Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9] >
Off topic: İlginç yazılar
Thread poster: Adnan Özdemir

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Yeni bir tehdit: Ruhsal obezite!" Feb 16

--Alıntıdır--
Yazan: Osman Müftüoğlu/Hürriyet
16 Şubat 2018
____________

Dostluğa değil yarışa, aza değil çoğa, bugüne değil dün ve yarına odaklı “yeni hayat” sadece bedenlerimizi değil, ruhlarımızı da şişmanlatıyor.

Bizi yalnız trans yağ, nişasta bazlı früktoz veya AGE’ler gibi kimyasal pislikler değil, endişe, korku, kıskançlık, pişmanlık ve benzeri ruhsal toksinler de zehirliyor, şişmanlatıyor.
Psikolojimizi bozan ruhsal yüklerimizin artması da en az bedensel toksinler kadar mühim birer sağlık problemi. Depresyon, panik atak, fibromiyalji, kronik yorgunluk, uykusuzluk ve benzeri pek çok sağlık sorununun arkasında -bu sorunları yandaki kutuda özetledim- işte bu toksinlere bağlı ruhsal obezite meselesi var.
Ve hepimizin, yani sadece biz hekimlerin değil, herkesin bu mühim meseleyi de gündeme getirmesinin zamanı geldi.

Ruhsal şişmanlığın yol açtığı sağlık sorunları

Eğer aşağıdaki sorunlardan herhangi biri, hele hele birden fazlası sizde de varsa ruhsal şişmanlık meselesine birazcık daha kafa patlatın ve her şeyden önce bir psikiyatri uzmanı (ruh sağlığı hekimi) ile sorunlarınızı paylaşın. Not: Ruhsal obezite kavramını önümüzdeki dönemde daha sık gündeme getireceğim.
◊ Kronik yorgunluk sendromu
◊ Fibromiyalji
◊ Tekrarlayan kas krampları
◊ Mutsuz bağırsak sendromu
◊ Otoimmun hastalıklardan bazıları
◊ Vertigo benzeri bazı baş dönmeleri
◊ Migren benzeri bir grup baş ağrısı
◊ Depresyon
◊ Panik bozukluk

Metabolizmanız nasıl çalışıyor?

Kilo vermek fazla yağlardan kurtulup hafiflemek muhakkak ki güzel bir şey. Ama sadece fazla kilolardan (yağlardan) kurtulmak çoğu zaman sorunları çözmüyor. Kilo alımını tetikleyen metabolik sorun veya sorunların da çözümlenip düzelmesi gerekiyor.
Bunun çaresi ise diyeti bırakıp beslenme planı yapmak ve onu mutlaka ama mutlaka egzersizle evlendirmek!
Kısacası egzersizi “metabolik profile” uygun beslenme planı, beslenme planını kişiye özel egzersizler olmadan devreye sokmamak lazım.
Nedeni şu:
Egzersiz yapılmadan kilo verdiğinizde metabolik profiliniz düzelmiyor. Neticede de fazla kilolar gitse bile hızla ve fazlasıyla yeniden geri geliyor.

Şişman ve zinde biri olmak mümkün mü?

Mümkün! Obezite ölçülerini zorlamayan fazla kilolu biri de kilosunu değiştirmeden düzenli egzersiz yaparak zinde biri haline gelebilir. Özellikle tempolu egzersizle aerobik kapasitesini arttıran fazla kilolularda;
◊ Kalp sağlığında
◊ Tansiyon dengesinde
◊ Kan şekeri ayarında
◊ İnsülin seviyelerinde
◊ Uyku kalitesinde
◊ Kendini iyi hissetme halinde belirgin bir iyileşme görülüyor.
Kısacası “fat and fit” biri olmak da mümkün. Deneyin!

Metabolik profil nasıl anlaşılır?

Kilo sorunu olan herkesin yola çıkmadan, yani “diyet tuzaklarına” paçayı kaptırmadan önce “Metabolik profilim ne durumda?” sorusuna yanıt araması şart.
Bu yapılmazsa bin bir zahmetle verilen kilolar kısa bir süre sonra hem de fazlasıyla geri alınıyor. Peki metabolik profil nasıl araştırılıyor?
Yaşasın Hayat’ın metabolik profil programında şunlar var...
◊ Bel çevresi
◊ Kas/yağ oranı
◊ Açlık şeker ve insülini
◊ Tokluk şeker ve insülini
◊ Hs-TSH testi (açlık)
◊ Demir, ferritin, D 3 ve B12 seviyeleri
◊ Trigliserid düzeyi (açlık)
◊ Ürik asit rakamları
◊ Koenzim seviyesi (açlık)

“Fit and fat”olmak!

◊ Şişman ve zinde biri olmak şişman ve tembel biri olmaktan
◊ Normal kilolu ve zinde biri olmak, şişman ve zinde biri olmaktan daha sağlıklıdır.

En fazla yağı ne zaman yakarız?

Yetişkin ve fazla kilolu birinin en fazla yağ yaktığı aralık, kalp hızının dakikada 105 ila 134 arasında attığı zaman dilimidir. Bu dilim ne kadar uzarsa sonuç o kadar iyidir. Bu hızın üst sınırına yakın bir hızda egzersiz yapmaksa en iyisidir.
Dr. Daniel G. Carey

Sorun stres değil ona verilen tepkiler

Stres fastfood kadar, sigara kadar zararlı. O da bir zehir. Bir tür ruhsal toksin
Ama sorunun kaynağında stresin kendisi değil, strese gösterilen tepki var!
Stresten kurtulmak zor. Ama tepkileri değiştirmek mümkün. Zaten yapılması gereken de bu...

Yazının kaynağı: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/yeni-bir-tehdit-ruhsal-obezite-40743100


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Çocuklar neden doğada olmalı?" Feb 17

--Alıntı--

Yazan: Özgür Bolat / Hürriyet
17 Şubat 2018
_________

SİZİ bir odaya alıp sesli olarak bazı rakamlar okuyacağım. Siz de okuduğum her rakamı, tersten bana okuyacaksınız. Bu testi bitirdikten sonra, sizi 50 dakika ‘şehir içine’ yürüyüşe göndereceğim. Yürüyüşten dönünce testi tekrar yapacağım.Acaba yürüyüşten sonra, testteki performansınız artar mı azalır mı?

Peki, sizi ‘şehir içine’ değil de ‘doğaya’ yürüyüşe göndersem ne olur?

DOĞA VE HAFIZA

Michigan Üniversitesi’nden Prof. Marc Berman tam olarak bu araştırmayı yapıyor. Deneklere hafıza testi yaptıktan sonra bazılarını ‘doğaya’, bazılarını ‘şehir içine’ yürümeye gönderiyor.

Yürüyüşten sonra aynı testi tekrar yapıyor ve görüyor ki doğada yürüyenlerin hafızalarını kullanma kapasitesi yüzde 20 artıyor.

Şehir içinde yürüyüş de katkı sağlıyor ama daha az. Sonuçta yürümek gibi bir egzersiz her zaman beyni daha iyi çalıştırır.

Peki, sizi yürütmesem, sadece doğa resimleri göstersem?

Prof. Berman bu deneyi de yapıyor. Denekler hiç yürümüyor. Bazıları ‘şehir’ resimlerine bazıları ‘doğa’ resimlerine bakıyor. Aynı şekilde doğa resimlerine bakanlar hafıza testinde çok daha başarılı oluyor. Yani, yürüme olmasa bile doğaya maruz kalmak hafızayı geliştiriyor.

Peki, bu mantıkla okullarda öğrenmenin kalitesini arttırabilir miyiz?

ÖĞRENME VE DOĞA

Illinois Üniversitesi’nden Ming Kuo ve meslektaşları her açıdan benzer iki sınıf buluyor.

Bu sınıflardan bir tanesi on hafta boyunca ‘sınıfta’, diğeri ‘doğada’ ders yapıyor.

Testler ve gözlemler sonucunda görüyor ki doğada ders yapmak öğrencinin odaklanmasını iki kat daha arttırıyor.

Doğada, öğretmen çocukları çok çok az uyarıyor. Çünkü çocuklar çok rahat odaklanabiliyor. Doğanın, öğrenme ve hafıza üzerine bu kadar olumlu katkısı var.

Peki, bunun altında yatan sebep ne?

DİKKATİN KULLANIMI

Hafızanın öğrenme ve dikkat (attention) ile direkt ilgisi var.

Herhangi bir şeye dikkatinizi vermezseniz, onu öğrenemezsiniz (farkında olmadan öğrenmeler hariç).

Tehlikeli bir ortama girerseniz, farkında olmadan dikkatinizin bir kısmını kendinizi korumaya harcarsınız. Örneğin, bir caddedeyseniz, gelen arabalara bakarsınız. Caddedeki bu objeler sizin dikkat rezervinizden çalar. Bilim insanları buna ‘istemdışı dikkat’ diyor. Bu durumda öğrenmek istediğinize şeylere verecek daha az dikkatiniz kalır. İstemdışı dikkat, istemli dikkatinizi azaltır. Ama doğada olursanız, beden kendini güvende hisseder. Güvende hissettiği için de çok fazla istemdışı dikkat kullanmaz. Bu durumda istemli dikkatini daha iyi kullanır.

İşte bu yüzden ne kadar doğada olursanız, o kadar çok konsantre olabilirsiniz.

OKULLARIMIZIN DURUMU

Şimdi bizim okulların durumuna bakalım. Maalesef çocuklar doğadan tamamen uzaklaştı. Binaların içine sıkıştı. Okula servisle gidiyor, arabaların içine sıkıştı. Zaten bundan dolayı okullarda bu kadar öğrenme ve davranış problemi var. Buna bir de sentetik yiyecekleri ekleyin. Biz acilen okullarımızda çocukları doğayla bütünleştirmeliyiz.

LİDER VAKIF TEMA ÇOCUKLARI DOĞAYLA BULUŞTURUYOR

Tema Vakfı yıllardır çocuklara doğa eğitimi veriyor. Erken yaşta çocukları doğayla tanıştırıyor. Ben de bir TEMA gönüllüsüyüm. Son dört yıldır seminer verdiğim kurumlardan çiçek veya plaket almıyorum, onun yerine TEMA’ya bağış yapmalarına istiyorum. Birçok ağacım oldu. Bu hafta TEMA Vakfı bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında hem doğa eğitimlerini hem de ‘Yeryüzü Eğitimi: Değişen Gezegende Eğitimi Yeniden Düşünmek’ temalı ‘Dünyanın Durumu 2017’ kitabını tanıttı. Yıllardır Worldwatch Enstitüsü tarafından yayınlan bu prestijli kitap serisinde bu sene TEMA da iki projeyle yer aldı. Ülkemiz ve TEMA için büyük gurur kaynağı. Ben de bu basın toplantısında doğa ve çocuk ilişkisini anlattım. Çocuklarımızın geleceği için TEMA Vakfı’nın doğa eğitimlerine destek çıkalım. Hatta bu eğitimleri vermek için gönüllü olalım. Unutmayın doğadan uzak büyüyen bir çocuğun hem bilişsel, hem sosyal, hem de duygusal gelişimi sekteye uğrar.

DOĞA, İNSANI İYİLEŞTİREBİLİR Mİ?

Yıl 1984. Dünyanın en prestijli dergilerinden biri kabul edilen ‘Science’ dergisinde bir makale yayınlanıyor. Teksas A&M Üniversitesi’nden Prof. Roger Ulrich, hastaları iki gruba ayırıyor. Tüm hastalar aynı ameliyatı oluyor ve hasta odalarına alınıyor. Bir grup, oda penceresinden ‘duvar’ görüyor, bir grup ‘doğayı’ görüyor. Ulrich’in cevabını merak ettiği soru şu: Acaba doğaya bakan hastalar daha çabuk iyileşir mi? Tahmin ettiği gibi doğaya bakan hastalar daha az ağrı kesici kullanıyor, daha az şikâyet ediyor ve en önemlisi daha erken taburcu oluyor. Yani doğa hastaları iyileştiriyor. Peki neden? Araştırmalar çok açık gösteriyor ki doğa kalp ritmini düzenliyor, beynin farklı bölgelerinin kendi içindeki iletişimini güçlendiriyor, duygu yönetimini kolaylaştırıyor ve sinir sistemini düzenliyor. Peki, insan neden doğada iyi hissediyor? Çünkü insanın en temel ihtiyacı güvende olmak. Yaşamını sürdürmesi buna bağlı. Küçük çocuklar bile su ve yeşil içeren fotoğrafları tercih ediyor. İnsan doğada ya da suyun yanında olunca, yiyecek ve su bulma ihtimali artıyor. Onun için evrimsel olarak doğa ve su, insana güven veriyor. İnsan güvende hissedince de enerjisini kendini korumaya değil, bedenini tamir etmeye harcıyor. Bundan dolayı çabuk iyileşiyor ve daha sağlıklı oluyor.

Yazının alındığı yer: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ozgur-bolat/cocuklar-neden-dogada-olmali-40744597


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Adblocker kullanıyorsunuz." Feb 21

habertürk adblock

maawtdzrllzyvlojbg2u.jpgDeğerli okurumuz,
Farkında olarak veya olmayarak Adblocker (Reklam Engelleyici) kullanarak sitemizi ziyaret etmektesiniz. Habertürk olarak size en hızlı, en doğru ve en tarafsız haberleri sunmak için büyük bir ekiple çalışıyor ve yılda yüz binlerce haber üretip beğeninize sunuyoruz. Bizim de bu kapsamda maliyetlerimizi karşılayabildiğimiz tek gelir kalemimiz, internet reklamları.

Elimizden geldiğince bu reklamların sizi rahatsız etmemesi için azami özen göstermeye çalışıyoruz.

Bu kapsamda AdBlock (Reklam Engelleme) aracınızda haberturk.com alan adını beyaz listeye almanızı, veya bu alan adında engelleyiciyi kapatmanızı ve tüm internet sektörünün sağlıklı gelişimi için Adblock aracınızı kaldırmanızı rica ediyoruz.

Bunun karşılığında gösterdiğimiz reklamları okuma deneyiminizi rahatsız etmeyecek şekilde azaltacağımıza söz veriyoruz.

Haberturk.com'u izinli listeye nasıl alacağınızı öğrenmek için tıklayınız.

_________________________

_____________

ADO_YORUM: Evettt kullanıyorum. Bilgisayarcım sağolsun 2 aydır reklamsız netteyim. O kadar rahatım kiii. Şimdi sadece 'reklam haberleri' ayırt etmeye kafa yoruyorum. Ciner ve Demirören gruplarının "enerji" ve çıkar ögeli haberlerini, Doğan grubunun çıkarsal haberlerini, Hökoometle yakın ilişkili Sabah/Turkuvaz vb. grupların haber ve yazılarını süzgeçten geçiriyorum. Tarayıcılarım yurtiçi-yurtdışı hiçbir reklamı göstermiyor. Artık siizzz düşününnnicon_biggrin.gif Müşteri yalvartır işte böööle...

Kısaca, reklamlardan kurtuldum ama çıkarcı haber ve yazıları kendim süzgeçten geçiriyorum. Bu süzgece her yayıncı dahildir.

[Edited at 2018-02-22 01:07 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"ADBLOCKER KULLANIMININ YAYINCI GELIRLERINE ETKISI" Feb 22

--Alıntıdır--

ONLINE PAZARLAMA
FEBRUARY 26, 2016 GORKEMUNEL LEAVE A COMMENT

Adblocker kullanımının yayıncı gelirlerinde olumsuz etkisi Avrupa ve Amerika pazarında tartışılmaya başlanan bir konu.

Türkiye’de sağlıklı bir istatistik yok, fakat konuşma aralarında %7 ye ulaştığını söyleniyor. Hem Türkiye’nin genç nüfusu ve hem de Adblocker kullanımının çok hızlı artıyor olması yakında bu konuları daha çok konuşacağımız anlamına geliyor.

Adblocker Kullanımı ile ilgili istatistikler
Adblocker kullanımı hakkında istatistikler geçtiğimiz yıl Adobe ve PageFair tarafından yapıldı. Tam sürümünü burada bulabilirsiniz: https://blog.pagefair.com/2015/ad-blocking-report/ . Rapordan satır başları şu şekilde:

ABD, 2016 Adblock gelir kaybı 20 Milyar doları aşması bekleniyor. Bu toplam reklam gelirlerinin %30 u demek. Dünya toplamında, bu yıl41 milyar dolar reklam geliri kaybolması bekleniyor.

Avrupa bölgesinde 2015 ikinci çeyrek, Adblocker kullanımı grafikte görünüyor. Polonya ve Yunanistan ortalamanın üstünde bir talep gösteriyor.

Kategori bazında şüphesiz en çok etkilenen oyun sektörü. Adblocker’ın temel felsefesi reklamı yasaklamak değil rahatsız edici noktalardan uzaklaştırmak. Oyun gibi süregelen, sürükleyen bir süreçte reklam görmek (video streaming de olduğu gibi), en rahatsız edici kategori olması doğal.

Neden Adblocker Kullanılıyor?
Kişisel fikrim, herşeyin rahatsız edici Youtube reklamları ile başladığı yönünde. Playlistlerde her şarkı arasında reklama maruz kalınması, bu yeni ürünün ortaya çıkmasını sağladı.

Yapılan araştırmalara göre, Adblocker kullanan kişilerin yarısı ‘kişisel bilgilerinin kullanıldığını hissetmiş ve bundan rahatsız olduğu için’ kullanmaya başlamış. Aşağıda detayları olan grafikte, %11 asla kullanmazdım demiş olması ilginç.

Türkiye’de AdBlocker
Türkiye’de Adblocker kullanımı ile ilgili EkşiSözlük yönetiminin verdiği rakamlara göre %30 u aşan bir kullanım var. Ekşisözlük hedef kitlesinin genç olması ve entellektüel yapısının bu oranı yükselttiğini tahmin ediyorum. Türkiye bazı siteler (Maçkolik bir ara siyah ekran gösteriyordu), adblocker plugin kullanan kişilere içeriklerini kapatıyorlar.

The Guradian alt tab de uyarı olarak veriyor. Bir dönem içerik engelleme yapıyordu, adblocker kullanıcılarına.

Türkiye’de yayıncılar bu tip gelir kayıplarına uğramamak adına Criteo’nun da aralarında bulunduğu whitelist olan firmaları tercih ediyor. Şu an Criteo reklamları Adblocker plugin olsa da olmasa da aktif olarak yayında. Bilindiği gibi başta Google olmak üzere bir çok yayıncıyı engelliyor bu tip programlar. Konu ile detaylı bilgi: http://www.businessinsider.com/criteo-pays-adblock-plus-to-appear-on-its-acceptable-ads-whitelist-2015-12ıl41 milyar dolar reklam geliri kaybolması bekleniyor.

Yazının yeri ve grafikli veriler: http://www.gorkemunel.com/adblocker-kullaniminin-yayinci-gelirlerine-etkisi/
_______________________________________
________________________________________

2017 Adblock Report
MATTHEW CORTLAND FEBRUARY 1, 2017

--------
PageFair is pleased to release our 2017 adblock report. The state of the blocked web presents a combined picture of desktop and mobile adblock usage for the first time.

Mobile adblock usage is growing explosively in Asia and is set to spread to North America and Europe as well. This report also includes the results of our latest survey of adblock users, which used improved screening questions to specifically identify adblock users.

Quick Facts:
615 million devices now use adblock
11% of the global internet population is blocking ads on the web
Adblock usage grew 30% globally in 2016
Mobile adblock usage grew by 108 million to reach 380 million devices
Desktop adblock usage grew by 34 million to reach 236 million devices
74% of American adblock users say they leave sites with adblock walls
77% of American adblock users willing to view some ad formats
Adblock usage is now mainstream across all ages
Adblock users prefer standard display ads
Adblock users more likely to have bachelor’s degree than average American

2. kaynak+ Haritada ReklamEngellemede dünya lideri Endonezyalılar görünüyor: https://pagefair.com/blog/2017/adblockreport/

==========

ADO_YORUM: Ağlamayınnnnicon_biggrin.gif Ağla-Mayın. Ağ-la-ma-yınnnnn. İçeriğe ulaşmayı engellerseniz kendiniz kaybedersinizzz açgözlüler. Nereden Tık tık tık tıkkk alacak siteniz sonra?? Du yu andırstend miii?

[Edited at 2018-02-23 01:12 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Yolsuzluğa İsyan Eden İmam İşinden Oldu" Feb 22

--Alıntı--
GAZETEPORT 12:14 - 20 Şubat 2018

utsydhzx8vsgh8ulmqs3.jpg

Yenidoğan Bilal-i Habeşi Camisi’nde görev yapan imam Ebubekir Karsan, camilerde toplanan paraların nerelere harcandığının meçhul olduğunu söyleyerek bir video çekmişti. İmam Karsan açığa alındı.

Altı yıldır imamlık yapan Ebubekir Karsan, camilerde cuma günleri Diyanet’ten habersiz para toplandığını iddia etti. Derneklerin, camilerin ihtiyaçları olduğunda da camilere yardım etmediğini belirten Karsan, derneklere kimsenin hesap soramadığını belirtti. Dernek statüsünde olan cemaatlerin camileri mesken tuttuğunu ve camilerde toplanan rantı paylaştığını söyleyen imam Karsan, “izinsiz basın açıklaması” yaptığı gerekçesiyle açığa alındı.

Kaynak: http://gazeteport.com/2018/yolsuzluga-isyan-eden-imam-isinden-oldu-110929/


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
“Dikili’de de Ailelere Konuşmayın Baskısı Yapılıyor” Feb 22

--Alıntı--
Gazeteport/ 06:10 - 7 Ocak 2018

Dikili Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma sonrası 7 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen Ö.F.E tutuklanmıştı. Gazeteci Mustafa Hoş, o yurda gitti…

“Dikili’de de Ailelere Konuşmayın Baskısı Yapılıyor”
İzmir’in Dikili ilçesinde bulunan Süleymancılara ait özel bir erkek orta öğretim öğrenci yurdunda kalan 7 erkek öğrenci, yurt hademesi Ö.F.E.”nin kendilerine cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle şikayetçi olmuştu.

Dikili Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma sonrası 7 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen Ö.F.E gözaltına alınmış, şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Gazeteci Mustafa Hoş, Süleymancılara ait olan Dikili’deki o yurda gitti. Hoş, kişisel Twitter hesabından, “Çocuklara tecavüz rezaletinin yaşandığı Dikili’deki Süleymancı tarikat yurdunda araştırma yaptım… Birçok görüşme yaptım.. Şimdi onları paylaşıyorum” diye yazarak, birtakım bilgiler paylaştı.

BASKI VAR, TARİKAT AİLELERE AVUKATLIK TEKLİF EDİYOR
Hoş, ailelere “konuşmayın” baskısı yapıldığını ifade ederken, tarikatın, ailelere avukatlık teklifinde de bulunduğunu belirtti. Hoş, “Tecavüz rezaleti ortaya çıktıktan sonra ailelere konuşmayın baskısı yapılıyor. Karaman/Gerger/Kilis’te olduğu gibi… Tarikatten ailelere avukatlık teklifi de yapılıyor… Aynı zamanda tecavüz zanlısını da aynı kişiler savunacak… Bir aile bunu çok sert reddediyor” dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017 yılında değiştirdiği yönetmeliğe de değinen Hoş, bu yönetmeliğin tarikatlar için değiştirildiğini belirtti. Hoş, yurt müdürü ve Milli Eğitim müdürü hakkında hiçbir işlem yapılmadığını da ifade ederken, tecavüz zanlısı dışında tutuklananın olmadığını söyledi.

Hoş, aynı zamanda tutuklu Ö.F.E’nin sosyal medya paylaşımlarının da ekran görüntüsünü paylaştı.

pymqlajkladghcq0p6rd.pngepyi6d8mfefamdsvqdri.pngntetdhio4k2d0tp32qyq.pngisniobbfvnkcafd3c1ub.pnggs8lj6gtknuvrh2mc2ox.png

Kaynak+ ayrıntı: http://gazeteport.com/2018/dikilide-ailelere-konusmayin-baskisi-yapiliyor-109617/

BİR ÇOCUĞUN ÇIKARAMADIĞI SES OLMAK ZORUNDASIN: http://www.halkizbiz.com/m/gundem/bir-cocugun-cikaramadigi-ses-olmak-zorundasin-h3229.html
_________________________________________________________________
___________________________________________________________________
___________________________________________________________________

--Alıntıdır--

Tarikat yurdunda cinsel istismar skandalı: Hizmetliden 7 erkek öğrenciye istismar

BİRGÜN 22.12.2017 07:25 GÜNCEL

İzmir Dikili’deki özel bir ortaöğretim erkek öğrenci yurdunda hizmetli olarak çalışan erkek görevli Ö.F.E.’nin, 7 öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddia edildi. Yurdun bir tarikata ait olduğu öne sürüldü

x2gg9ufgj3ia2shpvzqy.jpg

İzmir’in Dikili ilçesinde bulunan Özel Miyase Yılmaz Ortaöğretim Erkek Öğrenci Yurdu’nda çalışan erkek görevli Ö.F.E.’nin 7 öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddia edildi. Hizmetli olarak çalışan erkek görevli Ö.F.E.’nin gözaltına alındığı belirtildi.

Yurtta kalan bazı öğrencilerin ailelerinin, çocuklarının cinsel istismara uğradığıyla ilgili şikâyeti üzerine, polis çalışma başlattı. Yurtta kalan 7 öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen Ö.F.E.’nin dün gözaltına alındığı bildirildi. Dikili İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen Ö.F.E. hakkındaki soruşturmanın ve işlemlerin sürdüğü belirtildi. Akşam saatlerinde ise yurdun kapatıldığı belirtildi.

İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de olayla ilgili idari soruşturma başlattığı öğrenildi.

Süleymancıların yurdu mu?
Söz konusu yurdun, adı birçok skandala karışan Süleymancılar Tarikatı’na ait olduğu iddia edildi. Adana’nın Aladağ ilçesinde tarikata ait ‘Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Orta Öğretim Kız Öğrenci Yurdu’nda 29 Kasım 2016 tarihinde 10’lu yaşlarında 11 çocuk ve bir eğitmenin can verdiği bir yangın faciası yaşanmıştı. Yaşanan facianın yurdun ihmalleri nedeniyle yaşandığı ortaya çıkmıştı. Konya’da ise 2008 yılında yine Süleymancılarla bağlantılı bir yurtta tüp gaz patlaması sonucunda 18 öğrenci hayatını kaybetmişti.

Dikili’de yaşanan istismar, tarikat ve cemaat yurtlarında çocuklara yönelik cinsel istismarı bir kez daha gündeme taşıdı. Bu skandaların arasında en bilinen ve büyük bir kamuoyu tepkisine yol açan ise Ensar Vakfı’nda 45 çocuğa yönelik cinsel istismar vakasıydı. Karaman’da Ensar Vakfı’na ait ev ve yurtlarda birçok çocuğun cinsel istismara uğradığı ortaya çıkmıştı.

Kaynak: https://www.birgun.net/haber-detay/tarikat-yurdunda-cinsel-istismar-skandali-hizmetliden-7-erkek-ogrenciye-istismar-196657.html

___________________________________________________________________
___________________________________________________________________
__________________________________________________________________
--Alıntı--
"9 erkek öğrenciye tecavüz etmişti! Yurt görevlisinden iğrenç savunma"
İNTERNETHABER Eklenme Tarihi: 23-12-2017 08:50 - Güncelleme: 23-12-2017 08:50

yw5tjfzxlzt3rcd6pcec.jpg

İzmir'in Dikili İlçesi'ndeki özel bir yurtta 9 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklanan Ömer Faruk E. suçlamaları kabul etti. Zanlı, 12 yaşındaki bir öğrenci ile kendi rızasıyla birlikte olduklarını iddia etti. 2 çocuğun cinsel istismara uğradığı raporla doğrulandı.

İzmir'in Dikili İlçesi'nde özel bir yurtta Ömer Faruk E. isimli görevlinin öğrencilere cinsel istismarda bulunmasına yönelik skandala ilişkin yeni detaylar ortaya çıktı.

12 yaşındaki çocuğun annesine yaşadıklarını anlatmasının ardından başlatılan soruşturmada, polis yurtta kalan 20'ye yakın çocukla görüştü. Pedagog ve psikolog eşliğinde yapılan görüşmelerde, 3 çocuk Ömer Faruk E.'nin kendilerine cinsel istismarda bulunduğunu açıkladı. Zanlının cep telefonu ve bilgisayarında yapılan incelemede ise çocuklara ait fotoğraflar ele geçirildi.

WHATSAPP GURUBU KURMUŞ: Öğrencilere baskı yapan Ömer Faruk E.'nin 9 çocukla WhatsApp'tan grup oluşturduğu, buradan cinsel içerikli mesaj ve fotoğraflar paylaştığı da ortaya çıktı. Ömer Faruk E.'nin 9 çocuğa istismarda bulunduğu yönünde bilgilere ulaşıldı.

''İKİ DEFA CİNSEL İLİŞKİ YAŞADIM''
Önceki gün tutuklanan Ömer Faruk E.'nin ifadesinde, "Öğrencilerin din dersine de giriyordum. 12 yaşındaki bir çocukla 2 defa cinsel ilişki yaşadım. 12 yaşındaki diğer çocuk ile kendi rızası ile birlikte oldum. WhatsApp konuşmalarından da anlaşıldığı gibi çocuk beni ilişkiye girmek için çağırdı. İddia edildiği gibi diğer çocukla ilişkim hiç olmadı" dediği öğrenildi.

ho2khb3gso2hzdt09q3l.png
Ömer Faruk Ergen
_______________

RAPORLA GERÇEK ORTAYA ÇIKTI
Olayın ardından 3 çocuk hastaneye götürüldü. Yapılan ilk tespitte, 2 çocuğun cinsel istismara uğradığı doktor raporu ile belirlendi. Olayla ilgili soruşturma devam ederken, cinsel istismara maruz kaldığı belirlenen 9 çocuk Çocuk izleme Merkezi'ne (ÇİM) gönderildi. İddiaların ardından Milli Eğitim Müdürlüğü'nce geçici olarak mühürlenen yurttaki bazı çocuklar ailelerinin yanına gitti, bazıları da özel bir yurda yerleştirildi. Yurdun 2011'de açıldığı 70 öğrenci kapasiteli olduğu ve ruhsatının da bulunduğu ortaya çıktı.

''YARGI SÜRECİNİ YAKINDAN TAKİP EDECEĞİZ''
İZMIR Barosu Başkanı Aydın Özcan, baro avukatının sorgusuna katıldığını belirterek, "Önümüzdeki günlerde mağdur çocukların Çocuk İzleme Merkezi'nde ifadelerinin alınması sırasında izmir Barosu Çocuk Haktan Merkezi'nde konuyla ilgili özel eğitim almış meslektaşlarımız ailelere ve çocuklara hukuki destek sağlamak üzere yanlarında olacak. Yargı sürecini takip edeceğiz" dedi.

Kaynak: http://www.internethaber.com/9-erkek-ogrenciye-tecavuz-etmisti-yurt-gorevlisinden-igrenc-savunma-1833297h.htm

[Edited at 2018-02-23 02:27 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
“‘Ensar’dan Şikayetçi Değiliz’ Diye Baskıyla İmza Aldılar” Feb 22

Gazeteport 20:51 - 29 Ağustos 2016

Gazeteci Mustafa HOŞ Halk Tv’de Cüneyt Akman’ın “Sol Şerit” programının konuğuydu. Karaman’da Ensar ve KAİMDER evlerinde yaşanan çocuk istismarlarıyla ilgili hazırladığı ÇIĞLIk kitabını anlattı. HOŞ, ÇIĞLIK kitabında da yer verdiği , cinsel istismara uğrayan çocukların ailelerinden zorla “şikayetçi değiliz”diye imza alındığı iddiasını anlattı.

İşte gazeteci Mustafa HOŞ’un ÇIĞLIK kitabında da yer verdiği o ayrıntıları anlattığı programdan başlıklar;”

–Karaman’daki skandalı Yurt dışı organizasyonu diye yutturmaya çalışıyorlar

–İstismara uğrayan çocukların ailelerine zorla Vali, Milli Eğitim Müdürü, Ensar Vakfı ve KAİMDER’den şikayetçi olmadıklarına dair imza aldılar. Ancak şikayetçi aileler de var. Kamu davasının zaten re’sen açılması gerekiyor.

– “Karaman’da Ensar Vakfı ve KAİMDER’e ait ev ve yurt yoktur” diye resmi yazı veren İl Milli Eğitim Müdürünün, yok dediği evlerde, o dernek ve vakfın organizasyonlarında fotoğrafları var. Görevi kötüye kullandığı için hakkında soruşturma açılmalıydı. Ancak bunlar birileri tarafından korunuyor.
_______

Mustafa Hoş anlatıyor “‘Ensar’dan şikayetçi değiliz’ diye zorla İmza aldılar” (vidyo 3:52)-> http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video_haber/592994/__Ensar_dan_sikayetci_degiliz__diye_zorla_imza_aldilar_.html

Karaman'da ne olmuştu? Rezaletle ilgili haberler bu bağlantıda ->>> Selin Girit/Karaman, BBC Türkçe 20 Nisan 2016 "Karaman skandalı: Muharrem Büyüktürk'e 508 yıl ceza" -> http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/04/160420_karaman


[Edited at 2018-02-22 19:48 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Mezbahaya götürülürken kaçan inek özgürlüğe yüzdü" Feb 22

--Alıntı--

BBC Türkçe 20 Şubat 2018

ukarvpceoms0ygd9ztlu.jpg

Polonya'da mezbahaya götürülmek üzereyken kaçan bir inek, bir çiti yıkıp, yakındaki bir gölde bulunan adaya yüzerek hayatta kalmayı başardı.

Kaçak inek, son bir kaç haftayı ülkenin güneyindeki Nyskie Gölü'nde bulunan adalarda geçirdi.

İneğin sahibi, yakalama girişimleri sırasında hayvanın başka yerlere yüzerek kaçması üzerine yakalama çabasından vazgeçti.

İneğin vurulması çağrılarına şiddetle karşı çıkılırken, yerel bir siyasetçi "kahraman ineği" kurtarmayı görevi haline getirdiğini ifade etti.

Polonyalı haber sitesi Wiadomosci'ye göre her şey ineğin mezbahaya götürülürken bir kamyona yüklenmeye çalışılmasıyla başladı.

Sahibinin ineğin uyuşturulması gerektiğini söylemesine rağmen, bu tavsiyesine uyulmadı ve hayvan kaçmayı başardı.

İnek kaçışı sırasında metal bir çiti yıkıp geçti ve bir çiftlik çalışanının kolunun kırılmasına ve kaburgalarının darbe almasına yol açtı.

Nyskie gölünün kıyılarında görülünce, yakalanmaktan kaçmak için elinden geleni yaptı. Sahibi "Suyun altına bile daldığını gördüm" dedi.

Adı sadece Bay Lukasz diye verilen ineğin sahibi, hayvanı yakalamaktun umudunu kesince, ineğin yaşadığı adaya yem bırakmaya başladı.

Son olarak itfaiyecilerin bir botla adaya gidip yakalama girişimiyse, ineğin adadaki bir başka çıkıntıya 50 metre yüzmesi üzerine boşa çıktı.

Yerel siyasetçi Pawel Kukiz, Facebook'taki paylaşımında "Tüm vatandaşlarımız bu kadar kararlı olsaydı, Polonya çok daha müreffeh bir yer haline gelirdi" dedi.

tlhdxpsnpsnnoutzeyag.jpg

Daha önce de Hollanda'da Hermien adlı bir inek mezbahadan kaçıp, altı hafta boyunca bir ormanda yaşamıştı. Bölge halkı Hermien'e bir çiftlikte bakılması için para toplamıştı.

2011'de de Alman hayvan hakları savunucuları, Yvonne adlı kaçak bir ineği bir boğayı kullanarak yakalamış ve bir çiftliğe yerleştirmişlerdi.

Kaynak: http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-43122378
________

ADO_YORUM: Ben de sizdenim gayrı inek gardaşım. Artık; kediyim, köpeğim, solucanım, saksağanım, baykuşum, dağ donğuzuyum, kelebeğim, arıyım, eşşeğim, ayıyım, atım, tilkiyim, fareyim, sıçanım... İnsanları göre göre böyle oldum...

[Edited at 2018-02-22 19:49 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Kaçalım buralardan deyip kaçabilenler" Feb 27

--Alıntıdır--

Elele Dergisi /-> Söyleşi: Aslıhan Sever -> Fotoğraf: Engin Irız

Hangimiz yeri geldi de bunalmadık şehrin kalabalığından ve kabalığından? Hangimiz tüketim toplumunun getirdiği düzenden sıkılıp da koşarak kaçmak istemedik yaşadığımız hayatlardan? Hangimiz hızlı yaşamaktan isyan edip çocuğumuzu daha ‘yavaş’ bir ortamda büyütmenin hayallerini kurmadık? Peki kaçımız çokça gidelim dedik de sonra gidebildik? Kendisine bi’avuç diyen yedi kişi, bizim için ütopik olan hayalleri gerçek dünyaya aktarmayı başarmışlar. Belki size de ilham verirler!

Bazılarımız için iyi bir kariyer yapmak, kitap çıkarmak, sosyal medyada fenomen olmak, takipçi toplamak out, hayalini kurduğu doğal hayatta yaşama isteğini gerçekleştirebilmek in! Hayalleri artık ‘gitmek’ süslüyor. Yavaşlamak, sağlıklı yaşamak, stresi savmak, doğaya uzanmak, nihayetinde huzurlu olmak... Kendisine bi’avuç diyen bu yedi kişi, bu hayallerini gerçekleştirmeyi başarmışlar. Her şeyi bırakıp Karaburun’a yerleşmişler. İsteyenlerin onları ziyarete gidebileceği, onlarla birlikte üretebileceği ortak bir alan kurmuşlar. Üstelik kurdukları bu oluşum sadece kendi yaşamlarıyla alakalı değil. Dünyayı güzelleştirmek, doğayı canlandırmak için el birliği yapmışlar. Sadece bu kadar da değil! Yerleştikleri Karaburun bölgesinde bulunan tıbbi ve aromatik bitki türlerini topluyorlar, endemik türlerle ilgili araştırmalar yapıyorlar, topladıkları bitkileri damıtıp özlerini çıkarıyorlar. Ekolojik yaşam, ekolojik tarım ve mühendislik, sürdürülebilir hayat tarzı gibi konularla yakından ilgililer ve bu ilgilerini kendi hayatlarıyla bütünleştirmek istiyorlar. Müzik, sanat ve tasarımla da ilgili olan bu ekibin her biri oldukları yere farklı kulvarlardan gelmiş. Bu röportajı birlikte gerçekleştirdiğimiz bi’avuç ekibinden Özlem Apaydın (35), İstanbul’da çalıştığı ajans dünyasından sıyrılarak büyükşehirle vedalaşanlardan. Şans Aksoy (38) da dijital ajans ortamıyla vedalaştıktan sonra Özlem ile birlikte buraya gelmiş. Karaburun’a ilk taşınan çift olan Tuğçe ve Engin’den, Tuğçe Ayerdoğan (37) ajans geçmişi olan bir fotoğrafçı, Engin Irız (37) ise farklı yayın gruplarında muhabirlik ve çekim yapmış deneyimli bir fotoğrafçı. Tur rehberliği ve acentacılık yaparak kazandığı geçimini seyahatlerle harcayan Öktem Aykut (32), kendisi gibi turizmci eşi Anna Drobina (31) ile birlikte yıllarını Rusya-Afrika arasında geçirdikten sonra Türkiye’ye dönüp Karaburun’a yerleşmiş. Mehmet Ali Hatipoğlu (34) ise şehir planlamacısı ve yüksek mimar olarak uzun yıllar çalıştığı büyük şirketleri bir kenara bırakarak Karaburun’a yerleşmiş. Özlem Apaydın kendilerini anlatırken şu ifadelere başvuruyor; “Bi’avuç olarak henüz yeni doğmuş bir bebeğiz. Çekirdek bi’avuç kadrosunu oluşturanlar olarak 30-40 arası yaşlardayız diyebiliriz. Ancak bi’avuç, çekirdek bir kadroyla sınırlı değil. Daha çok her geçen gün bize katılan, yardımını, dostluğunu, katkısını esirgemeyenler var. 20’li yaşlardan 60’lı yaşlara geniş bir yaş grubundan büyük ve dinamik bir aile gibiyiz.” Apaydın ile bize filmsi bir hikaye gibi gelen dünyalarını konuşuyoruz...

Bi’avuç nasıl bir araya geldi?
Hikayenin en enteresan yanlarından biri aslında bu. Çoğumuz oldukça farklı mesleklerden, farklı şehirlerden geliyoruz. Hatta farklı ülkelerden olanlar var aramızda. Bu grup, önceden düşünüp planlı olarak bir araya gelmedi, biraz hayat bizi bir araya, Karaburun’a getirdi. Biz de hayata güvenmeye, kalbimize düşenleri kabullenmeye karar verdik.

Bu değişim neden oldu? Uzun süreden beri hayatınızı değiştirmek istiyor muydunuz yoksa bir anda mı gelişti?
Benimki daha orta vadeli bir süreçti. Özellikle son birkaç senedir kiminle bir araya gelsem, herkes şehirden uzaklaşmakla ilgili hayaller kuruyordu. Çevremdekilerin çoğu, trafikten, betondan, kalabalıktan, hızdan, bir türlü yetmeyen zamandan, bitmek bilmeyen mesailerden, sonu gelmeyen harcamalardan şikayet ediyordu. Hayallerimizde ise doğanın içinde yaşamak, zihinsel olarak yavaşlamak, bedensel olarak hareketlenmek, daha az tüketip daha çok üretmek, çevreye zarar vermek yerine yarar sağlamak, ekran karşısında ömür tüketmek yerine toprağa basmak gibi ortak hissiyatlar öne çıkıyordu. Bu dertleri hayatta bir değişime çevirmek isteyenler olarak denk gelince elbette güzel bir enerji açığa çıktı. Bunlar konuşuldukça, ufuklar genişledikçe, bir de üzerine bu güzel enerjiyle dolu grup bir araya gelince harekete geçildi.

İlk adımınız ne oldu? Kararı aldıktan sonra bu değişimi yapıp yapamayacağınız konusunda hiç endişe duydunuz mu?
Bu konuda gücü, bizim gibi düşünenler kadar bizden önce bu değişimleri başarabilenlerin bıraktıklarında bulduk. Bir araya geldiğimizde geleceğe ilişkin yoğun planlar yapıldı, ancak en az bu planların vadettikleri kadar o anda oluşan sinerjinin hissettirdikleri de etkili oldu. Yol, planlardan çok, yola çıktıktan sonra belli oldu. İlk adım Engin ve Tuğçe’nin Karaburun’a taşınması ve sonra diğerlerimizin de peşinden gelmesiyle atıldı. Kimimiz İstanbul’dan, kimimiz yurt dışından gelmiştik ve artık bir aradaydık. Bu süreçte planladığımız pek çok kısa vadeli iş gerçekleşmediği gibi pek çok sürpriz de bize yeni uğraşlar sundu. Nerede olursan ol endişelere, korkulara kapılar açık tabii, ama hem birlikteliğin ve paylaşımın getirdiği güç hem de doğanın açtığı huzurlu ve güvenli kucak o kadar kuvvetli ki, endişenin sadece kapıdan uğradığı hatta bazen kapıyı çalmadan gittiği bile oluyor.

Şimdi kurulu bir düzeniniz var mı?
Hem kurulu hem de dinamik bir düzenimiz var. Karaburun yarımadasının Mordoğan Bölgesi’nde yaşayan dört haneyiz. Bizimle sürekli birlikte olan dostlarımız, arada uğrayanlarımız, bize rehberlik veya yarenlik edenler var. Hayattaki olası değişimlere karşı kollarımızı açtık, birçoklarımızın hayali olan kolektif yaşamın kendimizce ilk adımlarını atıyoruz.

Bi’avuç insan nasıl geldi aklınıza? Nasıl değiştirdi hayatınızı?
Ortak hayallerimizle başladı. Bitkilere olan ilgimiz, müziğe olan sevgimiz, doğayla iç içeyken sezgilerimiz bizi birlikte üretmeye ve ürettiklerimizi de paylaşmaya götürdü. Tüm bu ürettiklerimizi bir çatı altında toplayalım dedik ve bi’avuç ismini bulduk. Bi’avuç bir hissiyat olarak meydana çıktı. Bir avuç insan olarak avuç avuç bitkiler toplamaya, onları kurutup çaylar hazırlamaya, bakır imbiğimizde damıtıp özlerini tanımaya başladık. Yanımıza uğrayan dostlarımızla müzikler yaptık, bi’avuç konserler düzenledik. Her şey mütevazı, azı kararında ancak nitelikli ve yoğundu, aynı bi’avuç isminin hissettirdikleri gibi...

Şimdi kendinizi nasıl hissediyorsunuz? ‘İstediğim buymuş’ diyebiliyor musunuz?
Birinci seneyi geride bıraktık. Hayatta başlangıç ve bitişlerin o kadar net ve gözle görünür parçalar olduğunu düşünmüyoruz. Daha çok bir akış var, tam şu an her şey istediğimiz gibi diyebiliriz ama olmuş veya buymuş demek, hiçbirimizin aramadığı, o yüzden çok da bulamadığı bir mesele. Buraya gelmenin bir anlamı da bu. Hayatın akışına kendimizi bırakabilmek ve getirdiği değişimlere ayak uydurmak...

Tüketiminize yönelik her şeyi siz mi üretiyorsunuz?
Mümkün olduğu kadar ellerimizle, ayaklarımızla, toplayarak, koklayarak, tüm duyularımızı kullanarak, üretimin her aşamasına dokunabilmeye çabalıyoruz. O yüzden belli bir niceliğin altında üretim yapmak durumunda kalıyoruz. Yani çok üretim yapamıyoruz ama yapabildiğimiz kadar kendimiz yapıyoruz. Ancak bu hep böyle devam edecek değil. Yerel üreticilerle, kadın üreticilerle, vakıf ve derneklerle ortak çalışmalara başladık. Yerel kalkınmaya, yardımlaşmaya, imeceye, derneklere de yönelik farklı iş bölümlerine gitmeyi düşünüyoruz.

Nasıl geçiniyorsunuz?
Çoğumuz, hakim olduğumuz mesleklerimizi freelance şekilde yürütmeye devam ediyoruz. Ama dört duvar arasında uzun mesailerle değil, daha az, daha yavaş, daha dengeli bir şekilde. Geçinmek, para kazanmakla değil tüketimi aza indirmekle başlar mottosuyla hareket ediyoruz. Şehre kıyasla ciddi oranda azalan bir tüketimimiz var ve minimum tüketimle maksimum sağlıklı bir hayatı deneyimlemeye çalışmak herhalde mesailerin en güzeli.

Doğaya yönelmeniz bir kaçış hikayesi miydi? Yoksa öze dönmeyi siz mi seçtiniz?
Kimimiz için kaçış, kimimiz için arayış, kimimiz için kaçınılmaz olan... Doğa ile öz karşılaştırması çok daha derin bir tartışma olurdu ancak burada yaşanan inziva, alınan nefes hepimize iyi geliyor. Doğa evrenin veya tanrının eseri, içimize en derin nüfuz edebildiği bütünlüklerden bir tanesi. Doğaya yakınlaştıkça ve bedenini, zihnini, kalbini dinlemeye başladıkça öze dönüş kendiliğinden geliyor diye düşünüyoruz.

Her şeyi bir kenara bırakırsak şimdiki ‘sen’den mutlu musunuz? İyi ki yapmışım diyebiliyor musunuz?
Geldiğimiz noktadan veya şimdiki ‘ben’ den ziyade, ‘ne olursam olayım mutluyum’un gerçekleşmeye başladığını görmek mutlu edici. ‘İyi ki’ dediğimiz şeyler artıyor ve giderek yerini her yeni anın içerisindeki ‘iyi’lere bırakıyor.

Bundan sonra gerçekleştirmek istediğiniz hayaller neler?
Bi’avuç hikayesinin her parçasını bir araya getirebileceğimiz bir ortak paylaşım alanı bu sıralar hayalimiz. İsteyenlerin ziyarete gelebileceği, bizlerle birlikte üretebileceği bir ortak alan... Aynı zamanda içinde yaşadığımız bölge olan Karaburun yarımadasıyla ilgili projelerimiz var. Ekolojik mühendislik çözümleri kullanarak yanmış ormanlıkları canlandırmak, atık bölgeleri için ıslah projeleri, bokashi kompost yöntemi ile evsel atıklarımızı toprak için faydaya dönüştürmek, organik tarım uygulamaları denemek, yerel derneklere ve halka katkı sağlayacak çalışmalar, doğa yürüyüşleri ve kültür rotalarında gönüllülük esaslı çalışmalar gibi pek çok proje filizlenme aşamasında... Tüm bunlar olurken bi’avuç konserler ve atölye çalışmaları ile güzel insanları bir araya getirmek gibi hayallerimiz de var.

Sizin gibi hayallerinin peşinden koşan insanlara verebileceğiniz tavsiyeleriniz var mı?
İçinde yaşadığımız zaman, toplum, aldığımız eğitim, dünyanın bu dönemlerdeki durumu gibi faktörlerin de etkisiyle bakış açımız ‘her şeyi kontrol etmek’ üzerine. Ancak biz kendi deneyimlerimizle gördük ki her şeyi kontrol edip iyi planladığımız zaman dahi büyük aksaklıklar yaşanabiliyor, hayal kırıklıkları da cabası. Hayallerin pek tabii ki gerçekleştirilmek üzere somut planlamalara, amaç ve hedeflere ihtiyacı vardır ancak bir o kadar da evrene ve hayata güvenmek, kendinizi akışa teslim etmek yerinde olacaktır. Siz ısrarla A derken hayat karşınıza ısrarla B’ler ve C’ler çıkartıyorsa bir bildiği vardır, bir kulak verin diyoruz. Her şey nefesle başlar, hayallerinizle birlikte derin bir nefesle başlayın ve kendinizi serbest bırakın. Gerisi usulca akan bir nehirde tekneyle gider gibi küçük kürek dokunuşlarınıza bakacaktır.

Dünyada olan bitenler çok huzur verici görünmüyor. İklim değişikliği, krizler, doğal felaketler, savaşlar... Sizler bu konuda nasıl çözümler hayal ediyorsunuz?
Bizce insanlık için en iyi model, bi’avuç insanın küçük çaplı yerleşim yerlerinde doğanın içerisinde huzurla yaşayıp, kendi besleneceği gıdaları yetiştirip, kendi atığını geri dönüştürüp, kendi sürdürülebilir küçük üretimlerini devam ettirmeleri. Şehirler yerine köyler, büyük firmalar yerine küçük çaplı ve kolektif üretimlerin olması. İnsanın kendini idame ettirdiği, açgözlü olmayan bir dünya yaratılması...

xwuzrpiapwv6pzzmxr3w.jpgwie6p88qblnidu5gjsr1.jpgs4ljzcvsony230piing2.jpg
Engin Irız, Tuğçe Ayerdoğan, Mehmet Ali Hatipoğlu, Şans Aksoy, Özlem Apaydın, Öktem Aykut, Anna DrobIna Aykut

Yeri: https://www.elele.com.tr/plus/yasam/kacalim-buralardan-deyip-kacabilenler

ADO_YORUM: Helal olsun size...

[Edited at 2018-02-27 16:31 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"İran’dan şaşırtan başörtüsü açıklaması: Örtünme polisin konusu olmamalı" Mar 4

--Alıntıdır--
Sabah gazetesi-AA Dünya Haberleri Giriş Tarihi: 4.3.2018 15:37 Güncelleme Tarihi: 4.3.2018 16:43


İran İçişleri Bakanı Abdurrıza Rahmani Fazli, devrimden sonra başörtüsü ile ilgili uygulanan yöntemlerde “başarılı olamadıklarını” ve örtünmenin savcılık ile polisin konusu olmaması gerektiğini söyledi.

yetglewohcqs8rf2igy0.jpgomlhh1hw6u7tz8ufaqyy.jpg

Tesnim Haber Ajansında açıklamalarına yer verilen Fazli, ülkede uygulanan "başörtüsü zorunluluğu"na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İran'ın Kum kentindeki dini eğitim kurumları ve Şii dini merciler ile yaptığı görüşmelere değinen Fazli, örtünme konusunun hükümetin sorumluluğunda olduğunu ve bu yüzden sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için çaba gösterdiklerini ifade etti.

HALKIN GÖRÜŞÜNE DE BAŞVURULMALI
İran'da 1979 devriminden sonra başörtüsü ile ilgili uygulanan yöntemlerde "başarılı olamadıklarını" dile getiren Fazli, bu meselenin irşat polisleri, kolluk kuvvetleri ve savcılığın konusu olmaktan çıkarılması ve halkın da görüşünün alınarak daha geniş bir zeminde tartışılması gerektiğini kaydetti.

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Masume İbtikar, başörtüsünün baskı ve şiddetle uygulanmasına karşı olduklarını açıklamıştı. Ardından Tahran Cuma İmamı Ayetullah Seyid Ahmed Hatemi, cuma hutbesinde hükümetin bu yöndeki açıklamalarını eleştirerek başörtüsünün zorunlu olmaktan çıkarılmasını talep edenleri "Avrupa hayranı" olmakla suçlamıştı.

ÜLKENİN ÇEŞİTLİ NOKTALARINDA EYLEMLER GERÇEKLEŞİYOR!
Aralık 2017'de İranlı bir kadının, başörtüsü zorunluluğunu protesto etmek için başkent Tahran'daki İnkılab Caddesi'nde düzenlediği tek kişilik eylemin ardından, ülkede son günlerde "İnkılab Caddesi Kızı" olarak adlandırılan eylemler gerçekleştiriliyor.

İran'da başörtüsü zorunluluğuna uymamanın 2 ay hapis veya 50 bin tümen (yaklaşık 12 dolar) para cezası bulunuyor. Hapis cezası pek uygulanmazken, para cezasının kanunda belirtilenden yüksek alındığı öne sürülüyor.

Kaynak: https://www.sabah.com.tr/dunya/2018/03/04/irandan-sasirtan-basortusu-aciklamasi-ortunme-polisin-konusu-olmamali

____________________________________________
_________________________________________________

--Alıntıdır--

"İran'dan flaş başörtüsü açıklaması: Gençlerin talebi dikkate alınmalı"

Sabah gazetesi -Giriş Tarihi: 1.3.2018 09:45 Güncelleme Tarihi: 1.3.2018 09:46

j5mbmekwiw1uuaj8nsfk.jpg

Masume Ebtekar
vsbb8c3yyexsat0q7ufx.jpg

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Masume İbtikar, ülkede başörtüsünün baskı ve şiddetle korunmasına karşı olduklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin Kadın ve Aile İşlerinden Sorumlu Yardımcısı İbtikar, İran'da Kadınlar Günü nedeniyle Tahran'da düzenlediği basın toplantısında yerli ve yabancı basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Başörtüsünün İran'da yasal bir zorunluluk olduğunu hatırlatan İbtikar, bunun sosyal istismarları önlemek için devrimden sonra halkın talebi üzerine uygulanmaya başlandığını savundu.

İbtikar, başörtüsü nedeniyle yaşanan tutuklama olaylarına ilişkin olarak, "Yeni nesil ile bu konuların daha fazla konuşulması ve gençlerin taleplerinin dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum." görüşünü dile getirdi.

İran'da başörtüsünün baskı ve şiddetle korunmasına karşı olduğunu açıklayan İbtikar, kadınların kocalarının izni olmadan tek başlarına yurt dışına çıkabilmeleri için de dini merciler ve alimlerle görüşmelerini sürdürdüklerini kaydetti.

İbtikar, bu meselelerin hükümetin öncelikli konuları arasında olduğunu sözlerine ekledi.

Kaynak: https://www.sabah.com.tr/dunya/2018/03/01/irandan-flas-basortusu-aciklamasi-genclerin-talebi-dikkate-alinmali

------
ADO_YORUM: Haydin bakalım İranlı Dostlar. Şu çağdışı rejimi bi hizaya getirin artık...

[Edited at 2018-03-04 20:27 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"'İnkılab Caddesi Kızları' rejimin kırmızı çizgisini zorluyor" Mar 4

--Alıntıdır--

Anadolu Ajansı - İSTANBUL - Yavuz Cemal analiz haber 08.02.2018
-----

Başörtüsü ya da İran’da kullanılan ismiyle hicab ve kadınların toplumdaki rolü meselesi, devrimin gerçekleştiği 1979 yılından bu yana İran'ın yüz yüze olduğu en önemli toplumsal sorunlardan biri.

Vida Movahed eylem anında
kmyuyxvrsjxc48tvmsvr.jpg


İran'da kadınlara yönelik başörtüsü mecburiyetinin protesto edildiği ve her geçen gün artan katılımlarla ülke geneline yayılan protestolar, rejimin kırmızı çizgilerini de zorluyor.

Ülkedeki başörtüsü mecburiyetini protesto amacıyla, Tahran’ın merkezinde beyaz başörtüsünü bir ağaç dalının ucunda sallayan 31 yaşındaki Vida Muvahhid’in görüntüleri, sadece İran’da değil uluslararası basında da yankı uyandırdı. Bir buçuk aylık çocuğu olan Muvahhid'in akıbetinden uzun süre habersiz kalan İran kamuoyu, önce onun hapiste olduğunu öğrendi. Ardından onu taklit eden eylemler başladı. Tahran’da üniversitelerin bulunduğu İnkılab Caddesi’ndeki ilk eylemin gerçekleştiği yerde, İran basınında adlandırıldığı şekliyle "İnkılab Caddesi Kızları"nın protestoları birbirini takip etti. Polisin bu alanı kapatıp nöbet tutmaya başlamasından sonra ise eylemler önce İnkılab Caddesi üzerindeki farklı noktalarda devam etti. İlerleyen günlerde benzer eylemler, sadece Tahran’da değil İran’ın diğer şehirlerinde ve farklı yaş grupları arasında da görülmeye başlandı. İmam Rıza türbesinin bulunduğu Meşhed şehrinde ise çarşaflı bir kadının "hicab mecburiyeti" uygulamasını protesto etmesi ve eyleme ait görüntüleri sosyal medyadan yayınlaması dikkati çekti.

Haber sitelerinde ve sosyal medyada büyük ilgi gören, uluslararası basının da dikkatlerinin odağına yerleşen bu eylemler, hangi süreçlerin sonucu ve İran’ın kadınları için ne anlam ifade ediyor?

Devrim sonrası İran'ın kronik sorunları
Başörtüsü ya da İran’da kullanılan ismiyle hicab ve kadınların toplumdaki rolü meselesi, devrimin gerçekleştiği 1979 yılından bu yana İran'ın yüz yüze olduğu en önemli toplumsal sorunlardan biri. Devrimi takip eden dönemde hemen her cuma namazında verilen hutbelerde başörtüsüne dikkat çekilirken, üniversitelerde ve devlet kurumlarında yayınlanan genelgelerle de devletin ‘hicab hassasiyeti’ sürekli halka hatırlatıldı.

Öte yandan konuyla ilgili yapılan kamuoyu araştırmaları, devletin 'hicab' konusuna müdahil olmasının toplum nezdinde giderek artan bir tepkiyle karşılandığını gösteriyor. Devlete bağlı Cihad Üniversitesi tarafından Mayıs 2014'te başkentte yapılan araştırma, Tahranlıların yüzde 50'sinin devletin başörtüsü konusuna müdahale etmemesi görüşünde olduğunu ortaya koydu. Aynı üniversitenin sekiz yıl önce yaptığı benzer araştırmada ise Tahranlıların sadece yüzde 35’inin, devletin bu alana müdahale etmesine karşı olduğunu gösteriyordu. Halkın hissiyatının, muhtemelen yaygınlaşan sosyal medyanın da etkisiyle, devletin bu konuda zorlayıcı bir düzenleme yapmaması gerektiği istikametinde değiştiğini gösteriyor.

Aslında başörtüsü mecburiyeti ve buna karşı gelişen muhalefetin kökeni, devrimin hemen ertesine kadar geri gidiyor. Devrimin üzerinden daha bir ay geçmeden ve yeni anayasa bile yazılmadan Ayetullah Humeyni’nin verdiği talimatlarla başörtüsü takmayan kadınların devlet kurumlarına girmeleri yasaklandı. 2009'daki Yeşil Hareket adı verilen gösterilerin ardından İran’ı terk etmek zorunda kalan ve halen Avrupa’da yaşayan avukat ve insan hakları savunucusu Şadi Sadr, devrimin hemen sonrasında, kadınlara yönelik bu uygulamaların, esasında beklenmedik bir adım olduğu görüşünde. Kararın üç gün boyunca Tahran’da protesto edildiğini, daha sonra gösterilerin Tebriz’e sıçradığını hatırlatan Sadr, devrimin önemli isimlerinden Ayetullah Taligani'nin, "başörtüsü konusunda baskı olmayacak" açıklaması sonrasında bu eylemlerden vazgeçildiğini ifade ediyor.

Başörtüsü mecburiyetinin hukuki zemini
İran'daki başörtüsü uygulamasının hukuki zemini de sarahatle belirlenmiş değil. Başörtüsünün yasaklandığı Rıza Şah döneminin aksine yeni dönemle birlikte başörtüsünü mecburi kılan İran yönetimi, yasalarında hicabla ilgili somut bir tanım yapmaksızın, kadınların “şeriata uygun olmayan biçimde” kamu ve toplumsal alanlarda tezahür etmelerini suç olarak nitelendirdi.

Şia mezhebi fıkhında hicab, saçları ve vücudu örtmeyi kapsarken, İran’da çeşitli devlet kurumlarındaki uygulamalar, bu mecburiyeti, giysilerin renklerine kadar detaylandırdı ve hatta bazen bot giymenin bile yasak olduğuna karar verildi.

Devrim yedinci senesini tamamlarken hicab yasası ülke genelinde tamamen uygulamaya girmişti. Şadi Sadr’a göre, devrimden sonra kurulan sistemin, hicab kuralına uymayan kadınları işten atma ve tutuklama gibi baskıcı politikaları sonucu, İranlı kadınlar yeni düzene uymak zorunda kaldı. Ancak bu dönem itibarıyla ilginç bir kavram da İran’ın resmi literatürüne girdi; ‘kötü örtünme.’ 1985 Haziran ayında başsavcılıktan yapılan açıklama ile kötü örtünen ya da uygunsuz örtünen kadınların gözaltına alınması talimatı verildi.

Bütün çabalarına rağmen hicab yasasını tam olarak uygulamakta başarısız olan yönetim, 2006’da 'uygunsuz giyim' tarzlarıyla mücadele için emniyet teşkilatına bağlı İrşad devriye ekiplerini görevlendirdi. Bu ekipler kent merkezi ve ana caddelerde kadınlara yönelik gözaltı ve tutuklamalarla, hicab mecburiyetini yeni bir safhaya taşıdı. Bu çerçevede 'uygunsuz' kıyafetler satan dükkanlar kapatılırken, bu giysileri üretenler de cezalandırılmaya başlandı. İranlı kadınların bu yasa ve uygulamalara tepkisi ise her geçen gün başörtülerini, saçlarının daha fazla görülebileceği şekilde açmak ve daha kısa mantolar giymekle tezahür etti.

Giyim tarzlarıyla mevcut uygulamalara tepkilerini izhar eden kadınlar sadece metropollerde bulunmuyor. Örneğin İran’ın kuzeyinde 50 bin nüfuslu Tonekâbun ilçesinde, emniyet makamlarının açıklamalarına göre, geçen sene yaklaşık 22 bin kez hicab konusunda kadınlara uyarılarda bulunuldu ve 410 araca da yolcularının giyimleri uygun olmadığı için el konuldu. El konulan araç sayısı 2015 yılında Tahran için 40 bin idi. Araçlar haftalarca bazen de aylarca otoparklarda bekletildikten sonra kesilen para cezalarıyla serbest bırakılıyor. Yasal dayanağı tartışmalı olan başka bir uygulama ise İran polis teşkilatı sözcüsünce geçtiğimiz aylarda açıklandı; yolcuları hicab kurallarına uymayan araçların alım-satımının yasaklanması.

Şadi Sadr, hicab uygulamaların istatistiğini şöyle özetliyor: "2010 yılında kitap olarak yayınladığım bir araştırmada, o seneye kadar kadınların nasıl giyinmesi gerektiğine dair ayrıntıları tayin eden 37 farklı yönetmeliğin yürürlükte olduğunu gösterdim. Resmi görevliler, 2009-2013 arasında 460 bin kadına hicab talimatına uymadıkları için gözaltı kararı uygulamış ya da bir daha tekrarlanmayacağına dair imza almış."

İran-Irak savaşından sonra daha faal olan kadın aktivistlerin, zorunlu hicabı, hiçbir zaman kendi gündemlerine almadıklarını, devrimden sonra medeni kanunun reformuna yönelik başlatılan en ciddi faaliyet niteliği taşıyan 1 milyon imza kampanyasında bile başörtüsü mecburiyetinin talep listesinde yer bulmadığını anlatan Sadr, bu yaklaşımın, devletin verebileceği tepkiden duyulan kaygıdan kaynaklandığını ifade ediyor. Sadr'a göre bütün bunlara rağmen devletin tepkisi yine de ağır oldu ve kendisi dahil çok sayıda aktivist ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Kaçamayanların bir kısmı ise hapse girdi.

Facebook'a erişimin engellenmesine rağmen çeşitli yollarla bu sosyal ağı kullanmayı becerebilen İran halkı, 2013’de "Gizli Özgürlükler" ismiyle açılan bir sayfayla tanıştı. Bu sayfada İranlı kadınların, polis veya irşad devriyelerinin gözünden uzakta çekilen başörtüsüz fotoğrafları paylaşılıyordu. Gazeteci Masih Alinejad’ın başını çektiği bu kampanya, daha sonra ‘Beyaz Çarşambalar’ kampanyasına dönüştü. Bu kampanyaya katılanlar, zorunlu hicaba itiraz sembolü olarak her çarşamba günü beyaz başörtüsü veya beyaz giyimle kamuda çekilen fotoğraf veya videolarını paylaşıyordu.

Tepkiler yeni bir boyut kazandı
Hicab yasasına tepkilerin son üç sene içerisinde farkı boyutlara taşındığını ve özellikle Gizli Özgürlükler kampanyasının İranlı kadınların başörtüsü gibi bir sorunun olmadığı algısını kırarak son olayların temelini oluşturduğunu belirten Sadr, "Artık tepkiler radikal boyutlara taşındı" diyor.

Devrim döneminde lise son sınıf öğrencisi olan ve o dönemde hicab mecburiyetini protesto eden kadınların, bir tür toplum baskısına da maruz kaldıklarını anlatan Feranek Ferid ise “Her toplumun itiraz etme ve eyleme geçme aşaması belirli bir sürece tabidir. Zorunlu hicab konusunda kadınların İran’da sınıra geldiğini görüyoruz” ifadesini kullanıyor.

Başkent Tahran'da başlayarak hızla ülke geneline yayılan başörtüsü eylemleri sırasında sadece geçen hafta zarfında 29 kişi gözaltına alındı. Eylemlerle ilgili olarak Tahran Devrim Mahkemesi Başkanı Musa Gazanferabadi'nin “Bu kampanyaya katılanlar yurt dışından yönlendiriliyor ve cevabımız sert olacak” açıklaması, İran yönetiminin, her türlü siyasi ve toplumsal hak talebini, ülke dışından kaynaklanan bir komplonun parçası olarak görüp bastırma alışkanlığının bir tezahürü. Bu tavır ise taleplerin yükseldiği her aşamada daha ağır güvenlik tedbirlerini zorunlu kılan bir kısır döngünün de ifadesi.

[İran siyaseti alanında uzmanlaşmış bir gazeteci olan Yavuz Cemal İstanbul'da yaşamaktadır]

Kaynak: https://aa.com.tr/tr/analiz-haber/inkilab-caddesi-kizlari-rejimin-kirmizi-cizgisini-zorluyor-/1057566

▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


ADO_NOT: İranlıların eylem resimlerini netten buldum.

İranlı Kadınlara Destek Olalım: https://twitter.com/hashtag/whitewednesdays
=======================================================

Vida Movahed eylem anında
qljzmlyysd1z0ufrh1l7.jpgtykozhokxyryb7en5e5z.jpgtl6tg48z3ixacrpfrshg.jpgwdljlmfoo3jnfeebqjiw.jpggxajmoni6zhmhgcn21jw.jpgcqeydbm0it4bha5ncfb0.jpg İranlı Kadınlara Destek Olalım: https://twitter.com/hashtag/whitewednesdays
=======================================================


[Edited at 2018-03-05 05:17 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Sahte porno video üretmek kolaylaştı, sonuçları ciddi olacak" Mar 6

--Alıntıdır--
BBC Türkçe 7 Şubat 2018
Yazı: Dave Lee Kuzey Amerika Teknoloji Muhabiri
___

Natalie Portman'ın çok sayıda fotoğrafını yazılıma yükleyen kişiler, yazılımın bir porno videodaki aktrisin yüzünün yerine Portman'ın yüzünün gözükmesini sağlıyor

Son haftalarda internete yüklenen ve deepfake (derin sahte) denilen sahte pornolarda bir patlama yaşanıyor. Bu tür videolarda, yalnızca fotoğraflarına sahip olunan bir kişinin yüzü, bir porno videosundaki aktrisin yüzüne monte ediliyor.

Bu videoları üretmeyi sağlayan araçlar daha güçlü ve daha kolay kullanılır hale geldikçe, insanlar hayallerindeki cinsel fantezileri internete aktarma imkanı buluyor.

Fakat bu tür videolar ahlaki sınırları aşmanın yanısıra gördüklerimize inanma hissimizi de etkiliyor.

Uyarılma amaçlı bu sığ kullanımın yanısıra sahte video teknolojisi ciddi sonuçlara yol açabilir.

si67asup4wanubskwpe8.jpgŞarkıcı Ariana Grande'nin fotoğraflarının yüklendiği yazılım, onun yüzünü bir porno videosundaki aktrisin yüzüyle değiştirmiş

Kurumlar ve şirketler bu gelişmeye hazırlıksız yakalandı.

'Deepfake' videoların yayınlandığı internet siteleri gelişmeleri yakından takip ettiklerini söyleseler de bu konuda ne yapabilecekleri hakkında bir fikirleri yok.

Bu tekniği kullanan topluluklarda ise ünlü yüzlerin hiç beklenmedik seks videolarında görünmesinin getirdiği bir heyecan var.

Bu topluluklarda yaptıkları şeyin gerçek etkileri tartışılırken vicdanın izine rastlamak çok zor. Başka birinin yüzünü kullanarak bir porno video yaratmak etik dışı mı? Öyleyse ne önemi var? Birine zarar veriliyor mu?

Belki de yaptıklarının, kullanılan kişiye ne hissettirdiğini düşünmeleri gerekir.

Reddit sitesinde bir kullanıcının söylediği gibi, bu distopik bilim kurgu dizisi Black Mirror'dan fırlamış bir uygulamaya benziyor.

Nasıl yaratılıyorlar?
Bu tür videoları yaratmayı sağlayan ve bir ay önce yayınlanan yazılımlardan biri, programı yaratan kişiye göre bir ay içinde 100 binden fazla indirildi.

Sahte pornografik görüntüler yüz yıldan uzun bir süredir yaratılmakta olsa da bu çok zorlu bir süreçti, özellikle de videolarda. Gerçekçi videoların Hollywood stüdyolarında kullanılan türden yazılımlara, yeteneğe ve büyük bir bütçeye ihtiyacı oluyordu.

Fakat makine öğrenimi sayesinde bu süreç üç basit adıma indirgendi: Bir kişinin çok fazla fotoğrafını edin, pornografik videoyu seç ve bekle. Kısa bir video için 40 saat gibi bir süre gerekse de bilgisayarlar gerisini hallediyor.

En popüler sahte pornolarda ünlüler yer alsa da yeterince fotoğrafı bulunan herkesin deepfake videosu yapılabilir. Ve günümüzde herkesin sosyal medyaya yüklediği selfie sayısını düşününce bu hiç de zor bir şey değil.

Bu teknik dünyanın dört bir yanında ilgi görüyor. Son dönemde Güney Kore'de 'deepfake' terimini kullanarak yapılan aramalarda bir patlama yaşandı.

Bunun arkasında muhtemelen 23 yaşındaki pop yıldızı Seolhyun'un bu şekilde üretilen videoları yatıyor.

Görüntüleri izleyenlerden biri, videoyu yapan kişiyi şu sözlerle övüyordu:

"Bu, 'deepfake'in yasadışı olması gerektiğini hissettiriyor. Müthiş bir çalışma!"

Ünlüler hedef alınıyor
'Deepfake' videoları hazırlayanlar özellikle ünlüleri hedef alıyor.

Bunun arkasında şok etkisi varmış gibi gözüküyor: Bu videolarda gerçekten ünlü aktrislerin yer alması bir skandala yol açardı.

'Deepfake' videolar hazırlayan topluluklar arasında Emma Watson ve Natalie Portman en popüler iki ünlü.

Fakat onların dışında Michelle Obama, Ivanka Trump ve Kate Middleton gibi kadınlar da kullanılıyor.

Wonder Woman'ı oynayan Gal Gadot'un yüzünün kullanıldığı video ise bu teknolojinin imkanlarını gösteren ilk videolardan biri olmuştu.

Teknoloji sitesi Motherboard tarafından yayınlanan bir makalede bu teknolojinin bir yıl içinde yayılacak kadar gelişeceği öngörülmüştü.

Fakat o noktaya gelmesi yalnızca bir ay sürdü.

Bu videolar daha fazla öfkeye yol açarken bu videoların paylaşıldığı siteler önlem olarak deneysel adımlar atmaya başladı.

Fakeapp adlı Windows programı, yeterince fotoğrafına sahip olunan kişilerin yüzlerinin videolara yerleştirilmesini kolaylaştırıyor

Resim barındırma sitesi Gyfcat, 'deepfake' olarak tanımladığı görüntüleri sildi. Fakat yakın gelecekte bu çok daha zor bir görev haline gelecek.

'Deepfake' topluluğunun kullandığı Reddit sitesi ise henüz bir adım atmadı. Fakat BBC'nin edindiği bilgilere göre site yönetimi gelişmeleri yakından takip ediyor.

Belli bir görsel için Google'da yapılan aramalarda da bu sonuçlarla karşılaşılabiliniyor.

Halihazırda Donald Trump'ın suratını kullanarak yapılmış sahte videolar internette dolaşıyor. Bunların sahte olduğu bariz olsa da propaganda amaçlı üretilmesi durumunda yaratacağı etkiyi tahmin etmek kolay.

Videolardan birinde Austin Powers filmindeki Dr. Evil'ın yüzünü Donald Trump'ın yüzüyle değiştirmiş

Google geçmişte bazı materyallerin daha zor çıkması için arama sonuçlarında değişikliklere gitmişti. Fakat aynısını 'deepfake' için de yapıp yapmayacakları henüz netleşmiş değil.

Pek çoğumuz gibi şirketler de bu tür görüntülerin var olduğunu yeni yeni fark ediyor.

Son yıllarda bu siteler daha çok, insanları utandırmak için başkaları tarafından ve rızaları olmadan yayınlanan "intikam pornosu" içerikleriyle mücadele etmekle uğraşıyordu.

'Deepfake' videolar ise insanları utandırmak için yapılabileceklere yeni bir seviye ekliyor.

Bir video gerçek olmasa bile yol açacağı psikolojik hasarlar gerçek oluyor.

Siyasi istismar
Teknoloji haberciliğinde inovasyonun en büyük etmenlerinden birinin porno sektörü olduğu söylenir: Video sıkıştırma tekniklerinden video kasetlere kadar pek çok alanı etkilemiştir.

Pornoyla yayılmaya başlanan bu olgu da, hayatın diğer alanlarını da etkileyebilir.

The Outline için yazdığı bir makalede gazeteci Jon Christian, en kötü ihtimali değerlendiriyor ve bu teknolojinin "hükümetleri veya halkları kandırarak uluslararası bir çatışma yaratmak için kullanılabileceğini" söylüyor.

Bu, ihtimal dışı bir tehdit değil. Sahte haberler (ister dalga geçmek ister insanları kandırmak için yapılmış olsun) halihazırda küresel bir tartışmaya yol açmış, fikirleri değiştirmiş ve belki de seçimleri etkilemiş durumda.

Adobe gibi şirketlerin ses teknolojisindeki ilerlemeleriyle birlikte hem görüntünün hem de sesin yapay zekayla yaratıldığı ve en pürdikkat izleyiciyi bile kandırabilecek görüntülerin yayılması işten bile değil.

Fakat şimdilik, bu sadece pornoyla sınırlı.

Bu yazılımla video üretenler ise konunun etrafından dolanmıyor.

Bir Reddit kullanıcısı tartışmalarla ilgili "Burada yaptığımız şey gurur duyulacak ya da erdemli bir şey değil. Aksine aşağılayıcı, kaba ve fotoğrafları kullanılan kadınların hazırlıksız yakalanmasına yol açıyor" dese de 'deepfake' videoların intikam pornolarının etkisini azaltabileceği gibi gülünç bir uydurmanın arkasına sığınıyor:

"Eğer her şey gerçek olabilirse hiçbir şey gerçek değildir.

"Böylece intikam pornosu yayınlanan kişiler kolaylıkla bu videonun sahte olduğunu söyleyebilir."

Bu tür mazeret bulma uzmanları, videolarda görüntüleri yer alanların psikolojilerindense videoları yaratanların psikolojilerini korumaya çalışıyor.

Fakat 'deepfake' topluluğunun haklı olduğu bir nokta var: Bu teknoloji artık burada ve bu noktadan geri dönüş yok.

Kaynak: http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42967967


[Edited at 2018-03-06 10:37 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Van'da onlarca erkek çocuğu istismar eden bir öğretmen daha" Mar 9

--Alıntıdır--
Yazı/söyleşi: Ayşe Arman/Hürriyet 9 Mart 2018
-----

Çok haklısınız...

Biliyorum artık yüreğiniz kaldırmıyor.

Ama yapacak bir şey yok.

Gerçekten yok.

Bu rezaletler, bu ülkede yaşanıyor.

Bizim vazifemiz de bunları yazmak.

YİBO, Van’ın bir ilçesinde, devlete bağlı bir yatılı okul. Fakir, köylü çocuklarının eğitim gördüğü bir kurum. Bu okula, 2016’da kendi isteğiyle bir Türkçe öğretmeni atanıyor: Hayrettin K.

Hayrettin K., her seferinde, birlikte gece nöbetine kaldıkları öğretmen arkadaşlarını evlerine yollayıp yurtta tek denetmen olarak kalıyor. Ve her nöbetinde, etrafına topladığı erkek çocuklara porno filmler izlettiriyor. O sırada da çocukların bedenlerine dokunup istismar ediyor.

Yetmiyor!

Tehdit ederek korkuttuğu çocukları odasına çağırarak istismar etmeye devam ediyor. İğrençliğin boyutu maalesef sadece dokunuşlarla sınırlı kalmıyor, oral sekse, fiili livataya kadar varıyor.

Okul müdürü ve bazı öğretmenler, Hayrettin K.’nın erkek çocuklarla kurmaya çalıştığı yakınlıktan şüpheleniyorlar. Önlem almaya çalışıyorlar. Ama erkek çocuklarına duyduğu normal olmayan bu ilginin önüne geçemiyorlar.

Okul müdürü, Hayrettin K.’nın önceki okul yönetimiyle görüşüyor ve benzer sebeplerden şüphelenildiği için başka okula gönderildiği ortaya çıkıyor. Okul yönetimi durumu savcılığa bildiriyor ve bu toplu cinsel istismar vakası ortaya çıkıyor.

Avukat Müjde Tozbey, bu davanın müdahil avukatı. Sorularıma verdiği yanıtlar beni sarstı ve midemi bulandırdı. En korkuncu da bu sapkın öğretmenin serbest kalma ihtimali. Serbest kalmaması ve hak ettiği cezayı alması dileğiyle...

-Bu nasıl bir iğrençliktir! Nasıl bir rezalettir! Kaçıncı artık! Doğru anlıyorum değil mi: Onlarca öğrenci, yine bir öğretmen tarafından cinsel istismara mı uğruyor?
-Evet, maalesef! Yaşları 10 ile 15 arasında değişen sayısız erkek öğrenciye cinsel istismar uyguluyor. En fenası da, söz konusu öğretmen Hayrettin K.’nın bu okula atanmadan önce 6 okul değiştirmiş olması. Bütün o okullarda da bu tarz eylemlerinden şüphelenildiği için, savcılığa şikâyet etmek ve çocukları korumak yerine, öğretmeni başka bir okula sürüyorlar. Böylece suçu önlediklerini düşünüp, aslında sadece örtbas ediyorlar! Ve ne yazık ki başka çocukları tehlikeye atıyorlar...

-Siz olaya nasıl dahil oldunuz?
-Bana dönemin ilçe belediye başkanı söyledi. Dava dosyasını inceleyip, ailelere yardım etmemi rica etti. Öyle de yaptım. İlçenin köylerini tek tek dolaşarak, ailelerle görüşmeye çalıştım. Gönüllü ve ücretsiz avukatlıklarını yapabileceğimi söyledim. Yalnız olmadıklarını, suçlunun cezalandırılması için birlikte hareket etmemiz gerektiğini belirttim. Ama sadece bir aile bana vekalet verdi. Diğerleri reddetti...

-“Çocuklar, ilk ifadelerinde kendilerine yapılan istismarı, fiili livatayı ve oral seksi çok açık bir şekilde anlattılar” diyorsunuz...
-Evet. Ama bu ifadeler, sadece bu okuldaki on iki çocuğa yapılan istismarı ortaya çıkarılabildi. Diğer hiçbir kurum, önceki istismarları araştırmaya yanaşmadı. Kim bilir istismara uğramış kaç çocuk daha vardı? Van Savcılığı, çok detaylı ve özenli bir soruşturma dosyası hazırladı. On iki çocuk, kamera önünde, savcı ve psikolog eşliğinde tek tek yaşadıklarını anlattılar...

-Peki sonra?
-Sonra ne yazık ki mahkemedeki dava süreci oldukça özensiz ve çocuk haklarına aykırı bir biçimde devam etti.

-Nasıl yani?
-Dava açıldıktan sonra, Van Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, istismar mağduru çocukların, başlarına gelenleri herkesin önünde anlatmalarına karar verildi. Bu da çocukların şikâyetlerini geri almalarına zemin hazırladı...

-Siz peki buna itiraz etmediniz mi?
-Etmez olur muyum? Mahkeme heyetiyle görüşüp, çocukların olayları tekrar tekrar anlatmalarının hem hukuka aykırı olduğunu, hem de onlara travmayı yeniden yaşatacağını, bir sürü insan önünde teşhir edileceklerini, utandırılacaklarını söylemeye çalıştım.

-Hiçbir faydası olmadı mı?
-Hayır. Hatta mahkeme heyetindeki ‘kadın’ hakimin daha duyarlı olacağı düşüncesiyle odasına gittim. Ama ona da kendimi dinletemedim. Bana avukatları odasına almadığını ve çocukları benden daha çok düşündüğünü söyledi!

-Ve tabii çocuklar şikâyetlerini geri çekti, öyle mi?
-Evet. Oysa soruşturma aşamasında, ailelerinin haberi yokken, henüz haber ilçede yayılmamışken, savcılıkta her şeyi anlatmışlardı. Ama aylar sonra; olay her yerde duyulup, tekrar gündeme gelince çocuklar cinsel istismar mağduru olarak bilinmek istemediklerinden şikâyetlerini geri çektiler. Böyle şeyler yaşamadıklarını, okul yönetiminin Hayrettin K.’ya husumeti yüzünden kendilerini böyle bir ifade vermeye zorladıklarını söylediler. Aynı şekilde aileleri de cinsel istismar iddiasını reddediyorlar...

-Bu ne anlama geliyor? Ceza almayacak mı yani?
-Şimdilik ortaya çıkarılan 12 istismar vakasından sadece biri ifadesini değiştirmedi ve yaşananları bir kere daha açıkça anlattı. Diğerleri, istismarı yalanladı. Bu nedenle istismarcı öğretmen, sadece bir çocuktan dolayı çok az bir ceza alabilir ve bir süre sonra da tahliye olabilir!

ÇOCUKLARA ÖNCE PORNO İZLETTİRİYORDU
-Çok korkunç bu anlattıklarınız! Peki hiç öğretmen tanıklığı yok mu?
-Hayır. Ama belletmen birkaç öğretmen tarafından, çocuklara porno film izlettirdiği belirtiliyor. Diğer taraftan istismara maruz kalan bir öğrenciyle, istismarcı öğretmen kantinde kavga ediyorlar. Ve diğer öğretmenler istismara maruz kalan çocuğun, tehdit edildiğini duyuyorlar. Sonrasında istismara maruz kalan çocukla konuşup istismarları detaylı bir şekilde öğreniyorlar. Dahası her çocuk, diğer çocukların istismara maruz kaldığına dair tanıklık da yapıyor.

-Bu aşağılık adam, 11 yıllık öğretmenliği sırasında tam 6 okul değiştirmiş. Her defasında istismar şüphesiyle gönderilmiş. Nasıl olur da başka okullara tayin edilebilir?
-Sistemimiz ve toplumsal yapımız, söz konusu cinsel istismar olduğunda, olayı geçiştirmek, kapatmak üzerine kurulu maalesef...

-İstismarcı öğretmen kaç zamandır tutuklu?
-Dokuz aydır.

-Ve onca çocuğun hayatını kaydıran bu kişi serbest kalabilir öyle mi?
-Büyük ihtimalle...

-Sizce Menderes’teki sapık öğretmen kadar ceza almalı mı?
-Tabii ki. Hatta daha ağır olmalı! İyi hal indirimi de kesinlikle uygulanmamalı...

-Bu öğretmen, bu kadar çocuğu istismar etmesine rağmen, az bir ceza alırsa, bu ne kadar vahim bir sonuç olur?
-Çok çok vahim bir sonuç olur! Eğitim ve hukuk sistemimizin çoktan çöktüğü, bizim de yıkıntılar arasında çocuklarımıza oturacak bir okul sırası, kendimize de mahkeme sandalyesi aramamız gerektiği anlamına gelir. Herhalde bir süre sonra da çocuklarımızı okullara göndermeyip mahkeme salonlarında adalet aramaktan da vazgeçeriz!

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ayse-arman/vanda-onlarca-erkek-cocugu-istismar-eden-bir-ogretmen-daha-40766045

ADO_YORUM: Görmezden-duymazdan gelenlerin ülkesi burası. Meslek gruplarının birbirini adice koruduğu bir ülke burası. Tecavüzcülerin utanıp sıkılmadığı, mağdurların mağdurluklarından utandığı bir gezegen burası. Güçlülerin haklı olduğu(!) bir yer bu topraklar... Saklısı-gizlisi, rol yapanı bol bir yer burası. Haykırmaktan korkan insanların ülkesi burası... Okumuşu-okumamışı tuhaf insanlar ülkesi. Mahkemesi, öğretmeni, yargıcı, doktoru, hastanesi, politikacısı, halkı tuhaflıkta yarışan gerçeküstü olayların hergün yaşandığı bir coğrafya burası...

Yoksul olmak insanların ayıbı değil. Devlet, yoksulların çocuklarına da adam gibi eğitimcileri çok görmemeli. Devlet devlet diyoruz da devlet mi kaldı anasını satayım, bir fetretten diğerine savrulup duruyoruz son yıllarda...

Akşamları yan gelip yatmayın ey analar-babalar, çocuklarınıza zaman ayırın, uyanık kalın.

Daha ne desem bilemedim...



[Edited at 2018-03-09 03:17 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Cennet gibi park, yağmaya açılacak" Mar 11

--Alıntıdır--
ODATV
Yazı: Yusuf Yavuz 10.03.2018 21:23
--------

AKP Isparta milletvekilleri Bilgiç ve Yüce, Türkiye’nin en büyük milli parklarından biri olan 59.600 hektarlık Kızıldağ Milli Parkı’nın 172.000 hektarlık kısmını koruma kapsamından çıkarmak için harekete geçti…

Isparta’daki Kızıldağ Milli Parkı, 59 bin 600 hektarlık yüzölçümüyle Türkiye’nin en büyük milli parklarından biri. Sedir, göknar, ardıç ve karaçam ormanlarıyla kaplı olan milli park, vaşak, kurt, yaban keçisi ve bozayı gibi türlere de ev sahipiliği yapıyor. Beyşehir Gölü’nün bir kısmını da içine alan Kızıldağ Milli Parkı, orman, dağ ve göl ekosistemleriyle zengin biyolojik çeşitliliğe sahip. Şarkikaraağaç ve Yenişarbademli ilçelerinin yanısıra 13 köy yerleşiminin yanısıra Türkiye’de üzerinde yerleşim bulunan tek göl adası olan Mada Adası’nı da sınırlarında barındıran Kızıldağ Milli Parkı’nın yaklaşık üçte birlik kısmının ranta açılması gündeme geldi. AKP Isparta Milletvekilleri Said Yüce ve Süreyya Sadi Bilgiç, milli parkın 172 bin dekarlık kısmının aln dışına çıkarılması için Orman ve Su İşleri Bakanlığı bürokratlarıyla görüştüklerini duyurdu. AKP’li milletvekillerinin bu girişimleri yerel basında ‘müjde’ olarak verilirken, Kızıldağ Milli Parkı’nın büyük bölümünde koruma şemsiyesinin kaldırılarak yağmaya açılması girişimi tepki çekti.

AKP’Lİ MİLLETVEKİLLERİ MİLLİ PARKIN SINIRINI KÜÇÜLTMEK İSTİYOR
Ancak bütün bu özellikler Kızıldağ Milli Parkı’nın üzerindeki yıllardır süren rant beklentilerini uzak tutmaya yetmedi. Yerel siyasiler tarafından ‘yatırımların önündeki engel’ olarak görülen milli parkın koruma kalkanını kaldırmak isteyen AKP’li Isparta Milletvekilleri Said Yüce ve Süreyya Sadi Bilgiç, Orman ve Su İşleri Bakanlığı bürokratlarıyla bu amaçla yaptıkları toplantının görüntülerini paylaştı.

172 BİN DEKARLIK ALANI MİLLİ PARKTAN ÇIKARMA BULUŞMASI
AKP Isparta Milletvekili Said Yüce, girişimi sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğrafla duyurdu. “Isparta ve Konya milletvekilleri olarak Kızıldağ ve Beyşehir milli park alanlarında; tarım ve yerleşim alanlarından 172 bin dekar alanın milli park alanı dışına çıkarılarak insanların hayatlarını kolaylaştıracak düzenlemeleri Orman Bakanlığı bürokratlarıyla konuştuk” ifadelerini kullanan AKP’li Yüce’nin paylaştığı fotoğrafta, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Nurettin Taş’ın da yer alması dikkat çekti.

MİLLİ PARKIN RANTA AÇILMASI GİRİŞİMİ ‘MÜJDE’ OLARAK DUYURULDU
AKP Isparta Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Süreyya Sadi Bilgiç’in yerel basına aktardığı bilgiye dayanılarak duyurulan milli parkla ilgili girişimin, “müjdeli haber” olarak aktarıldı.

‘TÜRKİYE KIZILDAĞ MİLLİ PARKINI GÖZÜ GİBİ KORUMALI’
Kızıldağ Milli Parkı’nın yaklaşık üçte birlik kısmının koruma kalkanının kaldırılması girişimine Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu’ndan ise tepki geldi. Türkiye’nin korunan alanlarının ülke yüzölçümüne oranının yaklaşık yüzde 6 civarında olduğunu ve bu oranın AB ülkeleri ve gelişmiş ülkelere göre oldukça düşük kaldığına işaret edilen platform açıklamasında, “Kızıldağ Milli Parkı Türkiye’nin gözü gibi koruması gereken bir bölge olması gerekirken alanının daraltılması girişimleri kabul edilemez. İçinde sosyal ve kültürel ‘gelişme’ olmayan, yalnızca ‘büyüme’ye dayalı ekonomi politikalarına kurban edilen korunan alanlarımızı, yakın gelecekte sığınacağımız yegâne yaşam alanlarıdır. Bu nedenle milli parkın sınırlarının daraltılması bir yana, Dedegöl Dağı’nda bulunan mermer ocaklarının tehdidi altındaki Kuzukulağı Yaylası da acilen koruma altına alınarak Kızıldağ Milli Parkı’na dâhil edilmelidir” görüşüne yer verildi.

"MİLLİ PARKLAR TÜM MİLLETİN ORTAK DEĞERİDİR"
Kızıldağ Milli Parkı ile ilgili koruma kalkanının kaldırılması girişimlerinin 2013 yılında da gündeme geldiği anımsatılan platform açıklamasında, “Türkiye’nin korunan alanlarının yönetilmesi sürecinin daha çok yasaklamacı ve otoriter bir üslupla sürdürülmesi, bu alanlarda yaşayan insanların yaşamlarını kısıtlamıştır. Ancak unutulmamalıdır ki katılımcı ve yereldeki halkın sosyo-ekonomik koşullarını göz ardı etmeden atılacak adımlarla korunan alanların kaynak değerleriyle birlikte geleceğe taşınması mümkündür. Doğal ekosistemleri yalnızca ‘turistik’ bir gelir kalemi olarak görmek büyük bir hatadır. Bu alanlar ülkede yaşayan her yurttaşın ortak biçimde ve koruyarak yararlanabilmesi için ayrılan, adı üstünde milletin ortak değeri olan ‘milli parklarımız’dır” denildi.

"VEKİLLERİN İŞİ OLANI YOK ETMEK DEĞİL YENİ DEĞERLER YARATMAKTIR"
Milli Parkların kaderini belirleyecek kararların, bu alanda bilimsel altyapısı olmayan milletvekillerinin iki dudağının arasına bırakılmayacak kadar önemli olduğu kaydedilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi: “Milletvekillerinin işi, binlerce yıldır bu coğrafyanın insanına yaşam kaynağı olan ortak değerleri ranta açacak girişimlerde bulunmak değil, ortaya yeni üretim araçları koyacak çalışmalar yapmaktır. Bölgedeki birçok tarım arazisi hatalı tarım politikaları yüzünden ekilemez duruma gelmiş, üreticiler toprağına küsmüştür. Bir zamanlar on binlerce keçi ve koyun üretimiyle kendine yeten bölgenin kırsal nüfusu adeta kentlerin ucuz ve niteliksiz işgücü haline dönüştürülmüştür. Kirletici tarım ve yıkıcı kentleşme için milli parkın alanını daraltmak uzun vadede bölge insanının kaybıyla sonuçlanacaktır. Isparta’nın milletvekillerinin görevi, kısa vadeli popülist yaklaşımlarla milletin ortak değerlerini seçim yatırımı olarak yok etmek değil, millete yeni değerler üreterek taş taş üstüne koymaktır.”

SELÇUKLU SULTANI YAZLIK SARAYINI BURAYA YAPTIRDI
1969 yılında 2316 hektarlık bir alanda milli park statüsü kazanan Kızıldağ, 1993 yılında Bakanlar Kurulu Kararıyla alanı genişletilerek 59 bin 600 hektara çıkarıldı. Kızıldağ Milli Parkı, dağ, orman ve göl ekosistemlerini barındırıyor. Mavi sedir ağaçlarının oluşturduğu ormanın yer aldığı Kızıldağ bölümünde kır gazinosu, bungolov evler ve günü birlik kullanım amaçlı tesisler bulunuyor. Türkiye’nin en derin mağaralarından biri olan Pınargözü Mağarası’nın bulunduğu alan da günübirlik rekreasyon amaçlı kullanılıyor. Vaşak ve saz kedisi gibi nesli yok olma tehdidi altındaki canlıların yaşadığı milli parkta, bozayı, kurt, tilki, ağaç sincabı ve sansar gibi türler bulunuyor. Göl kısmında kadife, sazan, kefal ve kerevit gibi türlerin yaşadığı milli parkta bugüne kadar yapılan çalışmalarda 195’i endemik, toplam 1200 bitki taksonu tespit edildi. 80 civarında tıbbi ve aromatik bitkiye ev sahipliği yapan milli park sınırlarında 35 mantar türü bulunuyor. 13. Yüzyılda Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad döneminde Beyşehir Gölü kıyısında inşa ettirilen imparatorluğun yazlık sarayı olarak kullanılan Kubadabad Sarayı’nı da Kızıldağ Milli Parkı sınırları içerisinde yer alıyor.

Kaynak: https://odatv.com/cennet-gibi-park-yagmaya-acilacak-10031825.html

dfwtvy43pclcunbunxah.jpgqhi9tl25fx6fk5e3fgkp.jpghcjefu11t5wl6vxt2apq.jpgj7xd5lluvybqwj0qfuub.jpgindqupg741xlstsf0r73.jpgmvygva4upndmbtyubf7p.jpgivhljmgpeceano6qdmp6.jpgqdud51ggg5fmrizm2prl.pngADO_YORUM: TOKU KONUTLARI, REZİDANSLAR NE GÖZEL GEDER BURA BEEE. ÜSTÜNE DE 100 YILLIK BANGA KIREDİSİicon_biggrin.gif YERLERİ TALAN ETMEK İÇİN KUZGUNİNSANLAR ÇOKTAN HAREKETE GEÇMİŞTİR KESİN... kuzgunlardan özür dilerim bu kuzguninsan benzetmesi için.


[Edited at 2018-03-11 05:21 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:38
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Kuzgunlarla İlgili Sizi Oldukça Şaşırtacak 10 İlginç Gerçek" Mar 11

--Aşağıdaki kaynaklardan alınmıştır. Fotoğraflar ordan-burdan--
1) ilmissha-22 Mayıs 2015, 14:38'de eklendi
2) http://mentalfloss.com/article/53295/10-fascinating-facts-about-ravens

mq9q2evyxon7ipkvxaqb.jpg

Edgar Allan Poe ünlü şiiri ''Nevermore'' da herhangi bir kuş yerine kuzgunu kullandığında, ne yaptığını çok iyi biliyordu. Genellikle ölüm ve karanlık alametlerle ilişkilendirilen kuzgun, bazı yönleriyle gerçekte de gizemli bir kuş. Küçük akrabası karganın aksine, hakkında pek fazla dikkate değer bir şey anlatılmamış olan kuzgun, hakkında bilmediğiniz 10 inanılmaz gerçekle karşınızda.

1. Kuzgunlar, en zeki hayvanlardan bir tanesidir.
Zekadan bahsedecek olursak, işte bu kuş şempanzeler ve yunuslarla yarışır. Yapılan bir testte, yukarıda asılı duran bir yemeğe ulaşmaya çalışan kuzgun, yemeği pençeleyerek düşürene kadar üzerinde asılı kalmıştır. Çoğu kuzgun, yemeğine genellikle ilk hamlesinde ulaşır, bu da 30 saniye kadardır. Vahşi doğadaki bazı kuzgunların yuvalarına tırmanmasın diye insanlara taş attığı, balık tutan balıkçıdan balık çaldığı ya da lezzetli bir yiyecekten uzak durması için, onları korkutan bir kunduzun yanında ölü taklidi yaptığı gözlenmiştir. Yemeğini almak isteyen başka bir kuzgun gördüğünde, yemeğini saklayarak sanki yere bırakmış gibi yaptığı da görülmüştür. Diğer kuzgunlar da en az onun kadar akıllı olduğu için bu her zaman işe yaramaz tabi.

2. İnsan konuşmasını taklit edebilirler.
Esaret altında olduklarında, papağanlardan bile daha iyi konuşmayı öğrenebilirler. Aynı zamanda araba motorunu, sifon sesini ve diğer kuşları da taklit edebilirler. Kurt ve tilkileri cesetlere doğru çekerler, onların işi bittiğinde de kalanını kendileri için alırlar.

3. Avrupalılar, kuzgunların kılık değiştirmiş şeytani varlıklar olduklarına inanırlar.
Pek çok Avrupa kültüründe, bu siyah kuşlar şeytani varlıklar olarak görülür. Fransa'da, kargaların büyülenmiş rahibelerin ruhları oldukları düşünülürken, kuzgunların da rahip ruhları olduğu düşünülmüştür. Almanya' da lanetlenmiş ruhların vücut bulmuş hali veya direk şeytanın kendisi olduğuna inanılmış; İsveç' te ise gece öten kuzgunların, düzgün bir şekilde yakılmamış Hrisyan bedenlerin ruhları olduklarına. Diğer Avrupa ülkesi Danimarka' da bu kuşlar şeytan tarafından ele geçirilmiş varlıklar olarak nitelendirilmiş ve kanatlarındaki oyuğa bakıldığında, bir kuzguna dönüşüleceğine inanılmıştır.

4. Kuzgunlar birçok efsaneye konu olmuştur.
Yunanistan' dan Tibet' e kadar birçok kültürde, bu kuşların tanrının habercisi olarak gönderildiğine inanılmıştır. Kelt savaş tanrıçaları, savaşırken kuzgun şekline bürünmüştür. Viking tanrısı Odin' in, hergün dünyayı dolaşıp ona haber getiren Hugin ve Munin adında iki kuzgunu vardır. Çinliler, tanrının geldiği haber vermek için,kötü havayı kuzgunların getirdiğine inanmışlardır. Bazı Kızılderililer, dünyayı yarattığına inandıkları kuzguna bir ilah olarak tapmışlardır.

5. Oyun oynamayı çok severler.
Kızılderililer kuzgunların bu doğasını oldukça iyi biliyorlardı. Birkaç kez Alaska ve Kanada'nın karla kaplı çatılarından kayarken ya da karlı dağlarda yuvarlanırken bile görüldükleri olmuştur. Köpek ve kurt gibi hayvanlarla uzaktan oynamayı tercih eden kuzgunlar, çoğu hayvanın aksine, çam kozalaklarını, golf toplarını ve küçük taşları oyuncak gibi kullanıp birbirleriyle oynarlar. Zaman zaman da alay edercesine diğer hayvanlarla uğraşıp eğlenmeyi de es geçmezler.

6. Karıncalara garip şeyler yaparlar.
Yerde yuvarlanıp karıncaların üstüne yapışmasını sağlar, sonra da onlarla tüylerini ovalarlar. Kargalar ve bazı diğer kuşların da yaptığı bu hareketin bilimsel bir adı var; o da ''anting". Bu hareket tam olarak anlaşılmasa da; karıncaların mantar ve böcek öldürücü bir yapıya sahip olduğunu ve kuşların tüylerini yumuşattığını söyleyen teoriler mevcut. Bu ilginç alışkanlık, bir kuş için oldukça mükemmel görünüyor.

7. İnsanlar gibi el kol hareketleri kullanırlar.
Araştırmalara göre kuzgunların birbirine sessiz sinyaller vererek iletişim kurduğu ortaya çıktı; diğer bir deyişle birbirlerine jest yaptıkları. Avusturya' da yapılan bir çalışmada, gagalarıyla birbirlerine bir nesneyi işaret ettikleri, bir kuşun dikkatini çekmek için de gagasıyla bir nesneyi tuttukları görüldü. Bu jestler, primatlar dışındaki diğer hayvanlarda doğal bir şekilde gözle görülen ilk hareketlerdi.

8. Oldukça uyumlu hayvanlar
Evrimsel olarak karlı ortamdan çöllere, dağlardan ormanlara kadar pek çok dağal yaşam türüne uygunlar. Balık, et, meyve, tohum, leş ve çöp gibi pek çok farklı maddeyi anında silip süpürüyorlar. Birbirleriyle de uyum içindeler; biri diğer hayvanların dikkatini dağıtırken diğerleri yiyeceklerini çalabiliyor. Doğada 17 yıl, kapalı bir kafeste de 40 yıla kadar yaşayabiliyorlar.

9. Birbirleriyle empati kurabiliyorlar.
Muzip yapılarına karşın birbirleriyle empati kurma becerisine sahip oldukları görülüyor. İçlerinden birisi bir kavgayı kaybederse, onu teselli ediyorlar. Beğendikleri kuşları unutmuyor aradan yıllar geçse de ona karşı arkadaş canlısı davranıyorlar; düşmanlarına ise sert bir şekilde yanıt veriyorlar.

10. Genç gruplar halinde takılıyorlar.
Kuzgunlar hayatta kalmak için çiftleşir ve bazı bölgelerde çift olarak hayatlarını sürdürürler. Her annenin korkulu rüyası gibi yavruları yetişkinliğe geçtiğinde, yuvadan ayrılıp genç gruplara katılır. Bu genç kuş sürüsü kendine bir eş bulup çiftleşene kadar birlikte yaşar. İlginçtir ki, bilim adamları bu genç kuşların çift olanlara göre daha çok stres hormonu salgıladığını fark etmiş. Asi bir genç olmak hiçbir zaman kolay olmadı ne de olsa.

Kaynak: https://onedio.com/haber/kuzgunlarla-ilgili-sizi-oldukca-sasirtacak-10-enteresan-gercek-512883
▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


10 Fascinating Facts About Ravens
BY JOY LANZENDORFER JANUARY 7, 2016

Edgar Allan Poe knew what he was doing when he used the raven instead of some other bird to croak out “nevermore” in his famous poem. The raven has long been associated with death and dark omens, but the real bird is somewhat of a mystery. Unlike its smaller cousin the crow, not a lot has been written about this remarkable bird. Here are 10 fascinating facts about ravens.

1. Ravens are one of the smartest animals.
When it comes to intelligence, these birds rate up there with chimpanzees and dolphins. In one logic test, the raven had to get a hanging piece of food by pulling up a bit of the string, anchoring it with its claw, and repeating until the food was in reach. Many ravens got the food on the first try, some within 30 seconds. In the wild, ravens have pushed rocks on people to keep them from climbing to their nests, stolen fish by pulling a fishermen’s line out of ice holes, and played dead beside a beaver carcass to scare other ravens away from a delicious feast.

If a raven knows another raven is watching it hide its food, it will pretend to put the food in one place while really hiding it in another. Since the other ravens are smart too, this only works sometimes.

2. Ravens can imitate human speech.
In captivity, ravens can learn to talk better than some parrots. They also mimic other noises, like car engines, toilets flushing, and animal and birdcalls. Ravens have been known to imitate wolves or foxes to attract them to carcasses that the raven isn’t capable of breaking open. When the wolf is done eating, the raven gets the leftovers.

3. Europeans often saw ravens as evil in disguise.
Many European cultures took one look at this large black bird with an intense gaze and thought it was evil in the flesh … er, feather. In France, people believed ravens were the souls of wicked priests, while crows were wicked nuns. In Germany, ravens were the incarnation of damned souls or sometimes Satan himself. In Sweden, ravens that croaked at night were thought to be the souls of murdered people who didn’t have proper Christian burials. And in Denmark, people believed that night ravens were exorcized spirits, and you’d better not look up at them in case there was a hole in the bird’s wing, because you might look through the hole and turn into a raven yourself.

4. Ravens have been featured in many myths.
Cultures from Tibet to Greece have seen the raven as a messenger for the gods. Celtic goddesses of warfare often took the form of ravens during battles. The Viking god, Odin, had two ravens, Hugin (thought) and Munin (memory), which flew around the world every day and reported back to Odin every night about what they saw. The Chinese said ravens caused bad weather in the forests to warn people that the gods were going to pass by. And some Native American tribes worshipped the raven as a deity in and of itself. Called simply Raven, he is described as a sly trickster who is involved in the creation of the world.

5. Ravens are extremely playful.
The Native Americans weren’t far off about the raven’s mischievous nature. They have been observed in Alaska and Canada using snow-covered roofs as slides. In Maine, they have been seen rolling down snowy hills. They often play keep-away with other animals like wolves, otters, and dogs. Ravens even make toys—a rare animal behavior—by using sticks, pinecones, golf balls, or rocks to play with each other or by themselves. And sometimes they just taunt or mock other creatures because it’s funny.

6. Ravens do weird things with ants.
They lie in anthills and roll around so the ants swarm on them, or they chew the ants up and rub their guts on their feathers. The scientific name for this is called “anting.” Songbirds, crows, and jays do it too. The behavior is not well understood; theories range from the ants acting as an insecticide and fungicide for the bird to ant secretion soothing a molting bird’s skin to the whole performance being a mild addiction. One thing seems clear, though: anting feels great if you’re a bird.

7. Ravens use “hand” gestures.
It turns out that ravens make “very sophisticated nonvocal signals,” according to researchers. In other words, they gesture to communicate. A study in Austria found that ravens point with their beaks to indicate an object to another bird, just as we do with our fingers. They also hold up an object to get another bird’s attention. This is the first time researchers have observed naturally occurring gestures in any animal other than primates.

8. Ravens are adaptable.
Evolutionarily speaking, the deck is stacked in the raven’s favor. They can live in a variety of habitats, from snow to desert to mountains to forests. They are scavengers with a huge diet that includes fish, meat, seeds, fruit, carrion, and garbage. They are not above tricking animals out of their food—one raven will distract the other animal, for example, and the other will steal its food. They have few predators and live a long time: 17 years in the wild and up to 40 years in captivity.

9. Ravens show empathy for each other.
Despite their mischievous nature, ravens seem capable of feeling empathy. When a raven’s friend loses in a fight, they will seem to console the losing bird. They also remember birds they like and will respond in a friendly way to certain birds for at least three years after seeing them. (They also respond negatively to enemies and suspiciously to strange ravens.) Although a flock of ravens is called an “unkindness,” the birds appear to be anything but.

10. Ravens roam around in teenage gangs.
Ravens mate for life and live in pairs in a fixed territory. When their children reach adolescence, they leave home and join gangs, like every human mother’s worst nightmare. These flocks of young birds live and eat together until they mate and pair off. Interestingly, living among teenagers seems to be stressful for the raven. Scientists have found higher levels of stress hormones in teenage raven droppings than in the droppings of mated adults. It’s never easy being a teenage rebel.

Kaynak: http://mentalfloss.com/article/53295/10-fascinating-facts-about-ravens

pijywrjuynboivziepqc.jpghiwlldduszeaono8qpkj.jpgqh3pqvuayqwozngllmk2.jpgbkaq4zfsjmerpzjadshq.jpgwk0x3uerdypryskbrq15.jpgcizoajaob6ft876z3rw1.jpg

[Edited at 2018-03-11 13:36 GMT]


 
Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

İlginç yazılar

Advanced search







SDL MultiTerm 2019
Guarantee a unified, consistent and high-quality translation with terminology software by the industry leaders.

SDL MultiTerm 2019 allows translators to create one central location to store and manage multilingual terminology, and with SDL MultiTerm Extract 2019 you can automatically create term lists from your existing documentation to save time.

More info »
Déjà Vu X3
Try it, Love it

Find out why Déjà Vu is today the most flexible, customizable and user-friendly tool on the market. See the brand new features in action: *Completely redesigned user interface *Live Preview *Inline spell checking *Inline

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums
  • Multiple search