Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9]
Off topic: İlginç yazılar
Thread poster: Adnan Özdemir

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Nov 6

Yüksek teknolojiye karşı düşük teknoloji

Yazı: Ado


Hep övülen, hep elde edilmek istenen en en ileri teknoloji bilindiği gibi yüksek teknolojidir.

Düşük teknoloji ürünleri ise herkesin kısıtlı imkanlarla yapabileceği, mucitçe şeylerdir çoğunlukla. Nedense "düşük teknolojiler" unutturuldu, unutturuluyor hep günümüzde. Düşük teknolojiyle yapabileceğiniz o kadar çok şey var ki kendi başınıza... Hele bu internet çağında araştırın bakın neler yapabiliyorsunuz, siz de şaşıracaksınız buna...

Sepet örmeyi iyi bilirin, baharın ağaçlara yeni su yürürken ördüğüm sepetler çok alımlı. Olabildiğince plastiksiz bir çevre için alışverişlerimde kullanıyorum son 1 yıldır. Bunun bir de "kuş tuzağı sepeti" var. Bunu çocukken köydeyken, av merakından, et yeme güdüsünden, çocukça cahilliğimizden örer-kurardık kışın. Şimdi içimi acıtan bir düşük teknoloji. Kuşlara laf söyletmem ve de avlatmam artık.

Çiçek sulama sistemi...

Ayaklı-ayarlanabilir rahle (adamın biri işi ticarete dökmüş, o kadar rahat ve sarıcı okunuyor ki sandalyede, koltukta otururkana. O kişi kimse gutların gendisini.

Daha çok var da (plastik pervane ve çamaşır makinesi elektrik motoru marifetiyle) yaylada rüzgar enerjisi üretimi...

He ne diyecektim. Bilinen şeyleri tekrarlamak istemem.

İnternette, hele hele farklı dillerde çok şey var artık.

Düşük teknoloji ile evde yapabileceklerinize çok şaşıracaksınız.

Kısa kestim bu sefer. "Böööhh düşük teknoloji" deyip dudak bükmeden bi araştırın baalım merak ettiğiniz pratik çözümleri nette.


//Resimleri netten buldum///h7uafzbtpcalblwexva2.jpg

*-*adk4cglmiags1zz7elg9.jpg

*-*aus1ygxcynghfw5hx3im.jpg

*-*nvgf9dbiciqwj3x8selr.png

.
.
.
...


▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


//Bu da benim rahlem. Birez de hava atayın şöööle, çok okuyuyoruyun ayaklarınaicon_biggrin.gif///


*-*w2buypxqznbzmvfcwchw.jpg

*-*atnuohqdapfxopqomsdk.jpg
*-*Soldakı dergi "Der Spiegel"in eski özel sayılarından biri, sağdakı da Ernest Hemingway'ın "Tod am Nachmittag"ı... havam yerindeeeicon_biggrin.gif gaz lambası da cabası, camı kırılmıştı; Karaman'da bulamayıyoruyun, belki Ermenek'de bulurun.


▄▄▄▄▄▄

*-* Delikli tuğladan yapılma kalemlik. Hayatım boyunca en beğendiğim kalemliğim bu oldu. Delikli tuğlaları şömine-ocak yapan birisinde görmüş ve yıllar önce 7-8 tane alıp kalemlik yapmıştım. Yeğenlerimi motive ettimdi. Malum, delikli tuğla ya; ölçüsünü altına karton koyarak alıp, kartonu, gompile yapışkan sürerek yapıştırıp kurumaya bırakın ve işte size en gözelinden tuğla gibi kalemlik....

*-*ohwzkhxcatdfo1q27hwm.jpg


*-*//Sepetlerim... Nasıl? Gözel örmüş müyün?xhgyvis1yfrltyiongpm.jpg



[Edited at 2018-11-07 17:30 GMT]


Özgür Salman
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Nov 9

l2y9987puht0wba5buxo.jpg


m7p8wwva1rtuwe7hsp4x.jpg


tsf0ntg6pwcqwbidzneo.jpg


wyravsf8rsbj4f5ahl5b.jpg

[Edited at 2018-11-09 23:01 GMT]


Özgür Salman
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
_ Nov 11

--Alıntı--

"İran futbolunda kadın devrimi! 39 yıl sonra…"

Sözcü 10 Kasım 2018 20:11

lpxjkrer4ggymvkskqut.jpg

İran futbolunda 39 yıl sonra bir ilk yaşandı. 500 civarındaki kadın taraftar, Tahran Azadi (Özgürlük) Stadı'nda oynanan Asya Şampiyonlar Ligi final rövanş maçında yerini aldı.

İran’da 39 yıl sonra kadın taraftarların maçlara girişine izin verildi. Başkent Tahran’daki Özgürlük Stadı’nda, ülkenin en fazla taraftarı olan Persepolis, Asya Şampiyonlar Ligi finali rövanş maçında Japonya’nın Kashima Antlers takımını konuk etti.

Mustafa Denizli’nin daha önce iki kez çalıştırdığı Persepolis’in maçı için 80 bin taraftar tribünlerdeki yerini aldı. Taraftarlar arasında 500’e yakın da kadın sporsever vardı. İlk maçta rakibine 2-0 yenilen Persepolis’i desteklemek için gelen kadın taraftarlar, tarihe geçti. Zira, 1979 İran Devrimi’nden bu yana kadınlar erkek turnuvalarına giremiyordu. Kadın sporseverler ayrıca, 1981’den bu yana da İran Ligi maçlarına alınmıyordu.

Sosyal medya hesaplarında statlardaki kadın taraftarların, futbolcuların yakınları ile kadın futbol takım oyuncuları olduğu iddia edilirken; ISNA Haber Ajansı kadınlara 850 kişilik kontenjan ayrıldığı kaydedildi. Daha önce Azadi Stadı’nda oynanan uluslararası maçlarda, konuk ülke takım taraftarları alınmıştı. Parlamento üyesi Fatemeh Zolqadr, Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği’nin (FIFA) isteği üzerine üst düzey maçlara kadın taraftarların girişine izin verildiğini açıklamıştı. Bu arada karşılaşma 0-0 sona erdi ve Asya Şampiyonlar Ligi’ni Japonya’nın Kashima Antlers takımı kazandı.

Kaynak: https://skor.sozcu.com.tr/2018/11/10/iran-futbolunda-kadin-devrimi-39-yil-sonra-806207/

[Edited at 2018-11-11 08:24 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Nov 22

--Alıntı--

"1.1 milyon kişi işini kaybetti"



Haberleştiren: Recep GENEL / Sözcü 05:59 22 Kasım 2018

Ekonomik krizin etkisi ile son 10 ayda İŞKUR’a başvuran işsizlerin sayısı geçen yıla oranla yüzde 27 artışla 3.2 milyon kişiye ulaştı... 10 ayda İşsizlik Ödeneği için 1.1 milyon kişi İŞKUR’un kapısını çaldı. Toplu işten çıkarmalardan korkuluyor.

*-*zg3hu6uzbmjs1alqlvkz.jpg

Ekonomik krizin ayak seslerinin duyulmaya başlamasıyla firmalar işten çıkarmalara hız verdi. Şirketlerin küçülme planları yapması aralık ayında işten çıkarma furyasına neden olabilir. Yılın ilk 10 ayında İşsizlik Ödeneği için Türkiye İş Kurumu'na (İŞKUR) başvuru yapanların toplam sayısı 1 milyon 161 bin 604 kişiyi buldu. Sadece ekim ayında 140.164 işsizlik ödeneği için İŞKUR'a başvuru yapılırken, bunların 100.611'i erkek, 39.553'i ise kadınlardan oluştu. Üstelik, İşsizlik Ödeneği için hizmet akdinin feshinden önceki son 120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olma ve son üç yıl içinde en az 600 gün işsizlik sigortası priminin ödenmiş olması şartları aranmasından dolayı işsiz kalan binlerce kişinin başvuru hakkı bulunmuyor.

3.2 MİLYON KAYITLI İŞSİZ VAR

İŞKUR'a kayıtlı işsiz sayısı da tavan yaptı. 2017'de 2 milyon 611 bin 932 olan kayıtlı işsiz sayısı yüzde 27'lik artışla 3 milyon 215 bin 289 kişiye ulaştı. 2019'da ekonomiye ilişkin belirsizliklerin derinleşeceği ön görüsü ile binlerce kuruluşun küçülme senaryoları üzerinde yoğunlaştığı belirtiliyor. İmalat sanayi, inşaat ve perakende sektörlerinde yaşanan daralma ve iflastan korunmak için 3000'den fazla kuruluşun konkordato ilan etmesi dolayısıyla önümüzdeki iki ayda toplu işten çıkarmaların yaşanmasından kaygı duyuluyor. Yerel seçimlerin belirsizlikleri artıracağı ve şirketlerin ‘ön kötü senaryo'ya göre hazırlık yapacağı ifade ediliyor.

*-*g9mvuug9mveelrpyk81w.jpg

2008 KRİZİNDE ZİRVE YAPMIŞTI
Ekonomik krizin derinleşmeye başlamasıyla birlikte işsiz sayısı hızla artıyor. Krizden korunmak isteyen şirketler bu dönemlerde küçülme planları yapıyor. Türkiye'yi ‘teğet geçen' 2008 finansal krizinde işsizlik oranları da zirve yaptı. Ekim 2008'de işsizlik ödeneği için yapılan başvuru sayısı 28.307 kişi, aynı yılın kasım ayında bu sayı 41.776 kişi olmuştu. Krizin etkilerinin en çok hissedildiği aralık ayında ise İŞKUR'a İşsizlik Ödeneği için yapılan başvuru sayısı 60.040 kişiye yükselmişti. 2008'de kuruma başvuru yapan işsizlerin toplam sayısı ise yüzde 82.9'luk artışla 1.120.449 kişiye ulaşmıştı.

Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/1-1-milyon-kisi-isini-kaybetti-2752034/



▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--


"Bir buçuk milyon işsiz yolda"



Odatv / 21.11.2018 14:08


//Foturafı netten şiyaptım///keib8zgrjtdxubbu8zmf.jpg

Karar gazetesi yazarı İbrahim Kahveci bugünkü köşesinde, dün açıklanan yapı-ruhsat verilerine yer verirken, dikkat çeken bir iddiada bulundu...


Karar gazetesi yazarı İbrahim Kahveci bugünkü köşesinde, dün açıklanan yapı-ruhsat verilerine yer verirken, dikkat çeken bir iddiada bulundu.

Kahveci, geçen yıl Temmuz-Eylül diliminde 524 bin dairelik inşaat ruhsat izni alındığını, bu yıl aynı dönemde rakamın ise 135 binde kaldığını ifade etti. Kahveci, "Konut (ikamet amaçlı) bina yapımında bu yılın ilk 9 ayında ruhsat başvurusu da yüzde 60 daralmış oldu" dedi.

Sektörde 2 milyonluk istihdamın olduğuna dikkat çeken İbrahim Kahveci, bir buçuk milyonluk bir işsiz kitlenin oluşacağını ifade etti. Kahveci, "2 milyon çalışanın (eğer aynı orantıda ise) daire yapımındaki düşüşe bakıldığında yaklaşık 1,5 milyonu işsizler ordusu için potansiyel oluşturuyor" dedi.

İbrahim Kahveci'nin yazısı şu şekilde:

"Bakın dün 'Yapı Ruhsat' verileri açıklandı. Gelin biraz buna detaylı bakalım.

Geçen yıl Temmuz-Eylül arasında 524 bin dairelik bina yapmak için ruhsat (bina yapımı için ilk izin) alan inşaat firmaları bu yıl aynı üç aylık dönemde sadece 135 bin daire yapmak için ruhsat almış. Olayı biraz daha değişik ifade edelim: Geçen yıl 3. çeyrekte 4 daire yapmak için izin alan inşaatçılar artık 1 daire yapacaklar.

Konut (ikamet amaçlı) bina yapımında bu yılın ilk 9 ayında ruhsat başvurusu da yüzde 60 daralmış oldu.

Kısaca ‘harç bitti - yapı paydos’ hali söz konusu.

Hatırlarsanız birkaç aydır inşaat işinin epey bir süre daha canlanmasının zor olduğunu yazıyordum. Açıklanan veriler bunu net gösteriyor.

Gösteriyor da bizim şimdi düşünmemiz gereken başka bir şey var. Bu inşaat sektöründe 2 milyonun üzerinde çalışan var.

Sektörün elindeki işleri bitirdiğinde yapacak yeni iş nerede ise yok gibi. 2 milyon çalışanın (eğer aynı orantıda ise) daire yapımındaki düşüşe bakıldığında yaklaşık 1,5 milyonu işsizler ordusu için potansiyel oluşturuyor.

Hemen aklınıza inşaat kredi faizlerini düşürmek gelmesin. Zaten çok daha kıt olan sermayeyi yine betona gömersek hiç ama hiç kalkınma şansımız kalmaz.

O nedenle diyorum zaten; sadece döviz ve faizin düşmesi ile ekonomide işler düzelmez. Sadece düzelmeye imkan tanır. Yeter ki, çözüm modellerini genişletebilelim."

Kaynak: https://odatv.com/bir-bucuk-milyon-issiz-yolda-21111809.html

[Edited at 2018-11-22 03:56 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Dec 2

--Alıntı--


"Yer adları neden değiştiriliyor"


Yazı: Yusuf Yavuz / Odatv.com 02.12.2018 00:55

Köylerine Şaman adını veren insanların ülkesi olan Türkiye’de on binlerce yerin adı neden değiştirildi…

Geçmişin istilacı ve yağmacı saldırılarına karşı etle tırnakla direnen Anadolu, bugün o yağmacı zihniyetin anlayışına sessizce teslim ediliyor. Değiştirilen her dağın, derenin, yamacın, köyün, kasabanın, yaylanın, sekinin, koyağın adı binlerce yıllık hafıza zincirinin birer halkasıydı. Bu hafıza, aynı zamanda içinde kendi coğrafyasını ve kültürünü koruma ve geleceğe aktarma refleksi de dâhil olmak üzere köklü bir direnişi içinde barındırıyordu. Anadolu bugün koynunda sakladığı sırlarıyla birlikte sessiz sedasız dönüştürülüyorsa ve buna rağmen kayda değer bir kıpırtı bile göze çarpmıyor, cılız bir itiraz sesi bile duyulmuyorsa, üzerinde yaşayanların kökleriyle bağlarını sağlayan o zincirin halkaları birer birer koparıldığı içindir...

KÖYÜNE "ŞAMAN" ADINI VEREN BİR HALK

"Baksı", eski Türklerde şaman, kam gibi adlarla anılan ozanları tanımlıyordu. Baksı'lar sözlü kültürün taşıyıcıları olduğu kadar şifacı özellikleriyle toplumsal yaşamın da önemli bir parçasıydı.

Baksı, aynı zamanda Bayburt'un Erzurum sınırı yakınlarında Çoruh Nehrine bakan vadide kurulan bir köyün de adıydı. Sözlü kültürün ve âşıklık geleneğinin çok güçlü olduğu bu bölgede yer alan bir köye verilebilecek en anlamlı isimlerden biri ancak 'Baksı' olabilirdi. Yerleşim, dağ, dere, tepe ve genel olarak coğrafi yer adları hem tarihi coğrafyayı hem de kültürel coğrafyayı toplumsal bellekte yaşatmanın en önemli yolu. Ancak Türkiye'de bu konuda öylesine büyük hatalar yapıldı ki binlerce yer adı değiştirilerek toplumsal aktarım adeta felç edildi.

Şaman, şifacı, ozan anlamında kullanılan "Baksı" adını taşıyan köy de adı değiştirilen binlerce yerleşimden biriydi. Baksı'nın bugünkü adı Bayraktar.

BİNLERCE TÜRKÇE YER ADI DA DEĞİŞTİRİLDİ

Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren yoğunluk kazanan yer adlarının değiştirilmesi uygulaması Cumhuriyet döneminde de sürdürüldü. Siyasi otoriteye göre amacı Türkçe olmayan yer adlarını Türkçe adlar vererek değiştirmekti ancak bu süreçte öyle büyük cehaletlere imza atıldı ki, binlerce öz Türkçe yer adı da sırf konuya vakıf olmayan "komisyonlar" eliyle değiştirildi.

1978’E KADAR 35 BİN KÖYÜN YARISININ ADI DEĞİŞTİRİLMİŞTİ

Tansu Açık, Kebikeç Dergisi'nin 23. sayısında (2007) yayınlanan "Anadolu'da Eskiçağdan Kalma Yer Adları' başlıklı araştırmasında, yer adlarının değiştirilmesiyle ilgili yetkinin 1949 yılında İç İşleri Bakanlığı'na verildiğine işaret ederek 1956 yılında oluşturulan "Ad değiştirme ihtisas komisyonu"nun, 1978 yılına kadar çalıştığını kaydediyor. Çeşitli bakanlıkların yanı sıra DTCF ve TDK’den de temsilcilerin bulunduğu komisyonun, aynı yıl tarihi değeri olan yer adlarını da değiştirmesi üzerine bakanlık tarafından durdurulduğunu aktaran Açık, o tarihe kadar Türkiye’deki 35 bin köy adından 14.819 tanesinin değiştirildiğini belirtiyor. Köylerle bağlı olan mezra ve yayla gibi 39 bin yer adının da 12.884 tanesi yine aynı dönemde değiştiriliyor.

"YER ADLARINI TAŞINMAZ KÜLTÜR VARLIĞI OLARAK GÖREBİLİRİZ"

Tansu Açık makalesinde 1983 yılında yeniden oluşturulan benzer bir yer adları değiştirme komisyonunun yaptığı çalışmalar hakkında verilere sahip olunmadığına da dikkat çekerek ad değiştirmelerin bilimsel bakımdan dayanaksız olduğunu savunuyor ve şöyle diyor:

“Yer adlarını ‘taşınmaz kültür varlığı’ olarak görebiliriz, bunların yok edilmesinden en çok tarih araştırmaları zarar görmektedir.”

YER ADLARINI HİTİTLER KORUDU, ROMALILAR ASİMİLASYON YAPTI

Anadolu’da büyük bir imparatorluk kuran Hititler’in yeni geldikleri bu coğrafyadaki yer adlarının birçoğunu değiştirmeden kullandıkları bilinir. Öyle ki Hitit başkenti Hattuşa bile Hattilerin adını taşır. Anadolu’nun yerli halkları ve kültürlerini Helenleştirme ve "Romanizasyon" adı verilen Romalılaştırma süreçleri büyük dirençlerle karşılaşmış ve birçok bölgede (Örneğin Pisidia bölgesi) kanlı biçimde sonuçlanmıştır. Dil, kültür ve inanışların sürekli Anadolu’ya egemen olan güçler tarafından yeniden biçimlendirilerek geçmişle kurulan bağlar silinir.

Anamur, antik çağdaki adı olan Anamurium'u kullanmayı sürdürüyor

TÜRKİYE’DE BİNLERCE YER ADI ESKİ UYGARLIKLARDAN MİRAS

Doğu Roma’nın kullandığı birçok kent ve köy adını Selçuklular ve Beylikler de küçük telaffuz değişiklikleriyle kullanmayı sürdürmüştür. Örneğin bir antik Yunan mitolojisi kahramanı olan "Heraklia" (Herkül) adı Ereğli’ye dönüşerek Türkler tarafından da kullanılmaya devam edilmiştir. İstanbul, Ankara, İzmir, Manisa, Trabzon, Erzurum, Kayseri, Bitlis, Konya, Sakarya, Amasya, Sinop, Giresun, Antakya, Isparta, Antalya, Mardin, Silifke, Anamur, Ağlasun, Demre ve Tire gibi onlarca kent, yüzlerce kasaba, binlerce köyün adı geçmişten bugüne ulaşmıştır.

Karaman'daki Değle Ören yeriyle aynı adı paylaşan köyün adı Üçkuyu olarak değiştirildi

BUGÜN ADI DEĞİŞTİRİLEN ORTAK MEKÂNLAR

Son birkaç yıldır yer adı değiştirme modası yeniden hortladı. Ancak bu kez köy ya da kent adlarından çok, o kentlerde yaşayan insanların ortak hafızasında yer etmiş olan kimi mekânların adları değiştiriliyor. Köprü, üst geçit, tünel, ibadethane, eğitim kurumu vs. gibi birçok ortak mekânın adı, geçmişten taşıdığı bağlamdan koparılarak bugünün egemenlerinin dünya görüşü ve ideolojisine göre yeniden biçimlendiriliyor.

Antalya-Manavgat'a bağlı Selge ören yeri halk tarafından Zerk olarak kullanıldı daha sonra Altınkaya olarak değiştirildi

Eski adı Gelveri olan Güzelyurt, Aksaray'a bağlı bir ilçe

ÖTEKİŞLEŞTİRMEDE OSMANLI’NIN BİLE GERİSİNE DÜŞÜLEN DÖNEM

Bugün adım adım yaşanan bu dönüşümün tüm toplumu kucaklayacak ortak bir kültür zemini yaratmaktan çok, belirli bir yönelişe öncelik veren, geri kalanları ise dışlayan yanıyla her fırsatta öykünülen Osmanlı’nın bile oldukça gerisinde kaldığını söylemek abartılı olmaz.

Eski adı Ayasuluk olan İzmir'in Selçuk ilçesi

ANADOLU’NUN YAĞMA İSTİLASINA KARŞI GÖSTERDİĞİ DİRENÇ UNUTULDU

Sahip olduğu coğrafya ve zengin biyolojik çeşitliliği ile binlerce yıldır hem doğudan hem de batıdan gelen "yağma" saldırılarına karşı kendini koruma refleksi gösteren Anadolu coğrafyası ve kültürleri, Arapların "fetih" akınlarıyla 7. yüzyılda karşılaşmıştı. Hem 7. yüzyıldan itibaren doğudan gelen Arap akınlarına hem de Haçlı seferleri ile birlikte (en ağırı 13. yüzyılın başında İstanbul’un işgal edilmesiyle sonuçlanan) değişik dönemlerde batıdan gelen Latin istilasına karşı gösterilen direnç bugün yeterince anlaşılmadığı gibi unutulmuş, unutturulmuştur da.

Fethiye'de bulunan Levissi'nin adı bugün Kayaköy

HAFIZASINI YİTİREN TOPLUMLAR DİRENCİNİ DE YİTİRİR

Geçmişin istilacı ve yağmacı saldırılarına karşı etle tırnakla direnen Anadolu, bugün o yağmacı zihniyetin anlayışına sessizce teslim ediliyor. Değiştirilen her dağın, derenin, yamacın, köyün, kasabanın, yaylanın, sekinin, koyağın adı binlerce yıllık hafıza zincirinin birer halkasıydı. Bu hafıza, aynı zamanda içinde kendi coğrafyasını ve kültürünü koruma ve geleceğe aktarma refleksi de dâhil olmak üzere köklü bir direnişi içinde barındırıyordu.

Anadolu bugün koynunda sakladığı sırlarıyla birlikte sessiz sedasız dönüştürülüyorsa ve buna rağmen kayda değer bir kıpırtı bile göze çarpmıyor, cılız bir itiraz sesi bile duyulmuyorsa, üzerinde yaşayanların kökleriyle bağlarını sağlayan o zincirin halkaları birer birer koparıldığı içindir...

Türkiye'de adı değiştirilen köylerin haritaya göre dağılımı


*-*gl9tok4l33jvp5jbb9rq.jpg

*-*yppvf8eacrud9hjs3bxl.jpg

*-*hwgekpb7pefdobugxnou.jpg

*-*eokmkkh1apwzbjdwrmwc.jpg

*-*xb4l9osae3ir0r1bhuwk.jpg

*-*tacyu7ktvpyiriw72qhq.jpg

*-*rirgt72mkmjpjlhzga2g.jpg


Kaynak: https://odatv.com/yer-adlari-neden-degistiriliyor-02121856.html

[Edited at 2018-12-02 15:41 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Dec 4

--Alıntı--


"Kamu yararı varsa katledebilirsin"


Yazı: Yusuf Yavuz / Odatv.com 03.12.2018 21:08

Karadeniz yaylalarını yağmaya açan Yeşil Yol projesine karşı açılan davayı reddeden mahkeme, kamu yararı gerekçesiyle turizm uğruna doğa katliamına göz yumarken projenin geçtiği güzergâhlar şantiyeye dönüştü…

Karadeniz’de doğa turizmi uğruna doğa katliamı yaparak inşa edilen Yeşil Yol projesinin iptali için açılan dava Rize İdare Mahkemesi’nce reddedildi. Kaçkarlarda yapılacak turizmin, doğanın korunmasından daha önemli olduğuna hükmeden mahkemenin kararında, doğaya zarar verilecek olsa da yolun yapılmasında ve turizm faaliyetlerinde kamu yararı bulunduğu kaydedildi.

Fırtına İnisiyatifince yapılan açıklamada 2015 yılından bu yana yöre halkının tepkilerine rağmen devam eden Yeşil Yol inşaatının büyük oranda tamamlanmasıyla davaların aynı zamana denk gelmesinin tesadüf olmadığına dikkat çekilerek, Yeşil Yol güzergâhındaki yaylaların imar barışı ile birlikte şantiye alanına döndüğü belirtildi. Yaylaların kapanın elinde kalacak şekilde yağmalandığının altı çizilen açıklamada, “Bunun sonucu, bu alanların çok hızlı bir şekilde kentleşmesine yol açmaktadır. Bu gidişatın akıbetini yıllar sonra değil artık şimdiden yaşıyoruz” denildi.

Samsun’dan başlayarak Karadeniz Bölgesinin doğusundaki yaylaları ve turizm merkezlerini birleştirmeyi amaçlayan turizm yollarının inşaatı büyük ölçüde tamamlandı. Yeşil Yol olarak sunulan ancak büyük bir yeşil kıyımına neden olan projenin iptal edilmesi için açılan dava ise Rize İdare Mahkemesi tarafından reddedildi. 2015 yılından bu yana sürdürülen yol inşaatının bitmesiyle davanın reddedilmesinin aynı zaman denk gelmesinin basit bir tesadüf olmadığını ileri süren Fırtına İnisiyatifi, konuyla ilgili bir açıklama yaparak dava sürecinde yaşananları kamuoyu ile paylaştı.

‘DOĞAYA ZARAR VERİLECEK OLSA DA YOL YAPIMINDA KAMU YARARI VAR’

Fırtına İnisiyatifi’nin açıklamasına göre Yeşil Yol projesinin iptali istemiyle açılan davayı reddeden mahkeme kararının gerekçesinde özetle “Kaçkarlarda yapılacak turizmin, doğanın korunmasından daha önemli olduğu; dolayısıyla, yol yapımında/turizm faaliyetlerinde, doğaya zarar verilecek olsa da, kamu yararı bulunduğu” görüşüne yer verildi.

BİLİRKİŞİ RAPORLARI ‘BÖLGE İNŞAAT FAALİYETİNDEN KORUNMALI’ DİYOR

Dava dosyalarında bulunan bilirkişi raporlarında dağ ve mera ekosistemlerinin zarar görmemesi gerektiğinin bilimsel tespitlerle açıklandığına dikkat çekilen açıklamada, şöyle denildi:

“Yeşil yol projesinde neden ve hangi kapsamda kamu yararı olmadığı, planlama ilke ve esaslarına aykırılığı detaylıca belirtilmiştir. Nihayetinde, bilirkişiler: Üstün kamu yararının; bölgenin, hiçbir inşaai faaliyete konu olmaksızın mutlak surette korunmasında olduğunu bildirmişlerdir.

MAHKEMEDEN ‘DAVACILAR PROJEDEN ETKİLENMEYECEK’ GÖRÜŞÜ

Ancak, Mahkeme; bilim insanlarının bu tespit ve görüşlerine itibar etmemiştir.

Neden etmediğini de açıklayalım: Rize İdare Mahkemesi, davanın başından bu yana çeşitli sebeplerle, bahanelerle adil bir yargılama gerçekleştirmemiş, 3 yıl boyunca adalet bekleyen bizleri adeta oyalamıştır. Davalar, 2015 Haziranında açılmıştır. Mahkeme önce, bilirkişi/keşif incelemesine karar vermiştir. Akabinde, hiçbir neden göstermeksizin bu kararından vazgeçmiş ve 2016 Ağustos’unda davayı reddetmiştir. Gerekçe olarak; davacıların ‘dava açmakta menfaatleri olmaması’ gösterilmiştir. Mahkeme; Çamlıhemşin’de ikamet eden, tarlaları, çay bahçeleri olan ve yazları yaylalara çıkan davacıların ‘dava konusu projeden etkilenmeyeceğine’ hükmetmiştir.”

SAMSUN BÖLGE İDARE MAHKEMESİ YEREL MAHKEMENİN KARARINI BOZDU

Dava açıldıktan 1 yıl sonra verilen red kararının hakkaniyetli bir yargılama süreci bekleyen davacılar nezdinde hayal kırıklığı yarattığına işaret edilen Fırtına İnisiyatifi’nin açıklamasında, Samsun Bölge İdare Mahkemesi’nin bu gayri hukuki kararı bozarak dosyaları yeniden incelenmek üzere Ocak 2017’de Rize İdare Mahkemesine gönderdiği kaydedildi.

‘DAVALAR SÜRÜNCEMEDE BIRAKILDI, YEŞİL YOL TAMAMLANDI’

Rize İdare Mahkemesi’nin ise 8 ay sonra Ağustos 2017’de bilirkişi ve keşif incelemesi yapılmasına karar verdiği belirtilen açıklamada, Eylül 2017’de keşif heyetinin incelemesini gerçekleştirdiği kaydedilerek şöyle denildi: “Bilirkişiler, raporlarını 2018 Martında dosyaya sundu. Bu tarihten, kararın verildiği 25 Eylüle dek Mahkeme, dosyalarla ilgili yürütmeyi durdurma vb. herhangi bir karar vermedi. Tüm bunlar olup biterken, yaylaları birbirine bağlayan ‘yeşil yol’ da tamamlandı. Yargılama sürecine baktığımızda; Mahkemenin, davaları bu kadar sürüncemede bırakarak, ‘yeşil yol-turizm yolu’nun tamamlanmasına imkân tanıdığını görmekteyiz. Bu durumdan dolayı, adalet sistemine olan güvenimiz sarsılmıştır. Buna karşın, hukuka olan umudumuzu kaybetmiş değiliz. Yargısal süreç, bu red kararına karşı Samsun Bölge İdare Mahkemesi nezdinde görülecek istinaf başvurusu ile devam edecektir.

KAMU YARARI GEREKÇESİYLE DOĞAL ALANLAR GÖZDEN ÇIKARILIYOR

Mahkeme kararında bizi kaygılandıran asıl mesele şudur: Turizm faaliyetleri, ‘kamu yararı’ adı altında, doğaya yeğ tutulmuştur. ‘Kamusal/kamu yararı’ gibi kavramlar gerekçe yapılarak, toplumun müşterek varlıkları/değerleri önemsizleştirilmektedir. Bu tehlikeli bir anlayıştır. Ormanlar, su kaynakları, meralar vb. birçok doğal alan, ‘kamusal yarar’ adı altında maden, turizm, inşaat vb. faaliyetler için gözden çıkarılmaktadır. Bu faaliyetlerin, yaşam alanlarına, doğaya verdiği zararlar ortadayken; bunları ‘kamusal yarar’ kavramıyla temize çekmek mahkemelerin görevi, işlevi olmamalıdır. Zira bu gibi kararların olumsuz sonuçları beklediğimizden daha hızlı bir şekilde kendini göstermektedir.

TURİZMCİLER TESİSLERİN YAPILMASI İÇİN HAREKETE GEÇTİ

Nitekim daha karardaki imzaların mürekkebi kurumadan; Rize’deki turizmciler, il özel idaresinden ‘yeşil yol güzergâhında yapılması planlanan turizm tesislerinin bir an önce yapılmasını’ talep edebilmiştir. Özellikle son 3-4 yıldır, Fırtına vadisi ve Kaçkar yaylalarına yoğunlaşan kitlesel turist akını göz önüne alındığında; 2500-3000 metredeki ‘yeşil yol güzergâhında’ yapılacak tesislerin doğaya vereceği zararı tahmin bile etmek istemeyiz.”

İMAR BARIŞIYLA BİRLİKTE YEŞİL YOL GÜZERGÂHI ŞANTİYEYE DÖNDÜ

İmar barışı düzenlemesiyle birlikte Fırtına Vadisi ve yaylalarının Yeşil Yol güzergâhında bulunan kısımlarının adeta şantiye alanına dönüştüğüne de dikkat çekilen açıklamada, “Yaylalar, kapanın elinde kalacak şekilde yağmalanmaktadır. Bunun sonucu, bu alanların çok hızlı bir şekilde kentleşmesine yol açmaktadır. Bu gidişatın akıbetini, yıllar sonra değil, artık şimdiden yaşıyoruz. İklim değişikliği, dünyanın ‘uzak’ bir yerindeki olağanüstü bir doğa olayı değildir.

İdarenin/bürokrasinin hukuku hiçe sayarak uyguladığı, yaşam alanlarına ve doğaya zarar veren kararlarına karşı, güvenebileceğimiz yegâne kurum yargıdır, hukuktur. Bu manada Rize İdare Mahkemesinin ‘yeşil yola’ onay veren hükmü, hukuk kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte değildir. Bu durumun, red kararlarını inceleyecek hukuk insanları tarafından da doğrulanacağını umut ediyoruz. Bu karara karşın vadimizi, dağlarımızı, yaylalarımıza sahip çıkmaya devam edeceğimizi, yargısal sürecin takibinde olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz” ifadelerine yer verildi.

Kaynak: https://odatv.com/kamu-yarari-varsa-katledebilirsin-03121808.html
Fotoğraflar: Fırtına İnisiyatifi


*-*k6gh59tpyodseuio4u8y.jpg

*-*l9byfyjescqlwmdicin9.jpg

*-*wudjheiheswsn6txzrv5.jpg

*-*gmzvusiged8aumeb0zri.jpg

*-*sfbbi0cazdxieuf5gtpf.jpg


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Dec 4

--Alıntı--

"Kim bu sarı yelekliler... Şimdi dursalar bile yeniden tarih sahnesine çıkacaklar"

Yazı: Şeyda Taluk / ODATV 04.12.2018 13:37

//Foturafları netten buldum///amfu1chf4avxilkkgykj.jpg

*-*wg5hvbxyhymcierewddw.jpg

*-*qqzqatdjjsxum1s3o8us.jpg


Fransa’da yaşayan ya da benim gibi öğrencilik yılları orada geçenler için oldukça sıradan bir durum aslında Sarı Yelekliler’in Paris’te başlayan ve ülkeye yayılmakta olan baş kaldırışları. Tabii bu kez Paris’in orta yerinde, hem de en turistik bölgelerinden birinde olması, herkesin dikkatini birden Sarı Yelekliler’e çekti. İşçi ve öğrenci sendika hareketlerinin güçlü olduğu, bir anda gündelik yaşamı grevlerle, gösterilerle kolaylıkla kaosa çevirebildiği bir ülke Fransa. Karşısında da ona sert müdahale etmeye her an hazır devlet güçleri yani polis. Banliyölerdeki ayaklanmalardan, liselilerin daha özgür bir okul için gerçekleştirdikleri kitlesel boykotlara dek, Fransa belki de dünyanın en güçlü yurttaş girişimlerini bünyesinde yeşerten batı ülkelerinden biri. Nitekim Sarı Yelekliler’in öfkesi karşısında, hükümet geri adım atmaya karar verdi ve akaryakıt zammını askıya alacağını açıkladı.

17 Kasım’da, yakıt fiyatlarının yükselmesini protesto etmek için bisiklet ve benzeri çevre dostu ulaşım araçlarıyla gösterilere başlayan Fransızlar, aslında geçtiğimiz mayıs ayı itibariyle sosyal medyada hoşnutsuzluklarını göstermeye, etkin bir kampanya yapmaya başlamışlardı. Belli bir lideri olmadan çığ gibi büyüyen bu hoşnutsuzluk, ortalığı adeta bir gerilla savaşı atmosferine çeviren Paris Ayaklanması’na dönüştü. Her şey, kamyoncuların, Fransız Devrimi’ne gönderme yaparcasına halkı, 17 Kasım’da Paris’in tüm yollarına barikat kurarak, buraları kapamaya çağıran Facebook etkinlik sayfasıyla başladı. Çağrıya, ülke çapında tahminen 300 bin kişi cevap verdi. Ekolojik nedenlerle, yakıta yüksek vergi koyduğunu açıklayan Emanuel Macron’a yönelik öfke, aslında uzun zamandır var. Sosyal bir devlet olan Fransa, liberalizmin rüzgarlarıyla savrulan Macron’a haddini bildirmeye kararlı. Özellikle kırsal alanda yaşayanlar ve otomobilden başka ulaşım araçları olmayanlar için, akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş yaşam standartlarına yönelik ciddi bir tehdit.

KENDİLERİNİ BÖYLE TANIMLIYORLAR

Uzmanların “sınıflar arası” oluşum olarak tanımladığı Sarı Yelekliler, çoğunluk olarak az eğitimli mavi yakalı orta sınıf. Her ne kadar, hükümet, aşırı sağ ve solcu militanlarla, banliyö serserilerinin protestoların içine sızarak şiddeti olağanlaştırdığını söylese de, “Zenginlerin Cumhurbaşkanı Macron”un ekonomik politikalarına itiraz eden, özellikle de kırsal alanda yaşayan Fransızlardan oluşuyor Sarı Yelekliler. “Sarayda oturanların” asla kendilerini anlamayacağını söyleyen Sarı Yelekliler, sadece yerel sorunlar ve kendi yaşam tarzları için ayaklandıklarını belirtiyorlar. Fransa'da trafikteki araçlarda bulundurulması zorunlu olan sarı yelekleri giydikleri için de kendilerine Sarı Yelekliler deniyor. Peki kim bu Sarı Yelekliler? “Sen, ben, çocuk, işsiz, emekli, öğrenci, genel müdür, kısaca her şeye karşı olan herkes,” diye tanımlıyorlar kendilerini.

Fransız medyasında biçim itibarıyla bu ayaklanmaları Fransız Devrimi’ne ve öncesinde ortaya çıkan ekonomik krize benzeten çok. Sarı Yelelkliler’e “yeni Sans Culottes (Donsuzlar, Baldırı Çıplaklar)” diyenler de azımsanmayacak sayıda. Bilindiği gibi Sans Culottes, Fransız Devrimi’nde önemli rol oynamış işçi ve alt sınıflardan oluşan bir gruptu. “Monarşik Macron’a Karşı Baldırı Çıplaklar.” Fransız Devrimi’ne yapılan atıflar, metaforlar, benzerlikler, Fransızların gündemini fazlasıyla kaplamış durumda. Hatta tartışmalar, Meşhur “Ekmek bulamazsanız pasta yiyin, sözünü Marie Antoinette mi başka bir kraliçe mi söylemişti”ye kadar vardı. Kapitalizmle özdeşlemiş, dünya zenginlerinin ve moda ikonlarının buluşma noktası Champs Elysées’yi adeta bir savaş alanına çeviren Sarı Yelekliler’i, sosyalist politikacılar, Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, Twitter üzerinden sakin olmaya çağırsa da, polisin şiddet kullanması öfkeli kalabalıkları deliye çevirdi. Bu çerçevede, Fransız yönetmen Mathieu Kassovitz’in 1995 yılında yazıp yönettiği “La Haine” (Protesto) filmini seyretmenizi öneririm. Fransa’da 1988 – 1994 yılları arasında göçmenlerin maruz kaldığı polis ve devlet şiddeti nedeniyle banliyölerdeki ayaklanmaları konu alan filmde, Sarı Yelekliler’in öfkesini anlayabileceğiniz birçok ipucu var.

İTİRAZLARINI KORKUSUZCA ORTAYA KOYUYORLAR

Hükümet sözcülerine göre, aşırı şiddet nedeniyle gösterilere katılanların sayısında azalma var ve Sarı Yelekliler’in sonu yakın. Ancak birçok siyaset bilimci, “belki Sarı Yelekliler yok olabilir ancak Macron’a ve düzene yönelik öfke, hoşnutsuzluk daha da artacak.” “Demokrasiyi yanlış anlayanların” yönettiği bir dünyada özellikle gençlerde yükselen bu öfkenin bizi nereye götüreceği belli olmayabilir. Farklı ülkelerde ortaya çıkan benzeri ayaklanma, gösterilerin belli bir ideolojik, politik altyapısı olmayabilir. Ancak sınıflar arası uçurumun giderek açılması, ezilenlerin ciddi itirazlarını da korkusuzca ortaya koymalarına neden oluyor. Önümüzdeki yıllarda da bu itirazın tonunun daha sertleşeceğine kesin gözüyle bakmak mümkün. Sarı Yelekliler’in marşı haline dönüşen, HK ve Les Saltimbanks’ın Vazgeçmeyeceğiz şarkısıyla haykıran kalabalıklar, dünyanın her köşesinde benzer mücadeleleri hatırlatıyor ve bize şöyle sesleniyor:

“Mücadele olduğu sürece, umut da var

Hayat olduğu sürece, dövüş de var

Ve dövüştüğümüz sürece ayakta kalabiliriz

Ayakta kaldığımız sürece, vazgeçmeyiz

Kazanma hiddeti akıyor damarlarımızda,

Ve işte niçin dövüştüğümüzü biliyorsunuz

Ülkümüz, bi rüyadan daha fazlası:

Bambaşka bir dünya, başka seçeneğimiz yok.”


Kaynak: https://odatv.com/simdi-dursalar-bile-yeniden-tarih-sahnesine-cikacaklar-04121840.html


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
gözel gözellllll... (yukarıdaki yazıda adı geçen müzik grubu) Dec 6

HK & LES SALTIMBANKS "On Lâche Rien" (English subtitles) -> https://www.youtube.com/watch?v=gE6jAegQzmI

HK & LES SALTIMBANKS "On Lâche Rien" (English subtitles) -> https://www.youtube.com/watch?v=gE6jAegQzmI

HK & LES SALTIMBANKS "On Lâche Rien" (English subtitles) -> https://www.youtube.com/watch?v=gE6jAegQzmI


▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--

"Ve zafer Sarı Yeleklilerin"


Odatv / 06.12.2018 02:09

Fransız basının Elysee kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre, daha önce 6 aylığına askıya alınan akaryakıt zamları gelecek yıl için tamamen iptal edildi...

Başbakan Edouard Philippe, bugün Ulusal Meclis'te yaptığı konuşmada, akaryakıt zamlarının alım gücüyle ilgili iyi bir çözüm bulunamaması durumunda iptal edebileceklerini belirtmişti.

Philippe, dün de akaryakıtın yanı sıra elektrik ve gaz zamlarını da 6 aylığına askıya alındığını duyurmuştu.

Fransa'da akaryakıt zamlarına ve ekonomik şartların kötüleşmesine tepki olarak 17 Kasım'da başlayan sarı yeleklilerin eylemleri, ülkede son yılların en şiddetli protestosuna dönüştü.

Genellikle şehir merkezlerindeki yüksek kiralar nedeniyle kırsal bölgelere yerleşenlerden oluşan göstericiler, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan akaryakıt vergilerini düşürmesini ve ekonomik koşulların iyileştirilmesini talep ediyor.

Sputnik’in haberine göre Başkent Paris'in Champs-Elysees Caddesi çevresinde 1 Aralık'ta düzenlenen, binlerce kişinin katıldığı gösteride polisin eylemcilere sert müdahalesi, sokaklarda araçların ve çöp bidonlarının yakılması, iş yerlerinin yağmalanması, sık aralıklarla ses bombalarının patlatılması ve alevlerin yükselmesi, kenti 'kaosa' sürüklemişti.

Champs-Elysees çevresindeki birçok restoran, kafe ve mağaza, protestolar nedeniyle kepenk indirmiş ve çevrede de 3 ila 4 milyon avroluk hasar oluşmuştu. Ülkenin birçok kentindeki gösterilerde de caddeler ve yollar kapatılmıştı.

Gösterilerin başından bu yana çıkan olaylarda 3 kişi hayatını kaybetmiş, 222'si güvenlik görevlisi bin 43 kişi yaralanmış ve bin 424 kişi gözaltına alınmıştı.

Kaynak: https://odatv.com/ve-zafer-sari-yeleklilerin-06121811.html



▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄

--Alıntı--


"Fransa teyakkuzda: Hepsini kapatın!"


Hürriyet 06.12.2018 - 19:16, Son Güncelleme: 06.12.2018 - 19:57

*-*nihjc12hlgk2qd2pqdrx.jpg


Fransa polisi Paris'in en ünlü caddesi Champs-Elysees'deki mağazaları 'Sarı yelekliler'in cumartesi düzenleyeceği gösteriden dolayı kepenk indirmeye çağırdı. Fransa Başbakanı protestolar için 65 bin polisin görev yapacağını belirtti. Fransa'daki sol partiler meclise gensoru vereceğini duyururken Macron'a destek 18'lere geriledi.

Fransa polisi Paris'in Champs-Elysees caddesindeki dükkanlara çağrı yaptı. Polis 'Sarı yelekliler'in cumartesi düzenleyeceği gösteriden dolayı dükkanları kapatmaya çağırdı.

65 BİN POLİS GÖREV YAPACAK

Fransa Başbakanı Edouard Philippe, "sarı yelekliler"in akaryakıt zamlarının düşürülmesi ve ekonomik koşulların iyileştirilmesi için ülke genelinde cumartesi düzenleyecekleri gösterilerde 65 bin polisin görev yapacağını açıkladı.

Philippe, Senato'da yaptığı konuşmada, cumartesi ülke genelinde "sarı yeleklilerin" düzenleyeceği gösterilerde yoğun güvenlik önlemlerin alınacağını, bu kapsamda 65 bin polisin görevli olacağını duyurdu.

Hükümetin her zaman gösteri özgürlüğüne saygı duyduğunu ancak gösterilerde şiddet olayları çıkaranların cezalandırılacağını ifade eden Philippe, İçişleri Bakanı Christophe Castaner'in "sarı yeleklilere" gösteri yapmamaları çağrısının eylemlerde çıkan şiddet olaylarından kaynaklandığının altını çizdi.

Castaner, önceki gün "sarı yeleklilerden" yeni bir gösteri düzenlememelerini istemişti.

GENSORU VERİLECEK

Fransa'daki sol partiler, sarı yeleklilerin akaryakıt zamlarının düşürülmesi ve ekonomik koşulların iyileştirilmesi amacıyla düzenledikleri protestolar hakkında pazartesi günü Ulusal Meclis'e gensoru önergesi sunacaklarını açıkladı.

Fransız hükümetini protestolarla ilgili süreci iyi yönetememekle suçlayan Sosyalist Parti (PS), aşırı solcu Boyun Eğmeyen Fransa hareketi (LFI) ve Fransa Komünist Partisi (PCF), bu gösteriler hakkında pazartesi Ulusal Meclis'e gensoru önergesi sunacaklarını belirtti.

PS Genel Sekreteri Olivier Faure, yaptığı açıklamada, pazartesi günü meclise sunacakları gensoru önergesiyle hükümete bu sorunun farklı yöntemlerle çözülebileceğini göstermek istediklerini belirtti.

LFI'li milletvekili Ugo Bernalicis, hükümetin bu sorunu yönetemediğini, bu nedenle bir çözüm bulabilmek için gensoru önergesini meclise sunacaklarını kaydetti.

Söz konusu gensoru önergesinin Ulusal Meclis'te görüşülebilmesi için 58 milletvekilinin imzası gerekiyor.

DESTEĞİ ERİDİ

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a olan halk desteği, son bir ayda 3 puan azalarak yüzde 18'e düştü.

Fransa'da "sarı yelekliler" hareketi, Cumhurbaşkanı Macron'ın imajına zarar veriyor. Araştırma şirketi Yougov'un CNews ve The Huffpost için yaptığı ankete göre, akaryakıt zammına tepki olarak başlayıp Macron yönetimine öfkeye dönüşen protestolar sırasında Cumhurbaşkanının imajı ciddi zarar gördü.

28-29 Kasım'da bin 6 kişinin katılımıyla yapılan anket, bir önceki ay yüzde 21 düzeyinde olan Macron'a halk desteğinin gösteriler sırasında 3 puan düşerek yüzde 18 ile "en düşük halk desteği" seviyesine gerilediğini gösterdi. Macron son 2 ayda 7 puan kaybetti.

Macron'un yanı sıra Başbakan Edouard Philippe de halk desteği konusunda puan kaybına uğradı. Philippe'e olan destek de son bir ayda 6 puan düşüşle yüzde 21'e geriledi.

PROTESTOLAR

Fransa'da akaryakıt zamlarına ve ekonomik şartların kötüleşmesine tepki olarak 17 Kasım'da başlayan sarı yeleklilerin eylemleri, ülkede son yılların en şiddetli protestosuna dönüştü.

Genellikle şehir merkezlerindeki yüksek kiralar nedeniyle kırsal bölgelere yerleşenlerden oluşan göstericiler, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan akaryakıt vergilerini düşürmesini ve ekonomik koşulların iyileştirilmesini talep ediyor.?

Başkent Paris'in Champs-Elysees Caddesi çevresinde 1 Aralık'ta düzenlenen, binlerce kişinin katıldığı gösteride polisin eylemcilere sert müdahalesi, sokaklarda araçların ve çöp bidonlarının yakılması, iş yerlerinin yağmalanması, sık aralıklarla ses bombalarının patlatılması ve alevlerin yükselmesi, kenti "kaosa" sürüklemişti.

Champs-Elysees çevresindeki birçok restoran, kafe ve mağaza, protestolar nedeniyle kepenk indirmiş ve çevrede de 3 ila 4 milyon avroluk hasar oluşmuştu. Ülkenin birçok kentindeki gösterilerde de caddeler ve yollar kapatılmıştı.

Gösterilerin başından bu yana çıkan olaylarda 3 kişi hayatını kaybetmiş, 222'si güvenlik görevlisi bin 43 kişi yaralanmış ve bin 424 kişi gözaltına alınmıştı.
"Sarı yeleklilerin" protesto ettiği akaryakıt zamlarının 2019 yılı için iptal edildiği açıklanmıştı.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/dunya/fransa-teyakkuzda-hepsini-kapatin-41043429



▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--


"Akılalmaz olay! Yapay zeka 24 çalışanı hastanelik etti"


06.12.2018 23:20 | Son Güncelleme:06.12.2018-23:47 AA


*-*gsmgd32cknertngnvw22.jpg


Amerikan e-ticaret devi Amazon'un, New Jersey eyaletindeki deposunda yapay zekalı bir robotun yanlışlıkla ayı uzaklaştırma spreyini kırması sonucu 24 çalışan hastaneye kaldırıldı.

Amerikan basınında yer alan haberlere göre, Amazon'un, New Jersey'in Robbinsville bölgesinde bulunan deposunda kullanılan bir yapay zekalı robot, dün ayı kovucu bir spreyi yanlışlıkla kırdı.

Kırılan spreyden çıkan gazdan etkilenen çalışanlardan 30'u olay yerinde tedavi edilirken, 24'ü de çevredeki hastanelere kaldırıldı. Hastaneye kaldırılan çalışanlardan birinin durumunun ağır olduğu iddia edildi.

Amazon'dan konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada, "Bir spreyin kırılması sonucu oluşan gazdan etkilenen ve hastaneye kaldırılan çalışanlarımızın hepsinin 24 saat içinde taburcu edilmesi bekleniyor. Çalışanlarımızın güvenliği her zaman önceliğimiz olmuştur. Konuyla ilgili kapsamlı bir soruşturma başlatıldı." ifadelerine yer verildi.

2016 verilerine göre, Amazon'un yüksek robot teknolojisinin kullanıldığı 20 ürün ayrıştırma ve 125 sipariş hazırlama merkezi bulunuyor.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/akilalmaz-olay-yapay-zeka-24-dunya-2790926/


▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--


"Bear repellent accidentally discharges in Amazon warehouse, sickening dozens of workers"

By Lindsey Bever December 5

*-*dpkm41g5uub91mqxewdg.jpg


Dozens of employees at a sprawling Amazon.com warehouse in New Jersey have been sickened after an aerosol can containing bear repellent was punctured, dispersing fumes into the air, an official said.

About 80 workers reported trouble breathing Wednesday morning after a 9 oz. can of bear repellent was accidentally hit by an “automated machine” inside the 1.3 million-square-foot facility in Robbinsville Township, near Trenton, Robbinsville spokesman John Nalbone told The Washington Post. Nalbone said 24 of the workers were transported to hospitals in the area, one of whom was listed in critical condition. The conditions of the other patients were not immediately known.

Amazon said workers are being evaluated and sent to hospitals as needed.

“Today at our Robbinsville fulfillment center, a damaged aerosol can dispensed strong fumes in a contained area of the facility,” Rachael Lighty, a spokeswoman for the company, said in a statement to The Washington Post. “The safety of our employees is our top priority, and as such, all employees in that area have been relocated to a safe place and employees experiencing symptoms are being treated on-site. As a precaution, some employees have been transported to local hospitals for evaluation and treatment. We appreciate the swift response of our local responders.”

(Amazon.com chief executive Jeffrey P. Bezos owns The Washington Post.)


Robbinsville Fire
@IAFFLocal3786
Robbinsville Fire Dept on scene at Amazon Warehouse on New Canton Way investigating “fumes” that have several employees complaining of illness. Fire Dept is attempting to isolate the source. EMTs are triaging multiple patients. 7 ambulances and a medic currently assigned

Nalbone, with Robbinsville Township, said someone called 911 about 8:50 a.m., reporting that the can of bear repellent had discharged on the third floor of the south wing of the warehouse.

He said that the warehouse was not evacuated but that the area where the can discharged was cleared.

Bear pepper spray is a nonlethal repellent that causes a bear’s mucous membranes to swell, making it hard for the animal to see or breathe, giving its victim an opportunity to flee, according to the Get Bear Smart Society.

It has a similar effect on humans.

Nalbone said the repellent contained capsaicin, a chile pepper extract from the pepper plant capsicum. According to an explainer from the National Park Service’s Bear Management Office, the ingredients are “an extreme irritant of the skin, eyes, nose, throat, and lungs of bears, humans, and other mammals” and have been known to accidentally harm visitors at national parks.

According to the explainer, which was released by Yellowstone National Park, symptoms usually subside within 45 minutes, but people who have been exposed should be closely monitored.

It’s still not clear how the incident occurred at the Amazon warehouse. The company said it is investigating.

Kaynak: https://www.washingtonpost.com/business/2018/12/05/dozens-amazon-workers-sickened-after-bear-repellent-accidentally-discharged-warehouse/?noredirect=on&utm_term=.ba755bcef71d


[Edited at 2018-12-06 23:16 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Dec 7

--Alıntı--


Yavuz Dizdar’ın “doktorlara çok güvenmeyin” sözündeki hata ne



Yazı: Ahmet Koyuncu / Odatv.com 07.12.2018 23:07


Odatv’de Yavuz Dizdar’ın "hasta olursanız doktorlara çok güvenmeyin" adlı haberi yayınlandı. Bu yazının tıp dünyasında çok ses getirmesi olasıdır. Gelin, bu yazıdaki açıklamaları tartışalım...

Odatv’de Yavuz Dizdar’ın "hasta olursanız doktorlara çok güvenmeyin" adlı haberi yayınlandı. Bu yazının tıp dünyasında çok ses getirmesi olasıdır. Gelin, bu yazıdaki açıklamaları tartışalım.

Yavuz Dizdar’ı, daha doğrusu Yavuz Ağabey’i Çapa Tıp Fakültesi Onkoloji kliniğinden tanırım. Ben asistan iken, o uzmandı. Sonrasında ben onkolojiyi yapamamış ve ayrılmıştım. Yavuz Ağabey ise çalışkan, idealist ve entelektüel özellikleri olan bir ağabeyimizdi. Para ve pulla da pek işi olmazdı. Ezber bozan konuşmalarına ise sıkça şahit olmuşumdur.

Bugün ise meslektaşları için ‘önemli bölümü vicdanını kaybetmiş, bir kısmı daha fırsat bulursa kaybedecek’ dedi. Bir tıp profesörü olan Yavuz Ağabey’in açıklamaları ne kadar haklı ya da haksız? Acaba bu açıklamalar yapılırken, bir grup hekim tenzih edilmeli miydi?

DEVLETİ AYAKTA TUTAN İDEALİSTLER UNUTULMUŞ

Önce rakamlarla başlayalım. Bu yıl tıp bayramında Türk Sağlık-Sen açıkladı. 144 bin doktorun, 86 bini Sağlık Bakanlığı’nda çalışıyor. Vicdanını kaybetti ifadesi bu kişiler için mi kullanıldı? Çünkü doktorların ‘önemli kısmı’ devlette… Bu doktorlar günde 50 ila 150 arasında hasta görüyorlar. Anadolu’nun ilçelerinde ve illerinde, büyükşehirlerin varoşlarında bile insanların sağlık hizmetine yetmeye çalışıyorlar.

Ülkemizin görünmez kahramanı olan bu doktorların koşullarına itiraz şansı da yok. Çünkü itiraz ettiğinde siyasetin atadığı başhekim onları sürdürüyor. Küfür ve hakarete uğramadıkları gün yok. Hatta saldırıya uğrayanlar ve yoğun bakımlık olanlar… Özelde ise SGK, sadece patronlarla anlaşma yaptığı için, haksız rekabet koşulları altında ezilmiş durumdalar.

Akademi ise son 20 yılda çok ciddi kan kaybetmiştir. Buna rağmen, hala üniversite hastanelerinde meslek onurunu kaybetmemek ve o üniversiteyi ayakta tutmak için savaş veren idealistleri de unutmamak gereklidir. Bu gün Yavuz Ağabey’in kendi kliniğinde bile Prof. Dr. Rasim Öztekin, Prof. Dr. Ahmet Karadeniz, Prof. Dr. Emin Darendeliler ve adını sayamadığım pek çok değerli akademisyenleri görürsünüz.

İşte bu nedenle ‘önemli bir bölümü’ açıklaması bu insanlara ve devlette onur mücadelesi veren on binlerce hekime haksızlıktır, diye düşünüyorum. Yavuz Ağabey, medyatik olmanın omnipotansını bir kenara bırakıp, mesleğini layıkıyla yapmaya çalışan meslektaşlarını hasta karşısında zora düşürecek bu açıklamalarını düzeltmelidir.

YAZIDA ÖZEL SEKTÖR VURGULANMALIYDI

Ama şunu deseydi, mantık zeminine oturabilirdi. Özelde, marka hastanelerde çalışanlara ya da muayenehanesi olanlara dikkat edin… İşte bu cümle daha rahat tartışılabilirdi. Nişantaşı, Bağdat Caddesi ortamı malum… Bunlar konuşulabilirdi.

Hatta Acıbadem gibi marka hastaneler konuşulabilirdi. Hastanın gözünü boyayarak daha yüksek ücretler almak ne kadar etik, diye… ‘Eksiksin ve eziksin. Benden beş yıldızlı hizmet aldığında bu eksikliğin düzelecek ve kendini varoş ve ezik hissetmeyeceksin’ mesajı veren marka hastanelerin düzeni… Keşke Yavuz Ağabey bunları açıkça söyleseydi.

Diğer yandan, eğitim titri olan doçentliğin ve profesörlüğün ticarette kullanılması konusunda ise haklıdır. Akademinin koktuğu konusunda da haklıdır. Ama Yavuz Ağabey’e şunu da sormadan edemem.

Ülkemizde sadece hekim mi koktu? Tüm okumuşlar kokmadı mı? Hatırlayın. 1980’lere gelinirken okumuşların kazandığı para ve itibarı yerle bir edilmemiş miydi? Öğretmenler için ‘kravat bile alamıyor’ diye konuşuluyordu. Özal geldi, ‘benim memurum işini bilir’ dedi. Sonrasında yaprak dökümü başlamadı mı?

Memurlar rüşvet aldı. Öğretmenler öğrencisine ders vermek zorunda kaldı. Doktorlar ise muayenehane açtı. Zaman içerisinde bir kısmımız, esnaftan daha esnaf oldu. Bu süreç yaşanırken, okumuşları parasızlıkla ve itibarsızlıkla terbiye eden ve dejenere hale getirerek rayından çıkartan neo-liberal sistemin hiç mi suçu yoktu?

Bu ülke etiksiz çalışanlar kadar, meslek etiğinden ayrılmayan on binlere de şahit oldu. Bu gün gelinen noktada ise patron çıldırdı. Meslektaşlarımızın bir kısmı deyim yerindeyse, şirazeden çıktı. Hekimler, medya ve sosyal medya artisti oldular. Yavuz Ağabey’imizin işaret ettiği bu kesim ise, bunu daha net bir şekilde işaret ederek yapmalıydı. Herkesi zan altında bırakmamalıydı.

BUGÜN TIBBIN GELDİĞİ NOKTA

Ayrıca bu gün tıbbın geldiği nokta konusunda da haklıdır. Gerçekten de nereye gidiyoruz? İşte bu çok ciddi bir konudur. Hatta Sn. Soner Yalçın da ‘şüphe hastalığı’ adlı yazıda bu konuya dikkat çekmişti. Bu gün etik çalışan hekimler de ‘korkutarak hastalık satan, her süreci ilaç ile çözmeye çalışan kişiler haline gelmekten’ endişelidirler.

Çünkü geliştirilen tedaviler ile ilaç sektörünün birbirine göbekten bağlı olması ve hekimlerin de bu sürecin bir parçası haline gelmesi, insanların zihninde nereye gidiyoruz sorusuna ve doktorlara karşı güvensizliğe yol açtığı malumdur. Kolesterol, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıklar başta olmak üzere birçok konuda tartışmalar sürüyor.

Örneğin hipertansiyonu 10 birim aşağı çektiğinde pazarı % 40 artan bir sağlık ve ilaç sektörü karşımıza çıkıyor. Artık bilgiden ilaca değil, genellikle ilaçtan bilgiye ulaşan bir tıp dünyası önümüze çıkıyor. Trilyon dolarlık ilaç sanayi, bilimsel çalışmaları destekliyorlar, hatta o tedavileri uygulayan doktorları kongrelere götürüyorlar.

En son, Mayıs ayında American Psychiatric Association’a katılmıştım (kendi imkanlarımla). Orada bazı saygı duyduğum bilim insanlarının ilaç firmalarının posterleri başında kendilerini paraladıklarını gördüğümde hayal kırıklığı yaşamıştım. Psikiyatriye yön veren isimlerin ilaç firmaları ile yakın ilişkileri ise içler acısıydı. Bizim otorite olarak gördüğümüz bilim insanları, ilaç çalışmalarını yürütüyor ve milyon dolarlarla ifade edilen kazançlar elde ediyorlardı.

Onların çalışmaları ile FDA onayı alınıyor. Sonrasında ağzı iyi laf yapan, doktorlarla iyi ilişkiler kurabilen ilaç mümessilleri ile bu tanıtımlar yapılıyordu. Hatta bu firmalar, büyük otellerde ünlü sanatçıların şarkıları eşliğinde, doktorlara akşam yemeği eşliğinde lansmanlarını yapıyorlardı. Yemekler, kongreler, hatta eskiden kadın ayarlayanlar bile vardı.

Sonuç olarak, ‘vicdan hayat kurtarır’ diyen Yavuz Ağabeyime, ben de ‘vicdan’ diyorum. Her şeyi ve her değeri bir değirmen gibi öğüten ve paraya çeviren neo-liberal sistem var. Bu kapital sahiplerinin emrinde üniversiteler ve on binlerce etik dışı çalışan bilim insanı var.

Medyasından ve sosyal medyasından verdiği mesajları (çoğunlukla bilinçdışı) ile insanları yönlendiren ve bir tüketim hayvanına çeviren bir sistem… İnsanların ezikliği üzerinden büyük paralar kazanan marka hastaneler düzeni… Doktorların bir kısmı ise isteyerek ya da istemeyerek bu sistemin parçası olmuşlar, çarkları döndürüyorlar.

İşte bu nedenle bu yazıda meslek etiğini kaybetmiş olan ve hekimliğin ticaretini yapan meslektaşlarımızın altı daha net ifadelerle çizilmeliydi. Hala direnen idealistler ve devlette çalışan cefakar doktorlar tenzi edilmeliydi, diye düşünüyorum.

Hatta Yavuz Ağabey, televizyonlarda organik yumurtalardan bahseder. Yumurtadan bahseden bir insanın, ‘kırık yumurtalarla, sağlam olanların aynı sepete konulmayacağını’ da bilmesi gerekmez mi?

Yavuz Ağabey’in affına sığınarak, bu yazının bir düzeltmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: https://odatv.com/yavuz-dizdarin-doktorlara-cok-guvenmeyin-sozundeki-hata-ne-07121832.html



▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--


"Hasta olursanız doktorlara çok güvenmeyin"


*-*bmz3iaiyydkpdnwzezho.jpg

Odatv.com 29.11.2018 10:53

Yavuz Dizdar, "Doktorlar aşırı derecede paraya meftun olmuşlar, bağlanmışlar. Önemli bölümü vicdanını kaybetmiş, bir kısmı daha imkan bulursa kaybedecek" dedi.
"Hasta olursanız doktorlara çok güvenmeyin"


Onkolog Dr. Yavuz Dizdar yeni kitabı “Vicdan Hayat Kurtarır”a özel açıklamalar yaptı. Kitapta sistemin çıkmazlarına yer verdiğini ve tıbbı ciddi şekilde eleştirdiğini söyleyen Dizdar, "Doktorlar aşırı derecede paraya meftun olmuşlar, bağlanmışlar. Önemli bölümü vicdanını kaybetmiş, bir kısmı daha imkan bulursa kaybedecek" dedi.

Verdiği röportajlar sonrası yaşadıklarını hikayeleştirme fikri doğduğunu ve kitabın öyle ortaya çıktığını ifade eden İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Onkolog Dr. Yavuz Dizdar, yeni kitabı 'Vicdan Hayat Kurtarır”ı anlattı.

"HASTA OLURSANIZ DA TIBBA ÇOK FAZLA GÜVENMEYİN"

Kitabın 3 ayda yazıldığını ve gençler için yaşam kılavuzu olduğunu vurgulayan Dr. Dizdar, "Kitapta, özellikle gençlerin geleceği dert edinildi ve gençlere önemli mesajlar veriyorum. Hasta olmayın ama hasta olursanız da tıbba çok fazla güvenmeyin. Doktorlar aşırı derecede paraya meftun olmuşlar, bağlanmışlar. Kitapta tıbba ciddi eleştiri var ve bir zahmet üstlerine alınsınlar. İsim verilmese de birlikte çalıştığımız meslektaşlarımız var. Ama alınmaları lazım çünkü bu iş ticarete çevrildiği vakit tıbbın geleceğini bekleyemeyiz. Bu çocukları nasıl eğiteceğiz. Doktor saat 11 veya 12'de işten çıkarak hatta bazen hiç gelmeksizin piyasada olmak istiyor. Mesleğin esaslarını çocuklar kimden öğrenecek?" diye konuştu.

"DOKTORLARA VİCDANLARINI BİR DAHA HATIRLATMAK GEREKİYOR"

Doktorların büyük çoğunluğu olmasa bile önemli bölümünün vicdanını kaybettiğini söyleyen Dr. Dizdar, "Bir kısmı daha imkan bulursa kaybedecek, kesinlikle göz ardı edebilirler. 1900'lü yılların başında İstanbul'a gelen yabancı bir doktor Beyoğlu'nda muayene açtığında haftada 1 gün ücretsiz hasta bakıyordu. Ben burada kendi meslektaşlarıma haftada 1 gün hastaya ücretsiz bakmayı kabul ettiremedim. Ameliyat değil, alt tarafı muayeneden bahsediyoruz. Tıp kendi misyonundan bu kadar sapmış ve ticarete dönüşmüşse eğer doktorlara vicdanlarını bir daha hatırlatmak gerekiyor" ifadelerini kullandı.

"TIP DEĞİL TEKNOLOJİ GELİŞMİŞ"

Hasta ve hasta adaylarına uyarılarda bulunan Dr. Dizdar, "Bizim sektörün temsilcileri 80 yıldır yatmış, teknoloji gelişmiş. Gelişen teknoloji, tıp değil. Bunu hasta ve hasta adayları çok iyi bilsin. Yeni birkaç ilaç ama bol miktarda görüntüleme, Ultrason, MR,PET gelişmiş ve kendilerine pazar arıyorlar. Dolayısıyla hastalar tıp için artık pazar özelliği taşıyor. Okuyucular işte kitapta bunların ne halde olduğunu, nasıl bu noktaya gelindiğini bulacak. Bu noktada çıkış için bir şeylerin değişmesi gerektiğini fark edeceksiniz. Okuyucular kitapta bunu fark etse yeterli" dedi.

"TOPLUMUN VİCDANINDA KÜNTLEŞME VAR"

Kitapla toplumda farkındalığı artırmayı amaçladığını belirten Dr. Dizdar, "Toplumun vicdanında küntleşme olduğunu söyleyebilirim. Yani bir şeyleri göz ardı edebiliyor. Örneğin, tavukta mesela, 'ışık görmeden büyüyen 40 günlük hayvandır, aslında bebektir' dediğinizde işi anlamış olan arkadaşlar 'ızgara tavuk istiyorum' diyebiliyor. Bunu dememeyi öğrendiğimiz zaman çağ döner. Çünkü artık bu sıkışmış pozisyondur. Mallar ve canlar bu kadar ucuzlamışken birkaç kişi bir hareket başlatırsa ve sürekli tüketime sevk eden sistemi hayatlarından kısmen de olsa çıkartabilirlerse bütün ayaklar yere bir daha basacaktır. Dünyanın şekli bir daha böyle olmayacak, kitaptaki amaç bu farkındalığın sağlanmasıdır.Vicdan hayat kurtarır mı?Evet kurtarır" diye konuştu.

"2050'DE 2 KİŞİDEN BİRİ OTİSTİK HALE GELİRSE TOPLUM TÜKENİR"

Toplumda şu anda ekran bağımlılığının hızla artmasıyla yarı otistik bir tablonun olduğunu aktaran Dr. Dizdar, "Otizmle ilgilenen derneklerden hastalığın artışıyla ilgili verilere baktığımız zaman hastalık yukarı doğru çıkıyor. Böyle devam ettiği sürece otizmli insan sayısı toplum içinde yükselecek. Aslında şu anda yarı otistik bir tablo olmadığını söyleyemem. O nedir? Ekran bağımlılığı. Gençlerde bol miktarda var. Devamlı hareket halindeler, yerinde duramıyorlar ama sürekli telefon ekranına bakıyor, bu da bir cins otizmdir. 2050'de 2 kişiden biri otistik hale gelirse o toplum teorik olarak tükenir, bitmiş demektir" ifadelerini kullandı.

"GENÇLERİN ÖZELLİKLE OKUMASINI İSTİYORUM... OKUMA ALIŞKANLIĞI YOK"

Kitabın yaşama dair bakış açısını yansıttığını söyleyen Dr. Dizdar, "Vicdan herkesin içinde bir miktar verilmiş olan ama bizim görmezden geldiğimiz, üstünü örtebildiğimiz cevher. Örtüyü açarsanız ışıldamaya başlıyor, kapatırsanız o zaman duyarsızlaşıyorsunuz. Gençlerin o yüzden özellikle okumalarını istiyorum, okuma alışkanlığı yok. Kitap, okuma alışkanlığına başlatmak için de bir proje. Dip notlarla bugünkü gençlerin tanıma ihtimali düşük olan Kemal Sunal, Adile Naşit'i tekrar hatırlatmaya çalıştık. Okurlarsa ne demek istediğimizi anlayacaklar. Gençlerin fabrika ayarlarına dönmelerini istiyoruz yoksa format atmamız gerekecek" dedi.

"KİTABI OKUYAN GENÇLER ÜNİVERSİTE OKUSALAR BİLE İŞLERİ OLMAYACAĞINI BİLECEK"

Eğer kitabın içinde anlatılanlar yaşanacak olursa gençlik için sıkıntıların ortaya çıkacağını vurgulayan Dr. Dizdar, "Her şey ucuzladı ama iş yok. Gençlerin içerisinde deli kan var. Konum istiyor, onurlandırılmak istiyor. Bir yerde çalışmak istiyor ama siz bunlara iş bulamıyorsunuz çünkü sistem ucuzladı. Gençler kitapta bu hikayenin bugünlere nasıl geldiğini bulacaklar. Çünkü bu durum yeni değil 30 yıllık bir hikaye. Mesela, gençler istedikleri kadar üniversite bitirsinler işleri olmayacağını bilecek" diye konuştu.

Dr. Yavuz Dizdar, kitabın devamının geleceğini bunun yanı sıra bilimsel gelişmeleri de roman formatında yazacağını söyledi.

Kaynak: https://odatv.com/hasta-olursaniz-doktorlara-cok-guvenmeyin-29111854.html


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ Dec 10

--Alıntı--

"Macron vaatlerini açıkladı"


//Foturafı netten şiyaptım///ro13hbbrs2tjvyuqp3a5.jpg

Odatv 10.12.2018 22:21

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Sarı Yeleklilere ilişkin açıklama yaptı.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 'Sarı Yelekliler'le görüşmesinden sonra, "Derin bir devlet reformuna ihtiyacımız var. Ekonomik ve sosyal bir olağanüstü hal ilan edeceğim. En düşük maaş 2 bin Euro olacak, özel sektör de çalışanlara zam yapsın" dedi.

Macron'un açıklamalarından satırbaşları şöyle:

"Ülkede derin ve haklı bir öfke mevcut. Bu da son 40 yıllık siyasi adımlar sorgulanmakta. Kırsal alanda yaşayan kişilere kamusal hizmetlerin yetersiz olduğu bir ortamda kendilerini mutlu hissetmeleri olası değil. Bu sorunu 18 ay içinde çözemediğimizin farkındayım. Sorumluluğu üzerime alıyorum.

Bu krizden çıkmanın birlikte yolunu bulabiliriz. Bizim misyonunum budur. Tarihte hep böyle olmuştur, tarihte yapılmayanı yapmaktır. Kanunlarına saygı göstermeyen ya da anlaşmanın ötesinde krize sürüklenen bir Fransa görmek istemiyoruz.

Ülkede ekonomik ve sosyal bir olağanüstü hal ilan edeceğim. Seçilirken verdiğim sözü unutmadım, çocuklarımızın iyi eğitim almaları ve mezun oluş iş bulmalarını, maaşınızla iyi geçinebileceğiniz bir Fransa istiyorum. Ocak’tan itibaren bir zam yapılacak ve fazla mesai ödemeleri konusunda bir söz verdim. İşverenlerden yılsonu primi vermelerini talep ediyorum. Bunun dışında 2000 Euro’dan az maaş alanlar için ayrı bir zam yapılacak. Büyük firmalarımızın bize destek olması gerekiyor. Bu konuda önemli kararlar vereceğim, VARLIK Vegisi’nde ‘U’ dönüşü yapmamı bekleyenle olduğunu biliyorum. Ama 4 yıllık bir sorun var. Bu konuda geri adım atamayız.

Fransa'da çalışanlar vergi ödemeliler. Derin bir devlet reformuna ihtiyacımız var. İşsizliği ortadan kaldırmamız gerekiyor bunu adil kurallarla yapmamız gerekmekte. Daha büyük bir müzakere tabanına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Derin bir devlet reformuna ihtiyacımız var. İşsizliği ortadan kaldırmamız gerekiyor bunu adil kurallarla yapmamız gerekmekte. Daha büyük bir müzakere tabanına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Partilerden bağımsız olarak anlaşma ortamının ortaya konması gerekiyor. Daha iyi yaşam şartlarının ortaya konması gerekmekte. Ülkenin onlarca yıldır çok merkez şekilde yöneltildiğini görüyoruz. Kamu hizmetlerinin ülke çapındaki dağılımını inceleyeceğiz. Mümkün olduğunda daha fazla fikir almak ve bunları ulusun günlük yaşantısına entegre etmek istiyorum. Her şeyin ötesinde bölgesel olarak ulusal bir diyalog için bölge bölge dolaşarak insanlarla görüşeceğiz. Diyalogla, saygıyla ve kararlılıkla başarılı olacağız. Benim tek düşündüğüm sizlersiniz, tek mücadelemiz Fransa içindir. Yaşasın Fransa!"

Kaynak: https://odatv.com/macron-vaatlerini-acikladi-10121826.html


▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--

"Son dakika... Macron'dan flaş açıklamalar: Ekonomik ve sosyal bir olağanüstü hal ilan edeceğim"


AA 10.12.2018 - 22:07, Son Güncelleme: 10.12.2018 - 23:40


Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Sarı Yelekliler protestoları ile başlayan olaylarla ilgili açıklamalarda bulundu. Macron, şirketlere ek vergi yükü getirmeden asgari ücrete 2019'da aylık 100 avro zam yapılacağını açıkladı.

Macron, Elysee Sarayı'ndan halka seslenerek sarı yeleklilerin protestolarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Gösterilerdeki şiddet olaylarını hiçbir şekilde affedemeyeceğini ifade eden Macron, hiçbir öfkenin polise yönelik şiddeti haklı göstermeyeceğini, sükunetin hakim olması gerektiğini söyledi.

Macron, halkın öfkeli olduğunu unutmadığını, bu öfkenin akaryakıt zamlarıyla başladığını ve daha derin olduğunu belirtti. Ekonomik ve sosyal olağanüstü hal ilan ettiğini Macron, ay sonunu zor getiren, çetin ekonomik koşullarda yaşayanların farkında olduğunu vurguladı. Macron, son 40 yılın yanlışlarının ortaya çıktığını, bu durumu düzeltmek için göreve geldiğinden bu yana çalışmalar yaptığını ve tüm sorumlulukları aldığını kaydederek yeni çözüm yolu bulabileceklerine inandığını ifade etti.

Yeni bir Fransa inşa etmek istediğinin altını çizen Macron, şirketlere ek vergi yükü getirmeden asgari ücrete 2019 itibarıyla aylık 100 avro zam yapılacağını açıkladı.

MECLİSE SUNULACAK

Yapabilen işverenlerin çalışanlarına yıl sonunda prim ödemesini istediğini ifade eden Macron, bu durumda işverenlerden ek vergi istenmeyeceğini belirtti.
Macron ayrıca 2019 yılı itibarıyla fazla mesai ücretlerinden vergi alınmayacağını duyurdu.

2 bin avronun altındaki emeklilik maaşlarından artık kesinti yapılmayacağını belirten Macron, bu kararların yarın Başbakan Edouard Philippe tarafından Ulusal Meclis'e sunulacağını söyledi.

Macron, hükümetin ve Ulusal Meclis'in vergi kaçakçılığıyla ilgili de çalışmalar yapacağını ifade ederek adaletsizliğin bu şekilde giderilebileceğini vurguladı.
Toplum için sorun teşkil eden konuların tartışılmasını istediğini belirten Macron, devletin işleyişi ve kamu kurumlarıyla ilgili de çalışmalar yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Göçmen meselesinin de gündeme getirilmesinin önemine işaret eden Macron, sorunları görüşmek üzere ülkedeki tüm belediye başkanlarını ziyaret edeceğini dile getirdi.

Macron, ülkenin tarihi anlarından birini yaşadığını belirterek tüm çabasının halkı için olduğunu söyledi.

PROTESTOLARIN NEDENİ

Fransa'da akaryakıt zamlarına ve ekonomik şartların kötüleşmesine tepki olarak 17 Kasım'da başlayan ancak daha sonra Macron yönetimine yönelik öfkeye dönüşen "sarı yeleklilerin" eylemleri, ülkede son yılların en şiddetli protestosu haline geldi.
Genellikle şehir merkezlerindeki yüksek kiralar nedeniyle kırsal bölgelere yerleşenlerden oluşan göstericiler, Macron'dan ekonomik koşulların iyileştirilmesini talep ediyor.

"Sarı yelekliler"in protesto ettiği akaryakıt zamlarının 2019 yılı için iptal edildiği açıklanmış ancak eylemciler bunu yeterli bulmayarak gösterileri sürdüreceklerini duyurmuştu.


Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-macrondan-flas-aciklamalar-ekonomik-ve-sosyal-bir-olaganustu-hal-ilan-edecegim-41047348



▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--

"Emmanuel Macron macht nach Massenprotesten Zugeständnisse"


10. Dezember 2018, 20:53 Uhr Quelle: ZEIT ONLINE, dpa, AFP, AP,



Frankreichs Präsident geht auf die Gelbwesten zu: Nach wochenlangen Protesten hat er eine Erhöhung des Mindestlohns und Entlastungen für ärmere Rentner angekündigt.


Nach den Massenprotesten in Frankreich hat Präsident Emmanuel Macron in einer Fernsehansprache Zugeständnisse in der Sozialpolitik angekündigt. So soll im kommenden Jahr der Mindestlohn um 100 Euro monatlich angehoben werden, sagte Macron. Dies ist eine der Hauptforderungen der sogenannten Gelbwesten, die seit mehreren Wochen gegen die Politik der Regierung auf die Straße gehen.

Außerdem sollen Überstunden künftig weder mit Steuern noch mit Sozialabgaben belegt werden, kündigte Macron an. "Wir wollen ein Frankreich, in dem man würdig von seiner Arbeit leben kann." Arbeitgeber sollten, wenn sie dazu in der Lage seien, ihren Beschäftigten eine Prämie zahlen.

Macron versprach des Weiteren eine Entlastung für Rentnerinnen und Rentner, die über weniger als 2.000 Euro monatlich verfügen: Für sie werde 2019 die Erhöhung der Sozialabgaben ausgesetzt. Der Präsident erwähnte auch die bereits angekündigte Aussetzung von Steuererhöhungen auf Kraftstoff. Ursprünglich wollte die Regierung zum 1. Januar 2019 die Ökosteuer sowie die Strom- und Gaspreise anheben.

Die Forderung der Gelbwesten, die erst Anfang 2018 abgeschaffte Vermögensteuer wieder einzuführen, wies Macron dagegen zurück. Frankreich sei es mit der Steuer auch nicht besser gegangen als heute, argumentierte er.

Zunehmend gewalttätige Proteste

Macron bemühte sich in der ersten öffentlichen Ansprache zu den Protesten um einen freundlichen und ruhigen Ton. Er gab sich in der TV-Ansprache grundsätzlich verständnisvoll für Kritik an politischen Entscheidungen. Er räumte auch ein, dass die hohen Lebenshaltungskosten zu Wut und Empörung in der Öffentlichkeit geführt hätten – und übernahm für die aktuelle Krise einen "Teil der Verantwortung". Zugleich kritisierte Macron aber "unzulässige Gewalt" bei Protesten gegen seine Politik. Kein Zorn rechtfertige Angriffe auf Polizisten oder das Plündern von Geschäften. Zugleich kündigte der Präsident an, die Ruhe "mit allen Mitteln" wiederherzustellen.

Anhängerinnen und Anhänger der Gelbwesten demonstrieren seit Wochen im ganzen Land. Am vergangenen Wochenende beteiligten sich nach Angaben des Innenministeriums landesweit rund 136.000 Menschen an den Kundgebungen. Die Proteste werden allerdings zunehmend gewalttätig. Am Samstag war es in Paris zu schweren Krawallen mit vielen Verletzten und einem geschätzten Millionenschaden gekommen. Die Proteste hatten vor rund einem Monat in abgehängten Regionen begonnen und sich danach zu Ausschreitungen in der Hauptstadt entwickelt. Zunächst protestierten die Gelbwesten gegen die geplante Kraftstoffsteuererhöhung, danach wurden weitere Forderungen laut, darunter nach Macrons Rücktritt.

Am Montagmorgen hatte sich Macron im Élysée-Palast mit Politikern der kommunalen und nationalen Ebene sowie mit Gewerkschaftsvertretern und Unternehmensmanagern getroffen, um sich ihre Anliegen anzuhören und Vorschläge zu erörtern, wie man auf die anhaltenden Proteste der Gelbwesten reagieren könne. In der vergangenen Woche hatte er sich mit öffentlichen Auftritten auffällig zurückgehalten. Stattdessen schickte er Premierminister Édouard Philippe vor.

Kaynak: https://www.zeit.de/politik/ausland/2018-12/frankreich-emmanuel-macron-sozialpolitik-protest-gelbwesten



▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--


France
"Macron pledges to raise French minimum wage in response to protests
President refuses to reinstate wealth tax and says ‘all means’ will be used to restore calm"



Kim Willsher and agencies in Paris
Mon 10 Dec 2018 19.43 GMT Last modified on Mon 10 Dec 2018 19.58 GMT

Emmanuel Macron during his televised address to the nation. Photograph: Reuters
Emmanuel Macron has pledged to cut taxes for pensioners and raise the minimum wage in January but refused to reinstate a wealth tax, as he sought to respond to a wave of civil unrest that has challenged his authority.

In a televised address, the French president also promised that “all means” would be used to restore calm after the disruptive gilets jaunes protests that have deeply shaken the nation.

“We will respond to the economic and social urgency with strong measures, by cutting taxes more rapidly, by keeping our spending under control, but not with U-turns,” Macron said in his first address since anti-tax protests around the country turned into rioting in Paris.

Macron acknowledged anger and indignation among members of the public over the cost of living, but he said no indulgence would be given to people behind the protest violence.

He said no anger justifie attacking police or looting stores, and that such behaviour threatened France’s liberty.

All of the measures offered had been demanded by the yellow-vested protesters, who have led four weeks of increasingly radicalised demonstrations against Macron’s presidency.

As France cleaned up after another day of protests, the country was counting the cost of what ministers described as a social and economic catastrophe. On Monday France’s central bank halved its fourth-quarter growth forecast from 0.4% to 0.2%, far below the 0.8% growth needed to meet the government’s full-year target of 1.7%.

“We can’t recover this,” the finance minister, Bruno Le Maire, said on RTL radio. “That’s the reality, for businesses, shop owners whose stores were damaged, vandalised or looted on Saturday.”

Lorries towed away burnt-out cars and motorcycles on Sunday, shops removed boarding from their windows and council workers cleaned up the detritus of rioting and looting. ▄



▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄
Since you're here…
… we have a small favour to ask. Three years ago we set out to make The Guardian sustainable by deepening our relationship with our readers. The same technologies that connected us with a global audience had also shifted advertising revenues away from news publishers. We decided to seek an approach that would allow us to keep our journalism open and accessible to everyone, regardless of where they live or what they can afford.

More than one million readers have now supported our independent, investigative journalism through contributions, membership or subscriptions, which has played such an important part in helping The Guardian overcome a perilous financial situation globally. We want to thank you for all of your support. But we have to maintain and build on that support for every year to come.

Sustained support from our readers enables us to continue pursuing difficult stories in challenging times of political upheaval, when factual reporting has never been more critical. The Guardian is editorially independent – our journalism is free from commercial bias and not influenced by billionaire owners, politicians or shareholders. No one edits our editor. No one steers our opinion. This is important because it enables us to give a voice to those less heard, challenge the powerful and hold them to account. Readers’ support means we can continue bringing The Guardian’s independent journalism to the world.

If everyone who reads our reporting, who likes it, helps to support it, our future would be much more secure.


Kaynak: https://www.theguardian.com/world/2018/dec/10/macron-pledges-to-raise-french-minimum-wage-gilet-jaunes-protests (//"For as little as €1, you can support the Guardian – and it only takes a minute. Thank you."///)

[Edited at 2018-12-10 22:46 GMT]


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 20:46
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
~ 14:00

--Alıntı--


"Her 7 kişiden 1'i robotla cinsel ilişki hayali kuruyor"


cumhuriyet.com.tr Yayınlanma tarihi: 12 Aralık 2018 Çarşamba, 16:34

ABD'de yapılan araştırma 'Sekste robot devrimi olacak mı?' sorusuna yanıt aradı. Sonuçlara göre her yedi kişiden biri yaşamlarında en az bir defa robotla cinsel fantezi kuruyor.

Indiana Üniversitesi'nden araştırma görevlisi sosyal psikolog ve yazar Dr. Justin J. Lehmiller, bir robotla cinsel ilişki yaşamak isteyecek insan sayısını ve robotların cinsel ilişkide insanların yerini alıp almayacağı sorularına yanıt aradı.

4 bin ABD'linin cinsel fantezileri hakkında görüşlerini alan Lehmiller, çarpıcı sonuçları 'Bana istediğini anlat' (Tell Me What You Want) isimli kitabında topladı.

Araştırma, yüzde 14.3 oranında kadın ve erkeğin bir robotla cinsel fantezi kurduklarını ortaya koydu.

Erkeklerin yüzde 17'si bir robotla cinsel ilişki fantezisi kurduğunu söylerken; bu oran kadınlar arasında sadece yüzde 10.7 oldu.

Sputnikte yer alan habere göre araştırmaya katılanların yüzde 22.8'i de bir robotla cinsel fantezi kurabilecekleri düşüncesinde oldukları yanıtını verdi.

Bu oranın içersinde yer alan yüzde 5'lik bir kısım ise kendini kadın veya erkek olarak tanımlamayanlardan oluştu.

Sonuçlar ise araştırmaya katılanlardan her yedi kişiden birinin yaşamlarında en az bir defa bir robotla cinsel ilişkiye girmeyi düşlediklerini gösteriyor Dr. Lehmiller edindiği bu veriler ışığında, bir çok insanın cinsel ilişki sırasında duygusal ihtiyaçlarını karşılamak istediğini belirtti.

Lehmiller ayrıca bu sonuçlarla, sekste robot devriminin aslında olacağı düşünüldüğünden çok daha fazla abartıldığını ortaya koyduğunu kaydetti.

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1168028/_Her_7_kisiden_1_i_robotla_cinsel_iliski_hayali_kuruyor_.html

▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄


--Alıntı--

"How Many People Want To Have Sex With A Robot?"


Yazı: Dr. Justin Lehmiller November 28, 2018

//Dr. Justin Lehmiller///yztzdlu0q2md1nwy8mqh.jpg

//Image Source: 123RF/willyambradberry///
iq3ar4ura5iarxzzncq9.jpg


I’ve seen a lot of articles lately about sex robots and how they’re supposedly going to revolutionize our sex lives. A lot of these articles make the assumption that there’s a lot of demand and desire for sex robots, but is that really the case? How many people are into the idea of getting it on with a bot anyway? And are robots likely to replace a lot of human-on-human sex?

I collected data from more than 4,000 Americans about their sexual fantasies for my book Tell Me What You Want, and the results can speak to these questions. Among other things, I asked participants whether they had ever fantasized about sex with a robot. It turned out that 14.3% of them had done so. However, the numbers varied based on people’s gender identity.

Specifically, whereas just 10.7% of self-identified females reported having had a fantasy about sex with a robot, the number was 17% among self-identified males. Interestingly, those who identified as non-binary (about 5% of the sample), were the most likely to fantasize about sex with a robot (22.8%).

Of course, fantasizing about something doesn’t necessarily mean that you want to do it. And the vast majority of people who had robot fantasies had them infrequently, which suggests that they’re not necessarily big on the idea. Indeed, just 1.2% of women, 1.4% of men, and 4.3% of non-binary folks said they fantasize about sex with robots often (i.e., the highest point on the scale), which means that it’s a pretty small group for whom robot sex even reflects a strong interest.

I think a big part of the reason interest in robot sex isn’t bigger is because people (regardless of gender and sexual orientation) are often seeking to meet emotional needs through sex, such as feeling desired, validated, sexually competent, or loved. More than 70% of my participants said that they rarely or never have fantasies about emotionless sex, which means that more often than not, there’s some emotional component to our fantasies.

In other words, our fantasies usually aren’t just about some mechanical sex act—and mechanical sex is literally what robots provide. Of course, it may be possible for robots to offer some emotional connection with the right programming and appearance. To the extent that robots can eventually be created where you can have what feels like a human interaction (you know, like the robots in Westworld and Ex Machina), people may start to warm up to the idea.

In short, my data suggest that about 1 in 7 people say they’ve fantasized about sex with a robot before; however, interest in robot sex overall seems to be relatively low, given that less than 1.5% of men and women fantasize about this often. It’s far too early to say what role robots will ultimately play in our sex lives in the future, but these numbers suggest that the sex robot revolution we’ve been hearing so much about may be a bit overhyped.

Exclusive offer for readers of the blog: If you order Tell Me What You Want, you will receive a bonus package that includes an extra chapter (which focuses on the psychology behind some of the less common sex fantasies), some fun fantasy-related infographics, and more. Click here for complete details on this offer.

Want to learn more about Sex and Psychology? Click here for previous articles or follow the blog on Facebook (facebook.com/psychologyofsex), Twitter (@JustinLehmiller), or Reddit (reddit.com/r/psychologyofsex) to receive updates.


Kaynak: https://www.lehmiller.com/blog/2018/11/28/how-many-people-want-to-have-sex-with-a-robot


▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄▄

--Alıntı--


"Are Sex Robots the Future?"


Yazı: nealmcspadden (65) in society • yesterday


*-*zsgjh3wj3jogy3mlkxzo.jpg

*-*wp2cwiqprdemnqv9qff6.jpg


So today I came across a fun article from Justin Lehmiller at the Kinsey Institute:

https://www.lehmiller.com/blog/2018/11/28/how-many-people-want-to-have-sex-with-a-robot

I've written about this a bit before from a different angle: https://steemit.com/society/@nealmcspadden/will-sex-dolls-lead-to-polygamy

So 4,000 people were surveyed about their sexual fantasies and 14.3% admitted to fantasizing of having sex with a robot. There are some differences based on gender, but the overall number is that 14.3%.

From this Lehmiller concludes:

In short, my data suggest that about 1 in 7 people say they’ve fantasized about sex with a robot before; however, interest in robot sex overall seems to be relatively low, given that less than 1.5% of men and women fantasize about this often. It’s far too early to say what role robots will ultimately play in our sex lives in the future, but these numbers suggest that the sex robot revolution we’ve been hearing so much about may be a bit overhyped.

I don't think these data support that last line though.

Fantasizing about having sex with a robot and paying to having sex with a robot are two very different things. Also, how does 14.3% compare to the use of human sex workers in general?
Last question first: how many people pay for sex?

I found a few sources:

https://www.guttmacher.org/journals/psrh/2004/use-commercial-sex-workers-among-hispanic-migrants-north-carolina

This study looked at 442 hispanic men in North Carolina and found that 40-46% of men without partners hired a sex worker of some type during the previous year, while only 4-5% of married men living with their spouses did.

According to https://sex-crimes.laws.com/prostitution/prostitution-statistics it's estimated that 10% of men in the world have hired a prostitute.

These two numbers actually make some sense in tandem because most people get married (at least once, anyways) as we can see here: https://flowingdata.com/2017/11/01/who-is-married-by-now/

So if the North Carolina statistic holds true to the broader population, then we'd expect to see 40% of about 20-30% plus 4% of 70-80%.

40% x 20% + 4% x 80% = 11.2%

40% x 30% + 4% x 70% = 14.8%

So that's somewhere in the same ballpark as the 10% estimate. Maybe it's 15%, but it's in that order of magnitude.

OK, so we have a rough estimate of how many people seek out human sex workers.

It's an open question how many of these people would hire sex robots for their services instead.

It's also an open question how many people who currently don't pay for human prostitutes would pay for robot sex. A lot of people might see sexbots as more like sex toys than prostitutes. And, according to https://www.lovehoney.com/hard-data/2017/04/05/sex-toy-sales-statistics-global-lovehoney/, that's a 15 billion USD per year business. I could easily envision sexbots being marketed as a fun, frisky thing to do as a couple.

There is also sure to be a great deal of technological advancement over the coming years as computing power, artificial intelligence, and virtual reality systems continue to develop and cross the uncanny valley. Renting a RealDoll isn't all the popular right now, but what if it moves, feels, and talks like a person? Maybe it's an AI, maybe it's a remote link to someone working in a modern version of a phone sex call room.

Overall, I think robot prostitutes would be a good thing. The bulk of prostitute buyers will probably remain the same. A few seriously disturbed people may be able to find some satisfaction from them and be less likely to do mass harm to others. But the biggest winners in society would be the children who wouldn't have to be abducted or forced into prostitution in one way or another. The average age someone starts in prostitution is 14!

Kaynak: https://steemit.com/society/@nealmcspadden/are-sex-robots-the-future

[Edited at 2018-12-12 14:19 GMT]


 
Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9]


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

İlginç yazılar

Advanced search







Anycount & Translation Office 3000
Translation Office 3000

Translation Office 3000 is an advanced accounting tool for freelance translators and small agencies. TO3000 easily and seamlessly integrates with the business life of professional freelance translators.

More info »
WordFinder Unlimited
For clarity and excellence

WordFinder is the leading dictionary service that gives you the words you want anywhere, anytime. Access 260+ dictionaries from the world's leading dictionary publishers in virtually any device. Find the right word anywhere, anytime - online or offline.

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums
  • Multiple search