... Ensar Vakfı’nın yurdu da bu meydanda yer alıyor. Yani her gün binlerce insan, yurdun kapısının önünden geçiyor. Vakıf, en son yurtların kapalı olduğunu açıklamıştı. Fakat şehirde olduğum her gün, bu 5 katlı öğrenci yurdunun pencerelerinde öğrencileri gördüm. Çevreden de yurdun bir gün bile kapatılmamış olduğunu öğrendim.

Kalabalık olmasına rağmen elimde fotoğraf makinesi olması, bakışları üzerime çekmeye yetiyor. Sokakta insanlarla konuşmaya çalıştığımda skandalın, tıpkı dava gibi hızla kapanmasının nedenini anlıyorum:

Konudan herkes fısıltı ile bahsediyor, kimse sesini yükseltmeye cesaret edemiyor. Konuşmak için yanına yaklaştığım insanlar ya tedirginlikle konuşmayı reddediyor ya da tersleyerek, “Neden hâlâ bu konuyu gündeme getirmeye çalışıyorsunuz” diyor.



Tüm kentin utancı

“Utanç’, sanki suçu işleyenin değil, tüm kentin utancı olmuş.

Bu iklimi yaratan sadece Karaman’ın muhafazakâr yapısı değil; muhalif partiler ve sivil toplum örgütleri de bölgede çok yetersiz. Yalnızca AKP’nin ve desteklediği cemaatlerin güçlü olduğu Karaman’da, insanların konuşmak, bilgi almak ya da yardım istemek için çalacağı fazla kapı yok. Bu nedenle de, düzene karşı çıkmanın, çoğunluğu karşısına almak anlamına geldiğini öğrenmiş Karamanlılar... Konuşurlarsa işsiz kalabilirler, çocuklarını istedikleri okula veremeyebilirler, komşularının tepkisiyle karşılaşabilirler. Hatta dindar olmadıkları söylenebilir. Çoğu, bunlarla uğraşmak yerine sessiz kalmayı seçiyor.

Karaman’ı ruh hali bu...



Sesini çıkaranın başına vuruyor

Eğitim-Sen ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, bölge hakkında bilgi alabileceğim tek yer oldu. Eğitim-Sen üyelerinin hem sendikal mücadelede hem de öğretmenlik yaptıkları okulda birçok baskıyla karşılaştıklarını belirten Eğitim-Sen Başkanı Derya Kart, kentteki durumu şöyle özetliyor: “Burada muhalif olmak çok zor. Ses çıkaranın başına vuruyorlar. Üyelerimizin birçoğu sürgün edildi, işten atıldı. Bu durumun insanlar üzerinde yıldırıcı etkisi oluyor. İstemediklerinden değil, sırf korktukları için bizimle hareket edemiyorlar. ‘Çocuklarım var, borcum var, işten atılırsam ne yaparım’ diyerek onlar da sessiz yığına dahil oluyorlar. Camiye namaza gitmediğim için inançsız olduğum dedikodusunu çıkardılar. Bazı veliler, ‘Çocukların kafasından Allah inancını siliyorsun’ diye çocuklarını sınıfımdan aldı. Karaman’da baskının bir sınırı yok maalesef...”



Oğlum allaha emanet

Alelacele kapatılan davadan sonra en çok merak edilen konulardan biri de mağdur çocuklara ve ailelere ne olduğu...

Çocuklar bu ağır travmanın ardından sağlıklı bir tedavi sürecine başlayabildi mi?

Konuyu, 5 çocuğun gönüllü avukatlığını yapan Karaman Baro Başkanı, aynı zamanda MHP İl Başkanı Oktay Yılmaz ile görüştüm. Çocuklardan birinin babasının cezaevinde, diğerinin yurtdışında işçi olduğunu belirten Yılmaz, bazı ailelerin olaydan etkilenmemek için şehirden bir süreliğine ayrıldıklarını belirtiyor. Avukatlığını yaptığı 4 çocuk psikolojik tedavi görüyormuş. Diğeri ise kendi isteği ile tedaviyi bırakmış.



Vakıf aileleri arıyor

Yılmaz hukuki durumu şöyle özetliyor: “Ensar Vakfı, diğer 5 çocuğun avukatlığını üstlendi. Vakfın Başkanı Cenk Dilberoğlu, vakıf bünyesinde çocuklarla ilgilendiklerini söylüyor. Ne kadar sağlıklı bir süreç yaşandığını bilmiyoruz. Dilberoğlu beni sürekli arıyor, avukatlığını yaptığım 5 çocukla kendilerinin ilgilenmek istediklerini söyleyip bu konuda onları ikna etmemi istiyor. Böyle bir şeyin mümkün olamayacağını söyledim. Zaten aileler de Vakıf’la iletişime geçmek istemiyor. Fakat aileleri arayarak ‘Avukatlığınızı yapan kişi, MHP İl Başkanı’ diyerek onları kendi taraflarına çekmek istediklerini biliyoruz”.



Evine 20 dakika

Şehrin merkezinden uzaklaştıkça sokaklar tenhalaşıyor. Boş çocuk parkları ve sessiz mahalleler, terk edilmiş bir şehri andırıyor. Karaman’da çocuklar, genelde okuldan arta kalan zamanlarını neredeyse her mahallede yer alan cemaat yurtlarında geçiriyor. Özel servisler çocukları okuldan alarak yurda götürüyor. Çocuklar haftanın 6 gününü bir ya da iki belletmenle dini eğitim alarak geçiriyor. Ailelerini haftada bir kez görüyorlar; bazı yurtlarda bu süre değişiyor. Örneğin Ensar Vakfı’nda kalan çocuklar ayda bir kez aile ile görüşebiliyor.

Yurtlar gibi aileler de çocukların ayrı geçirdikleri sürenin, çocuklarının daha disiplinli dini eğitim alması için şart olduğunu kabul etmiş. 11 yaşındaki oğlunu evinden 20 dakika mesafede bulunan yurda veren Rabia S. ile görüşüyorum. Ona evinden çok uzak olmayan bir yurda neden çocuğunu yatılı verdiğini soruyorum:

“Dinini öğrensin diye veriyoruz. Sokaklarda zaman geçirip serseri olmasını istemiyoruz” diyor.

“Peki, yaşanan çocuk istismarından sonra tedirgin oldunuz mu, neler hissettiniz” diye sorduğumda, ismini ısrarla vermek istemediği cemaatlerine çok güvendiklerini söyleyerek ekliyor:

“Oğlumuz Allah’a emanet, bizim bir şikâyetimiz yok”.



Hayalet çocuklar

Aileler böyle düşünedursun, iddianameye göre Muharrem Büyüktürk, yurtta zaman geçiren bir velinin ayrılışından birkaç saat sonra onun çocuğuna cinsel istismarda bulunabiliyormuş.

Bu da onun ne kadar rahat hareket edebildiğini ve durumu ne kadar içselleştirdiğini ispatlıyor.

Öğretmenlik yaptığı 25 yılda yüzlerce öğrencisi olan Büyüktürk’ün iktidarla güçlü ilişkileriyle bilinen Ensar Vakfı ve KAİMDER ile bağlantısı, bu süreçte daha fazla mağdur çocuğun ortaya çıkmasını da zorlaştırdı. Ne bölgedeki sosyal hizmetler ne de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı konuyla gereğince ilgilendi. Sadece Büyüktürk’ün ne kadar ceza alacağı tartışılarak vicdanlar susturuldu.

Devletin, Karaman halkıyla da bu olayı yaşayan çocuk ve ailelerle de ilgilenmemesi, geçmişte bunu yaşamış, belki hâlâ bu tür kaçak cemaat yurtlarında istismara maruz kalan ya da kalacak olan çocuklardan nasıl vazgeçildiğini gözler önüne seriyor.



Eğitimde karanlığa devlet aracı oluyor

Karaman’da uzun yıllar görev yapmış bir Milli Eğitim müfettişiyle görüşüyorum. Kendisine “Mehmet Bey” diyeceğimiz müfettiş, görev yaptığı sürece birçok baskıyla karşılaştığını söylüyor ve isminin gizli tutulmasını rica ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, eskiye göre cemaat ve vakıflarla daha fazla işbirliği halinde olduğunu belirtiyor:

“Yalnızca Karaman’da değil tüm Türkiye’de böyle... Diyanet İşleri Başkanlığı’nın organize ettiği ‘Değerler Eğitimi Programı’ kapsamında, cemaate bağlı dernek ve vakıflardan pedagojik formasyonu olmayan görevliler okullara gelip eğitim veriyor. Bu protokolü de Milli Eğitim Bakanlığı yapıyor. Ensar Vakfı dahil diğer cemaatlerle yürütülen bu tür birçok çalışma var.”



Ne öğretiliyor belli değil

Ensar ve KAİMDER’in kaçak yurtlarında yaşanan cinsel istismar olayı uzun süre gündemde kaldı. Fakat Mehmet Bey’le konuşurken Karaman’da neredeyse hiçbir şeyin değişmediğini fark ediyorum: “Karaman’da vakıf adı altında açılan denetlenmeyen yurtlar bulunuyor. ‘Hafız yetiştiriyoruz’ denilerek 10-11 yaşındaki çocuklar, yurtlarda ailenin ve devletin gözetimi olmadan kalıyor. Bunlar vakıf olarak geçiyor, ama yürüttükleri eğitim formal değil, ne olduğu belli olmayan bir eğitim. Bu çocukların yurtta kaldığı sürelerde, okul dışı saatlerde ne ile karşılaştıkları, nasıl eğitildikleri, ne yönde yönlendirildikleri de belli değil. Onlar eğitim verdiklerini düşünüyorlar ama geldiğimiz noktada bu eğitimin topluma nasıl yansıdığını görüyoruz.”



Dini temelli yaşam

Mehmet Bey, Karaman’dan örnekle toplumda dinsel kültürün yoğunlaştığına dikkat çekiyor: “Günlük yaşamda kullandığımız kelimeler değişiyor. Giyim, kuşamımız değişiyor. Sürekli geriye gidiyoruz. Bu tür cemaatlerde verilen eğitim, Cumhuriyetin vatandaşlık haklarına sahip, kuruluş felsefesini benimseyen, ulusal değerleri kabullenen bireyler yetiştirmekten çok uzak... Aksine dinsel değerleri önceleyen, yaşam tarzı daha kapalı, günlük yaşamını ve değer yargılarını dinsel temeller üzerine oturtan bir nesil geliyor. Eğitimde son 10 -15 yıldır okulun dışında egemen olan bir eğitim anlayışı var. Bu anlayış, maalesef eğitimi karanlığa götürüyor. İşin en acı tarafı da buna devletin aracı olması... Bu tür ne olduğu belirsiz kurumların çocuklarımızı ‘eğitmesine’ izin veriliyor.”



Teslimiyetçi bir nesil

Mehmet Bey’e bazı ailelerin, neredeyse aynı mahallede yer alan cemaat yurtlarına çocuklarını emanet etmelerini soruyorum. “Öğrenci Yurdu Yönetmeliği, 6. 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin de kalabileceği şekle çevrildi. Aslında çocuk kendisini en rahat ailesinin yanında hisseder. Aynı şehirde anne- babasıyla kalabilecekken aileler çocuklarını yurda veriyor. Hatta 5. sınıfta yurda bırakılıyor çocuklar... Öncelikle çocuk, kendini aileden dışlanmış olarak hissedecek. İkincisi orada eğitici konumda olan insanların davranışlarını beğenmediği halde tepki gösteremediği için kimliği ve kişiliği daha içe kapanık olacak. Yani çocuklar, iradesini başkalarının eline vermiş, teslimiyetçi, sorgulamayan, eleştirmeyen, hayatı geliş yönüyle kabul eden bireyler haline gelecek.



Aile yanında kalmalı

Karaman’ı düşünün, öğrenci burada, ailesi de burada, fakat çocuk öğrenci yurdunda kalıyor. Çocuklar ailelerden ‘Ona dinini öğreteceğiz’ diye alınıyor. Çocuklar hem imam hatipe gidiyor, hem yurtta kalıyor. Aile kendi sorumluluğunu onların üzerine atıyor. Sıkıntı ailelerde bana göre... 5. sınıfta yurda verilen bir çocuk ne düşünür? ‘Annem- babam beni istemiyor’ diye düşünür. Aileden uzakta, dini otoriteyle büyüyen bu çocukların ileride psikolojik olarak nasıl bir yapıya sahip olacağını, bilinçaltına itilmiş duyguların nasıl, ne zaman dışa vuracağını bilemeyiz. 15 yaşına kadar çocuklar ya ailelerinin yanında ya da devletin denetiminde eğitim görmeli ve kalacaklarsa devlet yurtlarına yerleştirilmeli.”

--------
Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/yazi_dizileri/549763/Karaman_konusamiyor.html

_______________________________________________________________________________________________
===============================================================================
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
***********************************************************************************************

ADO_YORUM: "Karaman konuşamıyor" demiş ilgili gazeteci -> Yanılgı var; bu olay için özel hoparlör sistemi kurdum ve 4-5 gün konferans verdim evimin bulunduğu 3. kattan. Ana-babalara; çocuklarına sahip çıkmalarını tembih üstüne tembihledim. Daha başka şeyler de dedim ama buraya yazmayayım.

Halk, sizin gibi gazetecilere çocuklarının uğradığı tecavüzü ikin ikin anlatmak zorunda mı? Çocuğunuzun başına böyle bir adilik gelse ve size konuş bakalım dense ne yapardınız acaba?

Gasteci civelekler bir şehre gelip anında oranın uzmanı oluveriyorlar (!). Buranın dindarı, işçi partilisi şucusu bucusu bile "milliyetçidir" arkadaş. Siyasal görüşü ne olursa olsun yobaz insanların yaşadığı bir şehir değildir Karaman.

Evet köylerden yeni göçen dar gelirli ailelerin göreceli "çaresizlikleri" yukarıdaki yazıda değinilen "korsan yurtları" besleyebiliyor ancak bunun okul çağındaki çocuk nüfusuna oranı kaçtır acaba? Bu yurtlardan yalnızca ve yalnızca Karaman'da mı var? Başka illerde de olmasın bu yurtlardan? Bu tür sapkınlıklarda acaba sadece Karaman halkı mı utanca boğuluyor. Bence bu tüm Türkiye'ye özgü bir refleks.

Olayı kapatmak istediler hortlak çıkasıcalar. Başaramadılar. Türkiye "toplum mühendisliği" ile bir yöne doğru dönüştürülemeyecek kadar büyük ve renkli bir ülke.

Vaktinde "dava dava" diyen en yakın akrabalarım bile son 13 yıldır adım adım "hedonist" oldu çıktı. Siz anladınız bunların "dava dava" diyerek hüplettikleri şeylerin neler olduğunu?: Mevki- makam- sonradan görülen arabalar vs. vs...

Olayın tek züğürt tesellisi; pisliklerin ortaya çıkarılması ve tüm karartma çalışmalarının başarısızlıkla sonuçlanmasıdır.

İlerici geçinen birisi de "Karaman'da baskının sınırı yok" gibi bişeyler yumurtlamış. Eğri oturup doğru konuşalım; en yakın örnek Ramazan ve oruç. Açıktan oruç yeme yürekliliği gösterebilenlerin nüfusa oranı bakımından ilk 3-5 ilden biridir Karaman. Öteden beri bu böyledir.

Taraftardaş sendikalar ve "devletin yeni sahiplerinin" memurlara baskıları bakımından ise Türkiye neyse Karaman odur.

Ben açık başlının kapalı başlıya; kapalı başlının açık başlıya en ufak bir baskısına rastlamadım. Liseliler, üniversiteliler akşam parklarda mevsim itibariyle rahatça sevişebiliyorlar; gece kedileri güderken görüyorum bunları. Avrupa ve özellikle Hollanda'ya büyük göç veren bir ilden yobazlık çıkmaz anacığım! (Yalnızca Hollanda'daki Karamanlı sayısı 50 bine yakındır -gidip-dönenler hariç. Daha bunun Almanyası; Fransası; İsviçresi; Avusturyası; Avustralyası, İspanyası; Bask Bölgesi; Katalonyası; İtalyası; İsveçi; Belçikası; Norveçi; Rusyası; Azerbaycanı; Suudi Arabistanı; Mısırı; Sudanı, Danimarkası; İngilteresi; İskoçyası; İrlandası; Amerikası ... var) Haydin başka kapıya!

Proz'a da yüklemiştim; bir zamanlar penceremde Atatürk posteri ve dolu şarap kadehi 3 yıl aralıksız kaldı bu kentte. Buharlaşan şarabı ekledim durdum. Bana baskının b'sini yapabilen çıktı mı?

Bazı sakat mantıklı İstanbul ve/veya çokbüyükşehir bebelerinin gazetecilik gözlemleri bu kadar olabiliyor işte vesselam.

Her görüşten aydınlık insanları; özel okulları; sanayisi; tarımı; tarihi; geçmişi; geleceği; ulusa armağan edilen namlı/namsız evlatları; gurbet görmüş insanları... ile güzide bir ilimizdir Karaman. Ya adam gibi yazı yazar-gözlem yaparsınız; ya da işte böyle okkanın altına giriverirsiniz ey çokbüyükşehirli civelek gasteciler !

Ayrıca her ilin; sülalenin; soyun, soyadın; ailenin kötü "kara koyunları" vardır ve olacaktır. İstanbul; Ankara; İzmir; Antalya; Adana; Konya; Bursa; İzmit; Mersin; Diyarbakır; Trabzon... -> İşte bakın bu çokbüyükşehir illerimiz nasıl da güllük-gülistanlık değil mi?. İlk fırsatta bu yoğunlukta haber yapın da görelim.

İşiniz gücünüz; ulusal gaste görünümünde İstanbulun hava durumu- İstanbulun yol durumu- İstanbulun ekonomik durumu- İstanbulun eğitim sorunları - İstanbulun kavurucu sıcakları - İstanbulun Etileri - İstanbulun artisleri; İstanbulun boğazı; İstanbulun pazarları - İstanbulun 3 büyükleri... gibi haberleri yapıp tüm TR'ye yedirmek. Ağbi herkes İstanbul'a toplansın, geri kalan topraklar da Anadolu'da oturmaya gönüllü insanlara bırakılsın. Siz de kurtulun biz de kurtulalım

-----
Ayrıca illeri değerlendirirken Türkiye'de yaygın olarak devreye sokulan önyargılar var. Bunlardan biri de ilgili ilin genel ve yerel seçimlerde feşmakan siyasi partilere verdiği oy oranları. Ne demiştim Proz yazılarımın birinde ben? "Hepimiz bu ülkenin kumsalından toplanan bir sele kumuz" gibi bişeydi yazdığım.

Verilen oylar yanıltır. Sosyal demokratların % 75 oy alması bir ilin çok ilerici olduğuna delalet edemez- TR koşullarında. Nice sosyal demokrat tanıyorum değme AKP'liden daha tutucu -aynı şey diğer siyasi partilere oy verenler için de tersi yönlerden geçerlidir.

O zaman herhangi bir TR ili; feşmakan siyasi partiye verdiği oylarla değerlendirilemez. İnsanıyla, yaşam kalitesiyle, olanaklarıyla, tarihiyle, doğal güzellikleri ile, eğitim seviyesi ile... filan değerlendirilmelidir.

Bilmem anlatabilmek güzelcene ben meramımı?

Bir de Türkiye'de meşrebine göre haber yapan; sansasyon ve isim yapma peşinde sürüsüne bereket gazete/internet yayını ve gazeteci (!) var.

See you
Best regards

[Edited at 2016-06-28 15:11 GMT]


Direct link Reply with quote
 
Pages in topic:   [1 2 3] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

Çıldırtan gazete başlıkları ve reklamlar

Advanced search







Anycount & Translation Office 3000
Translation Office 3000

Translation Office 3000 is an advanced accounting tool for freelance translators and small agencies. TO3000 easily and seamlessly integrates with the business life of professional freelance translators.

More info »
SDL Trados Studio 2017 Freelance
The leading translation software used by over 250,000 translators.

SDL Trados Studio 2017 helps translators increase translation productivity whilst ensuring quality. Combining translation memory, terminology management and machine translation in one simple and easy-to-use environment.

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums
  • Multiple search